Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump’a olan bağlılık, partinin gidişatını yeniden şekillendiriyor

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
TT

Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın popülaritesinde yaşanan gerilemeye rağmen, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisi güçlü şekilde sürüyor. Bunun en açık göstergesi, parti içindeki muhaliflerinin ön seçimlerde peş peşe kaybetmesi olarak gösteriliyor. İran savaşı ise parti açısından tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Cumhuriyetçiler bir yandan seçmenin savaşa yönelik tepkisi ile ara seçim hesapları arasında denge kurmaya çalışırken, diğer yandan Trump’ı memnun etme çabasını sürdürüyor. Trump’ın şu ana kadar hem mevcut hem de eski rakiplerini ön seçim sürecinde etkisiz bırakmayı başardığı değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat ile eş-Şark’ın (Asharq) ortak çalışması olan Washington Raporu, Cumhuriyetçi Parti’nin bu karmaşık denklemi nasıl yönetmeye çalıştığını ve İran savaşı ile ön seçimlerin, partinin geleceğini yeniden şekillendirebilecek siyasi bir sınava dönüşüp dönüşmeyeceğini ele aldı.

Amerikalıların ekonomik durumu

İran savaşı nedeniyle fiyatların yükselmeyi sürdürdüğü bir dönemde ABD Başkanı Donald Trump, savaşla ilgili bir sonraki adımını değerlendirirken Amerikalıların ekonomik durumunu düşünmediğini belirterek, önceliğinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması olduğunu söyledi. Trump’ın açıklamaları, özellikle Kongre’deki çoğunluğu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler arasında endişeye yol açtı. Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi’nin eski iletişim direktörü Lisa Camooso Miller, Trump’ın bu mesajının ‘kaygı verici’ olduğunu ve seçmenlerin motivasyonunu düşürdüğünü ifade etti. Miller, İran savaşıyla bağlantılı uluslararası gelişmelerden bağımsız olarak Amerikan seçmeninin öncelikli olarak kendi ekonomik koşullarına odaklandığını ve dünyada yaşananlarla fazla ilgilenmediğini söyledi. Benzin fiyatlarındaki artışın seçmenlerde daha fazla hoşnutsuzluk yaratacağını belirten Miller, “Bu çatışmayla hiçbir ilgileri yok. Kendileri ve aileleri için yiyecek temin etmeye çalışıyorlar. Savaş politikaları ise Amerikan seçmeninin desteğini kazanmak konusunda başarılı olmadı” dedi.

 ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)

Muhafazakâr strateji uzmanı Stephen Kent ise Trump’ın açıklamalarına şaşırdığını belirterek, ABD Başkanı’nın bu konuda alışılmadık derecede açık konuştuğunu söyledi. Kent, söz konusu ifadeleri ‘siyasi cesaret’ olarak nitelendirirken, siyasetçilerin genellikle bu tür düşünceleri taşısalar bile siyasi geleceklerine zarar vermemesi için kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındıklarını ifade etti. Kent, “ABD Başkanı, silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla bir askeri çatışmada savaş kararını sahadaki gelişmelere göre alır. Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasına odaklanıyor ve ABD’deki fiyat artışları karar sürecinde belirleyici olmamalı. Bu sorumluluk göstergesi olabilir ancak siyasi açıdan akıllıca bir tutum değil” şeklinde konuştu.

Öte yandan New York eski Belediye Meclisi Demokrat üyesi Kenny Burgos, Amerikalıların yaşam koşullarına ilişkin açıklamaları nedeniyle Trump’a sert eleştiriler yöneltti. Burgos, Trump’ın seçim kampanyasını ekonomiyi iyileştirme ve hayat pahalılığını düşürme vaadi üzerine kurduğunu, Amerikalıların da esas olarak bu nedenle kendisini başkan seçtiğini söyledi. Trump’ın İran’ın nükleer programı bağlamında konuşmuş olmasının durumu değiştirmediğini belirten Burgos, başkanın temel sorumluluğunun Amerikalıların geleceğini güvence altına almak ve ekonomiyi güçlendirmek olduğunu ifade etti. Burgos ayrıca, bu tür mesajların Cumhuriyetçilere ara seçimlerde kaybettireceğini savundu.

Seçmenler unutkandır

Kasım ayında yapılacak seçimler yaklaşırken Kent, Trump’ın savaşın olumsuz etkilerinin Cumhuriyetçilere ara seçimlerde zarar vermemesi için çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Ancak Kent, Trump’ın seçim sonuçlarını mı yoksa İran savaşını mı daha fazla önemsediği konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirterek, başkanın dikkatinin büyük ölçüde İran krizine yoğunlaştığını ifade etti. Kent, “Gerçekten düşünüyorum ki bu savaş İran’la bir uzlaşmayla, nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılmasıyla ve boğazın yeniden açılmasıyla sonuçlanırsa Trump ne ekim ayını ne de kasımı önemser. Çünkü Amerikan seçmeni unutkandır. Seçim sandığına gitmeden önce fiyatlar düşerse, yaşanan zamları unutacaktır” dedi.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)

Burgos ise Amerikan seçmeninin unutkan olduğu görüşüne katıldığını, ancak ekonomik krizlerin etkilerinin toparlanmasının uzun zaman aldığını söyledi. Burgos, mevcut krizin savaşın sona ermesiyle birlikte hemen ortadan kalkmayacağını ve etkilerinin aylarca sürebileceğini ifade etti. “Amerikalıların siyasi kararlarla ilgili hafızası kısa olabilir, ancak mali etkiler uzun süre devam eder ve bu durum Cumhuriyetçi Parti’yi etkileyecektir” diyen Burgos, ekonomik sonuçların seçimlere yansıyacağını savundu.

Burgos ayrıca, son anketlere göre Trump’ın popülaritesinin yaklaşık yüzde 35’e kadar gerilediğini belirterek, başkanın bu oranları önemsemediğini ileri sürdü. Trump’ın ikinci ve son döneminde olduğu için artık parti geleceğinden çok kendi siyasi mirasına ve elde edeceği başarılara odaklandığını söyleyen Burgos, bunun en açık örneğinin ön seçimlerde parti içindeki rakiplerini tasfiye etmesi olduğunu ifade etti. Burgos’a göre Trump, bunun ara seçimlere olası etkilerini dikkate almadı.

Partiye değil, Trump’a bağlılık

Ön seçimlerde Donald Trump’a meydan okuyan çok sayıda Cumhuriyetçinin koltuklarını kaybetmesinin ardından, parti içinde en büyük şaşkınlık ABD Başkanı’nın Teksas Senatörü John Cornyn’in rakibini desteklemesi oldu. Cumhuriyetçi Parti’nin Senato’daki köklü ve önde gelen isimlerinden biri olan Cornyn’in, Trump’a açık şekilde karşı çıkmamış olması, başkanın bu tercihini parti yönetimi açısından daha da dikkat çekici hale getirdi. Bu durumun, Cumhuriyetçi çevrelerde şaşkınlık yarattığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)

Miller ise Trump’ın Cornyn’e destek vermemesinin Cumhuriyetçiler arasında şaşkınlık yarattığını ve partinin hâlâ bu kararın nedenini anlamaya çalıştığını söyledi. Miller, söz konusu adımın belirsizliği nedeniyle parti içinde endişe oluşturduğunu ifade etti. Normal şartlarda Trump’ın kendisine açıkça muhalefet eden isimleri hedef almasının beklendiğini belirten Miller, Kentucky Temsilcisi Thomas Massie gibi isimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak Senatör Cornyn’in Trump’a karşı kamuoyu önünde hiçbir eleştiride bulunmadığını hatırlattı. Miller, Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın politikalarına karşı çıkmanın ciddi bir çekinceyle karşılandığını vurgulayarak, birçok partilinin yalnızca Trump’ın bazı politikalarına karşı oy kullanmaları halinde siyasi geleceklerini kaybetmekten endişe ettiğini söyledi.

Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)

Kent, Cumhuriyetçilerin bu korkusunun en açık örneğinin, parti ilkeleriyle çelişmesine rağmen gümrük tarifeleri politikalarına büyük ölçüde uyum göstermeleri olduğunu söyledi. Kent, Trump’ın Cornyn’den desteğini çekmesinin olası nedenlerinden birinin, Cornyn’in Senato’daki engelleme kuralının değiştirilmesine karşı çıkması olduğunu belirtti. Trump’ın bu kuralın kaldırılması çağrısını birden fazla kez yinelediği, ancak parti yönetiminden bu yönde bir karşılık bulamadığı ifade edildi. Öte yandan Burgos, Cumhuriyetçi Parti’nin bugün neredeyse tamamen Trump’ın partisine dönüştüğünü savundu. Burgos, “Partiye ve ilkelerine ne oldu? Öncelikleri ve gündemi ne?” diyerek eleştiride bulundu.

Burgos, Trump’ın Cumhuriyetçileri kendisine bağlılık göstermeye zorladığını ve bunu adeta ‘başkomutan’ gibi bir otorite anlayışıyla yürüttüğünü ileri sürdü. Trump’ın düşük popülaritesine veya partinin anketlerdeki gerilemesine aldırmadığını belirten Burgos, asıl odağının parti üzerindeki kontrolünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Burgos’a göre Trump, kendi görev süresi sonrasını önemsemiyor ve önceliği tamamen kişisel siyasi etkisini sürdürmek.



Bangladeş'in lemurlarını Hintli milyarder mi çaldı?

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Bangladeş'in lemurlarını Hintli milyarder mi çaldı?

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Bangladeş'teki bir safari parkından çalınan iki halka kuyruklu lemurun, Hindistan'ın en zengin ailesi tarafından işletilen bir hayvanat bahçesinde bulunduğu bildirildi.

Bangladeş Suç Soruşturma Dairesi, lemurların Mart 2025'te Gazipur Safari Parkı'ndan çalınarak yurtdışına kaçırılan üç lemurdan ikisi olduğunu açıkladı.

Afrika'daki Madagaskar'a özgü lemurların nesli kritik tehlike altında.

Soruşturmacılar, çalınan lemurların 2018'de gümrüğe sahte beyanda bulunularak Dakka Havalimanı üzerinden Bangladeş'e getirildiğini söyledi. Lemurlar kurtarılarak safari parkına götürülmüştü.

Bangladeş'te yayımlanan Ajker Potrika gazetesinin haberine göre Dakka yönetimi, hayvanların ülkeye geri getirilmesi için Interpol'den yardım istedi. Ancak lemurların kimliklerini doğrulayacak mikroçip, benzersiz kimlik numarası veya kayıtlı DNA profillerinin bulunmaması süreci zorlaştırıyor.

Yetkililer, halen Bangladeş'te bulunan yavru lemurun DNA profilini çıkarmaya çalışıyor. Böylece bu hayvanın yasa dışı yollarla Hindistan'a götürülen iki lemurla kan bağı olup olmadığı belirlenecek.

Gazetenin haberine göre lemurlar, Chuadanga'daki Darshana sınırından Hindistan'a kaçırıldı ve yaklaşık 4,8 milyon Hindistan rupisine (yaklaşık 2,45 milyon TL) satıldı.

Soruşturmacılar, itiraf ifadelerine atıfta bulunarak, hayvanların bir hayvanların bir güvenlik görevlisinin yardımıyla çalındığını ve sınırdaki bir kaçakçılık aracısı sayesinde Hindistan'a götürüldüğünü söyledi. Lemurlar, Hindistan'ın batısındaki Jamnagar kentine ulaşmadan önce birkaç kişinin elinden geçti. Hayvanların burada Vantara yaban hayatı merkezine bağlı bir kuruma satıldığı öne sürüldü.

Soruşturmacılar kaçakçılık davasında şüpheli 8 kişiden 6'sının yerel mahkemeye itirafta bulunduğunu söyledi.

Bangladeşli yetkililer, Vantara'daki lemurların fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılmasının ardından durumdan haberdar olduklarını ve bunun üzerine hayvanları geri almak için girişimlerde bulunduklarını açıkladı.

The Independent, yorum için Vantara'yla iletişime geçti ancak henüz yanıt alamadı.

cvfgbhyj
Narendra Modi, 4 Mart 2025'te Gujarat eyaletinin Jamnagar kentinde Vantara'nın açılışını yaptıktan sonra Anant Ambani'yle poz vermişti (Hindistan Basın Bilgi Bürosu)

Vantara, Gujarat'ta yaklaşık 14 bin dönümlük bir hayvanat bahçesi. Merkez, Asya'nın en zenginlerinden Mukesh Ambani'nin sahibi olduğu iş holdingi Reliance'ın desteklediği Radhe Krishna Temple Elephant Welfare Trust tarafından işletiliyor.

Vantara, milyarder sanayicinin oğlu Anant Ambani'nin fikriydi.

Ambani ailesi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'yle uzun süredir yakın bir ilişki içinde. Modi, Mart 2025'te hayvanat bahçesini açmıştı.

Hayvan hakları grupları, Vantara'nın gerçek bir koruma girişimi olarak değerine ilişkin şüphelerini dile getirdi. Gruplar, merkezin hayvanları nasıl edindiği konusunda yeterli şeffaflık bulunmadığına, ayrıca nadir türlere ve görkemli altyapıya ağırlık verildiğine dikkat çekti. Gruplar ayrıca Uttarakhand ve Madhya Pradeş gibi eyaletlerden özel hayvanat bahçesine hayvanların taşınmasının kamuya ait hayvanat bahçeleri üzerindeki etkisini de sorguladı.

Vantara ayrıca hayvanların usulsüz şekilde ithal edildiği yönündeki iddialarla karşı karşıya kaldı. Bu iddialar Almanya ve Avrupa Birliği'ndeki yetkililerin yakın incelemelerine yol açtı.

Vantara ise iddiaları "tamamen yanlış ve asılsız" diyerek reddediyor.

Independent Türkçe


Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti

Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
TT

Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti

Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)

ABD-Kanada ticaret savaşı ve ABD Başkanı Trump'ın Kanada'nın 51. eyalet olabileceği yönündeki tehditleri sürerken, Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü Trump yönetimine gönderme yapan yeni sınır tabelaları tanıttı.

Tabelalarda, "Kanada, Britanya Kolumbiyası'na hoş geldiniz. Güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacak. Üzgünüz!" ifadeleri yer alıyor.

Bu tabelalar, ABD'den yapılan 20 milyar dolarlık ithalata uygulanan gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün tanıtıldı.

Britanya Kolumbiyası Başbakanı David Eby, salı günü düzenlenen tanıtım etkinliğinde, "Bu, kendine has bir Kanada mesajı; özgüvenli, esprili ve son derece net" dedi.

Britanya Kolumbiyası, Kanada'nın bir parçasıdır ve Kanada satılık değildir.

Müzakerelerde kayda değer bir ilerleme sağlanamazken, ABD-Kanada ticaret savaşı giderek daha fazla internet şakaları, siyasi jest ve medya gösterileri üzerinden yürütülür hale geldi.

Geçen ay Başkan Trump, Ontario Gölü'nün adını Amerika Gölü olarak değiştirmişti. Daha sonra da Ontario Gölü tabelasını devirdiği ve ağır silahlı "Donald Duck'lar"ın kıyılarda devriye gezdiği, yapay zekayla oluşturulduğu anlaşılan videolar paylaşmıştı.

ABD Başkanı hafta sonu yaptığı bir dizi paylaşımda da tüm Kuzey Amerika'yı kapsayan bir ABD bayrağı görseli ve kendisini bir hokey oyuncusu olarak Kanada Başbakanı Mark Carney'yle agresif bir şekilde karşı karşıya gelirken gösteren karikatür tarzı bir görsel paylaşmıştı.

Kanadalı liderler de kendi jestleriyle karşılık veriyor.

Başkan Trump'ın Amerika Gölü talimatının ardından Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısına "Ontario Gölü. Şimdi ve Daima" mesajını taşıyan dev bir  pano yerleştirerek yanıt vermişti.

Carney, ABD'ye "internet şakaları paylaşmayı bırakma" çağrısında bulunmuştu.

fvgthyj
Kanada'nın ABD'ye karşılık niteliğindeki gümrük vergileri salı günü yürürlüğe girerken, Trump yönetimi de aynı gün yeni misilleme adımlarını duyurdu (AFP)

Carney geçen hafta yaptığı açıklamada, "Amerikalılar mim paylaşmayı, laf sokmayı ve sert görünmeye çalışmayı bırakıp bu görüşmeleri yapma konusunda ciddileştiğinde, o zaman bu görüşmeleri yapabiliriz" demişti.

Yapıcı bir yaklaşım değil ama onların demokrasi anlayışı bu.

Ne var ki ticaret savaşı giderek tırmandı.

Kanada'nın karşılık niteliğindeki gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün Trump yönetimi Kanada'yı belirli ABD devlet ihalelerinin dışında tutma ve çeşitli Kanada süt ürünleri, alkollü içeceklerle motosikletlerin ithalatını yasaklama yönünde adımlar attı.

Kanada'nın Kanada-ABD ticaretinden sorumlu bakanı Dominic LeBlanc salı günü X'te , "ABD müzakereye hazır olduğunda hükümetimiz, Kanada'nın egemenliğine tam saygı gösteren, daha güvenli ve karşılıklı fayda sağlayan bir ticaret ilişkisi doğrultusunda iyi niyetle ve yapıcı bir şekilde çalışacaktır" diye yazdı.

Gümrük vergisi savaşının turizmden petrol, tarım ve otomotiv üretimine kadar çeşitli sektörleri etkileyerek, özellikle Kuzey ve Güney Dakota, Maine, Idaho ve Montana gibi ABD-Kanada sınırına yakın eyaletler üzerinde ilave bir etki yaratması bekleniyor.

Independent Türkçe


İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyor

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
TT

İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyor

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yakınındaki, yoğun şekilde tahkim edilmiş Cebel el-Fas bölgesinde yeni hareketlilik belirtileri tespit edildiğini açıkladı. Ajansın tünel kompleksine erişimi ise halen mümkün değil.

Grossi, perşembe günü Bloomberg TV’ye yaptığı açıklamada, uzaktan algılama görüntülerinin inşaat sahası çevresinde hareketlilik tespit ettiğini ancak burada yürütülen faaliyetlerin niteliğine ilişkin somut bir bilgi bulunmadığını söyledi. Grossi, “Bu inşaat sahasının çevresinde bazı hareketlilik belirtileri var” dedi ve UAEA müfettişlerinin henüz tünel kompleksine girmediğini belirtti.

Cebel el-Fas, Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde, Natanz kompleksinin yakınındaki Zagros Dağları’nda bulunuyor. Bölgenin geliştirilmesine, yaklaşık altı yıl önce İran’ın santrifüj üretim tesislerinden birine yönelik sabotaj saldırısının ardından başlandı.

xsdcfrg
UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, 7 Eylül 2026'da Viyana’daki merkezinde düzenlenen UAEA Guvernörler Kurulu’nun 1816. toplantısının açılışında konuşma yaparken (UAEA)

Grossi, Tahran’ın o dönemde tesisleri saldırılara karşı daha iyi koruma sağlamak amacıyla dağların içindeki tünellere taşımaktan söz ettiğini hatırlattı.

Batılı istihbarat servisleri, İran’ın Cebel el-Fas’in içinde uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanılabilecek açıklanmamış bir nükleer tesis inşa ettiğinden şüpheleniyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanları ise İsrail istihbaratının santrifüjlerin tesise taşındığı yönündeki bilgilerini doğrulayamadı veya yalanlayamadı.

Merkezin uydu görüntülerine dayanarak yaptığı bir analiz, bu yıl inşaat çalışmalarında belirgin bir artış yaşandığını ortaya koydu. Çalışmalar kapsamında tünel girişlerinin tahkim edilmesi, iç yolların asfaltlanması ve erişim noktalarının güçlendirilmesi yer aldı.

Merkez uzmanları, inşaat çalışmalarının devam etmesinin, söz konusu tesisin planlanan kullanım amacı uranyum zenginleştirmekse henüz zenginleştirme faaliyetlerini yürütmeye hazır olmadığını gösterdiğini belirtti.

Trump’tan tehditler

Grossi’nin açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeye saldırı düzenleme tehditlerini yinelemesinin ardından geldi. Trump, Washington’ın bölgede yeni hareketlilik tespit ettiğini söyledi.

Trump, çarşamba günü düzenlenen bir Cumhuriyetçi Parti mitinginde “Cebel el-Fas’te bazı hareketlilikler olduğunu görüyoruz” dedi ve Tahran’ı yeni adımlar atmaması konusunda uyardı. Trump, “İran’a tavsiyem, bizi oyalamaya çalışmaması. Çünkü çok sert bir şekilde vurmak zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı.

Trump daha önceki açıklamalarında da bölgeyi hedef almakla tehdit etmişti. CNN ise ABD ordusunun bölgeye yönelik saldırı planlarını hazır tuttuğunu bildirdi.

CNN’e konuşan konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, Cebel el-Fas’in Washington’ın değerlendirdiği hedef gruplarından biri olduğunu ve saldırı planlarında ABD cephaneliğindeki en büyük bombalardan bazılarının kullanılmasının öngörüldüğünü söyledi.

Ancak tesisin derinliği ve çevresindeki granit kayaların yapısı, ABD’nin nükleer olmayan en ağır mühimmatının tesise nüfuz ederek içeride bulunabilecek unsurları imha etme kapasitesine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD’nin İran’daki derin yer altı tesislerini hedef alma kabiliyetini sınadığını ve bu tesislere ulaşabilecek saldırı araçlarını geliştirdiğini belirtti.

Denetimsiz stok

Cebel el-Fas’teki hareketlilik, İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılarının ardından UAEA müfettişlerinin Haziran 2025’ten bu yana İran’ın nükleer programının bazı bölümlerine erişememesiyle aynı döneme denk geliyor.

Grossi, bu hafta UAEA Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, ajansın o tarihten bu yana İran’ın silah yapımına yakın düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun durumunu doğrulayamadığını veya nerede bulunduğunu belirleyemediğini söyledi.

Ajansın doğrulama faaliyetlerinin durmasından önce kayda geçirdiği son miktar, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyumun yanı sıra daha düşük oranda zenginleştirilmiş 8 bin 599,6 kilogram malzemeydi.

sdds

Grossi, bilgi eksikliği ve tesislere erişim sağlanamamasının “nükleer yayılma açısından ciddi bir endişe kaynağı” oluşturduğunu söyledi. Grossi ayrıca ajansın Tahran’ın daha önce bildirdiği stoklara ilişkin “bilgi sürekliliğini” kaybetmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtiğini belirtti.

İran, saldırıların ardından nükleer malzemelerde meydana gelmiş olabilecek değişikliklere ilişkin Güvence Anlaşması kapsamında sunması gereken raporu henüz UAEA’ya iletmedi. Tahran, siyasi süreçte ilerleme sağlanmadan önce iş birliği yapmayacağını ajansa bildirdi.

Grossi, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf olmasının ve Güvence Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerinin savaş veya siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınamayacağını vurguladı.

Dosya Güvenlik Konseyi’nin önünde

UAEA Guvernörler Kurulu, çarşamba günü Tahran’ın nükleer faaliyetleriyle bağlantılı yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle İran’ın nükleer dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesini onayladı.

35 ülkeden oluşan kurul, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından sunulan kararı 23 oyla kabul etti. Üç ülke karara karşı çıkarken sekiz ülke çekimser kaldı. Rusya, Çin ve Nijer karara karşı oy kullandı.

Kararda İran, nükleer güvencelere ilişkin yükümlülüklerine uymamakla ve açıklanmayan nükleer faaliyetler konusunda iş birliği yapmamakla suçlandı. Guvernörler Kurulu, Haziran 2025’te İran’ın açıklanmayan tesislerde bulunan uranyum izlerine ilişkin soruşturma kapsamında tam iş birliği yapmaması nedeniyle güvenceler ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiği sonucuna varmıştı.

Tahran karara tepki gösterdi

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, kararı kınayarak ABD ve Batılı ülkeleri İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıların yol açtığı sonuçları Tahran’a karşı harekete geçmek için bahane olarak kullanmakla suçladı.

Garibabadi, X platformundan yaptığı açıklamada, “Güvence altındaki İran nükleer tesislerine saldırıyor, doğrulama sürecinin doğal işleyişini engelliyor, ardından da bu engellemeyi Guvernörler Kurulu’nda karar almak için bahane olarak kullanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkelere seslenen Garibabadi, “Bu adımlarla politikalarınızın ve uygulamalarınızın başarısızlığını telafi edemeyecek ve Güvenlik Konseyi’nde hiçbir sonuç elde edemeyeceksiniz” dedi.

İran’ın Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki temsilciliği de kararın “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi sisteminin daha fazla aşınmasına ve nihayetinde çökmesine” katkıda bulunacağı uyarısında bulundu.

Tahran, bu hafta dağıtılan diplomatik bir notada Batılı ülkeleri UAEA’yı “savaş aracına” dönüştürmekle suçlamış ve Haziran 2025’te başlayan saldırıları örnek göstermişti. Söz konusu saldırılar, İran’ın nükleer yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkin önceki kararın kabul edilmesinden bir gün sonra başlamıştı.

İran temsilciliği ayrıca UAEA’yı bilgilerin gizliliğini korumamakla suçladı. Temsilcilik, geçmişte hassas bilgilerin sızdırıldığını ve bu bilgilerin daha sonra İran’ın iddiasına göre güvence altındaki nükleer tesislere yönelik sabotaj faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanıldığını belirtti.

Antlaşmadan çekilme tehdidi

Kararın kabul edilmesi Tahran’da sert tepkilere yol açtı. Bazı siyasetçiler, nükleer programın geliştirilmesinin hızlandırılmasından İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesine kadar uzanan bir dizi adım atılması çağrısında bulundu.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi milletvekili Ruhullah Necabet, Tahran’ın karara karşılık nükleer programının “teknik gelişimini” hızlandıracağını söyledi.

Necabet, “Tehdit ve dosyanın Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesi yolunun hiçbir faydası yok” dedi. İran’ın taviz vermeyeceğini belirten Necabet, Tahran’ın tutumunun “daha ciddi ve kararlı” olacağını ifade etti.

Necabet ayrıca Meclis’in UAEA ile iş birliğinin askıya alınmasına ilişkin yasa da dahil olmak üzere daha önce kabul edilen yasalarla yetinmeyeceğini ve Guvernörler Kurulu’nun adımları karşısında sessiz kalmayacağını söyledi.

İran Meclisi Başkanlık Divanı üyesi Ali Rıza Selimi ise NPT’den çekilmenin Tahran’ın verebileceği yanıtlardan biri olabileceğini belirtti.

sdfrgt
Natanz nükleer tesisi (sağ üstte) ve güneyindeki Cebel el-Fes’te devam eden inşaat çalışmalarını gösteren, 15 Haziran 2026’da çekilmiş uydu görüntüsü (AP / Planet Labs)

Selimi, “İran kesinlikle karşılık verecek ve ciddi karşılık seçenekleri hazırladık. Pişman olacakları bir şey yapmamaları gerekiyor” dedi.

“Seçeneklerimizden biri NPT’den çekilmek olabilir. Sonuna kadar seyirci kalmayacağız” ifadelerini kullandı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai de oylama öncesinde yaptığı açıklamada, İran’ın NPT üyeliğinin “hiçbir fayda sağlamadığını” söylemiş ve UAEA’yı hassas tesisler ve İranlı bilim insanlarına ilişkin bilgileri istihbarat servislerine aktarmakla suçlamıştı.

‘Hürmüz’ karşılık seçenekleri arasında

Milletvekili Ali Rıza Abbasi, perşembe günü tehditlerin kapsamını genişleterek İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesinin gündeme alınacağını söyledi.

Abbasi, “Bundan sonra Hürmüz Boğazı’nda onlara karşı misilleme yaptırımları uygulayacağız ve onları büyük ölçüde pişman edeceğiz” dedi.

Abbasi, UAEA’yı ve müfettişlerini İranlı bilim insanları ve nükleer tesislere ilişkin bilgileri ABD ve İsrail’e aktarmakla suçladı. UAEA raporlarının yaptırımların yanı sıra nükleer tesislere yönelik sabotaj ve saldırıların önünü açtığını savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise çarşamba günü İran’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesi veya nükleer programını ilerletmesi halinde İsrail’in yeniden harekete geçmeye hazır olduğunu söyledi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Hüseyin Muhabbi, Tahran’ın Netanyahu’nun tehditlerini ciddiye almadığını belirterek İran’ın İsrail’i tehditlerini gerçekleştiremeyecek kadar “küçük” gördüğünü söyledi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da perşembe günü İran’ın İsrail’e yönelik olası bir saldırısı konusunda uyarıda bulunarak bunun İran’a “daha önce hiç maruz kalmadığı ağır zararlar” verecek “güçlü bir karşılıkla” karşılanacağını söyledi.

Katz, karşılığın İran’ın “savaş ve terör makinesi” için kaynak ve kapasite sağladığını öne sürdüğü başlıca enerji tesislerini de kapsayacağını belirtti. Katz, Tahran’ın karşı karşıya olduğu ekonomik ve askeri baskılar nedeniyle İsrail’e saldırma yoluna başvurabileceğini de ifade etti.