İsviçre’de sıra dışı hikaye: Faslı bilişim uzmanı nasıl Kral oldu?

Tapu kayıtlarındaki boşluklardan beslenen siyasi hırs ve yol ücretlerinden elde edilen servet, İsviçre’nin kalbinde hayali bir imparatorluğun bayrağı altında birleşiyor

Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
TT

İsviçre’de sıra dışı hikaye: Faslı bilişim uzmanı nasıl Kral oldu?

Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf
Jonas Lauwiner’a ait internet sitesinden alınan fotoğraf

Bern’in merkezinde, Avrupa modernizmi ile İsviçre’nin katı federal yasalarının kesiştiği noktada, Fas kökenli otuzlu yaşlardaki bir genç sıra dışı bir hikâyeye imza atıyor. Jonas Lauwiner, gününe sıradan bir bilişim teknolojileri uzmanı olarak başlıyor. Ancak bilgisayar ekranını kapattığı anda geleneksel iş hayatının kimliğini geride bırakarak kendisini ‘Kral I. Jonas’ olarak tanımlayan bir figüre dönüşüyor. Kendisini korumalarla çevrili bir imparator olarak sunan Lauwiner’ın, eski bir top, Alman yapımı bir tank ve yasal boşluklardan yararlanarak sessizce genişlediğini iddia ettiği bir ‘devlet’ üzerinde hakimiyet kurduğu öne sürülüyor. Sıradan bir çalışan kimliği ile iddia edilen kraliyet ihtişamı arasındaki bu çarpıcı tezat, artık yalnızca sanal dünyanın sıra dışı heveslerinden biri olarak görülmüyor. Söz konusu girişimin, bugün Bern’deki resmî kurumların gündemine kadar ulaştığı ve bireysel hırs, kişisel saplantı ve hukuki egemenlik arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açtığı belirtiliyor.

Tahtın inşası için bir arazi parçası

Lauwiner’ın krallığı olarak tanımladığı sıra dışı kişisel projenin temelleri, 20’nci yaş gününde atıldı. İsviçreli bir baba ile Faslı bir annenin çocuğu olan Lauwiner’a, doğum gününde babası tarafından bir arazi hediye edildi. Bu gelişmenin ardından Lauwiner’ın zihninde ‘Lauwiner İmparatorluğu’ fikrinin şekillenmeye başladığı ve kendisini ‘I. Jonas’ adıyla kral ve imparator ilan ettiği belirtiliyor. Daha sonra ise arazi genişletme sürecine giriştiği ifade ediliyor.

fdbvf
(foto altı) Jonas Lauwiner’ın kendi internet sitesinden alınan fotoğrafı

Yeni alanlar üzerinde kontrol kurabilmek amacıyla Lauwiner’ın tartışmalı bir hukuki yöntem geliştirdiği öne sürülüyor. Buna göre, resmi tapu kayıtlarında sahibi bulunmayan atıl arazileri tespit eden Lauwiner, bu alanları tamamen yasal prosedürler çerçevesinde kendi adına kaydettiriyor. İsviçre basınına konuşan Lauwiner, yöntemini şu sözlerle anlattı: “Ben arazi satın almıyorum ve kimsenin mülküne el koymuyorum. Yaptığım şey yalnızca bu alanlar üzerindeki talebimi tapu siciline kaydettirmek.”

Lauwiner, günlük yaşamında bilişim teknolojileri uzmanı olarak çalışırken, bugün yaklaşık 10 kişilik bir ekiple birlikte İsviçre’nin dokuz farklı kantonuna yayılmış 145 araziyi yönetiyor. Toplam yüzölçümünün yaklaşık 65 bin metrekare olduğu belirtilen bu arazilerin, Lauwiner’ın ‘imparatorluk projesinin’ parçası olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Lauwiner’ın son ‘emlak hamlesinin’ ise Burgdorf bölgesinde, Bern Kantonu sınırları içinde yer alan 5 bin 800 metrekarelik bir sanayi sahası olduğu aktarıldı.

Hayal ile gerçek arasında... Taç, tank ve para

Kendisine ‘I. Jonas’ unvanını veren Lauwiner, gösterişli bir taç, parlak bir kılıç, eski bir top ve Güney Amerika liderlerinden esinlenen kıyafetlerden oluşan sembolik bir ‘kraliyet envanterine’ sahip. Lauwiner, 2019 yılında Bern’deki tarihi Nydegg Church Kilisesi’ni kiralayarak kendisi için bir taç giyme töreni düzenledi. Törene arkadaşlarının yanı sıra, saray mensuplarını canlandırmaları için tutulan profesyonel oyuncuların da katıldığı belirtildi. Lauwiner, “İnsanların beni bir iş insanı olarak değil, bir kral olarak hatırlamasını istiyorum” ifadesini kullandı.

Gösterişli yapısına rağmen söz konusu girişimin ‘gerçeklikten kopuk olmadığını’ savunan Lauwiner, “Ben bazı toprakların kralıyım ama aynı zamanda gururlu bir İsviçre vatandaşıyım. Tüm yasalara saygı duyuyor ve vergilerimi düzenli ödüyorum” dedi.

sdvdsv
Jonas Lauwiner’ın YouTube hesabından paylaştığı bir videodan alınan ekran görüntüsü

Söz konusu ‘imparatorluğun’ yalnızca arazilerle sınırlı olmadığı, güvenlik eğitimi alan küçük bir koruma ve yakın çevre grubunu da içerdiği ifade ediliyor. Bu yapı zaman zaman eski bir Alman zırhlı aracı kullanıyor. Lauwiner’ın, Nisan 2024’te söz konusu zırhlı aracı Bern’deki Federal Meydan’a götürmeye çalıştığı ancak ulaşım yetkililerinin gerekli izni vermemesi üzerine aracı garajda tutmak zorunda kaldığı aktarıldı.

Öte yandan Lauwiner’ın krallığına ait internet sitesinde, sözde devletin sınırları, imparatorluk bayrağı, milli marşı ve üzerinde kendi portresinin bulunduğu özel para birimi tanıtılıyor. Yaklaşık 23 İsviçre frangına eşdeğer olduğu belirtilen bu para biriminin yanı sıra, 17’nci yüzyıla dayandığı iddia edilen bir soy ağacı da sitede yer alıyor. İnternet sitesi ayrıca isteyen kişilerin ‘imparatorluk vatandaşlığı’ başvurusu yapmasına da imkân tanıyor.

‘Mikro devletler’ olgusu ve iç politika

Lauwiner’ın girişimi, dünyada ‘mikro devletler’ olarak bilinen olgunun bir örneği olarak değerlendiriliyor. Bu tür yapılar, bireylerin gerçek ya da sanal alanlar üzerinde tek taraflı şekilde bağımsız devlet ilan etmelerine dayanıyor, ancak uluslararası düzeyde herhangi bir resmi tanınma elde edemiyor. Ancak Lauwiner’ın durumunu farklı kılan unsurun, bu sıra dışı kurguyu İsviçre’nin federal siyasi sistemi içinde gerçek bir siyasi projeye dönüştürme girişimi olduğu belirtiliyor. Lauwiner’ın yerel yönetim seçimlerine aday olarak katılmaya çalıştığı ifade ediliyor.

Kendisinin herhangi bir resmi statüye sahip olmadığını ve İsviçre’de ‘krallık’ unvanına bağlı fiili bir siyasi yetki kullanmadığını kabul eden Lauwiner, buna rağmen dikkat çekici bir söylem benimsiyor. Lauwiner, “Benim İsviçre kralı olduğumu inkâr edemezsiniz. Çünkü bu unvanı benden başka talep eden kimse yok” ifadelerini kullandı. Evinin önünde bulunan eski top nedeniyle aşırı sağ eğilimli olmakla suçlanmasına da yanıt veren Lauwiner, “Top çalışır durumda değil. Ben düzeni ve askeri disiplini seven bir İsviçreliyim ama kimseye zarar vermek istemiyorum” dedi.

Taht hayallerinden gerçek iş dünyasına

Lauwiner’in kiralık taç ve sembolik ordu görüntüsünün ardında, aslında dikkat çekici bir yatırım modelinin bulunduğu iddia ediliyor. ‘Kral I. Jonas’ unvanını kullanan Lauwiner’ın, Burgdorf yasama meclisindeki koltuğundan elde ettiği siyasi görünürlüğü de aşarak, ‘emlak imparatorluğu’ olarak tanımladığı yapıyı ekonomik kazanca dönüştürdüğü belirtiliyor. Haberlere göre Lauwiner, İsviçre’nin farklı kantonlarına yayılan arazileri üzerinden, kendi oluşturduğu özel yollar için bakım ve kullanım ücreti tahsil ederek gelir elde ediyor. Bu yöntemin, onun kurduğu sistemin en dikkat çekici ve tartışmalı yönlerinden biri olduğu ifade ediliyor. Söz konusu faaliyetlerin, Lauwiner’a önemli bir finansal kazanç sağladığı ve bunun genç girişimcinin bilişim teknolojileri alanındaki işini bırakmasına yol açabilecek düzeye ulaştığı öne sürülüyor. Böylece Lauwiner’ın, İsviçre federal hukukuna sıkı sıkıya bağlı kalmakla birlikte, emlak kayıt sistemindeki boşlukları kullanarak hem sembolik bir taht hem de gerçek bir ekonomik model oluşturduğu ve hayal ile gerçeklik arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdığı değerlendiriliyor.



Pakistan'da 14 bebeğin öldüğü hastane yangını: Acımızı kimse anlayamaz

Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)
Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)
TT

Pakistan'da 14 bebeğin öldüğü hastane yangını: Acımızı kimse anlayamaz

Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)
Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)

Pakistan'daki hastane yangınında çocuklarını kaybedenler yaşadıklarını anlattı.

Başkent İslamabad'daki Pakistan Tıp Bilimleri Enstitüsü'nün (PIMS) yenidoğan ünitesinde bugün çıkan yangında ilk belirlemelere göre en az 14 bebek hayatını kaybetti.

Devlet hastanesinin sözcüsü, BBC'ye yangın sırasında yenidoğan servisinde 15 bebek bulunduğunu söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanlığı, hastanedeki diğer ünitelerden 7 bebek, 10 anne ve iki erkeğin kurtarıldığını bildirdi.

Yangında üç günlük bebeğini kaybeden bir baba, "Yaşadığım acıyı kimse anlayamaz" diyor.

Muhammed Sami de ünitede yoğun bakımdaki bebeğinin yaşamını yitirdiğini belirtiyor:

Artık ne diyeceğimi ya da kimi suçlayacağımı bilmiyorum. Çocuğumu kaybettim.

Hastanede ailesini ziyaret eden Müneba ise yangın yayılmaya başladığında yeğeni ve yengesiyle kıl payı kurtulduklarını söyleyerek, "Çok şükür bebeğimiz güvende" diyor.

Bazı vatandaşlar kurtarma ekiplerinin çok geç geldiğini söylüyor.

Üç günlük kızını yangında kaybettiğini belirten Huram Mahmud "Yolun kenarında oturmuş yardım bekliyorduk" diyor ve ekliyor:

Binada yangın güvenliği yoktu, uygun çıkışlar da yoktu.

Bütün kapılar kapalıydı. Çocuklarımızı ziyaret edebilmemiz için yalnızca tek bir giriş kullanılıyordu. Diğer kapıları kilitli tutuyorlardı çünkü çocuklarımızı çok sık görmeye gelmemizden korkuyorlardı.

Öte yandan hastanenin genel müdürü Rana İmran Sikander, yenidoğan ünitesinin kapılarının kilitli olmadığını, güvenlik için görevlilerin beklediğini belirtiyor. Bunun, bebeklerin yenidoğan servisinden çalınmasını önlemek için uygulandığını vurguluyor.

Pakistan İçişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Talal Chaudhry de kurtarma ekiplerinin yangın ihbarından sonra 6-7 dakika içinde olay yerine giderek "mükemmel" bir operasyon düzenlediğini belirtti.

Güvenlik yetkililerinin CNN'le paylaştığı bilgilere göre yangın, yenidoğan ünitesindeki klima kompresörünün patlamasının ardından başladı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, "trajik olaydan ötürü derin üzüntü" duyduğunu belirterek, yangınla ilgili derhal soruşturma başlatılması talimatı verdiğini açıkladı. Ayrıca sorumluların tespit edilip cezalandırılacağını söyledi.

Independent Türkçe, BBC, CNN, AP


Tahvil müdahalesi: ABD Hazine Bakanlığı'yla Fed kafa kafaya geldi

Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)
Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)
TT

Tahvil müdahalesi: ABD Hazine Bakanlığı'yla Fed kafa kafaya geldi

Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)
Scott Bessent'ın tahvil piyasasına müdahalesinin yankıları sürüyor (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'ın uzun vadeli devlet tahvili alımlarını en az iki katına çıkarma kararı, bazı yatırımcılara göre ABD Merkez Bankası'nın (Fed) enflasyonla mücadelesi politikasının tersine işleyebilir.  

Bessent, geçen hafta yaptığı açıklamada, borçlanma maliyetlerinde ekonomiye zarar verebilecek bir yükselişi durdurmak amacıyla, 10'dan 30 yıla kadar vadeli tahvillere yönelik alımların en az iki katına çıkarılacağını duyurmuştu.

Ancak Financial Times'ın analizine göre bu adım, Hazine Bakanlığı'nın güvenilirliğini zedeleyebileceği gibi enflasyonu kontrol altına almaya çalışan Fed'in işini de zorlaştırabilir.

Morgan Stanley Wealth Management'ın baş yatırım sorumlusu Lisa Shalett, tahvil piyasasını desteklemeye yönelik hamlelerin "öngörülemez ve keyfi" bir Hazine görüntüsü yarattığını savunuyor.

Bessent'ın, uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin 19 yılın zirvesine çıkmasının ardından 32 trilyon dolarlık ABD tahvil piyasasına müdahalesi, uzun vadeli faizleri ve buna bağlı olarak mortgage'la diğer kredi maliyetlerini düşürmeyi amaçlıyor. Ancak bunun ekonomiyi canlandırarak enflasyonist baskıları artırabileceği yorumu yapılıyor.

Analize göre bu, ABD Başkanı Donald Trump'ın desteklediği Kevin Warsh yönetimindeki Fed'in faiz politikasıyla çelişiyor. Temmuzdaki toplantıda Federal Açık Piyasa Komitesi'nin üç üyesi faizin artırılmasını desteklemişti.

Trump'ın kasımdaki ara seçimler öncesinde borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini istemesi, Fed üzerindeki siyasi baskının artacağı yönündeki endişeleri de körüklüyor. Hazine'nin tahvil getirilerini kontrol etme girişiminin yetersiz kalması durumunda, Fed'in de müdahaleye zorlanabileceği yorumu paylaşılıyor.

Warsh ve Bessent'ın "akıl hocası" olarak görülen hedge fon milyarderi Stanley Druckenmiller'ın da uzun vadeli tahvil geri alımlarıyla ilgili hamleyi "hata" diye nitelediğine dikkat çekiliyor.

Citi'nin ABD faiz stratejisi direktörü Jason Williams ise temel piyasa göstergeleri ve pozisyonların, Bessent'ın kararının etkili olduğunu gösterdiği görüşünde. Bessent'ın son dönemdeki hamleleriyle "hedeflerine ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazır biri" imajı çizdiğini savunuyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Live Mint


ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
TT

ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)

ABD, İran'a karşı başlattığı ekonomik operasyonda Irak'a yönelik adımların benzerini atabilir.

Reuters'ın analizinde, ABD'nin İran'la ticari ilişkilerini sürdüren ülkeleri dolar merkezli finans sisteminden dışlama yoluna gidebileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a "ekonomik can simidi" sağlayan her ülkenin ağır sonuçlarla karşılaşacağı tehdidini savurmuştu. İran Dışişleri Bakanlığı ise Trump yönetiminin "ekonomik terörizm" uyguladığını bildirmişti. 

Analize göre bu durum, İran'ın son yıllardaki başlıca ticaret ortakları Türkiye, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Pakistan ve Umman'ı Washington'ın hedefi haline getirebilir.

ABD yönetimi, 2003'teki Irak işgalinden bu yana Bağdat'ın petrol gelirlerinden elde ettiği dolarlar üzerinde etkili bir kontrol mekanizmasına sahip.

Irak'a ait 100 milyar doları aşkın rezerv ABD'de tutuluyor. Bağdat yönetimi, petrol gelirlerinin ve finans sisteminin işleyişi için büyük ölçüde Washington'a bağımlı durumda.

Beyaz Saray, Irak'a gönderilecek 500 milyon dolarlık nakit sevkıyatını nisanda durdurmuş, ülkedeki İran destekli Şii milisler üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla güvenlik anlaşmalarının bazılarını askıya almıştı.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Neil Quilliam, ABD'nin uyguladığı baskının Irak'ın İran'la yaptığı finansal işlemleri daha maliyetli hale getirdiğini söylüyor. Irak'ın ABD merkezli finans sistemine kesintisiz erişmek zorunda olduğu için baskıya karşı son derece kırılgan kaldığını vurguluyor.

Quilliam, "Çin veya Türkiye gibi ülkeler daha büyük ekonomilere ve baskıya göğüs gerebilecek daha geniş bir manevra alanına sahip. Irak'ın ise daha az alternatifi ve önemli ölçüde daha az finansal dayanıklılığı var" diyor.

Ancak Washington'ın baskısı, Bağdat'ın Tahran'la ekonomik bağlarını koparmaya yetmedi. Bu da Irak'ı ABD ve İran'a bağımlılığı arasında bir ikileme düşürdü.

Resmi verilere göre Irak'la İran arasındaki ticaret hacmi 2025'te 10 milyar doları aşarken, bunun büyük bölümünü İran'ın Irak'a yaptığı gıda ve tüketim malları ihracatı oluşturdu.

İran, güçlü Şii milisler ve siyasi partiler aracılığıyla Irak'ta askeri, siyasi ve ekonomik nüfuz sahibi. Tahran yönetimi aynı zamanda komşusunu uzun süredir önemli bir ekonomik destek kanalı olarak görüyor. Tahran, Bağdat'la yaptığı ihracat yoluyla döviz elde ederken, komşusunun bankacılık sistemini kullanarak ABD yaptırımlarını aşıyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkilerde enerji sektörü de önemli. Iraklı yetkililere göre Bağdat, elektrik üretiminde kullanılan İran doğalgazı için yılda 4 ila 5 milyar dolar ödüyor. Yetkililer, yeni ABD önlemlerinin bu ödemeleri tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan Beyaz Saray, yeni yaptırımlar kapsamında hedef alınacak ülkelerin adını açıkça paylaşmadı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günkü açıklamasında ABD yaptırımlarına uymayan ülkelerin İran gibi izole edileceği tehdidini savurmuştu. Ancak hedef alınacak muhtemel ülkelerin adının neden paylaşılmadığı sorulduğunda "Küresel finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim ki?" yanıtını vermişti.

Independent Türkçe, Reuters, The Atlantic, Tesnim