Uluslararası sistemin dönüşümlerinde güç kullanımı bir norma dönüştü

Artık sadece “vekâlet savaşlarından” bahsedemeyiz. Yeni bir modelle karşı karşıyayız; açık bir savaş ve gerçek, ancak hesaplı bir gerilim

ABD Ordusu hava savunma topçu birliğinden bir asker, Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yapıyor, 1 Haziran 2026 (AFP)
ABD Ordusu hava savunma topçu birliğinden bir asker, Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yapıyor, 1 Haziran 2026 (AFP)
TT

Uluslararası sistemin dönüşümlerinde güç kullanımı bir norma dönüştü

ABD Ordusu hava savunma topçu birliğinden bir asker, Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yapıyor, 1 Haziran 2026 (AFP)
ABD Ordusu hava savunma topçu birliğinden bir asker, Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yapıyor, 1 Haziran 2026 (AFP)

Nebil Fehmi

Bugün gündemde olan soru, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana güç kullanımının artıp artmadığı değil, nasıl ve neden daha yaygın ve İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde uluslararası sistemin yerleştirmeye çalıştığı kısıtlamalara daha az tabi hale geldiğidir. Dünya, 20. yüzyılın ilk yarısındaki gibi büyük, topyekûn savaşlara sürüklenmedi, fakat buna karşılık, Soğuk Savaş'ın bitişine eşlik eden vaadi de yerine getirmedi, o da açık kurallar ve etkili hesap sorma tarafından yönetilen daha disiplinli bir uluslararası sistem.

Bana göre güç kullanımının doğasında niteliksel bir değişim yaşandı. Savaş artık istisnai bir olay değil, doğrudan askeri müdahalelerden vekalet savaşlarına, sınırlı saldırılara ve siber operasyonlara kadar çeşitli derecelerde ve biçimlerde kullanılan bir siyasi araç haline geldi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu aşamanın en belirgin özelliği, topyekûn savaşın maliyeti caydırıcı olmaya devam etse de güce başvurma eşiğinin düşmesi olabilir.

Bu dönüşüm, ABD'nin tek başına uluslararası hegemonyaya sahip olduğu ve Irak Savaşı'nda olduğu gibi çeşitli bağlamlarda güç kullanmasına olanak tanıyan Soğuk Savaş sonrası dönem dikkate alınmadan anlaşılamaz. Ancak bu aşama uzun sürmedi. Çin'in yükselişi ve özellikle Ukrayna savaşından sonra Rusya'nın uluslararası sahnede yeniden yükselişiyle dünya daha çok taraflı, ancak aynı zamanda daha akışkan ve daha az yönetilebilir hale geldi.

Bu değişimin en derin etkisi, geleneksel çatışma arenasından yeni güç kullanım modelleri için açık bir laboratuvara dönüşen Ortadoğu'da açıkça görülmektedir. Bölge artık istikrarlı dengeler içinde yaşamıyor. Devletler parçalandı, silahlı örgütler yükseldi ve yabancı müdahaleler arttı; bu da bölgesel etkileşimleri yönetmede gücü günlük bir araç haline getirdi.

Artık sadece “vekâlet savaşlarından” bahsetmek mümkün değil. Yeni bir modelle karşı karşıyayız; açık bir savaş ve gerçek, ancak hesaplı bir gerilim. Bu, kendi içinde, oyunun kurallarında bir değişimi yansıtıyor, çünkü eski normlar artık güç kullanımını engellemiyor.

Bu bağlamda, artan güç kullanımının, İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde uluslararası sistemin çekirdeğini oluşturan beş temel norm üzerinde derin bir etkisi olduğu söylenebilir.

Bu normlardan ilki güç dengesidir. Geçmişte bu denge, büyük güçler arasında açık bir caydırıcılığa dayanıyordu. Ancak bugün daha karmaşık hale geldi, zira artık devletlerle sınırlı değil, devlet dışı aktörleri ve sınır ötesi nüfuz ağlarını da kapsıyor. Sonuç, istikrarsızlığa yatkın ve gerilimi kontrolsüz bir şekilde gerilime daha duyarlı, kırılgan bir dengedir.

İkinci norm, kurumsal denge ve denetim mekanizmalarıdır. Uluslararası kurumların güç kullanımını düzenleme gücü gerek büyük güçler arasındaki bölünmelerden gerekse bu kurumların birçok durumda atlanmasından dolayı geriledi. Nitekim çoğu askeri operasyon, bağlayıcı kolektif çerçevelerin dışında yürütülüyor ve bu da uluslararası denetim kavramını zayıflatıyor.

Üçüncüsü hesap sormadır. Uluslararası sistemde yasal hesap sorma mekanizmalarında ilerlemeler kaydedilmiş olsa da uygulamada seçici olunmaya devam edildi. Büyük ve bölgesel güçlerden, güç kullanımından dolayı nadiren gerçek anlamda hesap soruldu. Müdahaleler sıklıkla neredeyse hiçbir yasal sonuç doğurmadan tekrarlandı. Bu gerçeklik, sisteme olan güveni zayıflatmakla kalmayıp, bu tür davranışların tekrarını da teşvik ediyor.

Dördüncüsü egemen kurallar ve normlarla ilgilidir. Bunlar yok sayılma yoluyla değil, yeniden yorumlanma yoluyla kademeli olarak erozyona uğradı. “Öz savunma”, “önleyici saldırılar”, “terörle mücadele” ve hatta “rejim değişikliği” gibi kavramlar artık çok çeşitli askeri operasyonları haklı çıkarmak için kullanılıyor. Bu kavramlar, çatışma yönetiminde günlük araçlar haline geldi ve meşru ile gayrimeşru eylemler arasındaki çizgileri daha da bulanıklaştırdı.

Beşincisine gelince, teknolojik gelişme ve bunun farklı büyüklükteki ve güçteki ülkeler, hatta geleneksel olarak bu tür teknolojilere erişime alışkın olmayan hükümetler ve sivil toplum kuruluşları arasında yayılmasının gölgesinde, silahlanma yöntemleri ve askeri planlarla ilgilidir. Bunun en belirgin örnekleri, füze ve insansız hava araçlarındaki teknolojik uzmanlık, yüksek hassasiyetli ile ayrım gözetmeyen teknolojiler arasındaki eşitsizliktir. Bu durum, bazen askeri ve sivil hedefler arasındaki çizgileri, maddi maliyet ile askeri etki hesapları arasındaki çizgileri bulanıklaştırmıştır.

Giderek daha karamsar hale gelen bu tabloya rağmen, uluslararası sistemin tamamen çöktüğü söylenemez. Topyekûn savaşın maliyeti, küresel ekonomik karşılıklı bağımlılık ve özellikle karşılıklı caydırıcılık olasılığı tarafından dayatılan sınırlar hâlâ ayakta.

Hesap sormaya maruz kalmadan artan aşırı güç kullanımının en tehlikeli ve kötü sonuçlarından biri, savaşan tarafların ve uluslararası toplumun, sivillerin aşırı biçimde hedef alınması, askeri operasyonlar ve çatışmalar sırasında yaşanan ve “ikincil (tali) zarar” olarak adlandırılan durumun giderek daha fazla kabul görmesi yoluyla insanlıklarını hızla kaybetmeleridir.

Bana göre, günümüzdeki gerçek meydan okuma, çok kutuplu bir dünyada ulaşılması zor bir hedef olan çatışmaların sayısını azaltmakta değil, güç kullanımına ilişkin kurallar konusunda asgari bir uzlaşmayı yeniden inşa etmekte yatıyor. Bu olmadan, kurallardan ziyade güç dengesiyle yönetilen bir sisteme doğru kayma devam edecektir.

Başka bir deyişle, güç, sistemin yerini almadı ama yeni kurallarının bir parçası haline geldi ve dönüşümün özü de burada yatıyor.



Trump, savunma sanayini silah üretimini artırmaya çağırdı

Trump, Pennsylvania'daki Savunma ve İnovasyon Zirvesi'ne katılmak üzere gelişi sırasında (Reuters)
Trump, Pennsylvania'daki Savunma ve İnovasyon Zirvesi'ne katılmak üzere gelişi sırasında (Reuters)
TT

Trump, savunma sanayini silah üretimini artırmaya çağırdı

Trump, Pennsylvania'daki Savunma ve İnovasyon Zirvesi'ne katılmak üzere gelişi sırasında (Reuters)
Trump, Pennsylvania'daki Savunma ve İnovasyon Zirvesi'ne katılmak üzere gelişi sırasında (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün savunma alanındaki üst düzey yetkililere, Ukrayna ve Ortadoğu'daki savaşların ABD'nin silah stokları üzerindeki baskısını artırdığı bir dönemde silah üretiminin hızlandırılması ve üretim kapasitesinin artırılması çağrısında bulundu.

Trump, Pensilvanya eyaletinde düzenlenen Savunma ve İnovasyon Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, silah üreticilerine seslenerek, "Dünyanın en yüksek kalitesine sahibiz, ancak daha fazla hıza ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.

Trump'ın zirveye katılması, yönetimin savunma üretimine verdiği önemin arttığının göstergesi olarak değerlendiriliyor. Ukrayna ve Ortadoğu'daki çatışmalar, büyük miktarda füze, önleyici füze ve diğer silahların kullanılmasına yol açarken, bu durum ABD'nin askeri tedarik zincirlerinin ve üretim kapasitesinin sınırlarını gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre ABD Ordusu Savaş Koleji'nde düzenlenen zirveye, Amerikan savunma sanayi tabanının güçlendirilmesi ve gelişmiş silah sistemlerinin teslimatının hızlandırılması konularını görüşmek üzere üst düzey askeri komutanlar, savunma yüklenicileri, yatırımcılar ve teknoloji şirketlerinin yöneticileri katıldı.


Fransa Ulusal Meclisi ötenazi yasa tasarısını onayladı

Fransa Parlamenterler, Fransız Parlamentosu'nun alt kanadı olan Ulusal Meclis'te ötanazi yasa tasarısına ilişkin oylama oturumuna katılıyor. Paris, 15 Temmuz 2026 (AFP)
Fransa Parlamenterler, Fransız Parlamentosu'nun alt kanadı olan Ulusal Meclis'te ötanazi yasa tasarısına ilişkin oylama oturumuna katılıyor. Paris, 15 Temmuz 2026 (AFP)
TT

Fransa Ulusal Meclisi ötenazi yasa tasarısını onayladı

Fransa Parlamenterler, Fransız Parlamentosu'nun alt kanadı olan Ulusal Meclis'te ötanazi yasa tasarısına ilişkin oylama oturumuna katılıyor. Paris, 15 Temmuz 2026 (AFP)
Fransa Parlamenterler, Fransız Parlamentosu'nun alt kanadı olan Ulusal Meclis'te ötanazi yasa tasarısına ilişkin oylama oturumuna katılıyor. Paris, 15 Temmuz 2026 (AFP)

Fransa'nın Ulusal Meclisi, dün tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yakalanan yetişkinlerin ölümcül ilaçlar almasına izin veren yasa tasarısına nihai onayı verdi. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre bu kararla birlikte yaşamın son dönemindeki bakıma ilişkin yıllardır süren tartışmaların yeni bir aşamaya geçtiği belirtildi.

Ulusal Meclis, daha önce üç ayrı okumada desteklenen yasa tasarısını 291'e karşı 241 oyla kabul ederek, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un üç yıldan uzun süre önce gündeme getirdiği düzenlemeye ilişkin parlamento sürecini tamamladı.

Farklı tahminlere göre, dünya genelinde yaklaşık 300 milyon kişi belirli koşullar altında ötanazi uygulamasından yararlanabiliyor. Bazı ülkelerde ötanazi belirli şartlarla yasal kabul edilirken, bazı ülkelerde ise yardımlı intihara izin veriliyor. Ayrıca ABD'nin birçok eyaletinde de benzer uygulamalar bulunuyor.

Fransa ise giderek yaşlanan nüfusuyla birlikte, kronik hastalıklar nedeniyle uzun süreli bakıma ihtiyaç duyan kişi sayısının arttığı bir dönemden geçiyor.


ABD, "İran kıyıları savaşını" genişletiyor

İran Devrim Muhafızları'nın sözcüsü konumundaki "Sepah News" sitesinin yayımladığı videoda, yeri belirtilmeyen bir noktadan füze fırlatıldığı görülüyor (AFP)
İran Devrim Muhafızları'nın sözcüsü konumundaki "Sepah News" sitesinin yayımladığı videoda, yeri belirtilmeyen bir noktadan füze fırlatıldığı görülüyor (AFP)
TT

ABD, "İran kıyıları savaşını" genişletiyor

İran Devrim Muhafızları'nın sözcüsü konumundaki "Sepah News" sitesinin yayımladığı videoda, yeri belirtilmeyen bir noktadan füze fırlatıldığı görülüyor (AFP)
İran Devrim Muhafızları'nın sözcüsü konumundaki "Sepah News" sitesinin yayımladığı videoda, yeri belirtilmeyen bir noktadan füze fırlatıldığı görülüyor (AFP)

ABD, dün İran kıyılarına yönelik operasyonlarını genişleterek saldırılarını Hürmüz Boğazı'nın girişindeki Büyük Tunb Adası'nı da kapsayacak şekilde genişletti. Bu gelişme, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), saldırıların kıyı savunma sistemleri ile "seyir füzelerinin" depolandığı ve fırlatıldığı noktaları hedef aldığını açıkladı. Açıklamada, operasyonların amacının İran'ın ticari gemilere saldırı kapasitesini zayıflatmak olduğu belirtildi.

Operasyonlar, İran'ın güneyindeki Huzistan, Buşehr ve Hürmüzgan eyaletlerinde bulunan kıyı kentlerine kadar yayıldı. Saldırıların, ülkenin güneydoğusundaki Umman Körfezi kıyısındaki bazı noktaları da kapsadığı bildirildi.

İran ordusu, Belucistan eyaletindeki Bempur kışlasını hedef alan saldırıda 7 askerinin öldüğünü açıkladı ve saldırılara "kesin bir karşılık" verme tehdidinde bulundu. İranlı yetkililer ayrıca son günlerde düzenlenen saldırılarda en az 30 sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, şu aşamada müzakerelerin yeniden başlatılmasının gündemde olmadığını, önceliğin ABD saldırılarına karşı savunma ve karşılık verme olduğunu söyledi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise Washington ile imzalanan "İslamabad Mutabakatı"nın artık geçerliliğini yitirdiğini açıkladı.

İran Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'nı kapalı tutmaya ve enerji ihracat güzergâhlarını aksatmaya devam edeceklerini duyurdu. Açıklamada, bu kapsamda Kızıldeniz'deki Babülmendep Boğazı'nın da etkilenebileceğine işaret edildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıların köprüler, elektrik santralleri ve enerji altyapılarını da kapsayacak şekilde genişletilebileceği yönündeki tehdidinin ardından geldi.