Savaş, Türkiye’deki İranlıları ülkelerine dönmeye zorlayabilir

İş imkânlarının kısıtlı olması ve geçici oturum izinleri, istikrarı kırılgan hale getiriyor

İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)
İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)
TT

Savaş, Türkiye’deki İranlıları ülkelerine dönmeye zorlayabilir

İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)
İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)

İranlı Saderi Hakşenas, İstanbul’daki bir dükkânda hamur işi satarak günlerini geçiriyor; ancak aklı Tahran’daki kızında.

Ailesi, vize yenileme sürecinde yaşanan zorluklar nedeniyle kızlarını İran’a göndermek zorunda kaldı. Bu karar, kırılgan ateşkesin her an bozulabileceğine dair endişelere rağmen alındı.

Uzun yıllar boyunca kısa süreli ikamet izinleri, on binlerce İranlının ekonomik fırsatlar aramak ve Türkiye’de görece istikrarlı bir yaşam sürmek için ülkeye gelmesine olanak tanıdı. Ancak mevcut koşullar belirsizliğini korurken, savaşın etkisi durumu daha da riskli hale getirdi.

Hakşenas, çalıştığı pastane tezgâhının arkasında ellerini kaldırarak, “Her gün ağlıyorum. Ne ülkemde hayat var ne de burada. Ne yapacağımı bilmiyorum” sözleriyle yaşadığı çaresizliği dile getirdi.

İran’a dönüş

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, Saderi Hakşenas ve eşi beş yıl önce, iki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye taşındı. Aile, altı ay ile iki yıl arasında yenilenebilen turistik vizelerle yaşamını sürdürüyor.

Bu yıl, sağlık sorunları nedeniyle işsiz kalan eşinin durumu yüzünden bir avukat tutamayan aile, 20 yaşındaki kızları Asal için yeni vize başvurusu süresini kaçırdı. Lise son sınıf öğrencisi olan Asal, ayın başlarında bir kontrol noktasında gözaltına alındı ve bir geceyi göçmen merkezinde geçirdi.

ffgbfg
İstanbul’da bir pastanede çalışan 47 yaşındaki İranlı Saderi Hakşenas (AP)

Annesi, sınır dışı edilmenin ileride Türkiye’ye dönüşünü zorlaştırabileceği endişesiyle, kızını Tahran’a götürecek bir tanıdık buldu. Aile, Asal’ın öğrenci vizesiyle yeniden Türkiye’ye dönebilmesini umut ediyor.

Hakşenas, İran’da aylarca süren internet kesintisi nedeniyle kızından ayrıldığından bu yana onunla iletişim kuramadığını belirtiyor.

Türkiye’de yaşayan çok sayıda İranlı geçici statüye sahip bulunurken, ülkeye büyük çaplı bir mülteci akını yaşanmadı. İranlıların çoğu güvenliği kendi ülkelerinde aramayı tercih ederken, kara sınırlarından geçenlerin önemli bir kısmının başka ülke vatandaşlığına ya da oturum iznine sahip olduğu ifade ediliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2025 yılında Türkiye’de yaklaşık 100 bin İranlı yaşıyordu. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre ise savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 89 bin İranlı Türkiye’ye giriş yaparken, 72 bine yakını ülkeden ayrıldı.

Bazı İranlılar, savaşın sona ermesini beklemek amacıyla kısa süreli ve vizesiz ikamet imkânlarından yararlanırken, ülkede daha uzun süre kalmak isteyenler için seçeneklerin sınırlı olduğu belirtiliyor.

Uluslararası koruma

İstanbul Barosu’na bağlı Mülteci ve Göçmen Hakları Merkezi’nden Sedat Albayrak, İranlılar için uluslararası koruma statüsü elde etmenin zor olabildiğini ve mevcut sistemin daha çok kısa süreli ikamet izinlerine yönlendirdiğini belirtti. Albayrak, “Bu izinlerle 10 yılı aşkın süredir yaşayan insanlar var” dedi.

Savaşın uzaması halinde daha fazla İranlının ülkelerine dönmek zorunda kalabileceği ifade ediliyor. Yaklaşık 11 yıl önce çocuklarının eğitimi için Türkiye’ye gelen Nadir Rahim de bu riskle karşı karşıya. Rahim, mevcut koşulların devam etmesi durumunda ailesiyle birlikte İran’a dönmek zorunda kalabileceğini söylüyor.

Türkiye’de iş kurma ya da yasal olarak çalışma izni almanın zorluğu nedeniyle geçimini İran’daki motosiklet dükkânından elde ettiği gelirle sağlayan Rahim, savaşın başlamasından bu yana satış yapamadığını belirtiyor. Uluslararası yaptırımlar ve internet kesintileri de para transferini neredeyse imkânsız hale getiriyor.

fev
İstanbul’da bir İran marketi (AP)

Ailenin elindeki birikimin Türkiye’de yalnızca birkaç ay daha yaşamaya yeteceği ifade edilirken, çocukların Türkiye’de büyüdüğü, Farsça okuyamadıkları ve dili akıcı konuşamadıkları aktarılıyor. Rahim, çocuklarının İran’daki yaşama nasıl uyum sağlayacağı konusunda endişeli olduğunu dile getirerek, “Savaş devam ederse geri dönmekten başka seçeneğimiz kalmayacak” dedi.

Bu süreçte günlerinin büyük bölümünü telefonundan haberleri takip ederek geçiren Rahim, Tahran’daki ailesinden gelecek haberleri bekliyor ya da İranlı arkadaşlarıyla bir araya gelerek savaş hakkında sohbet ediyor.

Kötü hayat şartları

42 yaşındaki bir İranlı kadın, ailesine maddi destek sağlamak amacıyla sekiz ay önce Türkiye’ye geldi. Kendisi ve kızı, öğrenci vizesi alabilmek için üniversiteye kayıt yaptırdı. Kadın, yasal statüsünü koruyabilmek adına sabah saatlerinde derslere katıldıktan sonra hizmet sektöründe çalışıyor ve zaman zaman gece 03.00’e kadar mesai yapıyor.

Güvenlik gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen kadın, kızıyla birlikte bir evde altı kişiyle aynı odayı paylaştıklarını söyledi. İran’da bir gelecek görmediğini dile getiren kadın, Türkiye’de ise gelirinin son derece sınırlı olduğunu ve yalnızca ailesine küçük miktarlarda para gönderebildiğini ifade etti.

Öte yandan 33 yaşındaki serbest çalışan bir mimar, İran’da ocak ayında düzenlenen kitlesel protestolara yönelik sert müdahalelerin ardından Tahran’dan Türkiye’ye geldi. Geçici olarak sığındığı farklı yerler arasında yaşamını sürdüren kadın, başlangıçta durumun sakinleşmesiyle ülkesine dönmeyi planladığını, ancak şubat sonunda ABD ile İsrail’in İran’la savaşa girmesiyle planlarının değiştiğini belirtti.

devfre
İstanbul’da bir kafede oturan iki İranlı (AP)

İsmini açıklamak istemeyen mimar, “Durumun beklediğimden çok daha kötü olduğunu düşünmeye başladım” dedi. İnternet kesintileri nedeniyle İran’daki müşterileriyle çalışamadığını ifade eden kadın, 90 günlük vizesiz kalış süresinin dolmak üzere olduğunu ve Türkiye’de daha uzun süreli ikamet başvurusu yapacak maddi imkâna sahip olmadığını söyledi.

Kadın, bu nedenle Malezya’ya gitmeye karar verdiğini, burada vizesiz kalış süresi içinde bir ay boyunca barınma karşılığında sığınak inşaatında çalışacağını belirtti. Geleceğe dair net bir planı olmadığını da sözlerine ekledi.



Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
TT

Trump’tan Nobel Komitesi’ne sert tepki: Güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi

ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump New York'ta (Reuters)

Donald Trump, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Nobel Barış Ödülü’nü kazanamamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Trump dün yaptığı açıklamada, aynı gün ödüle layık görüldüğü duyurulan Navi Pillay’ı “daha önce hiç duymadığını” söyledi.

Güney Afrikalı yargıç ve insan hakları savunucusu Navi Pillay, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla mücadele çabaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ancak Trump, ABD’nin kuzeydoğusundaki Syracuse kentinde düzenlenen mitingde, “Başkanınız olarak benim temsil ettiğim ABD Nobel Barış Ödülü’nü kazanmalıydı ama bu gerçekleşmedi” dedi. Trump, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, Norveç’in ve bu utanç verici, mahcup edici kararı alanların üzerinden asla silinmeyecek bir lekedir. Nobel Barış Ödülü, aşırı ideolojik, demokrasi karşıtı ve aslında medeniyet düşmanı bir avuç insanın elinde güvenilirliğini sonsuza dek yitirdi.”

Trump, sık sık yaptığı gibi sekiz savaşı sona erdirdiğini öne sürdü. Ancak başkanın çözüme kavuşturduğunu iddia ettiği bazı çatışmaların yalnızca gerilimlerden ibaret olduğu, bu gerilimlerin azaltılmasındaki rolünün de tartışmalı olduğu belirtiliyor.

Öte yandan Trump ile İsrail’in başlattığı İran savaşı henüz sonuçlanmadı. Trump’ın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngördüğü savaş, yaklaşan ara seçimler öncesinde memnuniyetsiz seçmenlerle karşı karşıya olan Cumhuriyetçi Parti için de bir yük oluşturuyor.

Trump, Pillay’ı küçümseyici bir ifadeyle, “Birleşmiş Milletler’de çalışan, daha önce kimsenin adını duymadığı liberal bir isim” olarak nitelendirdi.

Trump, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Nobel Barış Ödülü’nü kazanma arzusunu gizlemedi. Ancak Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre ödül açıklanmadan önce görüşülen Oslo’daki uzmanlara göre, İran’a karşı yürüttüğü savaş, Grönland örneğinde görüldüğü üzere genişlemeci hedefleri, göçmenlere yönelik sert tutumu, çok taraflı iş birliğine ve medyaya yönelik saldırıları, Trump’ın ödüle layık görülme ihtimalini zayıflattı.


Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından
TT

Beyaz Saray'ın yeni sözcüsü Katie Zacharia kimdir?

Katie Zacharia'nın X hesabından
Katie Zacharia'nın X hesabından

Kaliforniya’daki karmaşık hukuk koridorlarından Çin’in başkenti Pekin’deki danışmanlık görevlerine, oradan da dijital medya imparatorluğunun “Truth Social” platformunu yöneten ekibin başına uzanan kariyerinde Katie Zacharia, “Önce Amerika” (America First) hareketine bağlılığıyla öne çıktı. Zacharia, siyasi yükselişinin son halkasında dünyanın en önemli kürsülerinden birine çıkmaya hazırlanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 42 yaşındaki muhafazakâr avukat ve medya yorumcusu Zacharia’yı Beyaz Saray’ın yeni Basın Sözcüsü olarak atadığını duyurdu. Trump, Zacharia’yı “MAGA hareketinin sadık ve vefalı bir destekçisi” olarak nitelendirdi.

Zacharia, eski Sözcü Karoline Leavitt’in ardından bu zorlu görevi devralarak, ABD yönetiminin yeni yüzü ve uluslararası basın karşısında politikalarının savunuculuğunu üstlenecek. Böylece Trump’ın iki başkanlık döneminde bu görevi üstlenen altıncı isim olacak.

Batılı kökler ve akademik geçmiş

Yeni Beyaz Saray Sözcüsü, Amerikan ve Sicilya kökenlerine sahip. Kendini sık sık “öz be öz Kaliforniyalı” olarak tanımlayan Zacharia, 1984 yılında Los Angeles’ta doğup büyüdü. Dini bağlılık ve toplumsal hizmet değerlerinin öne çıktığı muhafazakâr bir aile ortamında yetişti.

Üniversite ve lisansüstü eğitimini doğduğu eyalette, köklü Pepperdine Üniversitesinde tamamladı. 2007 yılında siyaset bilimi ve yönetim alanında lisans derecesini aldı. Ardından aynı üniversitenin Caruso Hukuk Fakültesinde eğitimine devam ederek 2011’de hukuk doktorası derecesini kazandı. Hâlen fakültenin dekanlık danışma kurulunda yer alan Zacharia, evli ve dört çocuk annesi.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Zacharia’nın ABD siyasetine ilgisi öğrencilik yıllarında başladı. Üniversitenin Cumhuriyetçiler Kulübü başkanlığını üstlendi, 2006’da Cumhuriyetçi Ulusal Komite’de staj yaptı. Ayrıca eski Başkan George W. Bush döneminde Beyaz Saray’da stajyer olarak görev aldı.

Hukuk ve medya arasında şekillenen kariyer

Beyaz Saray’ın basın kürsüsüne yükselmeden önce Zacharia, siyasi, hukuki ve medya alanlarında çeşitli önemli görevler üstlenerek, geniş bir ilişki ağı ve mesleki deneyim edindi.

Haziran 2026’dan itibaren Trump’a ait Truth Social platformunun ana şirketi olan Trump Media & Technology Group’ta baş iletişim danışmanı olarak çalıştı. Ayrıca Trump’ın yakın müttefiklerinden ve eski özel temsilcilerinden Richard Grenell tarafından kurulan muhafazakâr Fix California kuruluşunun hukuk müşavirliğini yürüttü.

Kamu yönetimindeki deneyimi kapsamında ABD İç Güvenlik Bakanlığında sözcü ve kamu işlerinden sorumlu bakan yardımcısının yardımcısı olarak görev yaptı. Bu dönemde eski Bakan Kristi Noem’in yönetimi altında çalıştı.

Zacharia’nın uluslararası deneyimi de bulunuyor. Büyük bir hukuk firması bünyesinde Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu’na dış danışmanlık yapmak üzere Çin’in başkenti Pekin’de üç yıl geçirdi.

Bunun yanı sıra Fox News ve Newsmax gibi muhafazakâr çizgideki televizyon kanallarında siyasi ve hukuki yorumcu olarak düzenli olarak yer aldı; CNN’de de çeşitli programlara katıldı.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Karoline Leavitt’in yerine geçiyor

Katie Zacharia, Beyaz Saray Sözcülüğü görevini, Ocak 2025’te Trump’ın yeniden başkanlığa dönmesiyle göreve başlayan Karoline Leavitt’ten devralıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Leavitt, 27 yaşında göreve gelerek, Beyaz Saray tarihinin en genç basın sözcüsü oldu.

Leavitt, ikinci çocuğunun doğumunun ardından ailesine daha fazla zaman ayırmak amacıyla ağustos ayının sonunda görevinden ayrıldı. Daha sonra Fox News’e siyasi yorumcu ve ekran yüzü olarak katılacağı, yeni görevine kasım ayında başlayacağı duyuruldu.

Katie Zacharia’nın X hesabından
Katie Zacharia’nın X hesabından

Kritik bir dönemde ağır sorumluluklar

Zacharia’yı yoğun bir çalışma takvimi ve basın kürsüsündeki açıklamaların ötesine geçen önemli sorumluluklar bekliyor.

Başlıca görevleri arasında ABD yönetiminin resmî söylemini şekillendirmek, gazeteciler için düzenlenen günlük basın toplantılarını yönetmek, yönetimin politikalarını kamuoyuna açıklamak ve Başkan Trump’ın tutumlarını kamuoyu önünde savunmak bulunuyor.

Zacharia’nın atanması, Trump yönetimi ile büyük medya kuruluşları arasındaki hukuki ve siyasi gerilimin yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu ortamda Zacharia’nın iletişim ekibini etkin biçimde yönetmesi ve başkana doğrudan medya danışmanlığı sağlaması bekleniyor. Görevinin önemini artıran bir diğer unsur ise Kongre ara seçimlerine yönelik hazırlıkların sürmesi.


İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
TT

İsrail polisi doğruladı: Netanyahu’nun ofisi belgeleri ve tutanakları tahrif etti

Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)
Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen bir İsrail askeri aracının üzerine çıkan Filistinliler, Han Yunus (DPA)

İsrail polisinin yayımladığı resmî açıklama, Başbakan’ın 7 Ekim 2023 sabahı görevde bulunan eski askeri sekreteri Tümgeneral Avi Gil’in anlatımını doğruladı. Gil, Binyamin Netanyahu’nun ofisinin savaşla ve diğer konularla ilgili tutanak ve belgeleri tahrif ettiğini açıklamıştı.

İsrail polisi, çeşitli şikâyetler üzerine o dönemde konuyla ilgili soruşturma yürüttüğünü, soruşturma özetini iki yıl önce savcılığa sunduğunu ve sorumlular hakkında açıkça dava açılmasını tavsiye ettiğini bildirdi. Ancak polis, söz konusu sorumluların kimliğini açıklamayı reddetti. Netanyahu’nun da olayda rolü olup olmadığı, yoksa yalnızca ofis müdürü Tzachi Braverman ve yardımcılarının mı olaya karıştığı konusunda da bilgi vermedi.

Gil, çok sayıda basın kuruluşuna verdiği röportajlarda söz konusu tahrifatı gündeme getirmişti. Uzun süren sessizliğinin ardından konuşmaya karar verdiğini belirten Gil, bunun nedenini bağımsız bir resmi soruşturma komisyonunun bulunmamasıyla açıkladı. Gil, “Bir başka neden de Hamas’ın elindeki esirlerin ailelerinin, bildiklerini anlatması yönündeki baskıları. Ancak bardağı taşıran son damla Flydubai uçağı meselesi oldu. Bu olayda ortaya çıkan İsrail’in güvenlik zaafları ve hükümetin bunları örtbas etme biçimi insanı çileden çıkarıyor. Çünkü bu başarısızlıkların ele alınışında büyük bir kayıtsızlık söz konusu” dedi.

Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)
Aksa Tufanı Operasyonu’nda ölen askerlerden birinin cenaze törenine katılan İsrail askerleri (Arşiv – AP)

Kanal 12’ye verdiği röportajda Gil, savaş sırasında görev yaptığı dönemde binlerce sayfadan oluşan kapsamlı bir dosya hazırladığını açıkladı. Bizzat tanık olduğu davranışları, tutumları ve olayları belgelediği dosyayı, güvenli bir yerde muhafaza edilen askeri istihbarata ait bir bilgisayara aktardığını belirten Gil, bunun resmi bir soruşturma komisyonunun kurulması durumunda hazır bir belge niteliği taşımasını amaçladığını söyledi.

Gil, 7 Ekim’in mensubu olduğu ordu ve diğer güvenlik kurumları açısından büyük bir başarısızlık olduğunu başından beri vurguladığını belirtti. Hamas’ın savaşa hazırlandığının açık olduğunu, ancak güvenlik kurumlarının buna hazırlık yapmadığını ifade eden Gil, bu kurumların siyasi yönetime defalarca başvurarak uyarılarda bulunduğunu ve başta Yahya Sinvar olmak üzere Hamas liderlerinin öldürülmesini önerdiğini söyledi. Ancak Netanyahu’nun bu uyarıları ciddiye almadığını kaydetti.

Sağcıların, söz konusu güvenlik kurumlarının saldırıdan haberdar oldukları hâlde Netanyahu’ya bilgi vermedikleri, komplo kurdukları ve ihanet ettikleri yönündeki suçlamaları hakkındaki görüşü sorulan Gil, bu iddiaları reddetti. Gil, “Ortada ihanet yok. Bu da ne demek?! Genelkurmay Başkanı’nın, Şin-Bet Başkanı’nın ve Güney Tugayı Komutanı’nın hain olması mümkün mü?! Hesaplarında yanıldılar, kibirli davrandılar ve aptalca hatalar yaptılar. Evet, bunu anlıyorum. Ancak ihanet söz konusu olamaz” dedi.

Siyasi yönetimle ilgili olarak ise Netanyahu hükümetinin, Hamas liderlerine suikast düzenlenmesi yönündeki önerileri reddederken siyasi bir anlayış doğrultusunda hareket ettiğini belirten Gil, kararların siyasi, partisel ve kişisel hesaplara dayandığını söyledi. Saldırının gerçekleşmesinin ardından hükümetin başarısızlıktaki sorumluluğunun boyutu ortaya çıkınca gerçeği gizlemek amacıyla suç teşkil eden ve hukuka aykırı yöntemlere başvurduğunu ifade eden Gil, belgelerin tahrif edildiğini, tutanakların değiştirildiğini ve resmî belgelerdeki bazı bölümlerin kendi çıkarları doğrultusunda silindiğini kaydetti. Gil, bu durumu öğrendiğinde uygulamayı durdurması için hükümetin hukuk danışmanına başvurduğunu belirtti.

İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)
İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi arasındaki ayrım hattının yakınında bulunan bir Merkava tankı... Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında sınırı geçti. (Reuters)

Başbakanın sürekli refakatçisi olan ve güvenlik konularındaki görüşmelerinin ve toplantılarının çoğuna katılan Gil’e, Netanyahu’nun yalnızca siyasi nedenlerle çok sayıda karar aldığına ve bu kararların İsrailli esirlerin Hamas’ın elinde kalmasına ve dolayısıyla hayatlarını kaybetmelerine yol açtığına tanıklık edip etmediği soruldu. Kaçırılanların üçte birinin esaret altında öldüğü, oysa hayattayken geri getirilmelerinin mümkün olduğu, ancak Netanyahu’nun savaşı sürdürmek ve anlaşmaları engellemek kendi çıkarına olduğu için bunu reddettiği hatırlatılınca Gil, “Evet, bu doğru” yanıtını verdi.

Şeyh Muhammed bin Zayid’den gelen bir uyarı olup olmadığı sorulan Gil, “Sözünü ettikleri dönemde görevde değildim. Bu nedenle bu konuda hiçbir şey bilmiyorum” dedi.

6-7 Ekim 2023 gecesi yaşanan olayların sıralaması sorulduğunda ise Gil şu anlatımda bulundu: “Saat 03.55’te ofisimdeki bir istihbarat subayından Hamas’ın hareketliliğine ilişkin bir haber aldım. Subay, durumun olağan göründüğünü ve bunun bir tatbikat olabileceğini belirtti. Ancak daha fazla takip yaptıktan sonra yeniden bir araya gelip konuşmak üzere anlaştık. Saat 06.12’de Şin-Bet Başkanı’nın ofisinden bir yetkili beni arayarak kırmızı telefon üzerinden görüşmemizi istedi. Bunun üzerine üst kattan, kırmızı telefonun bulunduğu alt kata indim. Saat 06.17’de görüştük. Bana Hamas mensuplarının hareketlerinin şüphe uyandırdığını söyledi. Hamas üyelerinin telefonlarında İsrail SIM kartları kullanılarak değişiklik yapıldığını, liderlerinin ise tünellere indiğini anlattı. Daha fazla bilgi edinmeye karar vererek ordunun Güney Tugayı Komutanı’nın ofis müdürünü aradım. O noktada büyük bir şeyin yaşandığından emin oldum. Saat 06.29’da Başbakan’ı uyandırdım ve kendisine Hamas’ın geniş çaplı bir saldırı düzenlediğini, bilgileri kontrol edip yeniden arayacağımı söyledim. Sahadaki yetkililerle 11 dakika boyunca yaptığım görüşmelerin ardından saldırının gerçekleştiğinden emin oldum. Saat 06.40’ta Başbakan’ı tekrar arayarak artık savaşta olduğumuzu bildirdim.”

Gil, Netanyahu’nun ofis müdürünün ikinci telefon görüşmesini kayıtlardan çıkarıp yalnızca saat 06.29’daki ilk görüşmeyi bırakmak suretiyle telefon görüşmelerinin saatlerini değiştirmeye çalıştığını belirtti. Böylece ordunun saldırıdan haberdar olduğu ve saldırının tam başladığı dakikada Netanyahu’ya bilgi verdiği izleniminin oluşturulmasının amaçlandığını ifade etti.