İran’daki operasyonların sorumlusunun görevden alınmasının ardından Mossad’da sarsıntı

Yeni istihbarat şefi, kararını Netanyahu ile koordineli bir şekilde verdi

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
TT

İran’daki operasyonların sorumlusunun görevden alınmasının ardından Mossad’da sarsıntı

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)

İsrail dış istihbarat servisi Mossad, yeni direktörü Roman Goffman’ın, görevden ayrılan Mossad Direktörü David Barnea tarafından halefi olarak gösterilen ve ‘A’ rumuzuyla bilinen yardımcısını görevden alma kararı sonrasında ciddi sarsıntı yaşıyor.

Goffman’a yakın kaynaklara göre karar, Başbakan Binyamin Netanyahu ile koordinasyon içinde ve önceden planlanarak alındı. Kaynaklar, söz konusu adımın, yeni başkana karşı kurum içinde bir blok oluşturarak çalışmalarını engellemeyi ve başarısını önlemeyi planladığı öne sürülen A’ya yönelik ‘önleyici bir darbe’ niteliği taşıdığını belirtti. Aynı kaynaklar, Goffman’ın “O beni vurmadan ben onu vurayım” anlayışıyla hareket etmeyi tercih ettiğini ifade etti.

Netanyahu ise kararı rutin bir idari işlem olarak göstermeye çalıştı. Başbakanlık Ofisi tarafından Mossad adına yayımlanan açıklamada, söz konusu adımın Goffman’ın göreve başlaması ve önümüzdeki yıllarda teşkilatın hedefleri ile karşı karşıya olduğu zorlukların yönetiminde kendisine eşlik edecek üst düzey liderlik ekibini oluşturma isteği çerçevesinde atıldığı belirtildi.

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)

Mossad yönetimi, Goffman’ın teşkilat içinden yeni bir başkan yardımcısı atamayı planladığını duyurarak kurum içindeki endişeleri gidermeye çalıştı. Ancak bu açıklama, teşkilatın üst düzey yöneticileri arasındaki öfke ve huzursuzluğu yatıştırmaya yetmedi. Bazı Mossad yöneticileri, siyasi makamların teşkilatın yönetimine bu düzeyde müdahalesinin emsalsiz olduğunu savunarak istifa etmeyi düşündüklerini basına sızdırdı.

Görevden alınan A, Barnea’ya oldukça yakın bir isim olarak biliniyordu. Barnea, onu doğal halefi olarak görüyordu. Söz konusu yetkili, Mossad’ın İran rejimini devirmeye yönelik çalışmalarında önemli rol üstlenmişti. Ancak bugüne kadar başarıya ulaşmayan bu faaliyetlerin, Barnea’ya yakın çevrelere göre süreklilik gerektirdiği ve devam ettirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Barnea ise görevden alma kararını ‘sorumsuz bir davranış’ olarak nitelendirerek, bunun özellikle İran cephesinde Mossad’ın çalışmalarında aksamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.

A, Mossad’daki kariyeri boyunca birçok önemli görev üstlendi. Bunlar arasında kayıp İsrailli pilot Ron Arad dosyasına ilişkin özel bir projenin yönetimi ile teşkilatın ‘etki operasyonları’ biriminin başkanlığı yer alıyordu. Ayrıca, Mossad’ın olası İran rejimi değişikliği girişimlerine hazırlanması kapsamında söz konusu birimin kapsamlı şekilde geliştirilmesine öncülük etti.

A, Mossad bünyesindeki İran dosyasının da baş sorumlusuydu. İki ayrı savaş döneminde İran’a yönelik operasyonların planlanmasını yöneten isimlerden biri olan A, İran’daki rejimi zayıflatmayı hedefleyen girişimlerin hazırlıklarını da denetledi.A, İran ve bölgedeki çeşitli ülkelerde yürüttüğü cesur operasyonlar nedeniyle dört ayrı madalya ile ödüllendirildi.

Mossad Eski Direktörü David Barnea (Arşiv – Reuters) Mossad Eski Direktörü David Barnea (Arşiv – Reuters)

Mossad içinde bazı çevreler, Goffman’ın yardımcısını bu kadar kısa sürede görevden almasını eleştirdi. Eleştirilerde, Goffman’ın teşkilat dışından göreve geldiği, istihbarat alanında geçmiş deneyiminin bulunmadığı ve Mossad’ın iç işleyişine hâkim olmadığı vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın Ynet internet sitesinden aktardığı habere göre, bu nedenle A’nın en azından geçiş sürecinde görevde tutulması ve tecrübesinden yararlanılması gerektiği görüşü dile getirildi.

Mossad içindeki bilgili kaynaklara göre Goffman, kurumdaki nüfuzunu kullanarak Netanyahu’nun yöntemini benimsedi ve kendisini sınırlandırabilecek isimler ortaya çıkmadan önce teşkilat üzerindeki otoritesini tesis etmeye çalıştı. Kaynaklar, Goffman’ın A’nın kendisini Mossad’ın bir sonraki başkanı olarak gördüğünün farkında olduğunu, bu nedenle hem kendisinin hem de Netanyahu’nun onu potansiyel bir rakip olarak değerlendirdiğini öne sürdü. Bu çerçevede A’nın görevden uzaklaştırılması ve yerine başka bir ismin başkan yardımcılığına getirilmesinin tercih edildiği belirtildi.

Analist Ronen Bergman ise Mossad çalışanlarının görevden alma kararını cuma sabahı kurum içi elektronik posta sistemi üzerinden öğrendiğini söyledi. Bergman, Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen A’ya yönelik böyle bir hamlenin yapılmasını şaşırtıcı bulduğunu ifade etti.

Bergman’a göre karar, Yüksek Mahkeme’nin Goffman’ın atanmasını iptal etmesi halinde Mossad Direktörlüğü için en güçlü adaylardan birinin A olduğuna yönelik değerlendirmelerin ardından geldi. Ancak mahkemenin atamayı onaylamasıyla birlikte böyle bir ihtimal ortadan kalktı. Bergman, buna rağmen İran’la savaşın sürdüğü ve Mossad’ın ciddi meydan okumalarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde kurum içinde yeni çekişmeler yaratılmasının gereksiz olduğunu savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ekim ayında Kudüs’te düzenlenen İsrail hükümeti toplantısı sırasında ABD’li özel temsilci Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’ın arasında duruyor. (Arşiv – EPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ekim ayında Kudüs’te düzenlenen İsrail hükümeti toplantısı sırasında ABD’li özel temsilci Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’ın arasında duruyor. (Arşiv – EPA)

Mossad’daki iç sarsıntının yanı sıra, İsrail’in üst düzey Amerikalı yetkililere yönelik casusluk faaliyetlerinin genişlediğine ilişkin ABD basınında yer alan haberler, krizin İran dosyasının yönetimi ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimi arasındaki hassas ilişkinin sınırlarıyla da bağlantılı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı.

İran’la yürütülen müzakerelerde görev alan Amerikalı isimlere yönelik İsrail kaynaklı casusluk faaliyetleri iddiaları, Tel Aviv’de ciddi endişelere yol açtı. Bu gelişmeler üzerine İsrail güvenlik kurumları ile Netanyahu’nun Washington’la ilişkilerden sorumlu temsilcisi ve eski bakan Ron Dermer’in, siyasi ve istihbarî zararları sınırlandırmak amacıyla yoğun çaba yürüttüğü belirtildi.

İsrail tarafı şu aşamada Trump’ı, söz konusu faaliyetlerin kendisini hedef almadığına ikna etmeye çalışıyor. İsrailli çevreler, bu uygulamaların eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde başladığını ve Biden yönetiminin İsrail hükümeti ile Netanyahu’dan bilgi sakladığını ve onlara karşı çeşitli girişimlerde bulunduğunu öne sürüyor. Aynı çevreler, faaliyetlerin Trump döneminde de devam etmiş olmasının ise kasıtlı bir siyasi tercih değil, ‘istenmeyen bir ihmalin sonucu’ olduğunu savunuyor.

Tel Aviv ve Washington’da yanıtı merak edilen temel soru ise Trump’ın bu açıklamayı kabul ederek müttefikler arasında sıkça görüldüğü gibi konuyu geride bırakıp bırakmayacağı ya da yaşananları, özellikle İran, Lübnan ve Gazze dosyalarında İsrail’e ve bizzat Netanyahu’ya sağladığı desteğe karşı bir saygısızlık ve hafife alma girişimi olarak değerlendirip değerlendirmeyeceği.

İsrail’de bazı çevreler, Trump’ın Netanyahu’ya siyasi bedel ödetip ödetmeyeceğini veya bu dosyayı gelecekteki kararlarında bir baskı unsuru olarak kullanıp kullanmayacağını tartışıyor. Bu çerçevede, Trump’ın İran, Lübnan ve Gazze konularında Netanyahu’nun çıkarlarını gözetme konusunda daha isteksiz davranıp davranmayacağı ya da krizin medyadan uzak şekilde kontrol altına alınmasını tercih edip etmeyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.

İsrailli çevreler, bu büyüklükte bir olayın bedelsiz atlatılamayacağını düşünüyor. Bu çevrelere göre Trump, Netanyahu’yu affetmeyi tercih etse bile Washington’daki İsrail karşıtı kesimler aynı yaklaşımı kolaylıkla benimsemeyecek. Ayrıca İsrail’i ABD için bir yük olarak gören çevrelerin de bu skandalı, görüşlerini güçlendirmek, İsrail’e yapılan yardımların durdurulmasını savunmak ve ülkenin sahip olduğu ayrıcalıklı konumu sorgulamak için kullanabileceği belirtiliyor.

Ynet sitesine göre İsrail’de bazı çevreler, olayın tam da bu dönemde gündeme taşınmasının tesadüf olmadığı görüşünde. Söz konusu çevreler, skandalın ABD Kongresi’nin önümüzdeki on yıla ilişkin stratejisini değerlendirdiği ve bu çerçevede İsrail’e ‘istisnai ortak’ statüsü verilmesini öngören bir maddenin görüşüldüğü döneme denk gelmesine dikkat çekiyor.

Aynı çevreler, Trump’a yakınlığıyla bilinen ve ‘Amerika’yı Yeniden Büyük Yap (MAGA)’ hareketi içinde yer alan kesimlerin son haftalarda İsrail karşıtı bir kampanya yürüttüğünü öne sürüyor. Netanyahu’ya yönelik eleştirileriyle tanınan bu grubun, Trump’ı gereksiz olduğu düşünülen İran savaşına sürüklemeye çalışmakla Netanyahu’yu suçladığı belirtilirken, Tel Aviv’de bazı değerlendirmeler söz konusu dosyanın kamuoyuna sızdırılmasının arkasında bu çevrelerin olabileceğine işaret ediyor.

Ancak Amerikalı yetkililer bu iddiaları reddediyor. Yetkililere göre MAGA hareketinin konuya dâhil edilmesi, İsrail’in karşı karşıya bulunduğu skandalın üzerini örtme ve dikkatleri ABD’nin en yakın müttefiklerinden birine karşı sergilenen, etik dışı olarak nitelendirilen bir davranıştan uzaklaştırma amacı taşıyor.

Aynı yetkililer, İsrail’in casusluk faaliyetlerine ilişkin dosyanın ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı istihbarat birimleri tarafından Joe Biden döneminden bu yana takip edildiğini vurguluyor. Bu nedenle soruşturmanın, Trump ve ekibinin dosyayla doğrudan ilişkilendirilmesinden çok önce başlatıldığına dikkat çekiliyor.



Yeni "Air Force One" uçağı Trump olmadan Ankara'dan neden ayrıldı?

8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
TT

Yeni "Air Force One" uçağı Trump olmadan Ankara'dan neden ayrıldı?

8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Katar'ın kendisine hediye ettiği yeni başkanlık uçağı Air Force One ile ilgili güvenlik endişelerini yeniden gündeme taşıdı. Trump, Türkiye'de düzenlenen NATO Zirvesi'nden ayrılırken son anda uçak değiştirmesiyle dikkat çekti.

Son anda uçak değiştirdi

Ankara'ya modifiye edilmiş bir Boeing 747 ile gelen Trump, uçağı "gerçekten olağanüstü" sözleriyle övmüştü.

Ancak kısa süre sonra beklenmedik bir kararla Türkiye'den ayrılırken bu uçağı kullanmamayı tercih etti.

Lüks başkanlık uçağı İngiltere'ye Trump olmadan giderken, ABD Başkanı eski Air Force One ile seyahat etti. Trump, bu kararın, ABD ordusunun yeni uçağı inceleyebilmesi amacıyla alındığını söyledi.

Güvenlik sistemi tartışması

New York Times'ın haberine göre Katar Kraliyet Ailesi tarafından hediye edilen yeni uçakta, eski Air Force One'larda bulunan gelişmiş savunma sistemlerinin tamamı yer almıyor.

ABD basınında yer alan haberlerde ise uçak değişikliğinin, İran ile artan gerilim nedeniyle Trump'ın güvenlik ekibinin tavsiyesi üzerine gerçekleştirildi yer aldı. İran'ın Türkiye'ye komşu olması da bu değerlendirmede etkili oldu.

Yeni uçakta bulunan gazetecilerden, savaş bölgelerinde uygulanan standart güvenlik prosedürleri kapsamında pencere perdelerini kapalı tutmaları istendi.

İlk etapta herhangi bir tehdit bulunduğunu reddeden Trump, daha sonra İngiltere'de yeniden Katar'ın hediye ettiği uçağa binerek Washington'a döndü. Bu sırada İran'ın kendisine yönelik olası suikast girişimlerine atıfta bulunarak, "Bu uğursuz kişiler yüzünden tehlikeli bir uçuşta olabilirsiniz. Onlarla uğraşmak zorundayız" ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray'dan açıklama

Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, AFP’ye yaptığı açıklamada, yeni başkanlık uçağının "başkanı ve ekibini korumaya yönelik üst düzey güvenlik protokolleriyle donatılmış gelişmiş bir platform" olduğunu belirtti.

Cheung, başkana yönelik tehditlere karşı mevcut tüm imkânların kullanıldığını vurgularken, daha önce ABD medyasına yaptığı açıklamada uçakta "şaşırtma ve elektronik karıştırma sistemleri" bulunduğunu söylemişti.

ABD Gizli Servisi ise konuya ilişkin soruları Beyaz Saray'a yönlendirdi.

Eski uçakta gelişmiş savunma sistemleri bulunuyor

Resmî makamlar yeni uçağın teknik özelliklerine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, eski Air Force One'ın radar karıştırma sistemleri, füze karşı tedbirleri ve çeşitli gelişmiş savunma teknolojileriyle donatıldığı biliniyor.

Yeni uçağın bu sistemlerin tamamına sahip olup olmadığı ise açıklanmadı. Ancak eski uçakta bulunan bazı özelliklerin yeni uçakta yer almadığı belirtiliyor.

Katar'ın hediyesi

Katar Kraliyet Ailesi, söz konusu lüks uçağı Trump'ın uzun yıllardır kullanılan başkanlık uçaklarının durumundan şikâyet etmesinin ardından geçen yıl hediye etmişti. Mevcut Air Force One uçakları 1990 yılından bu yana hizmet veriyor.

ABD Hava Kuvvetleri, uçağın mümkün olan en kısa sürede hizmete alınabilmesi için kapsamlı bir modifikasyon süreci yürüttü. Uçak, 1 Temmuz'da Kuzey Dakota eyaletine yaptığı uçuşla ilk resmî görevini gerçekleştirdi.

Güvenlik ve etik tartışmaları sürüyor

ABD Hava Kuvvetleri, süreci hızlandırmak amacıyla özellikle iç tasarım konusunda bazı tavizler verildiğini kabul etti. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığına göre haziran ayında yapılan açıklamada, bu değişikliklerin güvenlik, emniyet veya haberleşme sistemlerini etkilemediği vurgulandı.

Buna karşın Senato'daki Demokrat üyeler, Hava Kuvvetleri'nden "ulusal güvenliğe ilişkin gerçek endişelerin" giderilmesini talep etti.

Eski Hava Kuvvetleri subayı John Teichert de Fox News'e yaptığı değerlendirmede, "Bir Katar uçağı ne kadar iyi donatılmış olursa olsun, sıfırdan ABD başkanlık uçağı standartlarında ve aynı savunma kabiliyetleriyle tasarlanmış olamaz" ifadelerini kullandı.

Katar'ın hediye ettiği uçak, Boeing'in teslim etmesi planlanan yeni nesil iki Air Force One hizmete girene kadar kullanılacak. Söz konusu uçakların teslimatı ise çeşitli nedenlerle defalarca ertelendi.

Trump, yeni Boeing uçaklarının göreve başlamasının ardından Katar'ın hediye ettiği uçağın Miami'de kurulacak başkanlık kütüphanesine devredileceğini ve burada sergileneceğini açıkladı.

Öte yandan, değeri yüz milyonlarca dolar olarak belirtilen bu hediye, ABD başkanlarının yabancı ülkelerden kabul edebileceği hediyelere ilişkin etik ve anayasal tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.


Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)

Avrupa ülkeleri, belirli şartlar altında Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin ücretlendirilmesine sıcak bakıyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarının ardından İran, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirerek küresel piyasalarda enerji krizine yol açmıştı.

Beyaz Saray, Tahran yönetiminden Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini savaş öncesi duruma geri döndürerek hiçbir ücret talep etmemesini istiyor.

Ancak Tahran müzakerelerin başından beri Hürmüz üzerindeki hakimiyetinden vazgeçmeyeceğini vurguluyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, bugün Umman'da Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi'yle bir araya gelecek.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre ziyarette, Hürmüz Boğazı ve bölgedeki deniz taşımacılığının güvenliğine odaklanılacak.

Tahran ve Maskat yönetimleri, boğazın yönetimi için işbirliği yapıyor. İran yönetimi, geçişlerin ücretlendirilmesi için Umman'la ortak çalıştıklarını öne sürmüştü ancak Maskat yönetimi, zorunlu ücretlendirme planına karşı olduğunu duyurmuştu.

Guardian'ın haberine göre Avrupa ülkeleri, zorunlu tutulmaması ve Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün kurallarına uyulması şartıyla geçiş ücreti uygulanmasına sıcak bakıyor.

Birleşik Krallık Başbakan Yardımcısı David Lammy, zorunlu geçiş ücretine karşı çıktığını söylemişti. Ancak Guardian'ın diplomasi editörü Patrick Wintour'un aktardığına göre kabinedeki bazı isimler seyrüsefer hizmetleri için ücretlendirme sistemlerinin kabul edilebilir olduğunu düşünüyor. Makalede, bazı Avrupa ülkelerinin de bunu değerlendirdiği savunulurken herhangi bir ülkenin adı paylaşılmıyor.

Yazıya göre Umman yönetimi, Britanyalı hukukçularla çalışarak Malakka Boğazı'ndaki modelin Hürmüz'e uyarlanmasını öngören bir öneri hazırladı. Bu kapsamda gemilerden zorunlu geçiş ücreti alınması yerine deniz güvenliğinin sağlanması, çevrenin korunması, kirlilik riskinin azaltılması ve acil durum hazırlıkları gibi hizmetler için gönüllü katkı mekanizması oluşturulması planlanıyor.

Erakçi'yle Busaidi arasındaki görüşmede bu önerinin de ele alınabileceği aktarılıyor. İran'ın Londra Büyükelçiliği'ndeki yetkililerin, bağımsız uzmanlar tarafından hazırlanan benzer önerilere ilgi gösterdiği ifade ediliyor.

Analizde, Tahran'da süreçle ilgili görüş ayrılıkları yaşandığına dikkat çekiliyor. İran Devrim Muhafızları'ndaki radikal kanat, ABD ve İsrail'in ülkeye savaş açarak uluslararası hukuku çiğnediğini, Tahran'ın da Hürmüz konusunda herhangi bir uluslararası deniz hukukuna bağlı hareket etme zorunluluğu olmadığını savunuyor. Daha ılımlı kesimlerse küresel anlaşmaların gözetileceği bir işbirliğinden yana.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters


Ukrayna ordusu: Rusya’ya saldırılar küresel etki yaratacak

Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
TT

Ukrayna ordusu: Rusya’ya saldırılar küresel etki yaratacak

Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)

Ukrayna ordusu, Rusya'ya askeri harekatı hızlandırmak için "uzun menzilli saldırı" birimi kurdu.

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, perşembe günü yaptığı açıklamada, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kurulan özel komuta biriminin Rusya'ya "küresel etki yaratacak" saldırılar düzenleyeceğini belirtti.

Rusya'nın iç bölgelerindeki hedeflerin önceliklendirileceğini ve Moskova'nın "savaşı sürdürme kapasitesine darbe vurulmasının" planlandığını ifade etti.

Son dönemde Rusya'nın petrol ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını artıran Ukrayna, cuma günü Krasnodar bölgesindeki İlski petrol rafinerisiyle Leningrad bölgesindeki Ust-Luga petrol işleme tesisinin vurulduğunu duyurdu.

Rostov bölgesindeki bir petrol terminali ve deposunun da saldırılarda hasar gördüğü belirtildi.

Ukrayna'nın insansız hava araçları (İHA) komutanı Robert Brovdi, dünkü açıklamasında son 5 günde yaklaşık 50 yakıt gemisine hasar verildiğini, Azak Denizi'nde 10 tankerin vurulduğunu açıkladı.

Brovdi, saldırılar sayesinde Rusya'nın yaptırımları aşmak için kullandığı "gölge filonun" küçüldüğünü savundu.

Saldırıların Rus ekonomisi üzerindeki etkisi de giderek belirginleşiyor. Moskova, Kırım'da haftalardır süren akaryakıt krizi ve diğer bölgelerdeki arz sıkıntıları nedeniyle çarşamba günü mazot ihracatını yasaklamıştı.

Reuters'ın sektör kaynaklarına dayandırdığı hesaplamalara göre Rusya'nın benzin üretimi yaklaşık yüzde 65 azaldı.

Wall Street Journal'ın analizinde, Ukrayna'yı yıpratma savaşında alt etmek isteyen Rusya'nın, Kiev'in artan drone saldırıları nedeniyle ilk kez ciddi anlamda baskı altında kaldığı yazılıyor.

Özellikle Ukrayna'nın, Moskova ve St. Petersburg'dan Sibirya'nın iç kesimlerine kadar uzanan saldırılarıyla Kremlin'in stratejilerini zora soktuğu ifade ediliyor. Buna rağmen uzmanlar, Ukrayna'nın son saldırılarının savaşın seyrini kesin biçimde değiştirdiğini söylemek için henüz erken olduğu görüşünde.

Eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni, çarşamba günü Telegraph'ta yayımlanan yazısında şu yorumları yapmıştı:

Rusya, Ukrayna'yı tamamen fethetmek için gerekli askeri kapasiteye sahip değil. Aynı şekilde Ukrayna da şu anda işgal altındaki tüm toprakları yalnızca askeri güçle kurtaracak imkandan yoksun. Askeri denge, kesin bir zaferden ziyade karşılıklı olarak birbirini engelleme durumuna dönüştü.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Telegraph