İran’daki operasyonların sorumlusunun görevden alınmasının ardından Mossad’da sarsıntı

Yeni istihbarat şefi, kararını Netanyahu ile koordineli bir şekilde verdi

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
TT

İran’daki operasyonların sorumlusunun görevden alınmasının ardından Mossad’da sarsıntı

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)
İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)

İsrail dış istihbarat servisi Mossad, yeni direktörü Roman Goffman’ın, görevden ayrılan Mossad Direktörü David Barnea tarafından halefi olarak gösterilen ve ‘A’ rumuzuyla bilinen yardımcısını görevden alma kararı sonrasında ciddi sarsıntı yaşıyor.

Goffman’a yakın kaynaklara göre karar, Başbakan Binyamin Netanyahu ile koordinasyon içinde ve önceden planlanarak alındı. Kaynaklar, söz konusu adımın, yeni başkana karşı kurum içinde bir blok oluşturarak çalışmalarını engellemeyi ve başarısını önlemeyi planladığı öne sürülen A’ya yönelik ‘önleyici bir darbe’ niteliği taşıdığını belirtti. Aynı kaynaklar, Goffman’ın “O beni vurmadan ben onu vurayım” anlayışıyla hareket etmeyi tercih ettiğini ifade etti.

Netanyahu ise kararı rutin bir idari işlem olarak göstermeye çalıştı. Başbakanlık Ofisi tarafından Mossad adına yayımlanan açıklamada, söz konusu adımın Goffman’ın göreve başlaması ve önümüzdeki yıllarda teşkilatın hedefleri ile karşı karşıya olduğu zorlukların yönetiminde kendisine eşlik edecek üst düzey liderlik ekibini oluşturma isteği çerçevesinde atıldığı belirtildi.

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın yeni direktörü Roman Goffman, görevi devralma töreninde Başbakan Binyamin Netanyahu’dan sembolik bir rozet aldı. (X)

Mossad yönetimi, Goffman’ın teşkilat içinden yeni bir başkan yardımcısı atamayı planladığını duyurarak kurum içindeki endişeleri gidermeye çalıştı. Ancak bu açıklama, teşkilatın üst düzey yöneticileri arasındaki öfke ve huzursuzluğu yatıştırmaya yetmedi. Bazı Mossad yöneticileri, siyasi makamların teşkilatın yönetimine bu düzeyde müdahalesinin emsalsiz olduğunu savunarak istifa etmeyi düşündüklerini basına sızdırdı.

Görevden alınan A, Barnea’ya oldukça yakın bir isim olarak biliniyordu. Barnea, onu doğal halefi olarak görüyordu. Söz konusu yetkili, Mossad’ın İran rejimini devirmeye yönelik çalışmalarında önemli rol üstlenmişti. Ancak bugüne kadar başarıya ulaşmayan bu faaliyetlerin, Barnea’ya yakın çevrelere göre süreklilik gerektirdiği ve devam ettirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Barnea ise görevden alma kararını ‘sorumsuz bir davranış’ olarak nitelendirerek, bunun özellikle İran cephesinde Mossad’ın çalışmalarında aksamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.

A, Mossad’daki kariyeri boyunca birçok önemli görev üstlendi. Bunlar arasında kayıp İsrailli pilot Ron Arad dosyasına ilişkin özel bir projenin yönetimi ile teşkilatın ‘etki operasyonları’ biriminin başkanlığı yer alıyordu. Ayrıca, Mossad’ın olası İran rejimi değişikliği girişimlerine hazırlanması kapsamında söz konusu birimin kapsamlı şekilde geliştirilmesine öncülük etti.

A, Mossad bünyesindeki İran dosyasının da baş sorumlusuydu. İki ayrı savaş döneminde İran’a yönelik operasyonların planlanmasını yöneten isimlerden biri olan A, İran’daki rejimi zayıflatmayı hedefleyen girişimlerin hazırlıklarını da denetledi.A, İran ve bölgedeki çeşitli ülkelerde yürüttüğü cesur operasyonlar nedeniyle dört ayrı madalya ile ödüllendirildi.

Mossad Eski Direktörü David Barnea (Arşiv – Reuters) Mossad Eski Direktörü David Barnea (Arşiv – Reuters)

Mossad içinde bazı çevreler, Goffman’ın yardımcısını bu kadar kısa sürede görevden almasını eleştirdi. Eleştirilerde, Goffman’ın teşkilat dışından göreve geldiği, istihbarat alanında geçmiş deneyiminin bulunmadığı ve Mossad’ın iç işleyişine hâkim olmadığı vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın Ynet internet sitesinden aktardığı habere göre, bu nedenle A’nın en azından geçiş sürecinde görevde tutulması ve tecrübesinden yararlanılması gerektiği görüşü dile getirildi.

Mossad içindeki bilgili kaynaklara göre Goffman, kurumdaki nüfuzunu kullanarak Netanyahu’nun yöntemini benimsedi ve kendisini sınırlandırabilecek isimler ortaya çıkmadan önce teşkilat üzerindeki otoritesini tesis etmeye çalıştı. Kaynaklar, Goffman’ın A’nın kendisini Mossad’ın bir sonraki başkanı olarak gördüğünün farkında olduğunu, bu nedenle hem kendisinin hem de Netanyahu’nun onu potansiyel bir rakip olarak değerlendirdiğini öne sürdü. Bu çerçevede A’nın görevden uzaklaştırılması ve yerine başka bir ismin başkan yardımcılığına getirilmesinin tercih edildiği belirtildi.

Analist Ronen Bergman ise Mossad çalışanlarının görevden alma kararını cuma sabahı kurum içi elektronik posta sistemi üzerinden öğrendiğini söyledi. Bergman, Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen A’ya yönelik böyle bir hamlenin yapılmasını şaşırtıcı bulduğunu ifade etti.

Bergman’a göre karar, Yüksek Mahkeme’nin Goffman’ın atanmasını iptal etmesi halinde Mossad Direktörlüğü için en güçlü adaylardan birinin A olduğuna yönelik değerlendirmelerin ardından geldi. Ancak mahkemenin atamayı onaylamasıyla birlikte böyle bir ihtimal ortadan kalktı. Bergman, buna rağmen İran’la savaşın sürdüğü ve Mossad’ın ciddi meydan okumalarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde kurum içinde yeni çekişmeler yaratılmasının gereksiz olduğunu savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ekim ayında Kudüs’te düzenlenen İsrail hükümeti toplantısı sırasında ABD’li özel temsilci Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’ın arasında duruyor. (Arşiv – EPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ekim ayında Kudüs’te düzenlenen İsrail hükümeti toplantısı sırasında ABD’li özel temsilci Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’ın arasında duruyor. (Arşiv – EPA)

Mossad’daki iç sarsıntının yanı sıra, İsrail’in üst düzey Amerikalı yetkililere yönelik casusluk faaliyetlerinin genişlediğine ilişkin ABD basınında yer alan haberler, krizin İran dosyasının yönetimi ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimi arasındaki hassas ilişkinin sınırlarıyla da bağlantılı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı.

İran’la yürütülen müzakerelerde görev alan Amerikalı isimlere yönelik İsrail kaynaklı casusluk faaliyetleri iddiaları, Tel Aviv’de ciddi endişelere yol açtı. Bu gelişmeler üzerine İsrail güvenlik kurumları ile Netanyahu’nun Washington’la ilişkilerden sorumlu temsilcisi ve eski bakan Ron Dermer’in, siyasi ve istihbarî zararları sınırlandırmak amacıyla yoğun çaba yürüttüğü belirtildi.

İsrail tarafı şu aşamada Trump’ı, söz konusu faaliyetlerin kendisini hedef almadığına ikna etmeye çalışıyor. İsrailli çevreler, bu uygulamaların eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde başladığını ve Biden yönetiminin İsrail hükümeti ile Netanyahu’dan bilgi sakladığını ve onlara karşı çeşitli girişimlerde bulunduğunu öne sürüyor. Aynı çevreler, faaliyetlerin Trump döneminde de devam etmiş olmasının ise kasıtlı bir siyasi tercih değil, ‘istenmeyen bir ihmalin sonucu’ olduğunu savunuyor.

Tel Aviv ve Washington’da yanıtı merak edilen temel soru ise Trump’ın bu açıklamayı kabul ederek müttefikler arasında sıkça görüldüğü gibi konuyu geride bırakıp bırakmayacağı ya da yaşananları, özellikle İran, Lübnan ve Gazze dosyalarında İsrail’e ve bizzat Netanyahu’ya sağladığı desteğe karşı bir saygısızlık ve hafife alma girişimi olarak değerlendirip değerlendirmeyeceği.

İsrail’de bazı çevreler, Trump’ın Netanyahu’ya siyasi bedel ödetip ödetmeyeceğini veya bu dosyayı gelecekteki kararlarında bir baskı unsuru olarak kullanıp kullanmayacağını tartışıyor. Bu çerçevede, Trump’ın İran, Lübnan ve Gazze konularında Netanyahu’nun çıkarlarını gözetme konusunda daha isteksiz davranıp davranmayacağı ya da krizin medyadan uzak şekilde kontrol altına alınmasını tercih edip etmeyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.

İsrailli çevreler, bu büyüklükte bir olayın bedelsiz atlatılamayacağını düşünüyor. Bu çevrelere göre Trump, Netanyahu’yu affetmeyi tercih etse bile Washington’daki İsrail karşıtı kesimler aynı yaklaşımı kolaylıkla benimsemeyecek. Ayrıca İsrail’i ABD için bir yük olarak gören çevrelerin de bu skandalı, görüşlerini güçlendirmek, İsrail’e yapılan yardımların durdurulmasını savunmak ve ülkenin sahip olduğu ayrıcalıklı konumu sorgulamak için kullanabileceği belirtiliyor.

Ynet sitesine göre İsrail’de bazı çevreler, olayın tam da bu dönemde gündeme taşınmasının tesadüf olmadığı görüşünde. Söz konusu çevreler, skandalın ABD Kongresi’nin önümüzdeki on yıla ilişkin stratejisini değerlendirdiği ve bu çerçevede İsrail’e ‘istisnai ortak’ statüsü verilmesini öngören bir maddenin görüşüldüğü döneme denk gelmesine dikkat çekiyor.

Aynı çevreler, Trump’a yakınlığıyla bilinen ve ‘Amerika’yı Yeniden Büyük Yap (MAGA)’ hareketi içinde yer alan kesimlerin son haftalarda İsrail karşıtı bir kampanya yürüttüğünü öne sürüyor. Netanyahu’ya yönelik eleştirileriyle tanınan bu grubun, Trump’ı gereksiz olduğu düşünülen İran savaşına sürüklemeye çalışmakla Netanyahu’yu suçladığı belirtilirken, Tel Aviv’de bazı değerlendirmeler söz konusu dosyanın kamuoyuna sızdırılmasının arkasında bu çevrelerin olabileceğine işaret ediyor.

Ancak Amerikalı yetkililer bu iddiaları reddediyor. Yetkililere göre MAGA hareketinin konuya dâhil edilmesi, İsrail’in karşı karşıya bulunduğu skandalın üzerini örtme ve dikkatleri ABD’nin en yakın müttefiklerinden birine karşı sergilenen, etik dışı olarak nitelendirilen bir davranıştan uzaklaştırma amacı taşıyor.

Aynı yetkililer, İsrail’in casusluk faaliyetlerine ilişkin dosyanın ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı istihbarat birimleri tarafından Joe Biden döneminden bu yana takip edildiğini vurguluyor. Bu nedenle soruşturmanın, Trump ve ekibinin dosyayla doğrudan ilişkilendirilmesinden çok önce başlatıldığına dikkat çekiliyor.



Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
TT

Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)

Rusya ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasındaki mücadele, Ukrayna’daki savaş alanlarının ve geleneksel askeri caydırıcılık dengelerinin ötesine geçti. Varşova’da bir ABD vatandaşına yönelik olduğu öne sürülen Rus suikast planının engellenmesi, Moskova’nın Starlink’e rakip bir uydu ağı kurma çalışmalarını hızlandırması ve Batı’nın Rusya’yı Avrupa genelinde sabotaj eylemleri ve siber saldırılar düzenlemekle suçlamasının artması, doğrudan savaş eşiğinin altında yürütülen çok boyutlu mücadelenin safhaları olarak öne çıkıyor.

Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)
Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)

Bu gelişmeler, asıl tehlikenin tek olaydan ziyade, kaynağı ve niyeti kısa sürede ortaya konulması zor olan operasyonların birikmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Bu durum NATO’yu sürekli bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor: Moskova’yı, muğlak operasyonu veya bilinçli bir provokasyonu açık çatışmaya dönüştürmeden nasıl caydırabilir?

Suikast sınırları aşıyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin güvenlik birimlerinin Varşova’da Ukrayna asıllı bir ABD vatandaşına yönelik Rusya bağlantılı bir suikast planını engellediğini açıkladı. Tusk, hedef alınan kişinin Putin rejimini “rahatsız eden” biri olduğunu belirtti.

Polonya makamları, ABD istihbaratıyla yürütülen ortak operasyonun ardından 7 Ağustos’ta, Rus istihbarat servisleri tarafından işe alındığından şüphelenilen bir Rus vatandaşını gözaltına aldı. Varşova, hedef alınan kişinin kimliğini veya faaliyetlerinin niteliğini açıklamadı. Ancak müdahalenin operasyonun gerçekleştirilmesinden hemen önceki son aşamada yapıldığını ifade etti.

Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)
Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)

Tusk, olayı Polonya’nın suçlamalarının doğru olması halinde Rusya’nın başka NATO üyesi ülkede bir ABD vatandaşını öldürmeye yönelik ilk girişimi olarak nitelendirdi. Bu durum, NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesinin otomatik olarak devreye gireceği anlamına gelmiyor. Ancak hedefin ittifakın lider ülkesi olan ABD vatandaşı olması ve eylemin NATO’nun doğu kanadının temel ülkelerinden Polonya’da gerçekleştirilmesinin planlanması, iddia edilen Rus suikast operasyonlarını daha hassas bir duruma sokuyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)

Varşova, olayı demiryolu hatlarına yönelik sabotajlar, siber saldırılar, kundaklamalar ve Rus devletine doğrudan bağlanması zor operasyonlarda suç şebekelerinin kullanılmasını kapsayan daha geniş bir çerçevede değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre üç Batılı istihbarat yetkilisi yaptıkları açıklamada, Kremlin karşıtları ve Ukrayna destekçilerine yönelik tasfiye girişimlerinin 2022’deki geniş çaplı işgalden beri Avrupa’da arttığını belirtti. Moskova ise kamuoyuna açık istihbarat kanıtlarının yetersizliği ve operasyonların kaynaklarını ve yöntemlerini açığa çıkarmanın güç olması nedeniyle bu tür eylemlerdeki sorumluluğu genellikle reddediyor.

Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)
Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)

Mücadele yörüngeye taşınıyor

Daha uzun vadeli bir diğer meydan okuma ise Rusya’nın Starlink’e egemen bir alternatif olarak geliştirdiği “Rasvet” (Şafak) adlı uydu ağı.

Reuters’ın haberine göre Ukrayna Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı Tümgeneral Vadim Skibitski, Moskova’nın bu ağdaki uyduları planlanandan “çok daha hızlı” bir şekilde fırlatmaya başladığını söyledi.

Mart ayında 16 uydudan oluşan bir grup fırlatıldı; bunu temmuz ayında bir başka fırlatma izledi. Ukraynalı bir yetkili, ağ kapsamında yörüngede bulunan araçların sayısını yaklaşık 40 olarak tahmin etti. Ancak fiilen çalışan uydu sayısının bunun altında olduğu değerlendiriliyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)

Rusya, 2027 yılına kadar 292 uyduya, 2035’e kadar ise 924 uyduya ulaşmayı planlıyor. Ağ şu anda uydular Ukrayna üzerinden geçerken yalnızca kesintili iletişim sağlayabiliyor. Ancak ileride uzun mesafelerde insansız hava araçlarının doğrudan kontrol edilmesine, bunların anlık olarak yönlendirilmesine ve karadaki saldırıya açık altyapıya daha az bağımlı, daha güvenli askeri iletişim sağlanmasına imkân tanıyabilir.

Projenin önemi, Kiev’in Rus güçlerinin gri piyasadan elde ettiği Starlink terminallerini devre dışı bırakması konusunda SpaceX’i ikna etmesinin ardından daha da arttı.

Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)

Moskova’nın çıkardığı ders açık: Komuta ve kontrol kapasitesi, kritik anda devre dışı bırakabilecek yabancı şirkete ait bir hizmete dayandırılamaz. Bu nedenle Rasvet yalnızca ticari bir proje değil, Rusya’nın operasyonlarını Batı’nın siyasi ve teknolojik kararlarına karşı daha dayanıklı hâle getirme girişimi olarak görülüyor.

Bununla birlikte, Rusya’nın hedefleri; büyük ölçekli fırlatma ihtiyaçları, yaptırımlar ve bazı gelişmiş bileşenlerdeki eksiklikler nedeniyle oldukça iddialı. Dolayısıyla Rasvet giderek büyüyen bir tehdit oluştursa da şu aşamada Starlink’in tam anlamıyla yerini alabilmiş değil.

Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)
Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)

ABD Savaş Bakanlığı Politikalardan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Elbridge Colby, Pentagon’un nükleer stratejiyi gözden geçirdiğini ve başkana Rusya veya Çin’le yaşanabilecek bölgesel bir çatışmada taktik nükleer silahların kullanımına ilişkin daha geniş seçenekler sunulmasını değerlendirdiğini açıkladı.

Ancak NATO’nun acil sınavı nükleer düzeyin altında kalıyor: İHA’ları düşük maliyetle etkisiz hâle getirecek yöntemler geliştirmek, bunların kaynağını daha hızlı belirlemek, karşılık verme kurallarını ortaklaştırmak ve havaalanları ile enerji ve iletişim ağlarını korumak.

Moskova baskı aracı olarak belirsizliğe bel bağladığı ve NATO da doğrudan çatışmaya yol açmayacak bir caydırıcılık arayışını devam ettirdiği sürece, “gri bölge savaşı” iki taraf arasındaki çatışmanın en tehlikeli biçimi olmaya aday. Resmen ilan edilmeyen bu savaş, her an kontrol altına alınması zor bir krize yol açabilir.


Amerikan üssüne yönelik operasyon sonrasında kaybolan üç İranlı pilot Katar'da tutuluyor

Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
TT

Amerikan üssüne yönelik operasyon sonrasında kaybolan üç İranlı pilot Katar'da tutuluyor

Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)

İran Genelkurmay Başkanlığı, yarı resmî Fars Haber Ajansı tarafından bugün yayımlanan açıklamasında, Katar’ın elinde bulunduğunu öne sürdüğü üç İranlı pilotun serbest bırakılmasının sağlanması için Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden yardım talep ettiğini duyurdu.

Genelkurmay Başkanlığı, pilotların mart ayında İran’ın Katar’daki “düşman askeri üssü” olarak nitelendirdiği hedefe yönelik operasyon sırasında uçaklarının vurulmasının ardından alıkonulduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İran tarafı, pilotların Katar tarafından tutulduğunu iddia ediyor.

İran Ordusu Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Mesud Caferi ise geçen hafta İran’ın ISNA haber ajansına yaptığı açıklamada, Katar’daki El Udeyd Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından, cenazesi İran’a getirilen Mecid Kazımi dışında operasyona katılan diğer üç pilotun akıbetinin netlik kazanmadığını söylemişti.

Caferi, söz konusu operasyonun, THAAD ve Patriot hava savunma sistemlerinin yanı sıra ABD ve Katar’a ait hava devriyelerinin bulunduğu bir ortamda, iki adet Su-24 savaş uçağıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Pilotların Körfez üzerinde son derece alçak irtifada uçtuğunu belirtti.

Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı ayrıca İranlı pilotların operasyonu GPS kullanmadan, aldıkları eğitim ve sahip oldukları yerli imkân ve kabiliyetlere dayanarak gerçekleştirdiğini ifade etti.


ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?

Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
TT

ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?

Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)

ABD'nin İran savaşında kullandığı USS Abraham Lincoln uçak gemisiyle ilgili lojistik sorunlar çatışmanın ilk günlerinde başlamış.

New York Times'ın aktardığına göre gemiyle ilgili ikmal sorunları, İran'ın 28 Şubat'ta Bahreyn'deki ABD üssüne düzenlediği füze ve drone saldırılarının ardından ortaya çıktı.

Tahran yönetimi, bu operasyonu ABD'yle İsrail'in aynı gün savaşı başlattığı saldırılara misilleme olarak yapmıştı.

Haberde, saldırıda ağır hasar gören Bahreyn Deniz Kuvvetleri Destek Üssü'nün ABD donanması için önemli bir lojistik merkez olduğu vurgulanıyor.

Bunun ardından Pentagon, Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia adasında yer alan ABD üssünü yeni ikmal ve lojistik merkezi olarak belirlemiş. Ancak Britanya Denizaşırı Toprağı olan adadaki üssün, bu konuda yetersiz kaldığı ifade ediliyor.

Ayrıca İran, adadaki üsse 20 Mart'ta füze saldırısı düzenlemişti. Füzelerden biri Hint Okyanusu'na düşmüş, diğeriyse Amerikan savaş gemisi tarafından havada vurulmuştu.

Yaklaşık 9 aydır karaya yanaşmayan USS Abraham Lincoln'da görev yapan askerlerin ruh sağlığına ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin haberler de ABD kamuoyunda tartışma yarattı.

CNN, 13 Ağustos'taki haberinde iki denizcinin gemiden atlayarak intihar etmeye kalkıştığını öne sürmüştü.

Uzatılan görev süresi boyunca mürettebatın temel malzeme eksikliği, hijyen sorunları, posta dağıtımında aksamalar ve ciddi gıda kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldığı iddia edilmişti.

Savunma Bakanı Hegseth ise iddiaları reddederek uçak gemisindeki koşullara ilişkin haberleri "çarpıtma" diye nitelemişti. ABD Senatosu'nun Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer ise gemideki durumla ilgili haberlerin ardından Hegseth'in görevden alınması çağrısında bulunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında iddiaların asılsız olduğunu savunurken, USS Abraham Lincoln'ın yakın zamanda benzer bir savaş gemisiyle değiştirileceğini söyledi.

Amerikan basınına göre USS Abraham Lincoln'ın yerine USS George Washington gönderilecek. Ancak uçak gemisinin bölgeye ne zaman varacağına dair bilgi paylaşılmıyor.

ORtadoğu'da görev yapan ABD donanmasına ait uçak gemisi USS George H.W. Bush da 31 Mart'tan bu yana karaya yanaşmadı.

Independent Türkçe, New York Times, CNN