Hydra 70... İran’ın Şahid İHA’larını düşürmek için tasarlanmış küçük bir füze

Patriot’a daha ucuz bir alternatif

13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)
13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)
TT

Hydra 70... İran’ın Şahid İHA’larını düşürmek için tasarlanmış küçük bir füze

13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)
13 Mart 2024 tarihinde Tayland’ın Lopburi kentinde düzenlenen askeri tatbikat sırasında bir ABD askeri, Apache helikopterine Hydra 70 füzesini yüklerken (Arşiv – ABD ordusu)

İran’daki savaş, ABD ordusu ve Ortadoğu’daki müttefiklerinin hava savunma yetenekleri için ciddi bir sınav oldu. Çatışmalar sırasında pahalı Patriot füzelerinden binlercesi kullanılırken, İran’ın daha düşük maliyetli Şahid tipi kamikaze insansız hava araçları (İHA) ve orta menzilli balistik füzelerle saldırılar düzenlemesi dikkat çekti.

Bir Patriot füzesinin yaklaşık 4 milyon dolara mal olmasına karşın, düşürülen İHA’ların maliyetinin 25 bin dolar civarında olması, ABD Savunma Bakanlığı’nı daha düşük maliyetli alternatifler geliştirmeye yöneltti. Bu kapsamda, hem havadan hem de karadan ateşlenebilen ve Patriot sistemlerinin kapsayamadığı üsleri koruyabilecek yeni çözümler üzerinde çalışıldığı belirtildi.

ABD ordusu, başlangıçta uçak ve helikopterlerden kara hedeflerine karşı kullanılmak üzere tasarlanmış küçük, lazer güdümlü bir füzeyi bu ihtiyaca uyarladı. ‘Advanced Precision Kill Weapon System’ (Gelişmiş Hassas Vuruş Silah Sistemi) olarak bilinen sistem, 2000’li yılların başında düşman savaşçı grupları ve zırhsız araçları hedef almak üzere geliştirilmişti.

feefv
(foto altı) 18 Temmuz 2023 tarihinde Kaliforniya’daki Camp Pendleton’da gerçekleştirilen gerçek mühimmatlı tatbikat öncesinde, ABD Deniz Piyadeleri mensupları bir AH-1Z Viper helikopterine Hydra 70 füzeleri yüklüyor. (Arşiv – ABD ordusu)

ABD Dışişleri Bakanlığı cuma gecesi geç saatlerde yaptığı açıklamada, söz konusu sistemin İsrail, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) satılacağını duyurdu. Açıklamada, satışın toplam değerinin 8,6 milyar dolar olduğu kaydedildi.

Bu füzeler nereden geldi?

Söz konusu sistem, ABD güçlerinin Kore Savaşı sırasında kullandığı ve ‘Mighty Mouse’ olarak bilinen küçük, güdümsüz bir hava füzesine dayanıyor.

Çapı 2,75 inç ve uzunluğu yaklaşık 1,2 metre olan bu füze, oldukça basit bir yapıya sahipti: bir fünyeden, bir savaş başlığından ve bir roket motorundan oluşuyordu. Tüm parçalar, uçağa yüklenmeden önce bir araya getiriliyordu.

Her bir roketin ağırlığı yaklaşık 25 pounddu (yaklaşık 11 kg).

Vietnam Savaşı sırasında ABD Hava Kuvvetleri pilotlarının bu türden yaklaşık 6,2 milyon roket kullandığı resmi kayıtlara yansıdı.

Bu roketler, ‘pod’ olarak adlandırılan harici lançerlerde gruplar halinde taşınıyor ve tek tek ya da seri atışlar halinde fırlatılabiliyordu.

Roketin modern versiyonu ise metrik ölçüye göre 70 milimetrelik çapına atıfla Hydra 70 adıyla biliniyor.

Nasıl çalışıyor?

Yeni sistemde, savaş başlığı ile roket motoru arasına yerleştirilen yaklaşık 1,5 fit uzunluğunda ve 2,75 inç çapında tüp biçimli bir parça bulunuyor. Genellikle ‘güdüm kiti’ olarak adlandırılan bu bölüm, roket ateşlendikten sonra açılan dört hareketli kanat içeriyor. Her kanatta, hedefe yöneltilen lazer ışığını algılayan küçük sensörler yer alıyor. Kitin içindeki mini bilgisayar ise bu kanatları hareket ettirerek roketin hedefe yönelmesini sağlıyor.

Güdüm kitinin eklenmesiyle birlikte roketin toplam uzunluğu 6 fitin biraz üzerine çıkarken, ağırlığı da yaklaşık 35 pounda (yaklaşık 16 kg) ulaşıyor.

Maliyeti ne kadar?

Füze başına yaklaşık 40 bin dolar.

ABD ordusunda bunlardan kaç tane var?

Üretici şirket BAE Systems, ABD Savunma Bakanlığı’na 100 bin adet güdüm kiti teslim ettiğini açıkladı. Şirket ayrıca yılda yaklaşık 20 bin adet daha üretim kapasitesine sahip olduğunu bildirdi.

Ordu bunu nasıl kullanıyor?

ABD Donanması bu tür roketleri 2011 yılından itibaren kullanmaya başladı. Sistem, havadan atılan birçok bombaya kıyasla çok daha küçük bir savaş başlığıyla yüksek hassasiyetli hedef vurma imkânı sağladı.

İlk versiyonlarda, yıllar öncesine dayanan ve çarpma anında patlayan klasik fünye sistemleri kullanılıyordu. Ancak İHA’lara karşı kullanımda, daha gelişmiş bir fünyenin devreye girdiği ve hedefe yakın bir cisim algılandığında savaş başlığını patlattığı belirtildi. Bu özellik, özellikle Şahid tipi gibi hareketli hedeflere karşı etkinlik sağlıyor.

dsf
4 Ağustos 2025’te Michigan’da düzenlenen bir tatbikat sırasında, ABD Deniz Piyadeleri’nden bir çavuş, UH-1Y Venom helikopterine yüklenmek üzere Hydra 70 füzesini hazırlıyor. (Arşiv – ABD ordusu)

2025 yılına gelindiğinde, ABD Hava Kuvvetleri’nin bu sistemi Kızıldeniz üzerinde Husi İHA’larını düşürmek için kullandığı ifade edildi.

Söz konusu roketler, savaş uçakları ve helikopterlerin yanı sıra kara konuşlu mobil lançerlerden de ateşlenebiliyor.

Ayrıca İsrail, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de bu roketi kullanabilecek kapasitede uçaklara sahip olduğu bildirildi.



Libya krizi: Petrol zenginliği meselesi ile siyasi çözüm süreci arasındaki çakışma

Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)
Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)
TT

Libya krizi: Petrol zenginliği meselesi ile siyasi çözüm süreci arasındaki çakışma

Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)
Trablus'un 40 kilometre batısındaki Zaviye Petrol Rafinerisi'ni koruyan Ulusal Geçiş Konseyi'ne bağlı bir unsur (AFP)

Rafet Bilhayr

Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Libya Uzmanlar Paneli raporunun yayınlandığı tarih, siyasi sonuçlarına ilişkin bazı soruları gündeme taşıdı. Rapor, Libya petrol sektöründeki yönetişim düzeyine yönelik ciddi kaygılara ve devlet kurumlarının sürdürülebilirliğini ile egemenlik kaynaklarını yönetme kapasitesini etkileyen yapısal sorunlara ilişkin belgelenmiş olgular içeriyordu.

Geçtiğimiz yılın nisan ayında yayınlanan rapor, farklı bölgelerden üst düzey yetkililerin devlet kurumlarının petrol gelirlerinin bir bölümüne erişimini kısıtlayan düzenlemelere dahil olduğuna işaret eden göstergeler tespit etti. Rapor, bu durumun kamu yararını olumsuz etkilediğini ve devletin temel işlevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflattığını vurguladı.

Bu bağlamda, Ulusal Petrol Kurumu'ndaki (NOC) karar alma mekanizmaları üzerindeki etki biçimlerini çözümlerken hem sivil hem de askeri liderlikten üst düzey yetkililere atıfta bulunan rapora göre bu düzenlemeler, bazı silahlı tarafların kapasitesini güçlendirmeye katkıda bulunurken hükümet kurumlarının kullanabileceği kaynakları da olumsuz etkiledi.

Rapor ayrıca ham petrol gelirlerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla oluşturulan ve ülkenin doğusu ile batısındaki ilgili taraflar arasındaki karşılıklı çıkar düzenlemelerinin somut bir örneğini temsil ettiği tanımlanan ticari bir petrol kuruluşuna da değindi. Bu düzenlemelerin sonraki aşamalarda genişleyip yayılma olasılığına da dikkat çekti.

NOC ise raporun bazı içeriklerine ilişkin temel çekincelerini dile getirdi. Rapora ilişkin ilk incelemenin analitik metodolojide eksiklikler ve bazı sonuçların resmi ve teknik yetkili kaynaklara dayanmadığını ortaya koyduğunu vurgulayan kurum, rapordaki bilgi ve rakamlar hakkındaki tam tutumunu açıklayacağı bir basın toplantısı öncesinde ayrıntılı resmi bir yanıt hazırlama sürecinde olduğunu da duyurdu.

cfdbgf
Libya'nın kuzeyindeki Ras Lanuf kentinde bir petrol rafinerisi, 3 Haziran 2020 (AFP)

Bu durum silahlı grupların nüfuzunu genişletmesine imkân tanımakla kalmadı, Libya devletinin sürekliliğini doğrudan zayıflatarak kamu yararını da olumsuz etkiledi.

BMGK Uzmanlar Paneli raporu, Washington'ın Libya dosyasına yönelik yoğun diplomatik hareketliliğin yaşandığı bir dönemde yayımlandı. ABD, yasama sürecindeki çıkmazın seçim kanunu üzerinde uzlaşı sağlanamaması ve birleşik hükümet kurulamaması nedeniyle doğurduğu siyasi tıkanıklığı aşmak ve yürütme otoritesini birleştirmeyi hedefleyen bir vizyon çerçevesinde başlıca Libya tarafları arasındaki yakınlaşmayı güçlendirmeye çalışıyor.

scvsd
Libya Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, Trablus Uluslararası Konferans Merkezi'nde düzenlenen Libya Enerji ve Ekonomi Zirvesi'nin açılış gününde, 24 Ocak 2026 (Fotoğraf)

Öte yandan Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, BMGK Uzmanlar Grubu'nun görev süresini yenileme ve raporunu yayımlama kararını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Menfi, ulusal ekonomiyi korumaya ve uluslararası hukuka uyumu güçlendirmeye yönelik çabaları desteklediğini de teyit etti.

Menfi ayrıca BMGK’dan ve 1970 sayılı karar çerçevesinde kurulan Yaptırımlar Komitesi'nden, raporda yer alan bulgular doğrultusunda nesnel ölçütler çerçevesinde ve siyasi seçicilikten uzak biçimde gerekli adımları atmasını talep etti. Bu talep, yürürlükteki uluslararası hukuki çerçevelerde öngörülen varlık dondurma mekanizmalarının devreye sokulmasını da kapsıyor.

Ancak Menfi'nin iç gelişmelere yaklaşımı belirli bir karmaşıklık taşıyordu. Başlangıçta Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) gerçekleştirdiği son kabine değişikliğine yönelik olumlu sinyaller verdi; akabinde bu atamaların yürürlükteki anayasal çerçevelerle uyumuna, özellikle yetkili merci huzurunda anayasal yemin töreni prosedürlerine ilişkin hukuki sorular yöneltti.

Bu tutum, bir yanda prosedürel meşruiyet gereklilikleri, diğer yanda son derece hassas bir geçiş döneminde siyasi istikrarın zorunlulukları arasında denge kurmanın güçlüğünü yansıtıyor.

Resmi çerçeveleri aile kuruluşları ya da bölgesel grupları desteklemek suretiyle devre dışı bırakmaya yönelik her türlü girişim, krizi derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmaz.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), ABD Başkanı Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos liderliğindeki Afrika ve Arap İşleri Amerikan çabalarına yaptığı yorumda herhangi bir siyasi çözüm sürecinin tanınan meşru kurumlara dayanması ve yürürlükteki hukuki ve anayasal çerçevelere istinat etmesi gerektiğini vurguladı. Kalıcı uzlaşıların bu kurumlardan bağımsız bireysel ya da ikili düzenlemeler üzerine inşa edilemeyeceğini ve bunların görmezden gelinmesinin siyasi tabloyu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirebileceğine dikkati çekti.

DYK ayrıca BM Libya Destek Misyonu'nun (UNSMIL) bazı çalışma yöntemlerine yönelik ciddi çekincelerini dile getirerek UNSMIL’i yasama ve yürütme organlarıyla ilişkilerinde kurumsal mekanizmalara saygı göstermeye, şeffaflık ve önceden koordinasyon yoluyla Libya taraflarıyla güven inşa etmeye davet etti; böylece UNSMIL’in etkinliğinin güçlendirilebileceğini ve siyasi sürecin ulusal sahipliği ilkesinin korunabileceğini belirtti.

Aynı zamanda bazı uluslararası tarafların Libya'daki siyasi çözüm sürecini etkilemeye yönelik çabalar olarak nitelendirdiği girişimlere ilişkin kaygılarını da dile getiren DYK, Libya halkının iradesine ve siyasi geleceğini belirleme önceliğine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu ve kalıcı siyasi düzenlemelerin meşru kurumları öne çıkaran ve demokratik hesap verebilirlik ilkesini pekiştiren gerçek bir ulusal mutabakatla ortaya çıkması gerektiğini vurguladı.

Bununla birlikte iki yasama meclisi arasında seçimler dosyasında uzlaşının sağlanamamasının siyasi tabloyu karmaşık hale getirdiğine ve bazı uluslararası tarafları kabul görmüş kurumsal çerçevenin dışında alternatif yollar aramaya yönelttiğine dikkati çeken DYK, bunu yürürlükteki hukuki ve anayasal çerçevelerin aşılması olarak değerlendirdiğinin de altını çizdi.

dsvd
ABD Başkanı Donald Trump'ın Afrika'dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos, Paris'te düzenlenen Büyük Göller Bölgesi'nde Barış ve Kalkınmayı Destekleme Konferansı'na katıldı, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Öte yandan küçük diyalog grubunun kurulmasının, başta seçim dosyasıyla ilgilenen ortak komisyonların oluşturulması olmak üzere yol haritasındaki kilit adımlara doğru iki meclisin ilerlemesini sekteye uğratan tıkanıklığa verilen bir yanıt olduğunu vurgulayan UNSMIL’e göre bu süreçler, mevcut meşru kurumların yerini almak değil tıkanma nedenlerini teşhis etmeyi amaçlıyor.

Uluslararası arenada ise ABD, ülkede kurumsal istikrarı hedefleyen bir girişim aracılığıyla Libya dosyasına aktif diplomatik katılımını sürdürüyor. Bu katılımda BM özel temsilcilerinin çabaları ABD’nin yönelimleriyle örtüşürken bu durum Libya’nın yönetimi dosyası etrafındaki uluslararası koordinasyonun niteliğini yansıtmaktadır. Bununla birlikte bu yaklaşımın kapsamlı ve sürdürülebilir bir çözümün gereklilikleriyle ne ölçüde örtüştüğüne dair meşru sorular gündeme geliyor. Bu çözüm, her şeyden önce Libya taraflarının siyasi geçiş için açık ve net temeller üzerinde uzlaşmaya hazır olup olmadığına bağlı kalmaya devam ediyor.


400 eski diplomat, Brüksel'i Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projesine karşı harekete geçmeye çağırdı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)
TT

400 eski diplomat, Brüksel'i Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projesine karşı harekete geçmeye çağırdı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki Ma’ale Adumim yerleşim birimi yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısında bir yerleşim projesi haritasını tutarken (Arşiv - AP)

Avrupalı 400'den fazla eski bakan, büyükelçi ve yetkili bugün Avrupa Birliği (AB) liderlerine yönelik açık bir mektup göndererek, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da binlerce konut inşa etmeyi planladığı E1 (Doğu 1) projesi aracılığıyla gerçekleştirdiği ‘yasadışı ilhaka’ karşı ‘şimdi harekete geçilmesi’ çağrısında bulundu.

Aralarında eski AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell ve eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın da bulunduğu 448 diplomatın imzasının bulunduğu mektupta şunlar yazdı:

“AB ve üye devletler, ortaklarıyla iş birliği içinde İsrail'i Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yasadışı biçimde ilhak etmeye devam etmekten caydıracak anında adımlar atmalı.”

İsrail, 2025 yılının ağustos ayında işgal altındaki Batı Şeria'yı ikiye bölecek ve olası bir bağımsız Filistin devletinin coğrafi sürekliliğini tehdit edecek E1 projesini onayladı. İsrail, aralık ayında Doğu Kudüs'te 12 kilometrekarelik bir alanda 3 bin 400 konutun inşa edilmesine yönelik ihale açmıştı. Birleşmiş Milletler (BM), AB ve pek çok ülkenin lideri İsrail'i bu projeden vazgeçmeye çağırmıştı.

İmzacılar, İsrail hükümetinin 1 Haziran'da E1 projesinin kapsadığı alanın geliştirilmesine yönelik ayrıntılı ihaleler açmayı planladığını, bu nedenle ‘AB ve üye devletlerin, özellikle 11 Mayıs'taki Dışişleri Konseyi'nde şimdi harekete geçmesi gerektiğini’ belirttiler.

İmzacılar, AB'nin en azından yasadışı yerleşim faaliyetlerine dahil olan herkese, bilhassa E1 bölgesiyle ilgili ihaleleri destekleyen, bu ihalelere katılan ve planı hayata geçirenlere yönelik vize yasağı ve AB içinde ticari faaliyet yasağı da dahil olmak üzere hedefe yönelik yaptırımlar uygulaması gerektiğini de söyledi.

İsrail, Batı Şeria'yı 1967 yılından bu yana işgal altında tutuyor. Doğu Kudüs dışında 500 binden fazla İsrailli, BM'nin uluslararası hukuk kapsamında yasadışı saydığı yerleşim birimlerinde yaklaşık üç milyon Filistinlinin ortasında yaşıyor. Peace Now (Şimdi Barış) örgütüne göre mevcut İsrail hükümeti, rekor bir rakam olan 2025 yılında 54 yerleşim biriminin inşasını onaylayarak yerleşim genişleme hızını artırdı.

2022 yılında, yani iktidardaki mevcut hükümet döneminde 100'den fazla yerleşim biriminin inşası onaylandı.


Rubio: İsrail ile Lübnan arasında barış mümkün, ancak Hizbullah sorun oluşturuyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio gazetecilerin sorularını yanıtlarken (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio gazetecilerin sorularını yanıtlarken (AP)
TT

Rubio: İsrail ile Lübnan arasında barış mümkün, ancak Hizbullah sorun oluşturuyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio gazetecilerin sorularını yanıtlarken (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio gazetecilerin sorularını yanıtlarken (AP)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dün yaptığı açıklamada, İsrail ile Lübnan arasında barışa ulaşılabileceğini, ancak Hizbullah'ın sorun olduğunu vurguladı.

Rubio, Beyaz Saray'da gazetecilerin sorularını yanıtlarken şunları söyledi:

“Genel olarak, yakın bir gelecekte Lübnan ile İsrail arasında bir barış anlaşmasına ulaşmanın mümkün olduğunu ve bunun gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum. İsrail ile Lübnan arasındaki sorun ne İsrail ne de Lübnan, sorun Hizbullah.”

Lübnan hükümeti, İsrail'in art arda gerçekleştirdiği işgal ve saldırıları sona erdirecek kalıcı bir anlaşma istiyor, ancak bunu doğrudan ‘bir barış anlaşması istiyoruz’ şeklinde dile getirmiyor. İsrail ise her türlü anlaşmanın İran destekli Hizbullah'ın kalıcı olarak silahsızlandırılmasını kapsaması gerektiğini savunuyor.

Rubio, şunları söyledi:

"Lübnan'da olması gereken ve herkesin görmek istediği şey, Hizbullah grubuyla yüzleşip onu tasfiye edebilecek güçlü bir Lübnan hükümetinin varlığıdır.”

Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda 2 bin 600'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini ve bir milyonun üzerinde kişinin yerinden edildiğini açıkladı.

İsrail ise Güney Lübnan'da 17 askerinin hayatını kaybettiğini, iki sivilin de öldürüldüğünü bildirdi.

İsrail ile Lübnan, Nisan ortasında kırılgan bir ateşkes üzerinde mutabık kaldı. Ateşkes daha sonra Mayıs ayına uzatıldı. Buna karşın İsrail Güney Lübnan'ın bazı bölgelerini işgal etmeyi ve kasabaları yıkmayı sürdürürken Hizbullah da İsrail kuvvetlerine saldırılar düzenlemeye devam etti.

İsrail, Hizbullah'ın ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşının patlak vermesinden üç gün sonra 2 Mart'ta İsrail'e roket ateşlemesinin ardından Lübnan'a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Ardından İsrail, Lübnan'ın güneyinde kara operasyonunun kapasitesini genişletti.