Zaporijya Nükleer Santrali'ne İHA Saldırısı nükleer kaza korkuları yeniden canlandırdı

Kiev, Rusya'nın televizyon kanalını hedef aldığı yönündeki suçlamalarını reddetti.

25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
TT

Zaporijya Nükleer Santrali'ne İHA Saldırısı nükleer kaza korkuları yeniden canlandırdı

25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)
25 Mayıs'ta Zaporijya bölgesindeki cephe hattında bir Ukrayna askeri (Reuters)

Zaporijya Nükleer Santrali'nin insansız hava aracıyla (İHA) hedef alınması, Şubat 2022'den bu yana devam eden Rusya-Ukrayna savaşı sırasında olası bir nükleer kazaya ilişkin uluslararası endişeleri yeniden artırdı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), yerel yetkililere dayandırdığı açıklamasında, Rusya'nın kontrolü altındaki Güney Ukrayna'da bulunan Zaporijya Nükleer Santrali'nin bir İHA tarafından hedef alındığını bildirdi.

Ajans, İHA'nın santralin türbin binasına isabet ettiğini ve saldırı sonucu binanın duvarında delik oluştuğunu açıkladı.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Nükleer santrale yönelik hiçbir tür saldırı gerçekleşmemelidir. Nükleer tesislere saldırmak ateşle oynamaya benzer" ifadelerini kullandı.

 Şarku’l Avsat’ın Rus medyasından aktardığına göre  Rus devlet nükleer enerji şirketi Rosatom  yaptığı açıklamada, saldırının Ukrayna tarafından "kasıtlı olarak" gerçekleştirildiğini öne sürdü. Kiev yönetimi ise bu suçlamayı reddetti.

Öte yandan Ukrayna, İHA’larla Rusya'nın güneyindeki bir petrol deposunu ve cephe hattından yüzlerce kilometre uzaklıkta bulunan bir pompa istasyonunu hedef aldığını duyurdu.



Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
TT

Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptıkları açıklamada, Güney Lübnan’daki operasyonların genişletilmesinin ardından İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerini hedef alan saldırılar düzenleme talimatı verdiklerini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre iki ismin ortak açıklamasında, “Lübnan’daki ateşkesin Hizbullah tarafından defalarca ihlal edilmesi ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırılar nedeniyle Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerindeki terör hedeflerine saldırı düzenleme emri vermiştir” ifadesine yer verildi.

Yoğun göç hareketi

Açıklamanın yayımlanmasının ardından Beyrut’un güney banliyölerinde yoğun bir göç hareketliliği yaşandı.

Lübnan basınında yer alan görüntülerde, Beyrut’un et-Tayyune bölgesinde, güney banliyölerine yönelik saldırı tehdidinin ardından uzun araç kuyruklarının oluştuğu görüldü.

fbfvb
 İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerini bombalamakla tehdit etmesinin ardından bölgeden ayrılan insanlar (Reuters)

İsrail savaş uçakları, Güney Lübnan’daki el-Mervaniye beldesine iki hava saldırısı düzenlerken, el-Adusiye beldesi kırsalındaki el-Berak bölgesi de hedef alındı.

İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA), iki ayrı dalga halinde Güney Lübnan’daki eş-Şihabiye beldesine saldırı düzenledi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘kınanması gereken bir İsrail saldırısıyla’ karşı karşıya olduğunu söyledi. Avn, Lübnan halkının, özellikle de güney bölgelerinde yaşayanların yaşadığı sıkıntıları sona erdirmek ve acılarına son vermek için çalışmaya devam edeceğini belirtti. Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin bugün Lübnan’daki gelişmeleri görüşmek üzere acil oturum düzenlemesi bekleniyor.

fdvfv
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan Lübnanlılar (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, altı haftadan uzun süre önce ilan edilen ateşkese rağmen, Hizbullah ile yürütülen operasyonlar kapsamında İsrail güçlerine Lübnan içlerindeki ilerleyişi artırma talimatı verdiğini söylemişti.

Sahadaki son gelişmede ise İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki yaklaşık 900 yıllık Şekif Kalesi ile çevresindeki stratejik tepelerin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, Hizbullah’ın geçtiğimiz nisan ayında ilan edilen ateşkesten bu yana Kuzey İsrail’e yönelik en yoğun saldırılarını gerçekleştirdiği bir günün ardından yaşandı. Söz konusu saldırılar nedeniyle bölgede okullar kapatılırken çeşitli güvenlik kısıtlamaları da uygulamaya konuldu.

İHA saldırısında bir İsrail askeri öldürüldü

Öte yandan İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki çatışmalarda bir askerinin öldüğünü duyurdu. Böylece mart ayı başından bu yana ölen İsraillilerin sayısı 26’ya yükseldi.

Ordudan yapılan açıklamada, 20 yaşındaki Çavuş Adam Tserfati’nin ‘Güney Lübnan’daki çatışmalar sırasında öldüğü’ belirtildi.

Böylece, İran destekli Hizbullah ile İsrail arasında 2 Mart’ta yeniden başlayan çatışmalardan bu yana ölen İsraillilerin sayısı 25 asker ve bir sivil sözleşmeli personel olmak üzere 26’ya ulaştı.

İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesine bağlı Ynet haber sitesi ise ordunun açıklamasına dayanarak, aynı saldırıda bir askerin ağır yaralandığını, iki askerin de hafif yaralar aldığını aktardı. Yaralıların tedavi için hastaneye kaldırıldığı ve ailelerine bilgi verildiği belirtildi.

Bu arada Hizbullah bugün yayımladığı iki ayrı açıklamada, Güney Lübnan hava sahasında İsrail’e ait Hermes 450 tipi bir İHA’ya müdahale edildiğini ve Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin hedef alındığını duyurdu.

İlk açıklamada, ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Lübnan hava sahasını ihlal etmeyi sürdürmesine karşılık olarak, pazar günü saat 19.30’da Güney Lübnan’ın batı kesimi semalarında bulunan Hermes 450 tipi İsrail İHA’sına karadan havaya füze ile müdahale edildiği’ ifade edildi.

cdfbgr
24 Mayıs’ta Hizbullah tarafından düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında öldürülen bir askerin tabutunu taşıyan İsrail askerleri (AP)

İkinci açıklamada ise ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Güney Lübnan’daki köylere yönelik saldırılarında sivillerin yaralanmasına ve can kayıplarına yol açmasına karşılık olarak, pazartesi günü saat 01.00’de Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin yoğun roket ve topçu ateşiyle hedef alındığı’ duyuruldu.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasında 16 Nisan gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 10 günlük ateşkes ilan edildiğini açıklamıştı. Ateşkes, İsrail’in 2 Mart’tan itibaren Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından devreye girmişti.

Trump daha sonra 23 Nisan’da ateşkesin üç hafta uzatıldığını duyururken, ABD Dışişleri Bakanlığı da 15 Mayıs’ta ateşkes süresinin 45 gün daha uzatıldığını açıklamıştı.

Lübnan cephesindeki çatışmalar, İran merkezli savaşın en büyük yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor. 2 Mart’tan bu yana Hizbullah’ın müttefiki İran’a destek amacıyla İsrail’e roket ve İHA’lar göndermeye başlamasının ardından, İsrail saldırıları ve tahliye çağrıları nedeniyle 1,2 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi.

Lübnan hükümeti, İsrail’in kara ve hava operasyonları sonucunda şu ana kadar 3 bin 370’ten fazla kişinin hayatını kaybettiğini bildiriyor. İsrail tarafı ise aynı dönemde 24 asker ve 4 sivilin öldüğünü açıkladı.


İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü
TT

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’da ateşkes sağlanmasının ABD ile anlaşmaya varılmasının temel şartlarından biri olmayı sürdürdüğünü bildirdi.

Açıklama, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarını genişletmeye devam ettiği bir dönemde geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, orduya Beyrut’un güney banliyölerindeki hedeflere yönelik saldırılar düzenleme talimatı verdiğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce kendi sosyal medya platformu olan Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, İran’ın ABD ile bir anlaşma yapmayı gerçekten istediğini belirterek, böyle bir anlaşmanın Washington ve müttefikleri açısından olumlu sonuçlar doğuracağını ifade etmişti.

Sahada ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), hafta başında İran’a ait askeri noktaları vurduğunu duyurdu. CENTCOM, saldırının, uluslararası sularda uçuş yapan MQ-1 tipi bir ABD insansız hava aracının (İHA) düşürülmesini de içeren ‘İran kaynaklı düşmanca eylemlere’ karşılık olarak gerçekleştirildiğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise buna yanıt olarak bir ABD üssünü hedef aldığını duyurdu. Söz konusu gelişmeler, üç ay önce başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakereler sürerken taraflar arasında yaşanan karşılıklı saldırıların son halkasını oluşturdu.


Pezeşkiyan, savaş sonrası zorluklara hazırlıklı olunması çağrısında bulundu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı
TT

Pezeşkiyan, savaş sonrası zorluklara hazırlıklı olunması çağrısında bulundu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı

Tahran ile Washington’ın, üç aydır süren savaşı sona erdirebilecek bir mutabakat çerçevesine ilişkin önerileri karşılıklı olarak değerlendirdiği bir dönemde, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ülke kamuoyuna dikkat çekici bir mesaj verdi. Pezeşkiyan, İran’ın uzun süreli baskılar ve maliyetlerle karşı karşıya kalacağı bir döneme hazırlanması gerektiğini belirterek, müzakere sürecinde sağlanabilecek olası bir ilerlemenin Tahran’ın karşı karşıya olduğu zorlukların sona erdiği anlamına gelmeyeceğini vurguladı.

Ekonomik durumu değerlendirmek üzere düzenlenen hükümet toplantısında konuşan Pezeşkiyan, hükümetin savaş koşullarında ve sonrasında ülkeyi yönetmeye yönelik planını ortaya koydu. İran halkını ‘direnişin maliyetlerine’ katlanmaya hazırlıklı olmaya çağıran Pezeşkiyan, ülkenin karşı karşıya bulunduğu şartların ‘normal yahut basit’ olmadığını söyledi.

Hükümetin yalnızca mevcut durumu yönetmekle yetinmediğini ifade eden Pezeşkiyan, yeni politika ve tedbirleri zorunlu kılabilecek ‘beklenmedik gelişmelere’ karşı da hazırlık yapıldığını belirtti.

Savaş sonrası maliyet

Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran ile ABD arasında yürütülen dolaylı müzakerelerin kritik bir aşamaya yaklaştığı bir dönemde geldi. ABD basınında yer alan haberlerde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’a, nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin daha sert şartlar içeren yeni öneriler gönderdiği öne sürülmüştü.

Pezeşkiyan, iç kamuoyundaki tartışmaları yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı beklentisinden uzak tutmaya çalışırken, ekonomik krizin bir bölümünün dış baskılar ile İran’ın ekonomik kaynaklara ve kapasitelere erişimini sınırlayan kısıtlamalardan kaynaklandığını ifade etti.

Hükümetin, ülkenin bu süreci mümkün olan en düşük maliyetle atlatmasını sağlamaya çalıştığını belirten Pezeşkiyan, önümüzdeki aylarda olağanüstü hazırlıklar gerektirecek yeni zorlukların ortaya çıkabileceğini de kabul etti.

Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran karar alma mekanizmalarında savaşın siyasi bir uzlaşıyla sona ermesi durumunda bile ekonomik alanda uzun vadeli etkiler bırakabileceğine yönelik kaygıların bulunduğunu ortaya koydu.

İran Cumhurbaşkanı, hükümetin tüm senaryolara hazırlıklı olduğunu belirterek, ister ‘direniş’ politikasının sürdürülmesi ve zorluklara katlanılması, isterse ulusal çıkarları savunmak adına ‘en yüksek bedellerin’ ödenmesi söz konusu olsun, gerekli adımların atılacağını söyledi.

Pezeşkiyan ayrıca, savaş ve müzakere süreci konusunda ülkede yaşanan tartışmaların gölgesinde, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in iç çekişmelerden kaçınılması yönündeki mesajına da dolaylı şekilde atıfta bulundu.

Bu çerçevede Pezeşkiyan, toplumsal ve siyasi kutuplaşmadan uzak durulması çağrısı yaparak, son haftalarda iç birliğin korunmasının önemini vurgulayan Hamaney’in mesajlarıyla uyumlu şekilde ulusal dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İç cephenin güçlendirilmesine yönelik mesajlar veren Pezeşkiyan, hükümetin ekonomik ve sosyal dosyaları yönetmenin yanı sıra sendikalar, ticaret odaları, üniversiteler, camiler, mahalle örgütlenmeleri, uzmanlık dernekleri ve halk inisiyatiflerinin kapasitesini harekete geçirmeyi hedeflediğini söyledi. Pezeşkiyan, söz konusu yapıların kriz yönetimi ve savaşın sonuçlarıyla mücadele sürecinin önemli unsurları olduğunu vurguladı.

Toplumsal güven ve sosyal sermayenin, ülkenin mevcut dönemi aşabilmesinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Pezeşkiyan, yetkililere vatandaşlarla gerçekleri açık şekilde paylaşmaları ve onları karar alma ile sorun çözme süreçlerine dahil etmeleri çağrısında bulundu. Pezeşkiyan, geleneksel seferberlik söylemlerinin tek başına yeterli olmayacağını belirtti.

Bu kapsamda dürüstlük, şeffaflık ve halkın karar alma mekanizmalarına katılımının sosyal sermayeyi güçlendireceğini ve krizin aşılması ihtimalini artıracağını söyledi.

Pezeşkiyan’ın bu açıklamaları, İranlı yetkililerin savaşın yeniden başlayabileceği yönündeki uyarılarını sürdürdüğü ve Washington ile müzakerelerin devam ettiği bir dönemde geldi. ABD kaynaklı haberlerde bazı başlıklarda ilerleme kaydedildiği belirtilirken, Tahran yönetimi stratejisini müzakerelerin başarıya ulaşacağı ya da ekonomik baskıların kısa sürede kaldırılacağı varsayımı üzerine kurmadığı mesajını vermeye çalışıyor.

Ekonomi cephesinde özellikle enerji dosyasına dikkat çeken Pezeşkiyan, elektrik, doğal gaz ve diğer enerji kaynaklarında mevcut tüketim alışkanlıklarının sürmesi halinde ülkenin üretim kapasitesinin gerileyebileceği uyarısında bulundu. Bunun da gelirlerde düşüşe, enflasyonist baskıların artmasına ve yaşam koşullarının daha da zorlaşmasına yol açabileceğini söyledi.

Pezeşkiyan, planlamaların yalnızca mevcut yaz dönemini değil, gelecek kışı da kapsaması gerektiğini belirterek, resmi makamların altyapı ve ekonomi üzerindeki baskıların beklenenden daha uzun sürebileceğinden endişe duyduğuna işaret etti.

Hükümetin her koşulda hizmet sunmayı ve ülke işlerini ‘güç ve kararlılıkla’ yürütmeyi sürdüreceğini ifade eden Pezeşkiyan, yöneticilerin vatandaşların yanında ve ‘sorunların tam merkezinde’ bulunması gerektiğini vurguladı. Mevcut dönemin yönetiminin sahada aktif varlık göstermeyi ve sorumluluk üstlenmeyi zorunlu kıldığını kaydetti.

Pezeşkiyan konuşmasında daha önce de vurguladığı bir noktayı yineleyerek, savaş döneminde ve sonrasında İran’ın geleceğinin yalnızca müzakere masasında ya da askeri çatışma alanlarında şekillenmeyeceğini söyledi. İran Cumhurbaşkanı, sürecin sonucunun aynı zamanda devletin iç bütünlüğünü koruma kapasitesine ve İran halkını uzun ve maliyetli olabilecek bir dönemin yüklerini paylaşmaya ikna edip edemeyeceğine bağlı olacağını ifade etti.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani ise Tahran’ın ABD ile yürütülen müzakereler ile Hürmüz Boğazı’nın yönetimini, askeri ve stratejik mücadelenin bir uzantısı olarak gördüğünü söyledi. Muhacerani, müzakere heyetinin de askeri cephede geçerli olan hesaplar doğrultusunda hareket ettiğini belirtti.

Muhacerani, “Savaşın gölgesi hâlâ ortadan kalkmış değil” ifadesini kullanarak, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘tetikte olmaya devam ettiğini’ ve diplomasi ekibinin Washington ile görüşmeleri bu anlayış çerçevesinde sürdürdüğünü vurguladı.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya konuşan Muhacerani, müzakere sürecinde görev alan tüm yetkililerin ‘sahayı iyi bildiğini’ söyledi. Bu kapsamda İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye işaret etti.

Muhacerani, “Kalibaf sahada komutanlık yaptı, Arakçi ise savaş döneminde cephede görev aldı” diyerek, her iki ismin askeri ve siyasi tecrübelerinin mevcut müzakere sürecinin yönetimine yansıdığını savundu.

Hürmüz Boğazı konusuna da değinen Muhacerani, boğazın yönetimi ile müzakere sürecinin ‘sahanın devamı niteliğinde’ olduğunu belirtti. İran’ın bu dosyayı yönetme kapasitesinin, kamuoyu desteği ve savaş sürecinde devlet kurumları arasında sağlanan birlikten kaynaklandığını ifade etti.

Ekonomi alanında ise ABD’yi, İran limanlarına yönelen gemilerin hareketlerini engelleyerek ‘deniz korsanlığı’ yapmakla suçlayan Muhacerani, söz konusu uygulamaların ülkeye mal akışını olumsuz etkilediğini ve iç piyasalardaki baskıları artırdığını söyledi.

Hükümetin bu baskıların etkilerini sınırlamak ve piyasa istikrarını korumak için çalıştığını belirten Muhacerani, son aylarda piyasaları denetlemek ve ticari ihlallerle mücadele etmek amacıyla 2 milyondan fazla teftiş gerçekleştirildiğini açıkladı.

Muhacerani ayrıca, savaşın yol açtığı zararlarla bağlantılı olarak bugüne kadar yaklaşık 66 trilyon tümen tutarında tazminat ödendiğini belirtti. Savaşın sona ermesi ve bir anlaşmaya varılmasının ekonomik baskıları hafifleteceğini ifade eden Muhacerani, buna karşın çatışmaların ve yaptırımların sürmesinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlayan bazı çevrelerin bulunduğu uyarısında bulundu.

Muhafazakarların baskısı

Pezeşkiyan ve hükümeti, ateşkes ile müzakere sürecine karşı çıkan muhafazakâr ve sertlik yanlısı çevrelerin iç baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Söz konusu kesimler, savaşın henüz sona ermediğini savunarak hükümeti taviz vermekle suçluyor.

Bu çerçevede muhafazakâr siyasetçi Muhammed Muhaciri, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve hatta İran Dini Lideri çevresine yönelik eleştirilerin, münferit milletvekilleri ya da siyasi aktivistlerin tutumlarından ibaret olmadığını, iktidar ve ekonomik çıkar ağları içinde daha geniş bir hareketliliği yansıttığını söyledi.

Muhaciri, hükümete yakın reformist çizgideki ILNA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın ateşkesi kabul etmek veya liderlikle koordinasyon olmaksızın müzakere sürecini ilerletmekle suçlanmasının, ‘savaş ve yaptırımlardan çıkar sağlayan çevreler’ tarafından yürütülen bir kampanyanın parçası olduğunu öne sürdü. Bu kesimlerin savaşın sona ermesi ya da müzakerelerin başarıya ulaşması halinde ekonomik ve siyasi nüfuzlarını kaybetmekten endişe duyduklarını ifade etti.

Kalibaf’ın da benzer eleştirilerin hedefi olduğunu belirten Muhaciri, Meclis Başkanı’nın, kendi ifadesiyle, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin görevlendirmesi ve liderliğin onayı doğrultusunda hareket ettiğini söyledi. Kalibaf’ın ihanetle suçlanmasının geçmişi ve rejim içindeki konumuyla bağdaşmadığını dile getiren Muhaciri, ona ve Pezeşkiyan’a yönelik saldırıların aynı siyasi çevrelerden kaynaklandığını savundu.

Muhaciri, mevcut aşamada sorulması gereken temel sorunun şu olduğunu söyledi: “Savaşın sona ermesinden, müzakerelerden ve olası bir anlaşmadan kim zarar görüyor; gerilim, güvensizlik ve krizin devamından kim çıkar sağlıyor?” Bu sorunun cevabının ‘zor olmadığını’ belirten Muhaciri, söz konusu çevrelerin halk üzerindeki baskıları hafifletecek herhangi bir açılıma son ana kadar direneceğini ifade etti.

Bu olgunun yalnızca milletvekilleri veya kamuoyunda öne çıkan isimler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Muhaciri, asıl odaklanılması gereken tarafın bu aktörleri yönlendiren güç merkezleri olduğunu söyledi. İran yönetiminin er ya da geç gerilimi düşürmeye yönelik her türlü girişimi engelleyen bu tutumlar ve bunların arkasındaki çevreler konusunda net bir tavır almak zorunda kalacağını sözlerine ekledi.