İsrail askerleri neden başkalarının evlerinde “mutlu anlarını” belgeliyor?

İşgal etmek dışında bir evlerinin olma olasılığı yok

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat
TT

İsrail askerleri neden başkalarının evlerinde “mutlu anlarını” belgeliyor?

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat

Şadi Alaaddin

Gazeteci Emel Halil, Lübnan'ın güneyinde İsrail tarafından düzenlenen saldırıları haberleştirirken İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) tarafından köşeye sıkıştırıldı. Halil bölgedeki bir eve sığındı. Ancak ev İsrail tarafından bombalandı ve gazeteci enkaz altında kalarak hayatını kaybetti.

Lübnan’ın işgal altındaki Bint Cubeyl şehrinde el konulan bir evde tam bir huşu ve özgüvenle yemek pişiren İsrailli bir kadın askerin fotoğrafları paylaşıldı. Yüzünde coşkulu bir sevinç ve parlak bir neşe vardı. Öte yandan İsrail askerleri, Lübnan’ın güneyinde işgal altındaki evlerden taşıyabildiklerini çalarak askeri araçlara yüklüyorlar. Yağmalanan ve mahremiyeti olan kişisel eşyalar, zamanla gündelik hayatın sıradan birer parçasına dönüştürülmek üzere köklerinden tamamen koparılıyor.

En dikkat çeken noktaysa bu yağma ve cinayetlerin, maruz kalan taraf tarafından değil bizzat İsrail askerleri tarafından belgelenmesi. Normalde ordular bu tür belgelemeleri çoğunlukla inkâr etmeye ve kamuoyuna sızdırmamaya özen gösterir. Oysa İsrail askerleri bu utanç verici belgeleri adeta savaşın en önemli parçası, ruhu ve anlamı olarak görüyor.

Fotoğrafların çekilmesindeki tam güven, netlik ve önceden yapılan hazırlık, anlık bir olayın doğallığından uzak görünerek önceden planlanmış ve sistemli bir düzenlemeye işaret ediyor. Bu görüntülerin netliği, tekrarlanması ve yoğunluğu, bunları salt ritüel bir pratik ya da anlık psikolojik bir patlama olarak yorumlamaya izin vermiyor. Aksine bu görüntüler, ev ya da barınak kavramını yalnızca başkasının evini söküp atmak, anılarını ve eşyalarını çalmak çerçevesinde ele alan köklü bir inançlar bütününe aidiyet olduğunu düşündürüyor.

Dağılan yuva

Arapça sözlüklerde ‘ayrılmak’ anlamına gelen, ‘غادر’ (bir şeyi veya bir yeri terk etmek, ondan yüz çevirmek) ile ‘الغدر’ (sadakati terk etmek, sözünden dönmek) ifadeleri arasında anlamlı bir gerilimi ortaya koyuyor. ‘Bırakmak’ anlamındaki terk etme fikri, olası tüm anlamların ortak paydasını oluşturuyor. İsrail literatüründe ev sahiplerini evlerini ‘terk etmekle’ suçlayan ve toprağı ile mekânı ‘zaten terkedilmiş’ olarak tanımlayan bir söylem daima öne çıkar. Sanki hak sahipleri mekâna ve evlere ihanet etmiş, İsraillilere de bu boşluğu doldurmaktan başka bir şey kalmamış gibi.

Filistinli yazar Gassan Kanafani'nin “Hayfa'ya Dönüş” öyküsü, ev bilincinin ve kavramının İsrail ile olan çatışma çerçevesinde nasıl şekillendiğini anlamamızı sağlıyor.

Öykünün kahramanları Said ve eşi Safiye, yirmi yıl sonra Hayfa'daki yağmalanmış evlerini ziyarete geldiklerinde kapıyı Polonyalı Yahudi bir yerleşimci açar. Onlar da hemen "İçeri girebilir miyiz?" diye sorarlar. Kanafani'nin gözlemlediği şekliyle yerleşimcinin onları karşılayışının betimlenişi, yağmaya karşı alışkanlık kazanmış bir İsrail bilincinin ipuçlarını veriyor: "Meraklı yaşlı kadının yüzü aydınlandı ve yolu açarak onları buyur etti, ardından içeri girdiler."

Sanki hak sahipleri mekâna ve evlere ihanet etmiş de İsraillilere yalnızca bu boşluğu doldurmak kalmış gibi.

Said, kişisel eşyalarını tanıyamadı ya da onlara dokunamadı. Eşyalar, mekânda cenaze sessizliği içinde uyumsuz bir biçimde bir arada duruyordu. Kanafani öyküsünde mekanın sahibinin eviyle ilişkisini mikro ayrıntılara dikkat çekerek öne çıkarıyor ve sahiplik fikrine atıfta bulunuyor. Said, uzun yıllar sonra önemsiz görünen ama olayın bağlamında geniş ve yoğun bir anlam katmanına yükselen bir ayrıntıyı hatırlayarak, "Tavus tüyleri yedi taneydi, şimdi yalnızca beş tane kalmış” ifadelerini kullanıyor.

Buradaki eksiklik imgesi mekânın kendisine de yansıyor. Çünkü burası artık tam ve bütünlüğe kavuşabilir bir mekân değil, aynı zamanda artık hem fikir dünyasında hem de varoluş biçimine dönüşümünde parçalanmış bir mekândır.

Yerleşimci "Bu evin sahipleri sizsiniz ve bunu biliyorum" der. Ne var ki bu bilgi hiçbir zaman ahlaki bir tutuma dönüşmez. Yalnızca bir bilgi olarak kalır. Kanafani'nin ışık tuttuğu bu psikolojik ve ahlaki normalleşme evresi, işgal kavramıyla birlikte yaşama, konuya bir kader ya da failleri belirsiz bağlamların yönlendirdiği kasıtsız bir eylem olarak bakma üzerine inşa edilmişti. Yerleşimcinin söylemi “Üzgünüm, ama olan oldu!” demekti.

fbfg
"Hayfa'ya Dönüş" kitabının kapağı

Sistematik olarak insanları bir yerden söküp atma ve evleri işgal etme, o dönemde zehirli bir özür bilincinden ve sorumluluktan kaçışla örtbas ediliyordu. Ancak Kanafani'nin öngördüğü ev sahiplerinin bilinci keskin, yaralayıcı ve yerleşimci zihniyetinin yağmalanmış evlerde barınma fikrinin nasıl evrildiğini anlamlandırmada kurucu nitelikteydi. Said'in eşi ve evin sahibi Safiye'nin bilinci, o andan itibaren şekillenip birikerek belirginleşen yok edici nitelikteki yüzsüzlük yapısına dikkat kesilmekten geri duramaz. Safiye, bu yüzsüzlüğü de “(Yerleşimci) sanki kendi evindeydi, kendi evindeymiş gibi davranıyordu” sözleriyle ifade eder.

Mutfakta bir asker

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail işgali altındaki Bint Cübeyl'de bir evde yemek pişiren İsrailli kadın askerin fotoğrafında yeni İsrail sahnesi tüm kasıtlı, organize ve önceden hazırlanmış özellikleriyle kendini gösteriyor. Yeni toplanmış gibi görünen sebze ve ürünlerle dolu sepetler, pişirme hazırlıkları, askerin yüzündeki sevinç ve aşinalık ile istikrar ve yerleşiklik fikrini yansıtan bir rahatlık.

Öte yandan görünmez taraf, olayın organizatörü, düzenleyicisi ve yöneticisi olarak sahnede yerini alıyor. Söz konusu taraf, küçük ayrıntıları büyük bir özenle ön plana çıkarırken tam bir işgal sahnesi oluşturmak amacıyla mikroskobik ve son derece ince detayları yakalamaya ve derlemeye yönelik bir güdüyle fotoğraflamayı, arşivlemeyi ve belgelemeyi titiz ve becerikli bir şekilde üstleniyor.

Fotoğraftaki her şey, üstün öldürme teknolojisiyle bütünleşmeyi gözler önüne seriyor. Yüksek görüntü kalitesi teknik deneyime ve fotoğrafçılık bilgisine işaret ederken titiz hazırlık ve fotoğrafın ev gibi derin anlamlı bir materyal üzerinden askeri ve teknolojik üstünlüğü yansıtmasına gösterilen özen dikkati çekiyor. İsrail, yemek pişiren kadın askerin fotoğrafıyla ezici üstünlüğü, işgal altındaki evi hiçbir gerekçe ya da meşrulaştırmaya ihtiyaç duymayan doğal bir hak haline getiriyor. İşgal edilen bu evle kurulan ilişkide belirgin aşinalık ve samimiyet, Kanafani'nin romanında yakaladığı yerleşimcinin ‘sanki kendi evindeymiş gibi davranması’ olgusunun belirleyici bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu benzetme artık suikasta uğramış durumda. İsrailli kadın asker ‘sanki evindeymiş’ gibi davranmıyor, bu evin ‘her zaman kendi evi olduğunu varsayarak’ davranıyor. Bu sahne şiddete normalleşmenin çok ötesine geçerek onu varoluşsal bir koşula dönüştürmeyi pekiştiriyor.

Kanafani, yerleşimcinin ‘sanki kendi evindeymiş gibi davranmasında’ tezahür eden soykırımsal nitelikteki yüzsüzlüğün o andan itibaren nasıl şekillenip biriktiğini kayıt altına alıyor.

İsrailli araştırmacı Hagar Kotef, “The Colonizing Self: Or, Home and Homelessness in Israel/Palestine” (Sömürgeleştirilen Benlik ya da İsrail - Filistin'de Ev ve Evsizlik) adlı eserinde İsrail evi inşasının artık evsizlik üretimiyle iç içe geçtiğini saptarken mekâna bağlılığın belleğe ya da tarihe ihtiyaç duymaksızın şiddet aracılığıyla oluşabileceğini vurguluyor. Kotef'e göre evsizlik, sömürgeleştirilmiş benliğin rastlantısal bir bileşeni değil, temel ve belirleyici bir unsuru.

Ancak İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki ve Güney Lübnan'daki evlere yönelik muamelesine dair peş peşe gelen görüntüler, Kotef'in analizlerini fikir, kavram, mekân ve kimlik olarak evin bütünüyle sökülüp atılmasına yönelik eğilimi anlamada yalnızca bir başlangıç olduğunu gösteriyor.

Kotef, mekâna bağlılığın şiddet aracılığıyla inşa edildiğine, bir başka deyişle işgal altındaki Bint Cübeyl'de bulunan bir evde yemek pişiren İsrailli kadın askerin, o eve olan bağlılığını inşa etmek için söz konusu evi ele geçirmesine olanak tanıyan şiddetin sonucundan yararlandığına dikkati çekiyor. Bu durum, söz konusu eğilimin özgün ve benliğin kurucu bir unsuru olmayabileceğine işaret ediyor. Oysa evlere yaklaşımdaki aynı davranış örüntüsünün fiili gerçekliği ve bol miktarda tekrarı, şiddetin evlere bağlılığı bir sonuç olarak üretmediğini, aksine bu tür söküp koparma ve işgale dayalı ilişki biçiminin dışında ayakta kalamayan önceden kurulu bir ev tahayyülünden kaynaklandığını gösteriyor.

fsdg
Gazze'nin kuzeyinde, silah üretimi yapıldığı iddia edilen bir atölyeye giren İsrail askerleri, 8 Kasım 2025 (Reuters)

Bir İsrailli için işgal ve sahiplerinden koparma dışında ev sahibi olma olanağı yok. Bu ilişki, ev fikriyle şiddet ve el koyma olmadan bir ilişki üretemeyen varoluşun belirleyici bir biçimini gözler önüne seriyor.

Kotef'e göre hâkimiyetin ürettiği ve işgal pratiğini gündelik bir eyleme dönüştürebilen aşinalık, işgal anıyla tam bir eş zamanlılık içinde beliren o dolaysız ve anlık aşinalığı açıklamaktan uzak kalıyor.

Lübnan’ın güneyinde işgal altındaki bir evde İsrailli kadın asker, evin işgali eylemiyle bütünleşmiş bir görüntü veriyor. Konuya duyduğu aşinalık, işgal anından öncesine dayanıyor. Bu durum, yağmalanmış evin topraklarındaki fiili varlığını, işgalle derin, önceden var olan ve varoluşsal bir uyum içinde olmanın sahada gerçekleşmesinden ibaret kılıyor.

İşgal “trendi”

İsrail askerleri, Gazze'de ve Güney Lübnan'da yaptıklarını belgelemeye büyük özen gösteriyor. Bu süregelen bir davranış biçimi ve mevcut savaşla başlamış değil. İsrail’in savaş eyleminin tüm eklemlerine öylesine sızmıştır ki artık savaşın özgün bir parçası olarak değerlendirilebilir.

dsvfd
Bir kadın, Güney Lübnan'ın Deble beldesinde Hz. İsa'nın heykelini kıran bir İsrail askerinin fotoğrafını incelerken, 20 Nisan 2026 (Anwar AMRO / AFP)

Bu eylemler uluslararası mahkemelerde dava açılmasına zemin hazırlayabileceği ya da utanç verici sonuçlar doğurabileceği gerekçesiyle kurumsal düzeyde organize edilmemiş olarak değerlendirilebilirse de İsrail ordusunun ve askerlerinin sahadaki davranışları, tüm siyasi ve ahlaki engelleri aşarak ihlali önceden tasarlandığını ve kararlı bir biçimde belgeleyip yayma güdüsüne teslim olduklarını ortaya koyuyor.

Bir İsrailli için işgal ve sahiplerinden koparma dışında ev sahibi olma olanağı yok. Bu ilişki, ev fikriyle şiddet ve el koyma olmadan bir ilişki üretemeyen varoluşun belirleyici bir biçimini gözler önüne seriyor.

Sosyal medyada yayılan ve işgal altındaki evlerde yapılan kutlamaları, ziyafetleri ve ele geçirilen mekânlar üzerindeki mutlak sahipliği öne çıkaran davranışları gösteren fotoğraflar, tekrar, yoğunluk ve bolluk aracılığıyla bu görselliğe normalleşmenin dayatılabileceğini düşünen bir mantığı gün yüzüne çıkarıyor. Bu mantık, silah kullanımı ve katliam işleme mantığıyla birebir örtüşüyor. İsrail ordusu askeri operasyonlarında sürekli genişleyen yıkıcı bir güce ve giderek daha büyük ve korkunç katliamlar işlemeye dayanıyor. Öyle ki yeni suç önceki suçları siliyor ve etkili bir suçlama belleği oluşturmak imkânsız hale geliyor.

İsrail'in işleyiş mekanizması, sosyal medyanın bilgi ve görüşlerin kontrolsüzce yayılmasına olanak tanıması bakımından yarattığı genel etkinin tam tersine işliyor. Bu mekanizma, sürekli ve kesintisiz besleme gerektiren ‘trend’ mantığından yararlanıyor.

sddv
İsrailli askerler, el-Fevvar Mülteci Kampı'ndaki evleri arıyor, 2016 (Reuters)

İsrail askerlerinin eylemlerine karşı dünyaya yayılan kınama dalgaları, bizzat askerlerin ürettiği malzemelerden beslenirken trend mantığını da destekler hale gelmektedir. Bu dalgaların keskin radikalliği tartışma ve görüş bildirme imkânını ortadan kaldırıyor. Böylece trend sistemi, evleri ve yağma kampanyalarını hedef alan ihlallerin İsrail tarafından sergilenmesi mantığına hizmet ediyor. Çünkü bu ihlallerin gerçek vahşeti aynı anda iki boyutta hareket ediyor. Bunlardan birincisi alıcının tartışma kapasitesini felç ederek onu yalnızca keder ya da çaresiz bir kınama tutumuna mahkûm ederken ikincisi felaketlere gözetleme arzusu ve heyecan açısından trend kavramıyla tam bir uyum içinde işliyor. Evleri işgal eden, yağmalayan ve gasp eden İsrail askeri, ahlaki ve siyasi bir etki üreten gerçek bir kınamaya konu olamaz hale geliyor. En iyi ihtimalle sinemadaki kötü adam imgesiyle özdeşleşen bir portreye büründürülüyor.

Köklerinden koparma stratejileri

Tüm bunlar, Gazze'de, Güney Lübnan'da ve İsrail'in hedef aldığı her yerde kurbanların barınma imkânının sembolik olarak elinden alınmasına hizmet ediyor.

Filozof Martin Heidegger'in yalnızca barınabildiğimizde inşa edebildiğimize dair tespitinden hareketle söylenebilir ki ev dışında hiçbir inşa mümkün değil. Tam da bu boyutta İsrail'in sökme stratejileri anlaşılır hale geliyor. Zira bu stratejiler yalnızca evin bugününü ve tarihini değil, geleceğini ve onun varlığıyla sahipliğinin yaşamla, gelişmeyle ve sürekliliğiyle kurduğu ilişkiyi hedef alıyor.

fevfv
İsrail'in güneyindeki bir köyde, İsrail tarafında görülen İsrail askeri araçları ve askerleri, 23 Nisan 2026 (Reuters)

İsrail, kurbanları kalıcı olarak görünmez kılacak bir silme operasyonu yürütmeye çalışmaktadır; bu ise ancak evleri temsil edenleri ve hakikatin değerini savunanları öldürerek gerçekleştirilebilir.

Evin yok edilmesiyle soykırım nihai sınırlarında gerçekleşmiş olur. Ev, sayısız göndermeye yanıt veren bir başlık ve bu göndermeler, hakikati araştırıp yayma aracılığıyla evin sahipliğini savunan ve ev sahiplerini temsil eden yerli gazetecilerin imgesiyle odaklanıp yoğunlaşabiliyor.

İstatistikler ve belgelenmiş rakamlar, İsrail'in modern çağın en büyük gazeteci katili olduğunu ortaya koymaktadır. Evi sert gerçekler korur ve inşanın sürmesini sağlar. Çünkü İsrailli düşünür Ariella Aïsha Azoulay'a göre yok etme her zaman yok olmak anlamına geliyor.

sdfvfde
Gazeteci Emel Halil, İsrail’in düzenlendiği hava saldırısında hayatını kaybetmeden önce çekilen video kaydından bir kare, 23 Nisan 2026 (Reuters)

İsrail, kurbanları kalıcı olarak görünmez kılacak bir yok etme kampanyası yürütmeye çalışıyor. Bunu da ancak evleri temsil edenleri ve evin ile hikâyenin kime ait olduğu üzerindeki çatışmada hakikatin değerini savunanları öldürerek gerçekleştirilebilir.



Rusya’dan İngiltere’ye “yarı askeri” misilleme tehdidi

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Kiev'de (AFP)
İngiltere Başbakanı Andy Burnham ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Kiev'de (AFP)
TT

Rusya’dan İngiltere’ye “yarı askeri” misilleme tehdidi

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Kiev'de (AFP)
İngiltere Başbakanı Andy Burnham ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Kiev'de (AFP)

Moskova dün Londra’yı "yarı askerî" bir hamleyle tehdit ederken, Ukrayna’da Batılı askerî güçlerin konuşlandırılmasına kesinlikle karşı olduğunu yineledi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna’ya NATO birliklerinin yerleştirilmesinin "hiçbir şekilde kabul edilemez" olduğunu vurguladı. Peskov’un bu açıklamaları, İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın pazar günü Kiev’de yaptığı ve ateşkes anlaşmasına varılmasının ardından "istekliler koalisyonunun" Ukrayna’ya birlik sevk etmek üzere eğitim tatbikatları düzenleyeceğini belirttiği konuşmaya yanıt niteliği taşıyordu.

Peskov’un üslubu, Londra’nın Kiev’e “SCALP” füze üretim teknolojisini transfer etme planlarına Moskova’nın gösterdiği sert tepki sebebiyle İngiltere’ye yönelik doğrudan bir tehdit barındırıyordu. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Fedorov da İngiltere’ye karşı "yarı askerî" bir eylem düzenlenmesi "ihtimalini göz ardı edemeyeceğini" ifade etti. Fedorov, "Er ya da geç Birleşik Krallık’a karşı sadece sözde kalan değil, somut bir Rus yanıtı gelebilir" değerlendirmesinde bulundu.

Bu gelişmeler yaşanırken ABD basını, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe’in dün Moskova’yı ziyaret ettiğini bildirdi. Ziyaret haberi, uçuş takip verilerinin ABD’ye ait bir askerî uçağın Rusya’nın başkentine gittiğini göstermesinin ardından geldi. Şarku’l Avsat’ın CBS News’ten aktardığına göre kaynaklar, Ratcliffe’in CIA Direktörü sıfatıyla Rusya’ya ilk ziyaretini gerçekleştirdiği vurgulandı.


Tahran, Hürmüz Boğazı'nın açılması şartlarını arabuluculara iletti

  Bender Abbas kıyısı yakınlarında dün Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)
Bender Abbas kıyısı yakınlarında dün Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)
TT

Tahran, Hürmüz Boğazı'nın açılması şartlarını arabuluculara iletti

  Bender Abbas kıyısı yakınlarında dün Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)
Bender Abbas kıyısı yakınlarında dün Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)

İran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için şartlarını Pakistanlı arabulucuya iletti. Bu gelişme, İran ile Umman’ın boğazda geçici bir koridor oluşturulmasına yönelik aşamalı anlaşmayı ortaklaşa duyurmasıyla eş zamanlı olarak yapıldı. İslamabad ise gerilimin azaltılması ve müzakerelerin yeniden başlatılması yönündeki çabalarda “önemli ilerleme” kaydedildiğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD Donanması’nın boğazın uluslararası sularındaki tüm mayınları temizlediğini veya patlattığını açıkladı. Trump, yeni mayın döşeyecek herhangi bir gemi ya da teknenin “derhal imha edileceği” uyarısında bulundu. Washington’un Hürmüz Boğazı’nın “her karışını” “Uzay Kuvvetleri” aracılığıyla izlediğini belirten Trump, İran’daki “Balta Dağı” bölgesi ile üç ana nükleer tesisi de takip ettiklerini söyledi.

İran müzakere ekibine yakın bir kaynak, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in herhangi bir Amerikan tehdit mesajı taşımadığını, aksine müzakerelerin önünü açmayı ve Tahran’ın şartlarını Washington’a iletmeyi amaçladığını söyledi. Pakistan ise Münir’in Tahran’daki görüşmelerinde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve çatışmaların sona erdirilmesi sürecinin hızlandırılmasının görüştüğünü bildirdi.

Umman ve İran, Hürmüz Boğazı üzerinden geçici ortak deniz koridorun oluşturulması ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesi için aşamalı bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı.

Taraflar ayrıca kalıcı bir koridor ve boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda teknik müzakerelerin sürdürülmesi, gelecekte boğazdaki deniz trafiğinin yönetimi ve bilgi paylaşımı için mekanizma kurulması ve ilgili seyir ile güvenlik hizmetlerinin sağlanması konusunda mutabık kaldı.


Arakçi: Umman ve Pakistan görüşmelerinde bölgesel çözümler ele alındı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında düzenlenen görüşmelere katıldı (İran Parlamentosu).
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında düzenlenen görüşmelere katıldı (İran Parlamentosu).
TT

Arakçi: Umman ve Pakistan görüşmelerinde bölgesel çözümler ele alındı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında düzenlenen görüşmelere katıldı (İran Parlamentosu).
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında düzenlenen görüşmelere katıldı (İran Parlamentosu).

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'ın Ummanlı ve Pakistanlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerde bölgesel çözümlere odaklanıldığını söyledi. Arakçi'nin açıklaması, Maskat'la Hürmüz Boğazı'nda geçici bir deniz geçiş koridoru oluşturulması konusunda anlaşmaya varılmasından ve İslamabad'ın boğazın yeniden açılması ile müzakerelerin canlandırılması yönündeki girişimlerde büyük ilerleme kaydedildiğini duyurmasından saatler sonra geldi.

Arakçi, İran'ın komşu ülkelerle istikrarlı ve sürekli diplomasi yürüterek barış ve istikrara bağlılığını sürdürdüğünü belirtti.

İranlı bakan, yeni bir deniz geçiş koridoru oluşturulması, mayınların temizlenmesi için ortak operasyonlar yürütülmesi ve gelecekte Hürmüz Boğazı'nın yönetimine ilişkin düzenlemeler yapılmasını öngören önerilen çerçevenin bu yaklaşımın açık bir örneği olduğunu söyledi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise Umman Sultanlığı ile varılan mutabakatın Hürmüz Boğazı'nın çarşamba gününden itibaren yeniden açılacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Garibabadi, yeni deniz ulaşımı düzenlemeleri ile boğazın yeniden açılmasının birbirinden ayrı iki mesele olduğunu belirtti.

Garibabadi, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının ekonomik ablukanın tamamen kaldırılması ve Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın kalıcı biçimde sona erdirilmesinin yanı sıra Yemen'e uygulanan ablukanın durumunun çözüme kavuşturulmasına bağlı olduğunu söyledi.

İranlı yetkili, son 58 yıldır gemilerin boğazın Umman tarafındaki sulardan geçtiğini belirterek Tahran'ın bu sistemin İran'a ağır zararlar verdiği görüşünde olduğunu ifade etti. Garibabadi, Hürmüz Boğazı'nın artık «ulusal güvenlik meselesi» haline geldiğini ve giriş-çıkış güzergâhlarında temel değişiklikler yapılmasını gerektirdiğini söyledi.

Mutabakata göre Basra Körfezi'ne giriş güzergâhının İran karasularından, çıkış güzergâhının ise Umman'ın karasularından geçeceğini belirten Garibabadi, yeni düzenlemeyi toplam genişliği yaklaşık 7 mil olan iki yönlü bir otoyola benzetti.

Garibabadi, güzergâhın geçici olacağını ve İran ile Umman'ın 30 ila 60 gün içinde, önceki deniz trafiği sisteminin yerini alacak kalıcı yeni bir güzergâh üzerinde müzakerelerde bulunacağını söyledi.

Garibabadi, Washington'ın Hürmüz Boğazı'ndaki mayınları temizlediğine ilişkin açıklamasını reddederek bunu «propaganda amaçlı bir aldatmaca» olarak nitelendirdi. İranlı yetkili, boğazın hâlâ tamamen kapalı ve İran'ın askerî kontrolü altında olduğunu savundu.

Garibabadi, “Eğer ABD gerçekten mayınları temizlediyse, neden hâlâ hiçbir gemi Hürmüz Boğazı'ndan geçemiyor?” diye sorarak ABD'nin açıklamalarının propaganda amaçlı bir yalandan ibaret olduğunu söyledi.

Arakçi'nin açıklamaları, Umman ile İran'ın salı günü Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için aşamalı bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardıklarını duyurmasının ardından geldi. Çerçeve, ortak bir geçici deniz geçiş koridoru oluşturulmasını ve boğazdaki mayınların temizlenmesi için ortak bir proje yürütülmesini öngörüyor.

Umman Dışişleri Bakanlığı, ortak açıklamasında kalıcı bir deniz geçiş koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması için teknik müzakerelerin sürdürüleceğini bildirdi. Açıklamada ayrıca bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve seyir ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma oluşturulmasının da ele alınacağı belirtildi.

Tahran, Maskat'la yürüttüğü müzakerelerde deniz ulaşımına ilişkin teknik düzenlemeler ile Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması konularını birbirinden ayırmıştı. İran, boğazın tamamen açılmasını askerî operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

Bu gelişmelere paralel olarak Pakistan, Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir'in üst düzey İranlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelerde «büyük ilerleme» kaydedildiğini açıkladı. Görüşmelerde gerilimin düşürülmesi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve siyasi sürecin yeniden başlatılması konuları ele alındı.

İran müzakere ekibine yakın bir kaynak, Münir'in ABD'den tehdit içeren bir mesaj getirmediğini, aksine müzakerelerin önünü açmayı ve Tahran'ın şartları ile tutumunu Washington'a iletmeyi amaçladığını söyledi.

Kaynak, İran'ın Münir'e ABD'nin İslamabad Mutabakatı'na geri dönmesi ve mutabakat hükümlerini uygulaması konusundaki ısrarını ilettiğini belirtti. Bunların başında ise Hürmüz Boğazı'na ilişkin İran düzenlemelerini ele alan 5'inci madde geliyor.

İran Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Abbas Gülru ise daha önce yaptığı açıklamada Münir'in Tahran'a, ABD'nin İran'ın mutabakata geri dönmesini isteyen mesajını ilettiğini söylemişti. Gülru, ziyaretin amacının durmuş siyasi süreci yeniden canlandırmak olduğunu belirtmişti.