İHA’lar ve hava saldırıları... İsrail ile Hizbullah arasındaki caydırıcılık dengesi nasıl değişti?

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde bir binadan alev topu yükseliyor, (AFP)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde bir binadan alev topu yükseliyor, (AFP)
TT

İHA’lar ve hava saldırıları... İsrail ile Hizbullah arasındaki caydırıcılık dengesi nasıl değişti?

İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde bir binadan alev topu yükseliyor, (AFP)
İsrail’in düzenlediği hava saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde bir binadan alev topu yükseliyor, (AFP)

İsrail, hava saldırıları, tahliye uyarıları ve sınırlı kara ilerleyişleriyle sahadaki baskısını artırırken, Hizbullah ise insansız hava araçları (İHA) ve Litani Nehri’nin kuzeyindeki ileri cephelerde yaşanan doğrudan çatışmalarla karşılık veriyor. Ancak karşılıklı tırmanışın arka planında, 2006 savaşının ardından yıllarca sınır hattında geçerliliğini koruyan caydırıcılık dengesinin benzeri görülmemiş bir sınamadan geçtiği değerlendiriliyor. Operasyonların kapsamının genişlemesi ve yakın zamana kadar doğrudan tehdit alanının dışında kabul edilen bölgelere ulaşması, bu değerlendirmeyi güçlendiren unsurlar arasında gösteriliyor.

Lübnanlı askerî çevrelerin değerlendirmelerine göre, artık ez-Zehrani bölgesine kadar uzanan hava saldırıları, Zevtar eş-Şarkiye çevresinde devam eden çatışmalar ve İsrail güçlerinin Nebatiye sınırlarına doğru kademeli ilerleyişi, çatışmaların yeni bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor. Bu değerlendirmelerde, İHA’ların tek başına caydırıcılık dengesini korumakta yetersiz kaldığına dikkat çekilirken, İsrail’in olası bir siyasi uzlaşı veya müzakere süreci öncesinde sahadaki dengeleri kendi lehine değiştirmeyi amaçlayan kademeli bir baskı stratejisi izlediği belirtiliyor.

İHA’lar caydırıcılık sağlamaz

Bu çerçevede, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı emekli Tuğgeneral Dr. Hişam Cabir, Hizbullah’ın kullandığı İHA’ların İsrail’in giderek genişleyen hava saldırıları ve askerî operasyonları karşısında gerçek anlamda bir caydırıcılık sağlayamadığını söyledi. Cabir Şarku'l Avsat'a, “İHA’lar bir caydırıcılık unsuru oluşturmuyor. İsrail’i zorlayabilir ve ona kayıplar verdirebilir; ancak askerî operasyonlarını sürdürmesini engelleyemez” ifadelerini kullandı.

İsrail’in hava saldırıları ve kara operasyonlarını sürdürmesinin, mevcut caydırıcılık denklemine ilişkin önemli göstergeler taşıdığını belirten Cabir, “Eğer caydırıcılık gerçekten var olsaydı, İsrail operasyonlarına bu şekilde devam edemezdi. Bugün gördüğümüz tablo, İsrail’in taktiklerini değiştirerek, güneyde verdiği kayıplara rağmen ilerleyişini sürdürdüğünü gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail hava saldırılarının ardından Lübnan’ın güneyindeki kasabalardan yükselen dumanlar (Reuters)İsrail hava saldırılarının ardından Lübnan’ın güneyindeki kasabalardan yükselen dumanlar (Reuters)

Cabir, sahadaki mevcut gelişmeleri 2006 savaşının ardından oluşan caydırıcılık dengesindeki gerilemeyle de ilişkilendirdi. 2006 ile 2023 yılları arasında geçerli olan caydırıcılık mekanizmasının fiilen işlediğini savunan Cabir, Gazze ile bağlantılı destek cephesinin açılmasının ardından Hizbullah’ın bir yıpratma savaşına girmesiyle bu dengenin çöktüğünü öne sürdü. Cabir, “2006’dan 2023’e kadar süren caydırıcılık dengesi gerçekten mevcuttu. Ancak Hizbullah’ın 2023’te destek cephesi kapsamında savaşa dahil olmasının ardından İsrail, örgütün askerî kapasitesinin gerçek durumunu görme fırsatı buldu. O andan itibaren caydırıcılık etkisi aşınmaya başladı” ifadelerini kullandı. İsrail’in hedeflerinin yalnızca Zevtar ve çevresiyle sınırlı kalmayabileceği uyarısında bulunan Cabir, operasyonların daha geniş bir alana yayılabileceğini belirtti. Cabir, “En büyük endişem, İsrail’in hedeflerinin Litani Nehri’nin güneyiyle sınırlı kalmaması ve operasyonların ez-Zehrani’nin güneyine kadar uzanabilecek yeni bir aşamaya evrilmesidir” dedi.

Uzun vadeli tüketme ve tükenme politikası

Cabir, İsrail’in uyguladığı tahliye uyarıları ve zorunlu göç politikalarının temel amacının bölgeleri sivillerden arındırmak olduğunu belirterek, “İsrail bir bölgeyi sakinlerinden boşalttığında, o alandaki her türlü hareketliliği hedef alma imkânı elde ediyor. Bu durumda otomobil ya da motosikletle hareket eden herhangi bir kişi potansiyel hedef hâline geliyor” dedi.

Güney Lübnan’ın uzun süreli bir yıpratma savaşına sürüklenmiş olabileceği uyarısında bulunan Cabir, “En büyük endişem, Güney Lübnan’ın fiilen uzun soluklu bir yıpratma savaşının içine girmiş olmasıdır. Çünkü sahadaki mevcut göstergeler, gerilimin kısa sürede sona ereceğine veya önceki angajman kurallarına dönüleceğine işaret etmiyor” şeklinde konuştu.

Sahadaki ve siyasi alandaki gelişmeleri değerlendiren Cabir, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uğrayacağı kayıplar ne olursa olsun mevcut aşamada Lübnan’daki savaşı durdurmaya niyetli görünmediğini söyledi. Cabir, İsrail’in şimdiye kadar ilan ettiği askerî ve siyasi hedeflerin hiçbirine ulaşamadığını savundu.

Cabir, “Tel Aviv yönetimi Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını sağlayamadığı gibi, Lübnan’a kendi şartlarını da kabul ettiremedi” değerlendirmesinde bulundu.

Mevcut verilerin, bölgedeki durumun eski haline dönmeyeceğini gösterdiğini ifade eden Cabir, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini ve bunun Güney Lübnan’daki mevcut dengeler ile bölgenin genel yapısı üzerinde kalıcı etkiler yaratacağını belirtti.

Hizbullah’a ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Cabir, örgütün de mevcut koşullarda savaşı tek taraflı olarak sonlandırabilecek durumda olmadığını söyledi. Cabir, sahadaki karmaşık dinamikler ile bölgesel ve uluslararası hesapların iç içe geçmiş olmasının, çatışmanın sona erdirilmesini daha da zorlaştırdığını kaydetti.

Caydırıcılık dengesi yok

Emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Hizbullah’ın kullandığı İHA’ların İsrail’in yoğun hava saldırıları karşısında etkili bir caydırıcılık dengesi oluşturamadığını belirterek, “İsrail’in verdiği zarar ve kayıplar, maruz kaldıklarından çok daha büyük” dedi.

 Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail hava saldırısının yaşandığı bölgede meydana gelen hasarı inceleyen bir adam (AFPLübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail hava saldırısının yaşandığı bölgede meydana gelen hasarı inceleyen bir adam (AFP)

El-Hilu, özellikle fiber optik kabloyla yönlendirilen FPV tipi İHA’ların teknik sınırlamalarına dikkat çekerek, bu sistemlerin menzil ve taşıma kapasitesi bakımından önemli kısıtlamalara sahip olduğunu söyledi. “Bu tür İHA’ların etkin menzili pratikte 3 ila 15 kilometre arasında değişiyor ve mantıksal olarak en fazla yaklaşık 20 kilometreye ulaşabiliyor” diyen el-Hilu, “Çünkü hava aracına bağlı olan kablo ek ağırlık oluşturuyor ve operasyonel performansını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle 60 kilometreye kadar kullanılabildikleri yönündeki iddialar askerî açıdan gerçekçi değil” yorumunda bulundu..

El-Hilu, Hizbullah’ın söz konusu İHA’ları İsrail’in oluşturduğu ve yaklaşık 10 kilometre derinliğe sahip tampon bölgedeki İsrail güçlerini hedef almak amacıyla kullandığını, ancak bunun sahadaki dengeleri değiştirmediğini savundu.

El-Hilu, “Haritaya baktığımızda İsrail güçlerinin Nebatiye’ye oldukça yaklaştığını görüyoruz. Aynı zamanda hava saldırıları, tahliye uyarıları ve zorunlu göç uygulamaları ez-Zehrani’nin kuzeyine kadar genişliyor. Bu durum tek başına bile caydırıcılık dengesinin ortadan kalktığını gösteriyor” şeklinde değerlendirdi.

Hizbullah’ın İHA’lar aracılığıyla İsrail’e kayıplar verdirerek sahada etki oluşturmaya çalıştığını belirten el-Hilu, buna karşın mevcut gelişmelerin İsrail’in hem Hizbullah’a hem de Lübnan’a çok daha büyük zarar verdiğini ortaya koyduğunu ifade etti.



Yeni "Air Force One" uçağı Trump olmadan Ankara'dan neden ayrıldı?

8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
TT

Yeni "Air Force One" uçağı Trump olmadan Ankara'dan neden ayrıldı?

8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)
8 Temmuz 2026'da İngiltere'nin Mildenhall üssünde uçak değiştirdikten sonra yeni Air Force One uçağına binerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta Katar'ın kendisine hediye ettiği yeni başkanlık uçağı Air Force One ile ilgili güvenlik endişelerini yeniden gündeme taşıdı. Trump, Türkiye'de düzenlenen NATO Zirvesi'nden ayrılırken son anda uçak değiştirmesiyle dikkat çekti.

Son anda uçak değiştirdi

Ankara'ya modifiye edilmiş bir Boeing 747 ile gelen Trump, uçağı "gerçekten olağanüstü" sözleriyle övmüştü.

Ancak kısa süre sonra beklenmedik bir kararla Türkiye'den ayrılırken bu uçağı kullanmamayı tercih etti.

Lüks başkanlık uçağı İngiltere'ye Trump olmadan giderken, ABD Başkanı eski Air Force One ile seyahat etti. Trump, bu kararın, ABD ordusunun yeni uçağı inceleyebilmesi amacıyla alındığını söyledi.

Güvenlik sistemi tartışması

New York Times'ın haberine göre Katar Kraliyet Ailesi tarafından hediye edilen yeni uçakta, eski Air Force One'larda bulunan gelişmiş savunma sistemlerinin tamamı yer almıyor.

ABD basınında yer alan haberlerde ise uçak değişikliğinin, İran ile artan gerilim nedeniyle Trump'ın güvenlik ekibinin tavsiyesi üzerine gerçekleştirildi yer aldı. İran'ın Türkiye'ye komşu olması da bu değerlendirmede etkili oldu.

Yeni uçakta bulunan gazetecilerden, savaş bölgelerinde uygulanan standart güvenlik prosedürleri kapsamında pencere perdelerini kapalı tutmaları istendi.

İlk etapta herhangi bir tehdit bulunduğunu reddeden Trump, daha sonra İngiltere'de yeniden Katar'ın hediye ettiği uçağa binerek Washington'a döndü. Bu sırada İran'ın kendisine yönelik olası suikast girişimlerine atıfta bulunarak, "Bu uğursuz kişiler yüzünden tehlikeli bir uçuşta olabilirsiniz. Onlarla uğraşmak zorundayız" ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray'dan açıklama

Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, AFP’ye yaptığı açıklamada, yeni başkanlık uçağının "başkanı ve ekibini korumaya yönelik üst düzey güvenlik protokolleriyle donatılmış gelişmiş bir platform" olduğunu belirtti.

Cheung, başkana yönelik tehditlere karşı mevcut tüm imkânların kullanıldığını vurgularken, daha önce ABD medyasına yaptığı açıklamada uçakta "şaşırtma ve elektronik karıştırma sistemleri" bulunduğunu söylemişti.

ABD Gizli Servisi ise konuya ilişkin soruları Beyaz Saray'a yönlendirdi.

Eski uçakta gelişmiş savunma sistemleri bulunuyor

Resmî makamlar yeni uçağın teknik özelliklerine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, eski Air Force One'ın radar karıştırma sistemleri, füze karşı tedbirleri ve çeşitli gelişmiş savunma teknolojileriyle donatıldığı biliniyor.

Yeni uçağın bu sistemlerin tamamına sahip olup olmadığı ise açıklanmadı. Ancak eski uçakta bulunan bazı özelliklerin yeni uçakta yer almadığı belirtiliyor.

Katar'ın hediyesi

Katar Kraliyet Ailesi, söz konusu lüks uçağı Trump'ın uzun yıllardır kullanılan başkanlık uçaklarının durumundan şikâyet etmesinin ardından geçen yıl hediye etmişti. Mevcut Air Force One uçakları 1990 yılından bu yana hizmet veriyor.

ABD Hava Kuvvetleri, uçağın mümkün olan en kısa sürede hizmete alınabilmesi için kapsamlı bir modifikasyon süreci yürüttü. Uçak, 1 Temmuz'da Kuzey Dakota eyaletine yaptığı uçuşla ilk resmî görevini gerçekleştirdi.

Güvenlik ve etik tartışmaları sürüyor

ABD Hava Kuvvetleri, süreci hızlandırmak amacıyla özellikle iç tasarım konusunda bazı tavizler verildiğini kabul etti. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığına göre haziran ayında yapılan açıklamada, bu değişikliklerin güvenlik, emniyet veya haberleşme sistemlerini etkilemediği vurgulandı.

Buna karşın Senato'daki Demokrat üyeler, Hava Kuvvetleri'nden "ulusal güvenliğe ilişkin gerçek endişelerin" giderilmesini talep etti.

Eski Hava Kuvvetleri subayı John Teichert de Fox News'e yaptığı değerlendirmede, "Bir Katar uçağı ne kadar iyi donatılmış olursa olsun, sıfırdan ABD başkanlık uçağı standartlarında ve aynı savunma kabiliyetleriyle tasarlanmış olamaz" ifadelerini kullandı.

Katar'ın hediye ettiği uçak, Boeing'in teslim etmesi planlanan yeni nesil iki Air Force One hizmete girene kadar kullanılacak. Söz konusu uçakların teslimatı ise çeşitli nedenlerle defalarca ertelendi.

Trump, yeni Boeing uçaklarının göreve başlamasının ardından Katar'ın hediye ettiği uçağın Miami'de kurulacak başkanlık kütüphanesine devredileceğini ve burada sergileneceğini açıkladı.

Öte yandan, değeri yüz milyonlarca dolar olarak belirtilen bu hediye, ABD başkanlarının yabancı ülkelerden kabul edebileceği hediyelere ilişkin etik ve anayasal tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.


Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)

Avrupa ülkeleri, belirli şartlar altında Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin ücretlendirilmesine sıcak bakıyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarının ardından İran, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirerek küresel piyasalarda enerji krizine yol açmıştı.

Beyaz Saray, Tahran yönetiminden Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini savaş öncesi duruma geri döndürerek hiçbir ücret talep etmemesini istiyor.

Ancak Tahran müzakerelerin başından beri Hürmüz üzerindeki hakimiyetinden vazgeçmeyeceğini vurguluyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, bugün Umman'da Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi'yle bir araya gelecek.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre ziyarette, Hürmüz Boğazı ve bölgedeki deniz taşımacılığının güvenliğine odaklanılacak.

Tahran ve Maskat yönetimleri, boğazın yönetimi için işbirliği yapıyor. İran yönetimi, geçişlerin ücretlendirilmesi için Umman'la ortak çalıştıklarını öne sürmüştü ancak Maskat yönetimi, zorunlu ücretlendirme planına karşı olduğunu duyurmuştu.

Guardian'ın haberine göre Avrupa ülkeleri, zorunlu tutulmaması ve Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün kurallarına uyulması şartıyla geçiş ücreti uygulanmasına sıcak bakıyor.

Birleşik Krallık Başbakan Yardımcısı David Lammy, zorunlu geçiş ücretine karşı çıktığını söylemişti. Ancak Guardian'ın diplomasi editörü Patrick Wintour'un aktardığına göre kabinedeki bazı isimler seyrüsefer hizmetleri için ücretlendirme sistemlerinin kabul edilebilir olduğunu düşünüyor. Makalede, bazı Avrupa ülkelerinin de bunu değerlendirdiği savunulurken herhangi bir ülkenin adı paylaşılmıyor.

Yazıya göre Umman yönetimi, Britanyalı hukukçularla çalışarak Malakka Boğazı'ndaki modelin Hürmüz'e uyarlanmasını öngören bir öneri hazırladı. Bu kapsamda gemilerden zorunlu geçiş ücreti alınması yerine deniz güvenliğinin sağlanması, çevrenin korunması, kirlilik riskinin azaltılması ve acil durum hazırlıkları gibi hizmetler için gönüllü katkı mekanizması oluşturulması planlanıyor.

Erakçi'yle Busaidi arasındaki görüşmede bu önerinin de ele alınabileceği aktarılıyor. İran'ın Londra Büyükelçiliği'ndeki yetkililerin, bağımsız uzmanlar tarafından hazırlanan benzer önerilere ilgi gösterdiği ifade ediliyor.

Analizde, Tahran'da süreçle ilgili görüş ayrılıkları yaşandığına dikkat çekiliyor. İran Devrim Muhafızları'ndaki radikal kanat, ABD ve İsrail'in ülkeye savaş açarak uluslararası hukuku çiğnediğini, Tahran'ın da Hürmüz konusunda herhangi bir uluslararası deniz hukukuna bağlı hareket etme zorunluluğu olmadığını savunuyor. Daha ılımlı kesimlerse küresel anlaşmaların gözetileceği bir işbirliğinden yana.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters


Ukrayna ordusu: Rusya’ya saldırılar küresel etki yaratacak

Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
TT

Ukrayna ordusu: Rusya’ya saldırılar küresel etki yaratacak

Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)
Ukrayna, Rusya'nın ele geçirdiğini duyurduğu stratejik Kostantinovka kentindeki mevzilere füze atışı yapıyor (Reuters)

Ukrayna ordusu, Rusya'ya askeri harekatı hızlandırmak için "uzun menzilli saldırı" birimi kurdu.

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, perşembe günü yaptığı açıklamada, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kurulan özel komuta biriminin Rusya'ya "küresel etki yaratacak" saldırılar düzenleyeceğini belirtti.

Rusya'nın iç bölgelerindeki hedeflerin önceliklendirileceğini ve Moskova'nın "savaşı sürdürme kapasitesine darbe vurulmasının" planlandığını ifade etti.

Son dönemde Rusya'nın petrol ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını artıran Ukrayna, cuma günü Krasnodar bölgesindeki İlski petrol rafinerisiyle Leningrad bölgesindeki Ust-Luga petrol işleme tesisinin vurulduğunu duyurdu.

Rostov bölgesindeki bir petrol terminali ve deposunun da saldırılarda hasar gördüğü belirtildi.

Ukrayna'nın insansız hava araçları (İHA) komutanı Robert Brovdi, dünkü açıklamasında son 5 günde yaklaşık 50 yakıt gemisine hasar verildiğini, Azak Denizi'nde 10 tankerin vurulduğunu açıkladı.

Brovdi, saldırılar sayesinde Rusya'nın yaptırımları aşmak için kullandığı "gölge filonun" küçüldüğünü savundu.

Saldırıların Rus ekonomisi üzerindeki etkisi de giderek belirginleşiyor. Moskova, Kırım'da haftalardır süren akaryakıt krizi ve diğer bölgelerdeki arz sıkıntıları nedeniyle çarşamba günü mazot ihracatını yasaklamıştı.

Reuters'ın sektör kaynaklarına dayandırdığı hesaplamalara göre Rusya'nın benzin üretimi yaklaşık yüzde 65 azaldı.

Wall Street Journal'ın analizinde, Ukrayna'yı yıpratma savaşında alt etmek isteyen Rusya'nın, Kiev'in artan drone saldırıları nedeniyle ilk kez ciddi anlamda baskı altında kaldığı yazılıyor.

Özellikle Ukrayna'nın, Moskova ve St. Petersburg'dan Sibirya'nın iç kesimlerine kadar uzanan saldırılarıyla Kremlin'in stratejilerini zora soktuğu ifade ediliyor. Buna rağmen uzmanlar, Ukrayna'nın son saldırılarının savaşın seyrini kesin biçimde değiştirdiğini söylemek için henüz erken olduğu görüşünde.

Eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni, çarşamba günü Telegraph'ta yayımlanan yazısında şu yorumları yapmıştı:

Rusya, Ukrayna'yı tamamen fethetmek için gerekli askeri kapasiteye sahip değil. Aynı şekilde Ukrayna da şu anda işgal altındaki tüm toprakları yalnızca askeri güçle kurtaracak imkandan yoksun. Askeri denge, kesin bir zaferden ziyade karşılıklı olarak birbirini engelleme durumuna dönüştü.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Telegraph