İran Meclis Başkanı Kalibaf: Teslimiyet konumundan müzakere olmaz

Kalibaf, müzakerelerin amacının Washington ile normalleşme değil savaşı sona erdirmek olduğunu söylerken, Kudüs Gücü Komutanı Kaani, Hürmüz'den Babu’l Mendeb'e uzanan ‘direniş güvenlik kuşağından’ söz etti

Kalibaf ve Kaani, Tahran'da Lübnan Hizbullahı konulu bir konferansta, Kasım 2024 (Arşiv - İran Parlamentosu)
Kalibaf ve Kaani, Tahran'da Lübnan Hizbullahı konulu bir konferansta, Kasım 2024 (Arşiv - İran Parlamentosu)
TT

İran Meclis Başkanı Kalibaf: Teslimiyet konumundan müzakere olmaz

Kalibaf ve Kaani, Tahran'da Lübnan Hizbullahı konulu bir konferansta, Kasım 2024 (Arşiv - İran Parlamentosu)
Kalibaf ve Kaani, Tahran'da Lübnan Hizbullahı konulu bir konferansta, Kasım 2024 (Arşiv - İran Parlamentosu)

İran Meclis Başkanı ve ABD ile sürdürülen müzakerelerin baş müzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, ateşkese aykırı adımlar ile deniz ablukasının son dönemdeki gerginliklerin başlıca nedeni olduğunu söyledi. Kalibaf, müzakerelerin amacının Washington ile ilişkileri normalleştirmek değil, savaşı sona erdirmek ve kalıcı bir güvenlik ortamı tesis etmek olduğunu vurguladı.

İranlılara seslendiği mesajda, Tahran'ın ‘teslimiyet’ konumundan müzakere masasına oturmak istemediğini ve yalnızca sloganlarla yetinmeyeceğini belirten Kalibaf, ‘İran'ın gücü ile akılcılığını’ bir araya getirerek ‘hesaplanmış ve eksiksiz bir zafere’ ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.

ABD'yi ateşkesi ‘açıkça’ ihlal etmekle suçlayan Kalibaf, İran'a yönelik deniz ablukasını ve Lübnan'daki ateşkes mutabakatının çiğnenmesini bu ihlalin somut göstergeleri olarak saydı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın mutabakat muhtırasına dair açıklamalarının uzlaşılan maddelerle çeliştiğini ileri süren İran’ın Başmüzakerecisi, bunun Washington'ın ‘ne ateşkes ne de diyalog’ peşinde olduğunu gözler önüne serdiğini vurguladı.

İran'ın haklarını savunmak için kararlı bir yanıt verilmesinin zorunlu olduğunu ifade eden Kalibaf'ın bu sözleri, İran'ın pazar gününü pazartesiye bağlayan gece İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği füze saldırılarına açık atıfta bulundu.

Kalibaf, Tahran'ın durdurduğu askeri operasyonları savunarak, İran Silahlı Kuvvetleri'nin görevini ‘başarıyla’ yerine getirdiğini söyledi ve Tahran'ın İran halkının haklarını savunmayı sürdüreceğinin altını çizdi.

İran Meclis Başkanı, müzakerelerin ilerleyişinin Körfez'deki askeri operasyonlar ve İsrail'e yönelik füze saldırılarıyla eş zamanlı gerçekleşmesinin, çatışma sahasının mimarisini kavramanın zorunluluğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Diplomasiyi yalnızca kapalı kapılar ardındaki görüşmelere ve ‘diplomatik gülücüklere’ indirgemenin baştan başarısızlığa mahkûm olmak anlamına geleceğini söyleyen Kalibaf, öte yandan salt askeri operasyonlara dayanmak da İran'ın haklarını tam anlamıyla savunmaya yetmez ifadesini kullandı.

İran'ın rakiplerine karşı birbirine bağlı dört alanda hareket etmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Kalibaf, bu alanları askeri, diplomatik, halkın direnişi ve mevcudiyeti ile halka hizmet şeklinde sıraladı ve söz konusu alanların bir bütün oluşturduğunu ifade etti.

Askeri alanın ‘güç üretiminin motoru’ işlevi gördüğünü, çünkü düşmanları saldırı düşüncesinden uzaklaştırdığını kaydeden Kalibaf, diplomasinin ise bu gücü somut ve kalıcı hukuki, siyasi ve ekonomik kazanımlara dönüştürmesi gerektiğini vurguladı.

İran Meclis Başkanı’na göre Lübnan'da yaşananlar, diplomasinin askeri eylemle birlikte yürütüldüğünde İsrail'i ve İran'ın rakiplerini geri adım atmaya zorlayabileceğini ortaya koydu.

Tahran'ın bir keresinde saldırı tehdidi ve müzakereleri kesmekle Beyrut'a yönelik bir saldırıyı önlediğini, ardından bizzat saldırıya geçerek görüşmelerin durmasından çekinmediğini gösterdiğini belirten Kalibaf, bunun sonucunda karşı tarafın geri adım atmaya zorlandığını ve İran'ın haklarının güvence altına alındığını vurguladı.

İran'ın Körfez'deki çatışmalarda da aynı modeli uyguladığını ifade eden Başmüzakereci, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ilişkin düzenlemeleri ‘şimdiye kadar’ pekiştirebildiklerini kaydetti.

Meselenin yalnızca Lübnan'la sınırlı olmadığını belirten Kalibaf, dört alanın koordinasyonu aracılığıyla İran halkının haklarını elde etmek ve ülke için kalıcı bir güvenlik ortamı tesis etmenin esas hedef olduğunu söyledi.

İran'ın ‘ya savaş ya müzakere’ gibi bir seçimle karşı karşıya olmadığını vurgulayan İran Meclis Başkanı, gerektiğinde savaşacaklarını gerektiğinde müzakere edeceklerini ifade ederek müzakereleri ‘çatışmanın devamı’ olarak nitelendirdi.

İranlı yetkililer arasında herhangi bir ihtilaf ya da görüş ayrılığı bulunmadığını belirten Kalibaf, aksine hedeflere ulaşmak için ’tam bir koordinasyon’ içinde olduklarını ve Silahlı Kuvvetlerin onaylanan plan ve kararlar çerçevesinde harekete geçmeye ‘hazır olduğunu ve olmaya devam ettiğini’ belirtti.

Tahran'ın karşı tarafa güvenmediğini belirten Kalibaf, yaklaşımlarının ‘duygusal harekete’ ya da yalnızca hakları dile getirmek ve rakiplerin suçları olarak nitelendirdiği eylemleri kınamakla yetinmeye dayanmadığını ifade etti.

İran'ın kapsamlı bir planlama aracılığıyla, savaş suçu ve komplo olarak nitelendirdiği deniz ablukasını rakipleri için yeni bir yenilgiye dönüştürmek üzere çalışacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın resmi medya kuruluşlarından aktardığına göre İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün komutanı İsmail Kaani, Hürmüz Boğazı'ndan Yemen kıyıları açıklarındaki Babu’l Mendeb Boğazı'na, Arap Körfezi'nden Kızıldeniz'e uzanan ‘yeni bir direniş güvenlik kuşağı’ oluşturulacağını açıkladı,

Kaani, İsrail ve ABD'nin bölgedeki ‘serüvenlerinin’ yanıtsız kalmayacağını belirterek, ‘sınır tanımayan savaşçıların hareketlerini izlediğini’ söyledi ve ‘saldırılar’ olarak nitelendirdiği eylemlerin sürmesi durumunda yeni misillemelerle karşılanacağını belirtti.

İranlı yetkililer ‘direniş ekseni’ kavramını, Yemen'deki Husiler de dahil olmak üzere bölgedeki Tahran yanlısı silahlı gruplara atıfta bulunmak için kullanıyor.



Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü
TT

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Washington ile Tahran'dan gelen bazı çelişkili açıklamalara rağmen, iki taraf arasındaki müzakere sürecinin en kritik aşamalarından birine yaklaştığı ve savaşın sona ermesine yönelik kapsamlı bir anlaşmanın giderek daha fazla gündeme geldiği görülüyor.

Bu çerçevede, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran arasında barış anlaşmasına ilişkin üzerinde mutabık kalınan nihai metne ulaşıldığını açıkladı. Şerif, ülkesinin bir sonraki adımların netleştirilmesi için her iki tarafla da yakın temas halinde çalıştığını belirtti.

Söz konusu gelişme, müzakere sürecinde ilerleme kaydedildiğine dair işaretleri güçlendirse de Washington ve Tahran'ın anlaşmanın ayrıntılarına ilişkin tutumları arasında belirgin farklılıklar sürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın içeriğine ilişkin basına yansıyan bilgilere tepki göstererek, “Sızdırılan maddelerin, yazılı olarak üzerinde uzlaşılan hususlarla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile bir mutabakat zaptına varılmasının “hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu ifade etti.

Sahada ise ABD ordusu, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri hedef aldığı belirtilen çok sayıda İran insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğünü duyurdu.


Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
TT

Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)

Bölgesel gerilimin arttığı ve İran nükleer programına ilişkin müzakerelerin kördüğüme döndüğü bir dönemde, ABD’nin geçtiğimiz ay (Mayıs 2026) benzeri görülmemiş askeri bir adımın eşiğinden döndüğü ortaya çıktı. Şarku'l Avsat'ın CNN'in istihbarat ve askeri kaynaklara dayandırdığı özel haberinden aktardığına göre Pentagon, İran'ın nükleer silah yapımında kullanılabilecek yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarına el koymak için gizli bir kara operasyonu planladı.

Genelkurmay Başkanı Brüksel’den acil döndü

Konuya yakın kaynaklar, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in, mayıs ayı sonlarında (19 Mayıs) Brüksel’deki üst düzey NATO toplantısını yarıda keserek acil ve gizli bir kararla Florida’daki ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) karargahına uçtuğunu bildirdi.

General Caine'in, uranyum stoklarını zorla ele geçirmek amacıyla İran topraklarına Amerikan kara askeri gönderme planlarını bizzat incelediği belirtildi. Toplantıların üst düzey profili ve aciliyeti, Washington yönetiminin bu yüksek riskli kara operasyonuna yeşil ışık yakmaya ne kadar yaklaştığını gözler önüne serdi.

ABD Başkanı Donald Trump (AP)ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Trump "Savaş uzar" endişesiyle planı askıya aldı

Genelkurmay Başkanı Caine, daha sonra hazırlanan askeri seçenekleri Başkan Donald Trump’a sundu. Ancak kaynaklara göre Trump, bu operasyonun;

İran tarafından çok sert bir misillemeyle karşılık bulacağı,

Savaşın süresini belirsiz bir şekilde uzatacağı,

Küresel ekonomideki kaosu derinleştireceği,

Amerikan askerleri arasında ağır can kayıplarına yol açabileceği,

yönündeki uyarıların ardından planı geçici olarak durdurma kararı aldı. Trump'ın operasyonu askıya alması, kamuoyuna sunduğu "İran ile hafta sonu Hürmüz Boğazı'nın açılmasını da içeren bir anlaşma imzalayabiliriz" şeklindeki iyimser açıklamalarıyla eş zamanlı olarak geldi.

Karşılıklı restleşme: Babülmendeb tehdidi ve ağır şartlar

Müzakerelerin arka planında ise Washington ve Tahran arasında tam bir stratejik satranç yaşanıyor:

ABD’nin şartları: ABD’li üst düzey bir yetkili, İran’ın yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer malzemelerini imha etmeyi, nükleer programını tasfiye etmeyi, Hürmüz Boğazı’nı açmayı ve vekil güçlerine fon sağlamayı durdurmayı kabul ettiğini ileri sürdü.

İran’ın söylemi: İran devlet medyası ise bu iddiaları reddederek, Hürmüz Boğazı’nın yönetiminden asla vazgeçmeyeceklerini ve dondurulan 24 milyar dolarlık fonun derhal serbest bırakılması gerektiğini savundu.

B Planı (Babülmendeb kartı): İranlı kaynaklar, müzakerelerin çökmesi ve savaşın yeniden başlaması halinde Tahran'ın "ekonomik-nükleer" bir hamle yapacağını sızdırdı. Buna göre İran, Yemen'deki müttefiki Husilere baskı yaparak Kızıldeniz'in giriş kapısı olan Babülmendeb Boğazı'nı tamamen kapatmayı planlıyor. Hürmüz'ün zaten kapalı olduğu düşünüldüğünde, bu hamle küresel ticaret için tam bir felaket senaryosu anlamına gelir.

İran nükleer sığınakları mayınladı: Uranyumu almak artık çok daha zor

ABD’nin operasyon hazırlıklarının sızması üzerine Tahran, son haftalarda askeri önlemlerini en üst seviyeye çıkardı. ABD istihbaratına yakın 5 kaynağın aktardığına göre İran ordusu, askeri düzeydeki uranyum stoklarının bulunduğu sığınakların etrafındaki tünelleri havaya uçurdu ve sığınak girişlerini yoğun şekilde mayınladı.

Uzmanlar, yaklaşık yarım ton ağırlığındaki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmanın, Trump’ın operasyon sinyalleri verdiği bir ay öncesine göre artık çok daha tehlikeli, maliyetli ve zaman alıcı olduğunu belirtiyor.

"İran uranyum saklayabilir" uyarısı

Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi’nin eski nükleer materyal tasfiye dairesi başkanı Scott Roecker, sahadaki bu yeni tahkimatların nükleer maddelerin teslim edilmesini içeren olası bir anlaşmayı son derece karmaşık hale getirdiğini vurguladı. Roecker şu uyarıda bulundu:

"Bu yeni durum İran’a bazı faaliyetlerini gizleme fırsatı sunabilir. Eğer Tahran’dan tüm stoklarını merkezi bir yere getirmesi istenirse, mayınlar ve yıkılan tüneller gerekçe gösterilerek bazı uranyum maddelerine ulaşılamadığı iddia edilebilir. Bu senaryoda, İran’ın gelecekte kullanmak üzere gizlice uranyum saklamasından endişe ederim."


İran anlaşması ateşkesi güçlendiriyor ancak önemli sorunları erteliyor

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
TT

İran anlaşması ateşkesi güçlendiriyor ancak önemli sorunları erteliyor

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik planlanan askeri saldırıyı iptal ettiğini duyurması, sıradan bir askeri taktik adımı değil; krizin tüm doğasını gözler önüne seren dönüm noktası oldu. Birkaç saat içinde ABD'nin söylemi, İran'ı "çok şiddetli bir güçle" vurma ve petrol ihracatının kalbi olan Hark Adası’na saldırma tehdidinden; imzalanmak üzere olan bir mutabakat zaptına, Hürmüz Boğazı’nın derhal açılmasına, ateşkesin uzatılmasına ve muhtemelen Avrupa veya Cenevre’de yapılacak diplomatik bir imza törenine evrildi.

Ancak savaşın eşiğinden anlaşma vaadine bu kadar hızlı geçilmesi, Trump’ın bir halk mitinginde iddia ettiği gibi "savaşın bittiği" anlamına gelmiyor. Aksine, bölge daha belirsiz bir döneme giriyor: Topyekûn bir savaş yok, ancak kalıcı bir barış da söz konusu değil. Karşımızda, ciddi garantiler sağlanırsa başarıya ulaşabilecek, ancak tarafların metni kendi çıkarlarına göre yorumlaması halinde her an çökebilecek "silahlı ve müzakereli bir ateşkes" var.

Barış anlaşması değil, bir mutabakat zaptı

Şarku’l Avsat’ın Axios haber sitesinden aktardığına göre, perşembe akşamı ABD'ye ait 4 askeri kargo uçağı, Başkan Yardımcısı JD Vance’in önümüzdeki günlerde Cenevre’de yapılması muhtemel imza törenine katılımı öncesinde lojistik ekipman taşımak üzere Avrupa’ya hareket etti. Ancak haberde, masadaki metnin ABD-İran çatışmasını tamamen bitirecek nihai bir barış anlaşması olmadığı, aksine şu maddeleri içeren geçici bir ilk mutabakat zaptı olduğu vurgulandı:

60 günlük ateşkes: Çatışmaların 60 gün boyunca durdurulması.

Hürmüz Boğazı: Boğazın derhal ve geçiş ücreti olmaksızın trafiğe açılması, ticari gemi trafiğinin 30 gün içinde savaş öncesi seviyelere dönmesi.

Deniz ablukasının gevşetilmesi: ABD’nin deniz ablukasını kademeli olarak kaldırması ve ateşkes süresince İran’a petrol satabilmesi için sınırlı muafiyetler tanıması.

Haber sitesine göre bu detaylar, anlaşmanın sınırlarını göstermesi açısından oldukça kritik. Trump bir zafer ve hızlı bir başarı tablosu çizse de büyük ve çetrefilli dosyalar ileri bir tarihe ertelenmiş durumda. Sızan metinde İran’ın nükleer silaha sahip olmama taahhüdü yer alsa da zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti ve nükleer altyapının sökülmesi konusu daha detaylı ikinci bir anlaşmaya bırakıldı.

Mali düğüm de en az nükleer dosya kadar hassas. İran, aylarca süren savaş, abluka ve ihracat kesintilerinin ardından ekonomisine acil sıcak para akışı sağlamak için dondurulan fonlarının bir kısmının derhal serbest bırakılmasını istiyor. Washington ise bu fonları, Tahran’ın taahhütlerine uyma derecesine göre kademeli olarak serbest bırakma taraftarı. Bu durum, ilk güven testine dönüşebilir: Tahran Hürmüz’ü açıp karşılığında somut bir mali kazanım elde edemezse Washington’u oyalamakla suçlayacak; Washington ise İran’ın taahhütlerini yerine getirmeden para istediğini görürse askeri ve deniz baskısına geri dönecektir.

İran'ın Bender Abbas şehrinden Hürmüz Boğazı (AP)İran'ın Bandar Abbas şehrinin kıyısından görünen Hürmüz Boğazı (AP)

Trump’ın tehdit odaklı müzakere yöntemi

Trump’ın bu hamlesi, kriz yönetimindeki tanıdık tarzını yansıtıyor: Tehdit çıtasını maksimuma çıkarmak ve ardından geri adımı "başarılı bir baskının sonucu" olarak sunmak. Ancak bu retoriğin arkasında çok daha karmaşık hesaplar yatıyor.

The New York Times gazetesine konuşan analistler, İran’ın Hark Adası’nı kontrol altına almanın kolay ya da sembolik bir operasyon olmadığını, buraya yönelik bir hamlenin doğrudan askeri müdahale ve sahaya asker indirmeyi gerektirebileceğini, bunun da Amerikan askerleri için büyük riskler barındırdığını ve savaşı genişletme potansiyeli taşıdığını belirtti. Ayrıca, geniş çaplı bir askeri darbenin küresel enerji fiyatlarını fırlatacağı, Amerikalı tüketiciler üzerindeki baskıyı artıracağı ve yaklaşan ara seçimler öncesinde Trump’ı zor durumda bırakabileceği vurgulandı.

Bu nedenle, saldırının iptal edilmesi anlaşmaya duyulan tam güvenden ziyade, daha büyük bir savaşın maliyetinden kaçınma çabası olabilir. Mutabakat zaptı bu yönüyle Trump için oldukça cazip: Ona Hürmüz’ün açılması ve ateşkes konusunda hızlı bir siyasi başarı ilanı sunarken, en zor dosyaları sonraki müzakerelere erteliyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu geçen yıl Ben Gurion Havalimanı'nda (AP)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçen yıl Ben Gurion Havalimanı'nda (AP)

İsrail’in derin endişeleri

Denklemin en hassas unsurlarından biri olan İsrail, bu mutabakat zaptının doğrudan bir tarafı değil. ABD medyasına konuşan İsrailli yetkililer, nihai bir anlaşmanın mutlaka; zenginleştirilmiş nükleer malzemelerin tamamen ortadan kaldırılmasını, zenginleştirme altyapısının sökülmesini, füze üretiminin sınırlandırılmasını ve İran'ın bölgesel vekillerine verdiği desteğin kesilmesi şartını içermesi gerektiğini vurguluyor.

Bu talepler, şu anki geçici ateşkes metninin kapsamının çok ötesinde. Bazı uzmanlara göre İsrail, bu anlaşmanın İran’a güç toplamak veya kartlarını yeniden karmak için zaman kazandırdığını hissederse, özellikle Lübnan’da veya nükleer programla bağlantılı hedeflere karşı tek taraflı askeri harekete geçebilir.

Sonuç: Ateş hattında bir ateşkes

Mutabakata varılması ciddi bir olasılık olsa da hiçbir şey garanti değil. Sızıntılar yakın zamanda bir imza atılacağına, Hürmüz’ün açılacağına ve 60 günlük müzakere sürecinin başlayacağına işaret ediyor. Ancak ortada savaşın kesin bir sonu yok; sadece "ateş hattında bir ateşkes" var. Taraflar taahhütlerine sadık kalırsa, bu durum daha geniş bir siyasi sürece dönüşebilir. Ancak yaptırımlar, fonlar veya uranyum konusundaki ilk anlaşmazlıkta süreç tıkanırsa, bölge çok daha şiddetli bir gerilim dalgasıyla karşı karşıya kalacaktır.