Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.



Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
TT

Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in uçağı dün ABD’ye indi. ABD Başkanı Donald Trump, Şi’yi Beyaz Saray’a ulaşmasını beklemek yerine havaalanındaki pistte karşılamak üzere hazır bulundu.

Çin Devlet Başkanı, Washington’a varışından saatler sonra, ABD’li mevkidaşıyla gerçekleştireceği görüşmede “dünya genelindeki durum” da dahil olmak üzere “önemli konuları” ele almayı umduğunu söyledi. Çin devlet medyasının aktardığına göre Şi, Çin haber ajansı Şinhua’ya yaptığı açıklamada, “İkili ilişkilerimiz ve dünya genelindeki durumla ilgili önemli konularda Başkan Trump ile derinlemesine görüşmeler yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum” dedi.

Çin Devlet Başkanı’nın uçağı Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü’nde (AFP)

Trump’ın Şi’yi Washington dışında bulunan Andrews Müşterek Üssü’nde karşılamayı tercih etmesi, başkanın Çinli mevkidaşına gösterdiği protokol düzeyini ortaya koyuyor. Bu ziyaret, Şi’nin on yılı aşkın bir sürenin ardından Washington’a gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti olma özelliğini taşıyor.

Trump ve First Lady Melania Trump, Şi ve eşi Peng Liyuan için düzenlenen karşılama törenine katılmak üzere üste hazır bulundu. Bu karşılama, üç gün sürmesi planlanan ve Beyaz Saray protokolüne göre dahi yoğun tören ve kutlamalara sahne olması beklenen devlet ziyaretinin başlangıcını oluşturuyor.

Devlet ziyareti kapsamında bugün Beyaz Saray’da resmi bir akşam yemeği verilmesi planlanıyor. Bu yemek, Trump’ın geçen mayıs ayında Çin’e gerçekleştirdiği ziyarette gördüğü görkemli törenlere karşılık niteliği taşıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington ve Pekin’in aralarındaki ticari ateşkesi iki ay daha uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı. Ateşkesin daha önce 10 Kasım’da sona ermesi planlanıyordu.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, dünyanın en büyük iki ekonomisinin, 10 Kasım’da sona ermesi planlanan “iki ülke arasındaki ekonomik gerilimi azaltma sürecini” 10 Ocak’a kadar uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı.


ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.