ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Hürmüz Boğazı şoku, 20 yıldır askıda olan serbest ticaret anlaşmasını hızlandırabilir

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon
TT

ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon

Şerbil Berakat

ABD/İsrail ve İran Savaşı, jeopolitik hesapları ekonomik rakamlarla daha önce görülmemiş bir biçimde iç içe geçirdi. Hürmüz Boğazı'nın Körfez'in petrol ihracatı önünde kapalı bir darboğaza dönüşmesi ve Rus petrolünün savaş ile yaptırım güçlükleriyle boğuşmasıyla birlikte, boğaz kısıtlamalarından azade İran petrolü ile üretim bolluğunun desteğiyle Amerikan petrolü teorik olarak piyasada daha belirgin konuma geldi.

ABD Başkanı Donald Trump, savaş sebebiyle zarar gören ülkeleri Amerikan ham petrolü alımlarını artırmaya davet etti. Öte yandan yükselen enerji maliyetleri; ideolojik olarak Tahran'a daha yakın olan Çin ile ABD’nin tarihi ortağı Körfez ülkelerini aynı cephede buluşturarak İran ile ABD arasında alışılmadık bir çıkar kesişmesiyle karşı karşıya bıraktı.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya ve bunu korumaya çalıştı. Bununla birlikte birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamaya ve ABD’nin Çin ile olan stratejik rekabetindeki koşullarını iyileştirmeye yönelik bir bağlamın parçası olarak değerlendirdi. Ancak Trump yönetiminin hedeflerindeki belirsizlik, özellikle 'Önce Amerika' yaklaşımı göz önünde bulundurulduğunda, başka olasılıkların önünü açıyor.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya çalışırken birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş bir çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamayı amaçlayan bir sürecin parçası olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington'ın bazı kırmızı çizgilerinden geri adım attığına dair açık sinyallerin yanı sıra, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin korunması da dahil olmak üzere enerji haritasını Körfez ülkelerinin bu haritadaki merkezi konumunu zedeleyebilecek biçimde yeniden çizme çabası, daha kapsamlı sorgulamalara kapı araladı.

Bu sorular özellikle Körfez ülkelerinde belirginleşti. Söz konusu ülkeler, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldılar. Bu durum onları ekonomik rollerini yeniden tanımlamaya zorlarken ya geleneksel ortaklık çerçevesinde daha seçici koşullar dahilinde ABD’nin liderlik rolünün yeniden şekillendirilmesine dahil olmak ya da yalnızca enerji ihracatına değil, sanayi, altyapı ve lojistik alanlarındaki entegrasyona dayanan, daha az koşullu ve daha çok çıkara dayalı bir ilişki kurarak Çin ile ortaklıklarını çeşitlendirme yoluna gitmek arasında sıkıştırdı.Riyad'da düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi kapanışında devlet başkanları ve liderleri toplu fotoğraf çektirdi, 9 Aralık 2022 (AFP)

sd
Riyad'da düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi kapanışında devlet başkanları ve liderleri toplu fotoğraf çektirdi, 9 Aralık 2022 (AFP)

Öte yandan tüm bu gelişmeler, Pekin'in bu tür senaryolarla başa çıkmaya en hazır taraf olduğunu ortaya koydu. Bu durum Çin'i, savaşın yansımalarının Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki ilişkileri daha fazla düzenleme, sağlamlaştırma ve kurumsallaşmaya doğru itecek siyasi ve ekonomik bir kaldıraca dönüşüp dönüşemeyeceğine ilişkin paralel sorular sormaya itti. Bu süreç; uzun vadeli sözleşmelerin genişletilmesi, değer zincirlerindeki entegrasyonun güçlendirilmesi ya da yaklaşık yirmi yıldır askıda kalan serbest ticaret anlaşması müzakerelerini çevreleyen çıkmazın kırılması yoluyla gerçekleşebilir.

Çin'in tam da bu bağlamdaki yaklaşımı, krizin dayattığı çıkar yakınlaşmasının geçici değil, aksine daha sürdürülebilir bir seyrin habercisi olabileceği yönünde. Bu durum, Körfez ile ilişkinin daha sağlam temeller üzerinde yeniden inşa edilebilir bir ortaklık olarak ele alınması eğilimini açıklıyor.

Sınanan ama kopmayan bir ilişki

Pekin Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Dr. Mingzhi Xu, AL Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, “Jeopolitik krizler büyük ekonomik ilişkileri yıkmaz, aksine onların gerçek yapısını gün yüzüne çıkarır” ifadelerini kullandı. Dr. Xu’ya göre Körfez-Çin ilişkisi söz konusu olduğunda bu ilişki, konjonktürel değil 'yapısal' bir nitelik taşıyor. Çünkü Körfez, Çin'in enerji güvenliğinin temel bir direğini oluşturmaktadır. Çin ise Körfez ülkeleri için yalnızca bir enerji ithalatçısı olarak değil, pazar, yatırım ve sanayi ortağı olarak uzun vadeli bir ekonomik ortak bir konumunda yer alıyor.

Dr. Mingzhi Xu: Çin, kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdürecek, ancak bunu Körfez'in aleyhine yapmayacak. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Ancak ekonomi profesörüne göre savaş, ilişkinin özünü değiştirmekten çok 'yönetilme biçimini' dönüştürdü. Petrolün görece istikrarlı güzergahlardan geçtiği varsayılan dünya, bugün deniz trafiği riskleri, yükselen sigorta maliyetleri, tedarik zincirlerindeki dalgalanmalar ve giderek artan jeopolitik gerilimlerle şekillenen bir yapıya büründü.

Bu noktada Pekin, maruziyeti azaltma yoluna gitmek yerine onu yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Doğrudan ham petrol ticaretinden, uzun vadeli sözleşmelere, depolama ve lojistik alanlarındaki entegrasyona, imalat sanayilerinin genişlemesine ve risk paylaşımına yönelik kurumsal mekanizmalara dayanan daha bütünleşik bir sisteme geçişi amaçlıyor. Bu anlamda Çin, krizi Körfez'den uzaklaşmak için bir neden olarak değil, ilişkiyi daha sağlam temeller üzerinde derinleştirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Enerji: İkame değil, çeşitlendirme,

Enerji dosyasına değinen Dr. Xu, Çin'in kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdüreceğini, ancak bunun Körfez'in aleyhine olmayacağını değerlendirdi. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Çin'in Hong Kong Limanı'nda demirleyen petrol tankerleri, 19 Mart 2026 (Reuters)

Savaşa rağmen Körfez'in öneminin azalmadığını, hatta belki daha da belirginleştiğini ifade eden Dr. Xu, bunun sebebini istikrarsızlık dönemlerinde bir tedarikçi yalnızca maliyetiyle değil, büyük miktarları sürekli karşılayabilme kapasitesiyle de ölçülmesi olarak açıkladı. Bunun da Körfez'in diğerlerine kıyasla hâlâ elinde bulundurduğu bir avantaj olduğunu vurguladı.

Ancak Dr. Xu’ya göre en önemli dönüşüm, ortaklığın niteliğinde yaşanıyor. Geleneksel ticari alışverişten, rafineri ve petrokimya, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), nakliye altyapısı, depolama ve lojistik koordinasyonunu kapsayan daha derin bir çıkarlar ağına doğru bir geçiş söz konusu.

Fudan Üniversitesi'nden araştırmacı Xiaoyu Wang: Bu yıl Çin'de düzenlenecek olan İkinci Körfez-Çin Zirvesi, bu değişiklikleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat sunacak.

Bu 'petrol dışı dokunun' genişlemesiyle birlikte enerji ortaklığı daha istikrarlı bir hal aldı, çünkü artık tek başına var olan bir unsur olmaktan çıkıp daha geniş bir ekonomik sistemin parçasına dönüştü.

Çok Boyutlu Ortak

Bu bağlamda Pekin, Körfez’in artık sadece bir enerji bölgesi olmadığını, aksine egemen sermaye, ticaret koridorları, altyapı ve hızla ilerleyen endüstriyel dönüşüm gibi stratejik çıkarların kesişme noktası olduğunu düşünüyor.

Dr. Xu'ya göre bu durum, Çin'in Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini neden ‘uzun vadeli ve çok boyutlu, stratejik planlama yapabilen, devasa projeler hayata geçirebilen, ekonomilerini petrolden uzaklaştırarak yeniden yapılandırabilen ve küresel ticaret ve yatırım ağları içinde yeniden konumlandırabilen’ ortaklar olarak gördüğünü açıklıyor. Dolayısıyla, Pekin'deki ‘strateji’ kavramı artık sadece enerjiyle eşanlamlı değil, tüm kalkınma sistemiyle eşanlamlı hale geldi.

Yapının iyileştirilmesi

Bu eğilim, Fudan Üniversitesi’nden araştırmacı Xiaoyu Wang’ın yaklaşımıyla da örtüşüyor. Wang, savaşın iş birliğini kısıtlamak yerine önceliklerini yeniden düzenlemeye zorladığını düşünüyor. Wang’a göre kısa vadede nakliye, sigorta maliyetleri ve güvenlik baskıları daha fazla ihtiyat gerektirirken, orta vadede iş birliği sürmekle birlikte yalnızca yeni projeler başlatmak yerine arz güvenliğine, taşımacılık güzergahlarının güncellenmesine, yenilenebilir enerjinin genişletilmesine ve mevcut iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesine daha fazla odaklanılacak.

vtr
Hürmüz Boğazı'nda, Umman’ın başkenti Maskat açıklarında bulunan tekneler ve yük gemileri, 18 Nisan 2026 (Reuters)

Al Majalla’ya konuşan Wang’a göre iş birliğinin 'niceliksel genişleme' mantığından 'yapıyı iyileştirme' mantığına taşımak, yani ilişkiyi sarsıntılar karşısında daha az kırılgan ve daha verimli hale getirmek en önemli dönüşüm. Wang, bu yıl Çin'de düzenlenmesi planlanan İkinci Körfez-Çin Zirvesi'nin ise bu düzenlemeleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat oluşturacağını düşünüyor.

Doğuya doğru

Öte yandan Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao, savaşın Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadığını, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü bir dönüşüme ittiğini düşünüyor.

Zhao'ya göre Çin'in yaklaşık dörtte biri Körfez'den sağlanan ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 72'sine olan bağımlı olması, bu bölgeyle istikrarı ticari değil stratejik bir mesele haline getiriyor.

Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao’ya göre savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadı, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü bir dönüşüme itti.

Hürmüz Boğazı'ndaki karışıklıklar ve sigorta maliyetlerindeki artışın, bağların kopmasına değil, aksine doğuya yönelmeyi güçlendirmesine işaret ediyor. Dünyanın en büyük ve istikrarlı sanayi pazarı olan Çin, ani siyasi dalgalanmalara maruz kalmayan uzun vadeli bir talep sunarken, devasa stratejik rezervleri sayesinde şokları absorbe etme kapasitesine de sahip.

frt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Körfez-Çin İşbirliği Forumu'nun 10. Bakanlar Toplantısı'nın açılış töreninde, Çin'in Pekin kentindeki Diaoyutai Devlet Konukevi'nde bir konuşma sırasında, 30 Mayıs 2024 (Reuters)

Ancak Zhao'nun tezinin en önemli boyutu para. Ona göre savaş, özellikle Suudi Arabistan ile Çin arasında yerel para birimiyle ödeme ve döviz takası gibi araçların kullanımını hızlandırdı. Bu araçlar, Batı finans sistemine maruziyeti azaltmanın bir yolu olarak öne çıkarken kademeli biçimde yaygınlaşması beklenen bir eğilimi temsil ediyor.

Norveç merkezli bağımsız enerji araştırma kuruluşu Rystad Energy, İran'ın saldırılarına maruz kalan Körfez enerji santrallerindeki hasarların onarımı konusundaki değerlendirmesinde bu hasarın tutarını en az 25 milyar dolar olarak tahmin ediyor. Zhao, Çinli şirketlerin daha büyük bir rol oynamaya aday olduğunu düşünüyor. Çünkü bunun nedeni sadece maliyet değil, aynı zamanda finansman, mühendislik ve tedarik zincirlerini içeren entegre paketler sunma kabiliyetleriyken uluslararası şirketler, üretim ve tedarikte uzun gecikmelerle karşı karşıya.

Zhao, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki serbest ticaret anlaşmasının hızlandırılmasının stratejik bir zorunluluk haline geldiği sonucuna varıyor. Onun yorumuna göre savaş tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı, enflasyonu artırdı ve Körfez'in petrol ihracat modelinden, dünyanın en büyük sanayi ekonomisiyle bağlantılı ‘lojistik ve dijital merkez’ modeline geçmesi gerektiğini gösterdi.

Çin kaynaklı verilere dayanarak, bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasının Körfez ülkelerinde petrol dışı gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesini yaklaşık 2,1 puan artıracağını öngören Zhao, dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle neredeyse sıfır gümrük vergisine sahip bir serbest ticaret bölgesinin kurulmasının etkisinin, enerji altyapısı iyileştirme projeleriyle ilgili malzeme maliyetlerini düşürmekle sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda artan dalgalanmalar ve belirsizliklerin hakim olduğu küresel ekonomik ortamda Körfez ülkeleri için daha istikrarlı bir büyüme temeli sağlayacağını düşünüyor.

Yeniden yapılandırılan bir ilişkiye doğru

Bu üç yorum bir araya geldiğinde, savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiyi zayıflatan bir faktör olarak görünmekten ziyade, bu ilişkinin yönetildiği ortamda daha derin bir dönüşümü ortaya koyuyor. Uzun süredir enerji boyutuyla sınırlandırılan bu ilişki, bugün daha geniş bir çıkar ağı olarak ortaya çıkıyor; ancak krizlerin baskısı altında, eskisi gibi istikrarlı bir koruma sağlamayan bir dünyada, daha istikrarlı ve düzenli kurallar arayışına itiliyor.

Çin'in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli bir ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor.

Ancak bu dönüşümlere gerçek anlamını kazandıran, yalnızca Çin ile ilişkinin evrimi değil, İran savaşının ışık tuttuğu karşıt bağlamdır. ‘Önce Amerika’ yaklaşımı, müttefikler üzerindeki artan baskıyı ve taahhüt önceliklerinin yeniden düzenlenmesini yansıtırken, geleneksel ilişkinin özelliklerini sürdürmenin maliyetinin kademeli olarak kalıcı bir yüke dönüşebileceğine dair açık bir sinyal veriyor. Bu durum, yeniden denge arayışı ya da köklü dönüşüm sürecini daha belirgin ve gerçekçi bir seçenek haline getiriyor.

dfvfd
Katar’ın başkenti Doha'daki sanayi bölgesinde İran'ın düzenlediği iddia edilen bir hava saldırısı sonucu yükselen dumanların önünden geçen araçlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Bu bağlamda Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki yakınlaşma farklı bir boyut kazanıyor. Bu da Körfez ülkelerinin ilişkilerini dengelemeye ve doğrudan çıkarlara daha sıkı bağlı, siyasi dalgalanmalara karşı daha az kırılgan ortaklıklar kurmaya çalıştığı daha kapsamlı bir yeniden konumlanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan Çin’in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli bir ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor. Bu da uzun vadede güvenilir bir ortak olarak konumunu pekiştirme çabası şeklinde değerlendirilebilir.

Ancak bu dönüşümün yalnızca Çin’in rolünün yükselişiyle değil, aynı zamanda eski düzenin önceden olduğu gibi güvenilir olmaktan uzaklaşmasıyla da ölçülmesi, en önemli çelişki haline geldi. Büyük güçler önceliklerini yeniden düzenlerken, Körfez ülkeleri bugün, dış dengelerini yönetmekle sınırlı olmayan, çıkarların değil taahhütlerin mantığına göre şemsiyelerin kurulduğu bir dünyada ekonomik güvenlik kavramını yeniden şekillendirme yeteneklerine uzanan farklı bir sınavla karşı karşıya.



Lübnan’da BM gücüne yapılan saldırıda yaralanan Fransız asker hayatını kaybetti

Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
TT

Lübnan’da BM gücüne yapılan saldırıda yaralanan Fransız asker hayatını kaybetti

Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen hafta Lübnan’da Birleşmiş Milletler barış gücüne yönelik düzenlenen saldırıda ağır yaralanan ikinci bir Fransız askerin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Macron, saldırının İran destekli Hizbullah tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.

Macron, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Başçavuş Anicet Girardin’in 18 Nisan’da ağır yaralandığını, Salı günü Fransa’ya tahliye edildikten sonra hayatını kaybettiğini bildirdi.

Aynı saldırıda, güney Lübnan’da yol temizliği yapan bir başka Fransız askerinin olay yerinde öldüğü ifade edildi.

Macron, saldırıdan Hizbullah’ı sorumlu tuttu.

UNIFIL ise ilk değerlendirmelere göre ateşin devlet dışı unsurlardan, muhtemelen Hizbullah’tan geldiğini belirterek olayı “kasıtlı bir saldırı” olarak nitelendirdi ve soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Hizbullah ise saldırıyla herhangi bir bağlantısı olduğunu reddederek, kendisine yönelik “asılsız suçlamalarda acele edilmesine” şaşırdığını ifade etti.

Salı günü Paris’e yaptığı ziyaret sırasında konuşan Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, soruşturmayı bizzat takip ettiğini söyledi.

febgrfb
UNIFIL komutanı Tümgeneral Diodato Abanara, 19 Nisan 2026'da Beyrut havaalanında, Güney Lübnan'da görev başında öldürülen Fransız Başçavuş Florian Montouriou'nun naaşına saygı duruşunda bulundu (Reuters)

Selam, “Sorumluların tespit edilerek adalet önüne çıkarılması için güvenlik güçlerine gerekli tüm soruşturmaların yürütülmesi talimatını verdim” dedi.

Lübnan ile derin tarihsel bağlara sahip olan Fransa’nın, UNIFIL misyonu kapsamında yaklaşık 700 askeri bulunuyor.

ABD ve İsrail’in Şubat ayı sonunda İran’a yönelik saldırılar başlatmasından bu yana bölgede hayatını kaybeden Fransız asker sayısı üçe yükseldi. Daha önce bir Fransız askeri, kuzey Irak’ta Fransız-Kürt üssüne düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında ölmüştü.

1978 yılından bu yana Lübnan’da hayatını kaybeden Fransız asker sayısı 160’ı aştı.


Binden fazla sanatçı, İsrail’in katılımına tepki olarak Eurovision boykotu çağrısı yaptı

Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
TT

Binden fazla sanatçı, İsrail’in katılımına tepki olarak Eurovision boykotu çağrısı yaptı

Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)

Dünya genelinde 1000’den fazla müzisyen, İsrail’in katılımını protesto etmek amacıyla Mayıs ayında Eurovision Şarkı Yarışması’nın Viyana’da düzenlenecek edisyonunun boykot edilmesi çağrısında bulundu.

Soykırıma müzik yok hareketinin internet sitesinde yayımlanan mektup, Salı günü itibarıyla 1100’den fazla imza topladı.

İmzacılar arasında çoğunlukla küçük ve orta ölçekli yapım şirketleriyle çalışan sanatçılar yer alırken, Massive Attack, Kneecap, Macklemore ve Roger Waters gibi tanınmış isimler de çağrıya destek verdi.

Mektupta imzacılar, “insanlığa karşı suçlara ortak olmakla” suçladıkları İsrail kamu yayıncısı KAN’ın yarışmadan çıkarılmasını talep etti.

İsrail’i temsil etmek üzere 27 yaşındaki Fransız-İsrailli şarkıcı Noam Bittan seçildi. Geniş bir izleyici kitlesine sahip olan yarışmada adaylar genellikle güçlü destek görüyor.

Bu yıl 70’inci edisyonu düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması, İsrail’in katılımı nedeniyle tarihinin en geniş kapsamlı boykot çağrılarıyla karşı karşıya kaldı.

İspanya, İrlanda, İzlanda, Hollanda ve Slovenya yayıncıları yarışmadan çekildiklerini açıkladı.

Çekilen ülkeler, Gazze’de 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından gerçekleştirilen saldırının ardından başlayan ve büyük yıkıma yol açan İsrail savaşını eleştirdi.

İsrail, Eurovision Şarkı Yarışması’nı bugüne kadar dört kez kazandı; son zaferini 2018 yılında elde etti.


İran, Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koydu; Trump saldırıları durdurduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran, Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koydu; Trump saldırıları durdurduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, gün (Çarşamba) Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koyarak stratejik su yolundaki kontrolünü sıkılaştırdı. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırıları süresiz olarak durdurduğunu açıklamasının ve barış görüşmelerinin yeniden başlayacağına dair bir işaretin bulunmamasının ardından geldi.

İran’ın yarı resmi Tasnim Haber Ajansı, Devrim Muhafızları’nın “denizcilik ihlalleri” gerekçesiyle iki gemiye el koyduğunu ve İran kıyılarına götürdüğünü duyurdu. Bu, savaşın Şubat ayı sonunda başlamasından bu yana İran’ın ilk gemi alıkoyma hamlesi oldu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Donanması ayrıca boğazda düzen ve güvenliğe yönelik herhangi bir ihlalin “kırmızı çizgi” sayılacağı uyarısında bulundu.

Daha önce bir İngiliz deniz güvenliği kurumu, üç geminin ateş altında kaldığını bildirmişti.

Trump, Salı gecesi sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin Pakistanlı arabulucuların talebi üzerine “İran’ın liderleri ve temsilcileri birleşik bir öneri sunana kadar… ve görüşmeler sonuçlanana dek” saldırıları askıya almayı kabul ettiğini söyledi.

Ancak Trump, fiili bir tek taraflı ateşkes uzatması gibi görünen bu adımı duyururken, ABD Donanması’nın İran’ın deniz ticaretine yönelik ablukayı sürdüreceğini de vurguladı. ABD, Cumartesi günü bir İran kargo gemisine ateş açıp el koymuş, Salı günü ise Hint Okyanusu’nda büyük bir İran petrol tankerine çıkmıştı.

İran, ABD’nin bu ablukasını bir savaş eylemi olarak değerlendiriyor ve bu sürdüğü sürece Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararını kaldırmayacağını belirtiyor. Bu durum küresel ölçekte bir enerji krizine yol açmış durumda.

Tahran’da Salı akşamı düzenlenen bir geçit töreninde İran, balistik silahlarını sergileyerek meydan okuma mesajı verdi. WANA Haber Ajansı’na göre görüntülerde, boğazı sıkan bir yumruğun yer aldığı büyük bir pankart dikkat çekti.

Pankartlarda “Süresiz olarak İran’ın kontrolünde” ve “Trump hiçbir şey yapamadı” ifadeleri yer aldı.

Pakistan arabuluculuk çabalarını sürdürüyor

Arabulucu rolü üstlenen Pakistan, tarafları yeniden müzakere masasına getirmek için çabalarını sürdürüyor. Ancak iki tarafın da Salı günü planlanan son görüşmelere katılmaması süreci sekteye uğrattı.

İslamabad’daki lüks bir otel görüşmeler için boşaltılmıştı. Ancak İran daveti kamuoyuna açık şekilde kabul etmezken, ABD heyeti — Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlığında — Washington’dan ayrılmadı. Otel Çarşamba günü hâlâ kapalıydı, ancak geniş güvenlik çemberi kısmen gevşetildi.

Hazırlıklar hakkında bilgi sahibi bir Pakistanlı yetkili, “Görüşmeler için tamamen hazırdık, sahne kurulmuştu. Açıkçası bu beklemediğimiz bir geri adımdı. İranlılar hiçbir zaman reddetmedi, katılmaya hazırdılar ve hâlâ öyleler” dedi.

Görüşmelere dahil olan bir başka Pakistanlı kaynak ise, “Tarafların hassasiyetlerini gözeterek aradaki uçurumu kapatmak için çok yoğun çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Kaynak, “Ne zaman bir araya gelebileceklerini zaman gösterecek. Gelişmeler çok hızlı değişiyor” diye ekledi.

Trump’ın ateşkes açıklamasına İranlı üst düzey yetkililerden Çarşamba sabahı itibarıyla resmi bir yanıt gelmezken, Tahran’dan gelen ilk tepkiler açıklamaya şüpheyle yaklaşıldığını gösterdi.

Tasnim, İran’ın ateşkes uzatımı talep etmediğini belirtirken, ABD ablukasını güç kullanarak kırma tehdidini yineledi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın baş danışmanı ise Trump’ın açıklamasının bir taktik olabileceğini söyledi.

Trump, saldırıları durdurduğunu açıklamadan sadece saatler önce, ordusunun “harekete geçmeye hazır” olduğunu belirterek saldırı tehditlerini yinelemişti.