Putin ve Arakçi İran’daki savaşı sonlandırma tekliflerinin perde arkasında ne konuştu?

Tahran'ın Washington ile askıda kalan dosyaları birçok kez uluslararası tarafa dağıtma yönelimi çerçevesinde yeni bir askeri tırmanmayı önleyecek güvenceler aramak

Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)
Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)
TT

Putin ve Arakçi İran’daki savaşı sonlandırma tekliflerinin perde arkasında ne konuştu?

Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)
Putin ve Arakçi arasındaki görüşme, yeni bir askeri tırmanışın önüne geçecek güvencelerin bulunmasını ele aldı (Görsel yapay zeka ile tasarlandı)

Said Tanios

İran nükleer dosyası, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasındaki görüşmelerin gündeminde ön sıraya yerleşti. Yüzde 60 zenginleştirilmiş İran uranyumunun ‘muhafaza altına alınması’ meselesinde Moskova'nın üstlenebileceği role ilişkin teklifler masaya yatırıldı.

Putin ile Arakçi arasındaki görüşme aynı zamanda İran'ın Washington ile askıda kalan dosyaları birden fazla uluslararası tarafa dağıtma yönelimi çerçevesinde yeni bir askeri gerilimi önleyecek güvencelerin bulunmasını da ele aldı.

İran’ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, Arakçi'nin ziyaretinin ABD ile gerilimi sona erdirmeye yönelik diplomatik hareketler kapsamında değerlendirildiğini ve Rusya-İran iş birliğinin başta siyasi ve askeri alanlar olmak üzere güçlendirilmesini de kapsadığını teyit etti.

İran'ın önerileri

Sızdırılan diplomatik bilgilere göre, Arakçi, Moskova'ya ‘İran Dini Lideri’nden’ bir mesajla geldi. Bu mesaj, bölgedeki derin gerilimler ve Washington ile müzakerelerin çıkmaza girdiği bir ortamda Rusya'nın desteğini talep etmeyi amaçlıyor ve aşağıdaki noktalara odaklanıyor:

1- Nükleer dosyayı savaşın sona erdirilmesiyle ilişkilendirme girişimi:

Raporlar, Tahran'ın (Pakistan’ın arabuluculuğu ve ardından Moskova’nın aracılığıyla) üç aşamalı çözümü içeren bir teklif sunduğunu ortaya koydu. Bu teklif, nükleer dosyanın geçici olarak ertelenmesini, ABD ve İsrail saldırılarının sona erdirilmesini ve İran'a yönelik deniz ablukasının kaldırılmasını, bunun karşılığında Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı üzerinde mutabık kalınacak kolaylaştırıcı koşullar çerçevesinde açmasını öngörüyor.

İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumunun muhafaza altına alınması ve daha fazla uranyum zenginleştirilmemesine ilişkin güvenceler ile Rusya'nın her iki tarafça güvenilir bir garantör olarak üstlenebileceği rol çerçevesinde Moskova, 2015 yılında yaptığına benzer şekilde gerilimi azaltmak amacıyla İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunu kendi topraklarına kabul etme ve depolama teklifini yeniledi. Bu mesele, Arakçi'nin Rus yetkililerle görüşmelerinin odak noktasını oluşturdu. Görüşmelerde 450 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumun İran toprakları dışına çıkarılmaması ve Buşehr reaktöründe bu reaktörü işleten Rus uzmanların gözetimi ve güvencesi altında muhafaza altına alınması seçeneği de ele alındı.

Savaşı tamamen sona erdirecek ve ABD ile İsrail'in gelecekte İran'a saldırı düzenlemeyeceğini güvence altına alacak bir uzlaşıya ulaşılmasının zorunluluğu, bu konuda Arakçi, ülkesinin söz konusu uzlaşının koşullarını ve nükleer ile askeri tesislerine yönelik saldırıların yinelenmeyeceğine dair güvenceleri müzakere etmeye hazır olduğunu teyit etti.

Moskova'daki Rus ve İranlı diplomatlar, Arakçi'nin ziyaretinin Rusya’nın desteği talep etmek, Tahran'ın konumunu güçlendirmek ve Batı baskıları karşısında Rusya'nın yardımıyla stratejik bir denge aramak amacıyla gerçekleştiği konusunda hemfikir.

Özetle İran’ın önerileri; bölgedeki savaşın durdurulmasına ve deniz geçiş yollarının açılmasına en yüksek önceliği tanıyan, buna karşılık nükleer dosyanın siyasallaştırılmamasını ve Rusya ile varılacaklar da dahil olmak üzere teknik mutabakatlar çerçevesinde tutulmasını, özellikle de yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumun depolanması meselesini öngören bir ‘dosyaların dağıtılması’ girişimini kapsıyordu.

Silah amaçlı olmaksızın uranyum zenginleştirme

Üst düzey bir Rus diplomatik kaynağa göre Arakçi, Rus yetkililere Tahran'ın nükleer silah edinilmesini önlemeye yönelik her türlü anlaşmaya hazır olduğunu teyit etti.

Kaynak, Arakçi'nin şunları söylediğini belirtti:

"Defalarca vurguladığımız gibi nükleer programımızın barışçıl niteliğinden tam anlamıyla eminiz ve bu güveni 2015 nükleer anlaşmasında yaptığımız gibi dünyaya kanıtlamaktan çekinmeyiz. İran'ın nükleer silah edinmesini önlemeye yönelik her türlü anlaşmaya hazırız; zira nükleer silahların yasaklanmasının zorunluluğuna tam olarak inanıyoruz.”

svf
Rusya Devlet Başkanı Putin, İran Dışişleri Bakanı Arakçi'yi kabul ederken (AFP)

Kaynağa göre Arakçi şöyle devam etti:

“Eğer ABD ile anlaşmanın amacı İran'ı meşru nükleer haklarından yoksun kılmaksa, doğal olarak böyle bir anlaşmaya hazır değiliz."

Kaynak, Tahran'ın Washington ile müzakerelere tam da bu mantıkla girdiğini ve birkaç turda yer aldığını da belirtti.

Arakçi, Rus yetkililere şunları söyledi:

“Görüşümüze göre bu teklif (dosyaların dağıtılması), bir anlaşmaya ulaşılmasının önünü açabilir. Siyonist yapının nükleer meseleye ilişkin hiçbir anlaşma istemediği, hatta müzakere ve diplomasiye da karşı çıktığı son derece açıktır. Nükleer görüşmelerin tam ortasında İran'a yapılan saldırı, Siyonist yapının her türlü müzakereye karşı olduğunun kanıtıdır.”

Moskova'nın kendi rolünün yeniden canlandırılmasını memnuniyetle karşılaması!

Rusya, ABD Başkanı Donald Trump'ın Rusya Devlet Başkanı Putin’in arabuluculuk teklifini görmezden geldiği ve son telefon görüşmesinde Putin'in yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumun Rusya'ya nakledilmesi önerisine kulak tıkadığı bir dönemde, İran'ın onu uluslararası anlaşmazlıklarda arabulucu olarak yeniden devreye sokmasını memnuniyetle karşıladı.

Bu nedenle Putin, Arakçi ile görüşmesi sırasında ülkesinin Ortadoğu'da barışın bir an önce sağlanması için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu ilan etti; İran'ın bu zorlu dönemi onuruyla atlatmasını ve nihayetinde barışın hâkim olması dileğini de dile getirdi.

Putin ayrıca geçen hafta İran Yüce Rehberi Mücteba Hamaney'den bir mesaj aldığını açıkladı. Rus arabuluculuk rolünü Ortadoğu krizinde yeniden canlandıran bu mesaja karşılık olarak Arakçi'den mesaj için teşekkürlerini, sağlık ve refah dileklerini iletmesini istedi.

Görüşmenin önemine işaret eden bir ayrıntı olarak Putin ile Arakçi arasında yaklaşık iki saat süren toplantı, Boris Yeltsin Başkanlık Kütüphanesi'nde gerçekleşti.

Verimli görüşmeler

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'a göre St. Petersburg'daki Putin-Arakçi görüşmeleri verimli ve yararlı geçti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise toplantının Ortadoğu'daki son durum göz önünde bulundurulduğunda son derece önemli olduğunu belirterek, "Bu görüşmelerin İran ve Ortadoğu’daki durumun nasıl gelişeceği açısından önemini abartmak güçtür" dedi.

Telegraph gazetesine göre İran, Arakçi'nin ziyareti sırasında uzun süredir beklenen S-400 Hava Savunma Sistemi’nin teslimatı sürecinin hızlandırılmasını talep etti. ABD saldırılarının İran hava savunma sistemindeki zayıf noktaları açığa çıkarması ve altyapısına ağır hasar vermesinin ardından bu talep özellikle aciliyet kazandı.

sdsewf
İran'da uranyum zenginleştirme düzeyinin yükseltilmesi uluslararası toplumun endişelerini artırıyor (AP)

Gazete, İran'ın Rusya'yı ABD ile müzakereleri görüşmek için güvenli bir platform olarak gördüğünü ve bunun Arakçi'yi Ortadoğu'daki ateşkesin başlamasından bu yana en önemli ziyaret niteliği taşıyan St. Petersburg görüşmesine yönelten birkaç nedenden biri olduğunu belirtti.

Gazeteye göre Rusya, Tahran'a savaşı sona erdirmek için olası tavizleri sosyal medya aracılığıyla bilgi sızıntısı korkusu olmadan müzakere edebileceği güvenli bir alan sunuyor. Çünkü Putin, karşılıklı uzlaşı olarak sunulmadan önce kamuoyuna sızdırılırsa siyasi skandala yol açabilecek olası tavizlerin kapalı bir kanalda görüşülmesine imkân tanıyor.

Bu tavizler arasında uranyum zenginleştirme düzeyleri, denetim sistemleri ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması yer alırken, bunların Arakçi tarafından önceden duyurulması halinde katı muhafazakarlardan ani ve sert bir tepkiyle karşılaşacağı değerlendiriliyor.

Telegraph gazetesi, İran Dışişleri Bakanı'nın Tahran'a Putin'in ustaca icra ettiği diplomatik nezaket ifadelerinden fazlasını taşımaya kararlı olduğunu değerlendirdi. Zira St. Petersburg'daki görüşmeler, 8 Nisan'da ilan edilen ABD-İran ateşkesinden bu yana İranlı yetkililerin, karar merkezleriyle gerçekleştirdiği en önemli toplantılardan biriydi.

Gazete, Tahran'ın yalnızca askeri teçhizat değil, aynı zamanda danışmanlık desteği aradığını, bunun yanı sıra sızıntı riski olmadan olası tavizleri görüşebileceği güvenli ve kapalı bir forum düzenlenmesini istediğini bildirdi. Bu yüzden İran, arabulucuları devre dışı bırakarak mesajlarını doğrudan hem Tahran hem de Washington'da nüfuz sahibi bir lidere iletiyor.

İranlı siyaset bilimci Rahman Kahramanpur'a göre Arakçi, yeni bir müzakere turu için geniş kapsamlı teklifler, koşullar ve kırmızı çizgiler oluşturmaya çalışıyor.

Kahramanpur, Arakçi'nin yeni bir müzakere turu için İran'ın genel teklifleri, koşulları ve kırmızı çizgilerini ilettiğini ve İran kurumunun bu kez bunları birleşik ve uzlaşıya dayalı bir formülü dile getirmeye çalıştığını vurguladı.

İran'ın müzakereleri deniz ablukasının kaldırılmasına ve belki de barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasına bağladığını da belirten Kahramanpur, Arakçi'nin yolculuğunun aynı anda hem bu mesajı ABD'ye iletmeyi hem de bölge ülkelerinin desteğini güvence altına almayı ya da kendi ifadesiyle ‘Tahran'ın tutumunu onlara ulaştırmayı’ hedeflediğini vurguladı.

Kahramanpur, Putin'in uluslararası konumundan hareketle Trump'a, Tahran'ın bizzat doğrudan ortaya koyması halinde kabul edilemez ya da tehlikeli bulunacak fikirleri aktarabildiğini ifade etti.

İran-Rusya koordinasyonu

Rusya'nın Tahran Büyükelçisi Kazım Celali, ülkesinin diplomatik adımlarını Rusya ile koordineli biçimde attığını teyit ederek şunları söyledi:

“Herhangi bir girişim söz konusu olursa iki taraf bunlar hakkında ve ortak girişimler konusunda da istişare ve görüşme yapacaktır."

Celali, iki dışişleri bakanının savaşın başlangıcından bu yana 11 telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini de belirtti.

Rus uzmanlar, Putin'in Mücteba Hamaney'i İran’ın Dini Lideri olarak tanımasının Tahran'daki iktidar içi siyasi çatışma üzerinde yansımaları olduğunu değerlendiriyor. Uzmanlar ayrıca İran'ın aynı zamanda Trump ile nasıl başa çıkılacağı konusunda Putin'in tavsiyelerine ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Çünkü Rusya'nın Amerikan başkanının müzakere tarzı, pragmatik güdüleri ve iç siyasi kısıtlamalarıyla başa çıkma konusunda geniş bir deneyimi bulunuyor.

Putin, Trump'ın Washington'da olumsuz tepkiye yol açmadan diplomatik bir ‘zafer’ elde etme arzusunu tatmin edecek olası tavizlerin neler olabileceğini açıklığa kavuşturabilecek konumda.

Rus uzmanların görüşleri

Rusya Federasyonu Hükümeti'ne bağlı Finans Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Siyasi Bilgi Merkezi'nin baş analisti İvan Pyatibratov'a göre İran'ın mesajı, Rusya'nın arabuluculuğuyla ABD ile diyalogu yeniden başlatma girişimi olarak değerlendirilebilir. Ancak siyasi etkinliği şüpheli. Zira böyle bir gelişme Washington'ın temel hedeflerinin gerçekleştirilmesi anlamına gelmiyor.

Pyatibratov, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Trump'ın bu fırsatı değerlendirmesi pek olası değil. Bununla birlikte İran'ın teklifi, fiilen uzun süredir olmayan diyalog kapısını aralıyor. Anlaşmazlığın bu hafta çözüme kavuşmasını beklemiyorum ama genel olarak her iki taraf da müzakere zorunluluğundan söz ediyor ve bu olumlu bir gelişme.”

Siyasi Koşullar Merkezi Müdür Yardımcısı ve ‘Siyasi Olmayan Dünya’ projesinin yazarı Mihail Karyagin ise şunları söyledi: "ABD-İran çatışması hâlâ gündemin odağında yer almakta ve müzakereler yeni bir çıkmaza girmiş durumda. 27 Nisan'da İslamabad'da yapılması planlanan yeni Amerikan-İran toplantısı yerine Vladimir Putin ile Abbas Arakçi arasında St. Petersburg'da bir görüşme gerçekleşti. Görüşmenin kamuoyuna açık kısmının ayrıntılar açısından zengin olması beklenmiyor, ancak formatının kendisi birçok önemli sonuç içeriyor, zira Rusya bölgede önemli bir rol oynuyor" diyor.

Rusya Dış Politika ve Savunma Konseyi üyesi ve ekonomist Andrey Klimov, Rus gazetesi Parlamentskaya Gazeta’ya verdiği röportajda, Washington'ın bu müzakerelerde istikrarlı bir tutum sergilemediğini ve hâlâ da bu pozisyona sahip olmadığını vurguladı.

Klimov değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Kanımca Trump, Pakistan'da dehasının en son mucizesini dünyaya sergilemek ve 'mutlak gücünü' kanıtlamak istedi. Ancak İran söz konusu olduğunda işler planladığı gibi yürümedi. Bence Trump ve çevresinin İran'la girilen savaştan elde ettiği tek kazanım, sadece finansal piyasaları manipüle etmekten sağlanan çıkarlar."

Rus uzmanların büyük çoğunluğu, Ortadoğu'daki askeri gerilim sonucu fiyatların yükseldiği bir dönemde Trump'a yakın isimlerin bu şüpheli koşullardan yaklaşık 10 milyar dolar kazandığı konusunda hemfikir.

Uzmanlar, bu miktarın Amerikan bütçesine gelir değil, içeriden bilgiye sahip olanlara servet transferi anlamına geldiğini belirtmektedir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu bilgiye ulaşmanın kolay bir iş olmadığı göz önüne alındığında failin Trump'a çok yakın biri olabileceği ihtimalini de dışlamıyorlar.

Öte yandan Rus siyaset uzmanı Aleksandr Dmitriev yaptığı değerlendirmede, "Moskova, Arakçi'nin ziyaretinin ardından Washington ve Tahran için önemli olan tüm meseleleri çözemez. Asıl mesele Trump'ın kendisinden çok çevresindekilerle ilgilidir. Cumhuriyetçi Parti temsilcilerinin ve genel olarak onu Amerika'da iktidara taşıyan kişilerin tutumları da buna dahil. Bu kişiler açısından ABD'nin iç durumu açıkça felakete doğru sürükleniyor. ABD Kongresi'nin her iki kanadında (Cumhuriyetçiler ve Demokratlar) çoğunluklarını koruma fırsatlarını fiilen yitiriyorlar ve aralarında derin iç çatışmalar yaşıyorlar. Dolayısıyla başlangıçta isteksiz görünseler de Rusya'nın arabuluculuğuna ihtiyaçları var” ifadelerini kullandı.

Dmitriev, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu grubun pek çok üyesi, hoşgörü ve ABD için tehdit oluşturabilecek her türlü yeni tehdit, savaş ya da jeopolitik macerayı reddetme sloganları taşıyarak siyasi kariyerlerini inşa etti. Ülkelerini neoliberal hileler ya da dış maceralar aracılığıyla değil, güçlü ve müreffeh kılmak istediler. Ancak bugün görüyoruz ki, 'Büyük Amerika'nın geri dönüşü' ufukta görünmüyor.”

Siyaset uzmanı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Öyle sanıyorum ki, geçtiğimiz yıldan bu yana siyasi çekiciliğini yitiren Trump'a karşı bir hayal kırıklığı hissi var. Trump döneminde Beyaz Saray'ın Ortadoğu'ya yaklaşımı bana ‘Kaos yarat, işe yararsa ondan faydalanırsın, işe yaramazsa başkasına devredersin’ izlenimi verdi. Açıkçası bunun hiçbir sonucu olmadı."

Anayasa uzmanı Sergey Romanov ise görüşünü şöyle dile getirdi:

“Bugün İran ile yürütülen müzakerelerin, en azından Amerikalı seçmenler gözünde Trump'ı ve ekibinin geri kalanını temize çıkaracak bir madde içermesi kuşkusuz önem taşıyor.  Beyaz Saray'ın bu konuda yoğun çaba harcadığını düşünüyorum. İranlıları tatmin edecek ve Washington'ın zafer olarak sunabileceği bir anlaşmaya ulaşmaları gerekiyor. Arakçi'nin ziyareti de bu çerçevede değerlendirilebilir. Rusya, Amerikan çıkmazını anlıyor ve Trump'a ağaçtan inmesi için bir merdiven uzatıp uluslararası arabulucu olarak nüfuzunu yeniden canlandırarak bu durumdan faydalanmaya çalışıyor."

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Çin-ABD teknoloji yarışı kızışıyor: Yapay zeka stratejik varlığa dönüştü

Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)
Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)
TT

Çin-ABD teknoloji yarışı kızışıyor: Yapay zeka stratejik varlığa dönüştü

Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)
Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)

Çin hükümetinin, Meta'nın Manus'u satın alma işlemini durdurması, Washington-Pekin hattındaki teknoloji rekabetini kızıştırdı.

Vuhan'da üç mühendis tarafından kurulan Manus, otonom görevleri yerine getirebilen yapay zeka ajanıyla Silikon Vadisi'nin dikkatini çekmişti.

2025'in sonunda Meta, şirketi satın almak için anlaşmaya varmıştı. Bu gelişme, Çinli bir girişimin küresel pazara açılması için önemli bir fırsat olarak görülüyordu.

Ancak Pekin yönetimi, DeepSeek'ten sonra çok konuşulan yapay zeka şirketinin CEO'su Xiao Hong'la baş bilim insanı Ji Yichao'ya geçen ay yurtdışına çıkış yasağı getirmişti.

Çin hükümeti, ocak ayında süreçle ilgili inceleme de başlatmıştı. Ülkenin ana ekonomik planlama organı Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu'ndan (NDRC) pazartesi günü yapılan açıklamada, Manus'un devrinin yatırım kurallarını ihlal ettiğinin belirlendiği bildirilmişti.

New York Times'ın analizine göre, 2 milyar dolarlık anlaşmayı suya düşüren bu adım, Pekin'in yapay zeka teknolojilerini "stratejik varlık" olarak gördüğünü açık biçimde ortaya koydu.

Meta ve Manus'la ilgili son gelişmeler, Washington ve Pekin'in ileri teknoloji üzerinden yürüttüğü jeopolitik mücadeleyi de tırmandırdı.

Haberdeki verilere göre Çinli şirketlerle yabancı yatırımcılar arasındaki anlaşmalar 2021'den bu yana düşüşte. 2024'te işlem sayısı yüzde 73 azalırken, toplam hacim 54 milyar dolardan 7,8 milyar dolara geriledi.

Artan siyasi riskler nedeniyle birçok girişim ve yatırımcı strateji değiştiriyor. Çinli start-up'lar artık daha çok yerel yatırımcılara yönelirken, ABD'li fonlar da regülasyon risklerinden kaçınmak için geri çekiliyor.

Bazı şirketlerse Singapur gibi üçüncü ülkeler üzerinden küreselleşmeye çalışıyor. Örneğin TikTok'un sahibi ByteDance ve moda firması Shein, merkezlerini Singapur'a taşımıştı.

Geçen yıl Çin'de kurulan Manus da kısa süre içinde Singapur'a taşınmış, daha sonra da Meta tarafından satın alınmıştı.

Uzmanlara göre Çin'in müdahalesi yalnızca tek bir anlaşmayı değil gelecekteki benzer işlemleri de etkileyebilir.

Diğer yandan Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) yayın organı Global Times'ın analizinde, Pekin yönetiminin Manus'la ilgili adımı ABD'yle jeopolitik rekabet nedeniyle atmadığı savunuluyor.

Yapay zeka, veri ve algoritmaları içeren anlaşmaların "hiçbir zaman sıradan ticari işlemler olarak değerlendirilmediği" belirtilirken, Çin'in "stratejik teknoloji sektörlerinde güvenlik incelemeleri" yapma hakkına sahip olduğu ifade ediliyor.

Independent Türkçe, New York Times, Global Times


Zohran Mamdani'den Kral III. Charles'a elmas çıkışı: İade etmelisiniz

Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)
Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)
TT

Zohran Mamdani'den Kral III. Charles'a elmas çıkışı: İade etmelisiniz

Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)
Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, ABD'yi ziyaret eden Kral III. Charles'la birebir görüşmeyi reddetti.

Mamdani, Manhattan'da dün düzenlenen basın toplantısında Kral Charles'la birebir görüşme yapıp yapmayacağına dair soruları yanıtladı.

Belediye başkanı, Kral Charles'la 11 Eylül Anıtı ve Müzesi'ndeki törene katılacağını ancak Britanya monarşisinin başındaki isimle etkileşiminin bununla sınırlı kalacağını söyledi.

Kral Charles'la özel bir görüşme yapsa ne konuşacağı sorulduğundaysa Mamdani, "Muhtemelen ona Kuh-i Nur'u iade etmesini önerirdim" yanıtını verdi.

34 yaşındaki Mamdani'nin, 1840'larda Britanya İmparatorluğu'nun kolonisiyken 11 yaşındaki bir Hint prensinden alınarak Kraliçe Victoria'ya sunulan 105,6 karatlık elmasa atıfta bulunması ABD ve İngiliz basınında geniş yankı uyandırdı.

Mamdani, Uganda'nın başkenti Kampala'da Hint asıllı Ugandalı akademisyen Mahmood Mamdani ile Hindistanlı film yapımcısı Mira Nair'in oğlu olarak dünyaya geldi.

Telegraph'ın haberinde, postkolonyalizm alanında çalışan Mahmood Mamdani ve eşinin de elmasın geri gönderilmesi gerektiğini savunanlar arasında yer aldığına dikkat çekiliyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani'nin, Charles ve eşi Camilla'yla konuştuktan sonra törende genellikle onlardan uzakta durması da dikkat çekti.

Mamdani'nin sözcüsü Joe Calvello şu açıklamayı yaptı:

Belediye başkanı genel olarak bir kral fikrine karşı.

New York Times'ın aktardığına göre Mamdani'nin adı, Charles'ın Harlem'deki ziyaretine katılacak kişiler arasında da geçiyordu. Ancak belediye başkanı, kralın kentsel tarım alanında faaliyet gösteren kâr amacı gütmeyen Harlem Grown'a yaptığı ziyarete katılmadı.

Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu. 

Independent Türkçe, Guardian, Telegraph, New York Times


İran savaşının ABD’ye maliyeti açıklanandan çok daha yüksek

Trump, İran'ın taleplerine rağmen Hürmüz'deki ablukayı sonlandırmıyor (ABD Donanması)
Trump, İran'ın taleplerine rağmen Hürmüz'deki ablukayı sonlandırmıyor (ABD Donanması)
TT

İran savaşının ABD’ye maliyeti açıklanandan çok daha yüksek

Trump, İran'ın taleplerine rağmen Hürmüz'deki ablukayı sonlandırmıyor (ABD Donanması)
Trump, İran'ın taleplerine rağmen Hürmüz'deki ablukayı sonlandırmıyor (ABD Donanması)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran savaşının şimdiye dek 25 milyar dolara mal olduğunu söylese de uzmanlar gerçek rakamın çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Diğer yandan Hürmüz Boğazı'ndaki ablukayla Tahran'ı geri adım atmaya zorlayan Washington, bölgedeki gemi trafiğini normale döndürmek için alternatif koalisyon kurma peşinde.

Pentagon yetkilisi Jules Hurst, ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi'ne dün yaptığı açıklamada, İran savaşı için şimdiye kadar yaklaşık 25 milyar dolar harcandığını söyledi. Hurst, bu miktarın çoğunun mühimmatlara gittiğini belirtti.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise sözkonusu miktara hasar gören ABD üslerinin onarımı gibi masrafların dahil olup olmadığına ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan Amerikalı yetkililere göre, ABD'nin savaşta hasar gören Ortadoğu'daki askeri tesislerinin onarımı ve askeri ekipmanın yenilenmesi de hesaba katıldığında gerçek maliyet 40 ila 50 milyar dolara yükseliyor.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta İran'ın dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey askeri yetkili öldürülmüştü.

İran ise İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misilleme yapmıştı. İran ordusu ve Tahran destekli Şii milislerin saldırılarında Bahreyn, Kuveyt, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Katar'daki ABD askeri üsleri hedef alınmıştı.

Misillemelerde ABD ordusuna ait füze bataryalarına bağlı radar sistemleri hasar görmüştü. Ayrıca Suudi Arabistan'daki ABD üssüne düzenlenen saldırıda Amerikan Hava Kuvvetleri'ne ait E-3 Sentry uçağı imha edilmişti.

Komitedeki Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna da 25 milyar doların gerçekçi olmadığını söyledi. Pentagon yetkilileri, daha önce Kongre'ye savaşın yalnızca ilk 6 gününde yaklaşık 11 milyar dolar harcandığını bildirmişti.

Diğer yandan ABD ve İran arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizlik her geçen gün artıyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre ABD Dışişleri Bakanlığı, yabancı ülkelerin misyonlarına, gemilerin bölgeden geçişini sağlayacak yeni bir uluslararası koalisyon kurulmasını istediklerini bildiren notlar gönderdi.

Koalisyonun bilgi paylaşımı yapacağı, diplomatik koordinasyon sağlayacağı ve muhtemel yaptırımları uygulayacağı belirtildi. Bunun, Birleşik Krallık ve Fransa'nın önerdiği ortak deniz misyonunu tamamlayıcı nitelikte olacağı ifade edildi.

CNN'in analizinde, Trump'ın ablukayı uzatarak Tahran'ı yıldırmaya çalıştığı belirtiliyor. Ancak artan petrol fiyatları ve enflasyon riskinin, kasımda ABD'de düzenlenecek ara seçimler öncesi Trump'ın elini zayıflatabileceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca uzmanlar, ekonomik şartların kötüleşmesiyle İran'da rejim karşıtı protestoların patlak verebileceğini ancak bu şartların olgunlaşmasının uzun süre alacağını söylüyor.

Bazı analistler, Ali Hamaney'in öldürülmesine rağmen geri adım atmayan ve onlarca yıldır Batı yaptırımları altında yaşayan İran'ın, sadece ekonomik kriz yüzünden teslim olmayacağını vurguluyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, CNN