ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Washington, Husiler ve eş-Şebab ile mücadele etmek için ayrılıkçı bölgeye güveniyor

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
TT

ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yakın tarihli bir raporu, Washington'ın stratejik konumu nedeniyle ayrılıkçı bölge Somaliland’ı, Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak değerlendirme eğilimini gözler önüne serdi. Raporda bu yaklaşımın Somali'nin toprak bütünlüğüne halel getirmeyeceği vurgulandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ayrılıkçı bölgenin ve Washington'ın tanınma sorununun kısıtlamalarına bağlı kalmaksızın genişleyecek bir güvenlik ortaklığına dayalı ‘yeni bir çerçeve’ oluşturma sürecinde olduğunu öngörüyor. Bununla birlikte bölgeye diplomatik meşruiyet tanınması seçeneğine ilişkin görüşler farklılık gösteriyor.

Ayrılıkçı bölge, Aden Körfezi kıyısında 740 kilometrelik bir sahil şeridine sahip olup Doğu Afrika Boynuzu'nda Hint Okyanusu ile Kızıldeniz'in kesiştiği noktada stratejik bir konumda yer alıyor. Bölge, 1991'de Federal Somali Cumhuriyeti'nden ayrılmasından bu yana uluslararası taraflarca tanınmıyor. Yalnızca İsrail, geçtiğimiz yıl aralık ayında Somaliland’ın bağımsızlığını tanıdı. Ayrılıkçı bölgeye ait stratejik öneme sahip Berbera Limanı ise söz konusu coğrafyada bölgesel ve uluslararası bir nüfuz mücadelesinin odağı olmayı sürdürüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2026 yılı için Somaliland ile ABD ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik olası alanlara ilişkin güncel bir raporu Kongre'ye sundu. Raporda Washington'ın, ‘Somaliland dahil olmak üzere Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanıdığı’ vurgulanırken ayrılıkçı bölgenin Federal Somali Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak değerlendirildiği belirtildi.

Rapor, Somaliland'ın stratejik konumu ve Yemen ile Babu’l-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak görülebileceğine dikkati çekti.

Raporda ayrıca Somaliland'ın coğrafi konumunun, başta Husiler ile eş-Şebab Hareketi arasındaki bağlantılar olmak üzere şiddet yanlısı aşırı yapılanmaların takibi ve bunlarla mücadele çabalarına katkı sağlayabileceği ifade edildi. ABD Afrika Komutanlığı'nın (AFRICOM) Somaliland yetkilileriyle düzenli temas halinde olduğu ve olası iş birliği alanlarını araştırdığı da vurgulandı.

Güvenlik ve strateji alanında uzman ABD’li araştırmacı ve gazeteci Irina Tsukerman, ABD’nin bu yaklaşımının resmi tanınırlıktan bağımsız biçimde güvenlik iş birliğine odaklanan daha kapsamlı bir ABD dış politikası eğilimini yansıttığını düşünüyor.

Tsukerman'a göre Husilerin Kızıldeniz'deki faaliyetlerinin genişlemesi, silah kaçakçılığı ağlarına ilişkin kaygılar ve Eş-Şebab'ın varlığını sürdürmesi, Somali'deki iç anayasal tartışmaların ötesine geçen baskılar oluşturdu ve bu durum yalnızca uluslararası hukuki statüye sahip olmak yerine pratik sonuçlar üretebilecek aktörlerle ortaklıklar kurulmasını zorunlu kıldı.

sdcdefv
Hargeisa Savaşı Anıtı önünde Somaliland bayrağını taşıyan bir genç, (AFP)

Somalilandlı  siyasi analisti Abdulkerim Salih, bu son raporun hayata geçirilmesi halinde Hargeisa'nın ekonomik, güvenlik ve yatırım alanlarında önemli kazanımlar elde edeceği görüşünde. Salih'e göre ABD ile Somaliland'ın doğrudan iş birliği içinde çalışması, Washington'ın gelecekte diğer adımlar çerçevesinde atabileceği resmi tanımayı önceleyen kritik bir aşama niteliği taşıyor.

Salih ayrıca ABD'nin Kızıldeniz ile Babu’l-Mendeb Boğazı'nda halihazırda varlık gösterdiğini ve kuvvetlerini Cibuti'de konuşlandırdığını hatırlatarak Berbera'daki bu varlığın güçlendirilmesinin ABD'ye söz konusu önemli deniz geçidinin güvenliğinin sağlanması ve buradaki tehditlerin izlenmesi konularında önemli kolaylıklar sunacağını vurguladı.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre Somaliland Başkanlık Bakanı Hadar Hüseyin Abdi geçtiğimiz şubat ayında, uluslararası tanınırlık elde etme çabaları çerçevesinde ABD'ye maden kaynakları ve askeri üsler için erişim hakkı tanımaya hazır olduklarını açıklamıştı.

Söz konusu yoğun çabalar, İsrail'in Arap ve İslam dünyasının itirazlarına rağmen Somaliland'ı tanımasından yaklaşık bir ay sonra gündeme geldi.

Somaliland Dışişleri Bakanı Abdurrahman Tahir Adem, geçtiğimiz yıl mayıs ayında beraberindeki heyetle Washington'da ABD’li üst düzey yöneticilerle bir araya geldi. Somaliland Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre görüşmeler ‘bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ABD-Somaliland iş birliği’ üzerine yoğunlaştı.

İleriye dönük olarak Somaliland ile ABD arasındaki ilişkilerin pekişmesinin ardından resmi tanınmanın da gündeme gelebileceğini öngören Salih, ancak ‘bunun bu yıl mı yoksa gelecek yıl mı gerçekleşeceğinin belirsiz olduğunu’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Tsukerman, Washington'ın gelecekte Somaliland'ı resmen tanıma ihtimalini dışlamıyor. Bununla birlikte ‘orta vadede en olası sonucun tanınma değil, güvenlik, istihbarat, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kademeli olarak derinleşmesi olduğunu ve bu durumun fiilen iki devlet arasındaki bir ortaklığa benzeyeceğini, ancak ilişkilerin uluslararası alanda tanınan Somali sınırları çerçevesinde kalmayı sürdüreceğini’ vurguladı.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, geçtiğimiz yıl şubat ayında Washington Post'a verdiği röportajda ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın çevresindeki bazı isimlerin onu Somaliland'ı resmen tanımaya yönlendirmeye çalıştığını söylemişti. Somali Cumhurbaşkanı, böyle bir adımın Afrika kıtasının sınırlarını değiştirme açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceğini vurgulamıştı.

Salih, Washington'ın Somali sınırlarına saygı göstereceğini teyit etmesine karşın ABD'nin Somaliland'a sürekli olarak kendi çıkarları, özellikle stratejik konumu ve İsrail dahil ABD ile müttefikleriyle ilişkileri ekseninden baktığını belirtti.

Tsukerman ise Mogadişu'nun bu gelişmeye siyasi açıdan olumlu bakmayacağı görüşünde. Bununla birlikte özellikle Amerikalı yetkililerin Somaliland ile iş birliğinin terörizmle mücadeleye ve deniz ticaretinin korunmasına doğrudan katkı sağladığını öne sürmesi halinde Mogadişu'nun karşı çıkma kapasitesinin giderek kısıtlanabileceğini kaydetti. Tsukerman’a göre Somalili liderler, güvenlik iş birliğinin diplomatik tanınmaya, ikili savunma anlaşmalarına ya da fiilen bir devlet oluşumuna işaret eden düzenlemelere evrilmeyeceğine dair güvence almaya çalışacak.



ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon
TT

ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon

Brian Katulis

Amerikalı seçmenlerin Ortadoğu'ya yönelik tutumları son yıllarda dikkat çekici ve derin değişimler geçirdi ve önümüzdeki on yılda ABD'nin bölgeye yönelik politikasında radikal bir yeniden şekillenmenin taşlarını döşeyebilecek önemli değişiklikler öne çıktı. Trump yönetiminin Ortadoğu'ya yaklaşımı, seçmenler arasında yaygın, çoğunlukla olumsuz tepkiler uyandırdı. Bölgedeki ABD politikasına yönelik bu hoşnutsuzluk arttıkça, Washington nihayetinde kendisini Ortadoğu'daki en önemli ortaklarıyla, başta İsrail olmak üzere, ilişkilerinin doğasında temel bir değişimle karşı karşıya bulabilir.

Açıklığa kavuşturmak gerekirse, Ortadoğu, Amerikalı seçmenlerin çoğunluğu için en önemli öncelik değil. Kritik ara dönem kongre seçimlerine sadece altı hafta kala, seçmenlerin büyük bir kesimine olumsuz bir hava hakim; bu kesimin endişeleri öncelikle ekonomik baskılar ve göç, sağlık hizmetleri ve devlet kurumlarının reforme edilmesi ve güçlendirilmesi de dahil olmak üzere bir dizi acil iç meseleye odaklanmış durumda. Dış politikaya gelince, seçmenlerin öncelik listesinde alt sıralarda yer alıyor. Yakın zamanda Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir kamuoyu yoklaması, seçmenlerin yalnızca yüzde 4'ünün bu yılki seçim kampanyası sırasında kongre adaylarının dış politika konularındaki pozisyonlarını bilmek istediğini ortaya koydu.

İran ile yeniden savaş olasılığının işaretleri ufukta görülüyor, ancak bu konudaki tartışmalar nadiren potansiyel sonuçlarına veya yansımalarına değiniyor. Zira dikkatler öncelikle ekonomik maliyetine odaklanıyor. Savaş ve Ortadoğu'ya hakim olan istikrarsızlık nedeniyle yakıt ve gıda fiyatlarındaki keskin artış, Amerikan gelirlerini doğrudan etkiliyor; öyle ki bazı ekonomistler bu artışların ortalama bir ailenin giderlerine 1.000 dolara kadar ek yük bindirebileceği tahmininde bulunmaya başladı.

İsrail, Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara olan güveninin azalmasına katkıda bulundu

Özünde, bu seçim ekonomi etrafında dönüyor; bu da çoğu Amerikalının Ortadoğu meselelerine yönelik bakış açısıdır, yani, bu meseleler yankıları günlük yaşamlarını doğrudan etkilediği ölçüde onlar için önemlidir. Ancak bölgeye dair Amerikan bilincinde hakim olan imaj bir gecede oluşmadı. Aksine, 11 Eylül saldırılarından sonraki çeyrek yüzyıl boyunca netleşti. Bu yıllara, sürekli savaşlar, terör saldırıları ve dünyayı yüzyıllarca geriye götürmeyi amaçlayan radikal ve gerici örgütlerin yükselişi damga vurdu ve Amerika Birleşik Devletleri tüm bunların bedelini ağır bir şekilde ödedi.

İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısı

Son on yıl aynı zamanda özellikle genç nesiller arasında, İsrail ile “özel ilişki”ye yönelik olumsuz tutumların giderek genişlemesiyle birlikte, Amerikan bakış açısında da dikkat çekici bir değişime sahne oldu. Bu değişim kendiliğinden olmadı ve Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail'in eylemlerine ve yaptıklarına karşı bir tepkiye de indirgenemez.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısına üç ana faktör katkıda bulundu. Birinci faktör, İsrail işgalinin devam etmesinin ve Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi'ndeki toprak gaspının genişlemesinin, Amerikalıların bir kesimi arasında artan bir kızgınlığa neden olmasıdır. Amerikalı vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım da, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran ve bölgeyi adil ve kalıcı bir barış umudundan daha da uzaklaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırmıştır.

dvf
 Eski ABD Başkanı Barack Obama ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde yaptıkları görüşme sırasında, 9 Kasım 2015 (Reuters)

İkincisi, İsrail giderek Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin, özellikle de mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu'nun tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara duyduğu güvenin azalmasına ve siyasi güvenilirliklerinin sorgulanmasına katkıda bulundu. Bunun en önemli örneklerinden biri, Netanyahu'nun 2015 başlarında Kongre önünde yaptığı ve Obama yönetiminin o dönemde müzakere ettiği İran nükleer anlaşmasını eleştirdiği konuşmasıdır. Bu konuşma bir dönüm noktası oldu ve hâlâ İsrailli sağcı liderlerin ve seslerin Amerikan siyasetine müdahalesinin açık bir örneği olarak gösteriliyor. ABD Başkanı Donald Trump ile Netanyahu arasında, en azından yakın zamana kadar var olan yakın ilişki de bu partizan ayrılıkların derinleşmesine ve şiddetlenmesine katkıda bulundu.

Amerikan vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırdı

Son olarak, İsrail'de aşırı sağın yükselişi, Amerikan ve İsrail toplumunun geniş kesimleri arasındaki değer uçurumunu derinleştirdi. Bu uçurum, yıllar içinde giderek sağa kayan İsrail siyasi sahnesinin liderlerinin benimsediği politikalar ile kendi değerleri arasında derin bir çelişki gören önde gelen Amerikalı Yahudi sesler arasında açıkça görülüyor. Bu çelişki, özellikle mevcut bakanlar İtamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich de dahil olmak üzere bazı İsrailli siyasi figürlerin söylemlerinde belirgin bir şekilde görülüyor; bu figürlerin Filistinlilere yönelik aşağılayıcı dili, birçok Amerikalının daha önce İsrail’e dair algılarıyla tutarlı olduğunu düşündükleri temel değerleriyle çelişiyor. Benzer şekilde, bazı aşırı İsrailli politikacıların Filistinlilerin vatanlarından sürülmesiyle ilgili önerileri, özünde, 1995 yılında İsrail Başbakanı İzak Rabin'i öldüren Yigal Amir'in fikirlerine yakındır.

Bu faktörler, NBC News'in yakın zamanda yaptığı bir ankette Amerikalı seçmenlerin yüzde 55'inin İsrail'e para ve silah sağlamayı destekleyen bir adaya oy verme olasılığının daha düşük olduğunu gösteren sonuçları büyük ölçüde açıklıyor.

ABD politikası hızla değişmeyecek

İsrail'e yönelik Amerikan tutumları, siyasi yelpazenin her kesiminin önde gelen isimlerinden gelen eleştirilerin artmasıyla birlikte, dikkat çekici bir değişim geçiriyor. Soldan, New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani ve Michigan'dan Demokrat Senato adayı Abdul Rahman el-Sayed gibi isimler öne çıkıyor. Bu arada, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve muhafazakar bir medya figürü olan Tucker Carlson da dahil olmak üzere sağın önde gelen isimlerinden de sert eleştiriler geliyor.

cfgthy
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofis'inde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 28 Temmuz 2026 (AFP)

Bununla birlikte, dört faktör, ABD'nin İsrail'e yönelik politikasındaki değişim hızını yakın vadede sınırlayabilir. Öncelikle, ikinci Trump yönetimi ve üst düzey yetkilileri, birçok temel değeri paylaşmanın yanı sıra, önemli konularda büyük ölçüde sağcı İsrail hükümetiyle aynı çizgide kalmaya devam ediyor. Trump'ın görev süresinin bitimine iki yıldan fazla bir süre kala, yönetiminin İsrail'e açık destek yaklaşımını temelden değiştirmeye yönelmesi pek olası görünmüyor.

İkincisi, mevcut göstergeler Demokratların Kongre'nin her iki kanadında da ek sandalyeler kazanacağını gösterse de, özellikle Kongre içinde aralarındaki büyük yakınlaşma göz önüne alındığında, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki keskin partizan bölünmenin Amerikan siyasetinin belirleyici bir özelliği olarak kalması muhtemeldir. Aynı zamanda, ABD'nin İsrail'e yardımını durdurmaya yönelik son Kongre oylamalarında da görüldüğü gibi, Cumhuriyetçi Parti içindeki İsrail karşıtı akımın etkisi sınırlı olmayı sürdürüyor; bu eğilimi destekleyen Cumhuriyetçilerin sayısı çok azdı.

Üçüncü faktör, İsrail ve ABD'nin Ortadoğu politikaları ile ilgili konuların genellikle büyük ölçüde elit kesimdeki tartışmalar ile sınırlı kalmaya devam etmesi ve özellikle Demokrat Parti dışında, genel seçimlerde seçmenlerin tercihlerini etkileyen belirleyici bir faktör oluşturmamasıdır. ABD politikasının dikkati öncelikle dış politika konularından ziyade iç meselelere odaklandığı için, bu gidişatın bir sonraki Kongre kurulduktan sonra bile önemli ölçüde değişmesi olası değil.

fgthyı
ABD'deki Times Meydanı'nda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu sırasında düzenlenen Filistin yanlısı bir gösteri, 24 Eylül 2026, New York (Reuters)

Son olarak, yaklaşan İsrail seçimleri, politikalarda temel bir değişime yol açmasa bile, yeni yüzler ve farklı bir siyasi söylem getirebilir. Netanyahu'nun imajı ABD'nin büyük kesimlerinin gözünde zedelendi ve şimdi bazı çevrelerde, hatta yakın müttefiki Başkan Trump tarafından bile güvenilmez bir figür olarak görülüyor. Bu sonbaharda yapılacak İsrail seçimleriyle birlikte, yeni siyasi liderler öne çıkabilir ve bu da, İsrail politikalarının özünde benzer bir değişiklik anlamına gelmese de, mevcut algılarda bir değişime katkıda bulunabilir.

Tüm bu nedenlerden dolayı, Demokrat Parti içindeki ön seçimlerde ve partinin geleneksel olarak baskın olduğu bölgelerde şu anda yaşanan değişimlerin, 2027 ve 2028'e kadar ABD'nin İsrail'e yönelik politikasında temel bir değişikliğe neden olma olasılığı sınırlı. Buna ek olarak, Ortadoğu bu kısa dönemde, sahneyi yeniden şekillendirebilecek çok sayıda gelişmeye tanık olabilir.


Trump, büyük operasyonlara dönüşü değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)
TT

Trump, büyük operasyonlara dönüşü değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hindistan’daki bir boşaltma terminalinde bulunan Hint petrol tankeri (Reuters)

ABD’nin İran’a yönelik tehditlerinin arttığı ve savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik çabaların sonuçsuz kaldığı bir dönemde, Başkan Donald Trump yönetimi bir sonraki aşamaya ilişkin istişarelerini yoğunlaştırıyor. Bu süreçte askeri seçeneğin devreye girme ihtimalinin arttığına dair işaretler bulunuyor.

Bu atmosferde Başkan Trump, üst düzey yönetim yetkililerinden “büyük operasyonlara” yeniden dönülmesi ihtimalini değerlendirmelerini istedi. Trump, Tahran’ın Washington ile bir anlaşmaya varamaması halinde çatışmaların sürdürülmesi ihtimaline işaret etti.

Şarku’l Avsat’ın Axios haber sitesinden aktardığına göre, üç üst düzey ABD’li yetkili, üst düzey yetkililerin İran’la savaşta atılacak sonraki adımları ve yeni bir çatışma aşamasına hazırlıkları görüşmek üzere Camp David’de saatler süren gizli bir toplantı gerçekleştirdi. Habere göre toplantıya Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlık etti. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff, CIA Direktörü John Ratcliffe ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine de katıldı.

Yetkililerden biri, “Bu toplantıda bazı konular karara bağlandı, bazıları ise derinlemesine ele alındı” ifadelerini kullandı.


ABD Dışişleri Bakanlığı, BM’deki İran heyetinden iki kişinin sınır dışı edildiğini doğruladı

Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, BM’deki İran heyetinden iki kişinin sınır dışı edildiğini doğruladı

Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Abbas Arakçi, New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurul toplantısı sırasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunduktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin kısa süre önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılan İran heyetinin iki üyesini, ülkeden ayrılmaları yönündeki talimata uymamaları üzerine “sınır dışı ettiğini” bildirdi.

ABD’li bir yetkili, “İran heyetinin iki üyesinin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarının sona ermesinden uzun süre sonra hâlâ New York’ta bulunduğu tespit edildi. Şimdi ABD’den sınır dışı edildiler” dedi. Yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “söylediklerinde ciddi olduğunu” belirtti.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre ABD medyası, Dışişleri Bakanlığı’nın İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve beraberindeki heyetten pazartesi günü ülkeden ayrılmalarını istediğini bildirdi. Bakanlık, İran’ın BM nezdindeki misyonundan söz konusu iki heyet üyesinin cuma günü hâlâ ülkede bulunduğunu öğrenmesinin ardından onları sınır dışı etme yoluna gitti.

“Axios” haber sitesine göre, heyet üyelerinden biri cuma gecesi, diğeri ise cumartesi sabahı ABD’den ayrıldı.

ABD’li ve İranlı yetkililer, geçen hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta bir araya gelmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde yeniden açma önerisini reddetmişti. Ancak Trump, ABD medyasına yaptığı açıklamada görüşmelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlamasını beklediğini söyledi.

Buna karşılık İran resmi haber ajansı IRNA, Tahran ile Washington arasında planlanmış başka doğrudan görüşme bulunmadığını bildirdi.