Myanmar’ın liderliğini darbeci generale vermek ülkenin itibarını bir kez daha lekeleyecek

Ülkenin devlet başkanlığına aday gösterilen Myanmar'ın askeri lideri General Min Aung Hlaing'ın devlet başkanlığı koltuğuna oturması artık kaçınılmaz görünüyor (Reuters)
Ülkenin devlet başkanlığına aday gösterilen Myanmar'ın askeri lideri General Min Aung Hlaing'ın devlet başkanlığı koltuğuna oturması artık kaçınılmaz görünüyor (Reuters)
TT

Myanmar’ın liderliğini darbeci generale vermek ülkenin itibarını bir kez daha lekeleyecek

Ülkenin devlet başkanlığına aday gösterilen Myanmar'ın askeri lideri General Min Aung Hlaing'ın devlet başkanlığı koltuğuna oturması artık kaçınılmaz görünüyor (Reuters)
Ülkenin devlet başkanlığına aday gösterilen Myanmar'ın askeri lideri General Min Aung Hlaing'ın devlet başkanlığı koltuğuna oturması artık kaçınılmaz görünüyor (Reuters)

Myanmar'daki askeri darbenin lideri General Min Aung Hlaing, ülkenin yeni Parlamentosu'nun onu aday göstermesiyle devlet başkanlığına bir adım daha yaklaştı. Ancak ordu komutanının yaklaşan yükselişi, hükümetinin meşruiyeti ve ülkenin geleceği konusunda ciddi endişeler uyandırıyor.

5 yıl önce Min Aung Hlaing'in demokratik olarak seçilmiş Aung San Suu Çii liderliğindeki hükümeti devirdiği darbenin ardından kapatılmasından bu yana Myanmar Parlamentosu, birkaç hafta önce ilk kez toplandı. Bu sefer hiçbir demokrat yok ve Parlamento tamamen ordunun kontrolünde. Parlamento üyeleri, ordu üniformalarını takım elbiseleriyle değiştirmiş eski askerlerden oluşuyor. Adaylığı onaylanırsa Min Aung Hlaing, genel seçimlerle değil, generallerin hileyle kazandığı seçimlerle oluşturulan sözümona bir Parlamento tarafından aday gösterilen sahte bir devlet başkanı olacak.

Görev süresi sona eren Birleşmiş Milletler Myanmar İnsan Hakları Özel Raportörü Tom Andrews, Parlamento açılışı maskaralığından kısa süre önce Cenevre'de son raporunu sundu. Seçimleri "koreografisi büyük ölçüde önceden kurgulanmış" bir süreç diye niteleyerek, bunların "sivil hükümet görüntüsü altında askeri baskıyı gizlemeyi amaçlayan bir seçim tiyatrosundan ibaret olduğunu" belirtti. Onun raporuna göre seçimler "yoğun baskı" altında gerçekleştirildi, yeni şiddet olaylarını tetikledi ve krizin çözümüne hiçbir katkı sağlamadı. Muhalefet partilerinin yasaklandığı, demokrasi yanlısı politikacıların hapse atıldığı ve nüfusun büyük kısmının oy hakkından mahrum bırakıldığı seçimler "ne özgür ne adil, ne de en ufak bir şekilde güvenilirdi."

Andrews'un raporu uluslararası topluma uyarı niteliğinde. Dünyanın anlaşılır şekilde Ukrayna, Gazze ve şimdi de İran gibi diğer krizlere odaklanması nedeniyle Myanmar'a verilen destek endişe verici şekilde giderek azalıyor. Yaptırımlar bu gelişmelerin gerisinde kaldı. Dış yardım kesintileri, mültecileri ve yerinden edilmiş toplulukları "yıkıcı" şekilde etkiliyor. Güvenlik Konseyi hâlâ felç olmuş durumda. Ve Andrews'un da belirttiği gibi, ciddi insan hakları ihlallerinin hesabının sorulmasını sağlayacak siyasi irade eksikliği var.

Raportör, ülkelere cuntanın hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu para, silah ve meşruiyeti elinden alacak önlemleri "iki katına çıkarmaları" çağrısında bulunuyor. Bu, Myanmar'ın yeni yönetimini tanımayı reddetmek ve koordineli yaptırımlarla insani yardımı güçlendirmek anlamına geliyor.

Kriz akıl almaz boyutlarda. Darbeden bu yana geçen 5 yıl içinde, Aung San Suu Çii de dahil 22 binden fazla siyasi tutuklu hâlâ parmaklıklar ardında. Yaklaşık 4 milyon kişi yerinden edildi. 7 binden fazla sivil öldürüldü. Nüfusun neredeyse üçte biri artık insani yardıma muhtaç. İşkence ve tecavüz yaygın ve Tom Andrews'a göre "kafaları kesilen, parçalanan, bağırsakları deşilen" kurbanlar bazen de "diri diri yakıldı." 

Siviller her gün bombardıman altında. Fortify Rights gibi gruplar tarafından belgelendiği üzere jetler, insansız hava araçları ve diğer hava araçlarıyla düzenlenen hava saldırılarında ev, okul, hastane ve ibadethaneler vuruldu. 

Bu arada Rohingyalar soykırıma uğramaya devam ediyor; en az 1 milyon mülteci Bangladeş'teki aşırı kalabalık kamplarda ya da Myanmar'ın batısındaki Arakan Eyaleti'nde korkunç koşullarda yaşıyor. Darbeden bu yana durumları daha da vahim hale geldi. Andrews saldırıya uğrayan, işkence gören ve daha da marjinalleştirilen engellileri etkileyen "gizli bir krize" de dikkat çekiyor.

Gelgelelim raporları korkunç olaylar listesinden ibaret değil, aynı zamanda eylem için bir yol haritası sunuyor. Andrews, Birleşik Krallık'ın Ekim 2024'ten bu yana Myanmar'a yeni yaptırımlar uygulamadığını ve hiçbir devletin cunta için hayati öneme sahip bir finansal kaynak olan Myanma Economic Bank'ı yaptırım listesine almadığını belirtiyor. Bu arada rejim, tedarik zincirlerini yeniden yönlendirerek ve mevcut kısıtlamaları aşarak duruma uyum sağladı. Andrews, bu eğilimin tersine çevrilmesi gerektiğini savunuyor.

En azından hesap verebilirliğe yönelik bazı çabalar var. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Min Aung Hlaing hakkında tutuklama emri çıkarılmasını talep etti. Arjantin ve Doğu Timor'daki mahkemeler, evrensel yargı yetkisi kapsamında davalar yürütüyor. Gambiya tarafından Uluslararası Adalet Divanı'nda açılan soykırım davası da devam ediyor. Min Aung Hlaing devlet başkanlığı görevini üstlenirse, bunu sözkonusu yargılama süreçlerinin gölgesinde yapmak zorunda kalacak.

Aynı zamanda, uluslararası savunuculuk alanındaki faaliyetlerin zayıf da olsa devam ettiğine dair işaretler de var. BM özel raportörü olarak Andrews'un halefi Kelley Eckels Currie, insan hakları alanında deneyime ve sağlam bir sicile sahip. Buna ihtiyacı olacak.

Zira bu an çok önemli. Myanmar'daki kriz sadece insani değil, aynı zamanda jeostratejik bir kriz. Ülke, Çin'in Hint Okyanusu'na ulaşabileceği tek karayolu, Malakka Boğazı'na erişim noktası ve Bengal Körfezi'ne açılan kapısı. Myanmar'ın dış güçlerin nüfuz mücadelesi yaptıkları oyun alan haline gelmesine izin vermek büyük bir jeopolitik hata olur. Ülkenin organize suç, istikrarsızlık ve kitlesel göçün içine daha da batmasına müsaade etmek Myanmar sınırlarının çok ötesinde sonuçlar doğuracaktır.

Bu sonuçlar kaçınılmaz değil. Uluslararası toplum, cuntanın yaşam kaynaklarını keserken Myanmar halkınınkini güçlendirerek harekete geçerse, bu sonuçlar hâlâ önlenebilir. Bu, federal demokrasi hareketini desteklemek ve kitlesel zulüm suçlarının hesabının sorulmasını sağlamak anlamına geliyor.

Myanmar'daki sözümona siyasi geçiş, aslında hiçbir şekilde bir geçiş değildir. Bu, askeri yönetimin yeni bir kılıfa bürünmesinden ibarettir. Generaller iktidarı bırakmadı, onu sadece yeniden biçimlendirdi. Ve dünya bu gerçekle yüzleşmeye hazır olmadığı sürece, Myanmar karanlığa doğru sürüklenmeye devam edecektir. 

Benedict Rogers, insan hakları aktivisti ve yazar, Fortify Rights'ın kıdemli direktörü ve "Burma: A Nation at the Crossroads" (Burma: Kavşaktaki Ülke) dahil olmak üzere Myanmar hakkında üç kitabın yazarıdır.

Independent Türkçe 



Lübnan’da BM gücüne yapılan saldırıda yaralanan Fransız asker hayatını kaybetti

Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
TT

Lübnan’da BM gücüne yapılan saldırıda yaralanan Fransız asker hayatını kaybetti

Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)
Fransız Başçavuş Anicet Girardin'in portresi(AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen hafta Lübnan’da Birleşmiş Milletler barış gücüne yönelik düzenlenen saldırıda ağır yaralanan ikinci bir Fransız askerin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Macron, saldırının İran destekli Hizbullah tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.

Macron, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Başçavuş Anicet Girardin’in 18 Nisan’da ağır yaralandığını, Salı günü Fransa’ya tahliye edildikten sonra hayatını kaybettiğini bildirdi.

Aynı saldırıda, güney Lübnan’da yol temizliği yapan bir başka Fransız askerinin olay yerinde öldüğü ifade edildi.

Macron, saldırıdan Hizbullah’ı sorumlu tuttu.

UNIFIL ise ilk değerlendirmelere göre ateşin devlet dışı unsurlardan, muhtemelen Hizbullah’tan geldiğini belirterek olayı “kasıtlı bir saldırı” olarak nitelendirdi ve soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Hizbullah ise saldırıyla herhangi bir bağlantısı olduğunu reddederek, kendisine yönelik “asılsız suçlamalarda acele edilmesine” şaşırdığını ifade etti.

Salı günü Paris’e yaptığı ziyaret sırasında konuşan Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, soruşturmayı bizzat takip ettiğini söyledi.

febgrfb
UNIFIL komutanı Tümgeneral Diodato Abanara, 19 Nisan 2026'da Beyrut havaalanında, Güney Lübnan'da görev başında öldürülen Fransız Başçavuş Florian Montouriou'nun naaşına saygı duruşunda bulundu (Reuters)

Selam, “Sorumluların tespit edilerek adalet önüne çıkarılması için güvenlik güçlerine gerekli tüm soruşturmaların yürütülmesi talimatını verdim” dedi.

Lübnan ile derin tarihsel bağlara sahip olan Fransa’nın, UNIFIL misyonu kapsamında yaklaşık 700 askeri bulunuyor.

ABD ve İsrail’in Şubat ayı sonunda İran’a yönelik saldırılar başlatmasından bu yana bölgede hayatını kaybeden Fransız asker sayısı üçe yükseldi. Daha önce bir Fransız askeri, kuzey Irak’ta Fransız-Kürt üssüne düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında ölmüştü.

1978 yılından bu yana Lübnan’da hayatını kaybeden Fransız asker sayısı 160’ı aştı.


Binden fazla sanatçı, İsrail’in katılımına tepki olarak Eurovision boykotu çağrısı yaptı

Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
TT

Binden fazla sanatçı, İsrail’in katılımına tepki olarak Eurovision boykotu çağrısı yaptı

Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)
Viyana’da 2026 Eurovision hazırlıkları sürüyor(AFP)

Dünya genelinde 1000’den fazla müzisyen, İsrail’in katılımını protesto etmek amacıyla Mayıs ayında Eurovision Şarkı Yarışması’nın Viyana’da düzenlenecek edisyonunun boykot edilmesi çağrısında bulundu.

Soykırıma müzik yok hareketinin internet sitesinde yayımlanan mektup, Salı günü itibarıyla 1100’den fazla imza topladı.

İmzacılar arasında çoğunlukla küçük ve orta ölçekli yapım şirketleriyle çalışan sanatçılar yer alırken, Massive Attack, Kneecap, Macklemore ve Roger Waters gibi tanınmış isimler de çağrıya destek verdi.

Mektupta imzacılar, “insanlığa karşı suçlara ortak olmakla” suçladıkları İsrail kamu yayıncısı KAN’ın yarışmadan çıkarılmasını talep etti.

İsrail’i temsil etmek üzere 27 yaşındaki Fransız-İsrailli şarkıcı Noam Bittan seçildi. Geniş bir izleyici kitlesine sahip olan yarışmada adaylar genellikle güçlü destek görüyor.

Bu yıl 70’inci edisyonu düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması, İsrail’in katılımı nedeniyle tarihinin en geniş kapsamlı boykot çağrılarıyla karşı karşıya kaldı.

İspanya, İrlanda, İzlanda, Hollanda ve Slovenya yayıncıları yarışmadan çekildiklerini açıkladı.

Çekilen ülkeler, Gazze’de 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından gerçekleştirilen saldırının ardından başlayan ve büyük yıkıma yol açan İsrail savaşını eleştirdi.

İsrail, Eurovision Şarkı Yarışması’nı bugüne kadar dört kez kazandı; son zaferini 2018 yılında elde etti.


İran, Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koydu; Trump saldırıları durdurduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran, Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koydu; Trump saldırıları durdurduğunu açıkladı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, gün (Çarşamba) Hürmüz Boğazı’nda iki gemiye el koyarak stratejik su yolundaki kontrolünü sıkılaştırdı. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırıları süresiz olarak durdurduğunu açıklamasının ve barış görüşmelerinin yeniden başlayacağına dair bir işaretin bulunmamasının ardından geldi.

İran’ın yarı resmi Tasnim Haber Ajansı, Devrim Muhafızları’nın “denizcilik ihlalleri” gerekçesiyle iki gemiye el koyduğunu ve İran kıyılarına götürdüğünü duyurdu. Bu, savaşın Şubat ayı sonunda başlamasından bu yana İran’ın ilk gemi alıkoyma hamlesi oldu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Donanması ayrıca boğazda düzen ve güvenliğe yönelik herhangi bir ihlalin “kırmızı çizgi” sayılacağı uyarısında bulundu.

Daha önce bir İngiliz deniz güvenliği kurumu, üç geminin ateş altında kaldığını bildirmişti.

Trump, Salı gecesi sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin Pakistanlı arabulucuların talebi üzerine “İran’ın liderleri ve temsilcileri birleşik bir öneri sunana kadar… ve görüşmeler sonuçlanana dek” saldırıları askıya almayı kabul ettiğini söyledi.

Ancak Trump, fiili bir tek taraflı ateşkes uzatması gibi görünen bu adımı duyururken, ABD Donanması’nın İran’ın deniz ticaretine yönelik ablukayı sürdüreceğini de vurguladı. ABD, Cumartesi günü bir İran kargo gemisine ateş açıp el koymuş, Salı günü ise Hint Okyanusu’nda büyük bir İran petrol tankerine çıkmıştı.

İran, ABD’nin bu ablukasını bir savaş eylemi olarak değerlendiriyor ve bu sürdüğü sürece Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararını kaldırmayacağını belirtiyor. Bu durum küresel ölçekte bir enerji krizine yol açmış durumda.

Tahran’da Salı akşamı düzenlenen bir geçit töreninde İran, balistik silahlarını sergileyerek meydan okuma mesajı verdi. WANA Haber Ajansı’na göre görüntülerde, boğazı sıkan bir yumruğun yer aldığı büyük bir pankart dikkat çekti.

Pankartlarda “Süresiz olarak İran’ın kontrolünde” ve “Trump hiçbir şey yapamadı” ifadeleri yer aldı.

Pakistan arabuluculuk çabalarını sürdürüyor

Arabulucu rolü üstlenen Pakistan, tarafları yeniden müzakere masasına getirmek için çabalarını sürdürüyor. Ancak iki tarafın da Salı günü planlanan son görüşmelere katılmaması süreci sekteye uğrattı.

İslamabad’daki lüks bir otel görüşmeler için boşaltılmıştı. Ancak İran daveti kamuoyuna açık şekilde kabul etmezken, ABD heyeti — Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlığında — Washington’dan ayrılmadı. Otel Çarşamba günü hâlâ kapalıydı, ancak geniş güvenlik çemberi kısmen gevşetildi.

Hazırlıklar hakkında bilgi sahibi bir Pakistanlı yetkili, “Görüşmeler için tamamen hazırdık, sahne kurulmuştu. Açıkçası bu beklemediğimiz bir geri adımdı. İranlılar hiçbir zaman reddetmedi, katılmaya hazırdılar ve hâlâ öyleler” dedi.

Görüşmelere dahil olan bir başka Pakistanlı kaynak ise, “Tarafların hassasiyetlerini gözeterek aradaki uçurumu kapatmak için çok yoğun çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Kaynak, “Ne zaman bir araya gelebileceklerini zaman gösterecek. Gelişmeler çok hızlı değişiyor” diye ekledi.

Trump’ın ateşkes açıklamasına İranlı üst düzey yetkililerden Çarşamba sabahı itibarıyla resmi bir yanıt gelmezken, Tahran’dan gelen ilk tepkiler açıklamaya şüpheyle yaklaşıldığını gösterdi.

Tasnim, İran’ın ateşkes uzatımı talep etmediğini belirtirken, ABD ablukasını güç kullanarak kırma tehdidini yineledi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın baş danışmanı ise Trump’ın açıklamasının bir taktik olabileceğini söyledi.

Trump, saldırıları durdurduğunu açıklamadan sadece saatler önce, ordusunun “harekete geçmeye hazır” olduğunu belirterek saldırı tehditlerini yinelemişti.