Trump, İran anlaşması ile gerginliğin tırmanması riski arasında

ABD Başkanı Donald Trump, 5 Haziran 2026’da New Jersey eyaletindeki Morristown Havaalanı’na vardıktan sonra Air Force One uçağından iniyor. (AFP/Getty Images)
ABD Başkanı Donald Trump, 5 Haziran 2026’da New Jersey eyaletindeki Morristown Havaalanı’na vardıktan sonra Air Force One uçağından iniyor. (AFP/Getty Images)
TT

Trump, İran anlaşması ile gerginliğin tırmanması riski arasında

ABD Başkanı Donald Trump, 5 Haziran 2026’da New Jersey eyaletindeki Morristown Havaalanı’na vardıktan sonra Air Force One uçağından iniyor. (AFP/Getty Images)
ABD Başkanı Donald Trump, 5 Haziran 2026’da New Jersey eyaletindeki Morristown Havaalanı’na vardıktan sonra Air Force One uçağından iniyor. (AFP/Getty Images)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, yeniden başlayan karşılıklı askeri saldırıların ardından İsrail ve İran üzerinde baskı kurarak tarafları çatışmaları durdurmaya ikna ettiği görülüyor. Trump, barışa ulaşılması amacıyla yürütülen ve ‘nihai aşamaya geldiğini’ söylediği müzakereler sırasında tarafları ‘cehalet’ ve ‘aptallıkla’ suçlayarak sert uyarılarda bulundu.

Son gerilim, iki taraf arasında süregelen sembolik saldırılar ve ‘ateşle verilen mesajlar’ zincirinin yeni bir halkasını oluştururken, Trump’ın en yakın müttefiki İsrail üzerindeki etkisinin boyutu ile nihai aşamaya geldiği belirtilen müzakerelerin sahadaki yansımaları konusunda soru işaretlerine yol açtı.

Karşılıklı saldırılar ayrıca, İran ile bir uzlaşıya varmayı hedefleyen Trump’ın diplomatik yaklaşımı ile Tahran’ın müzakerelerde avantaj elde etmesini veya şartlarını kabul ettirmesini engellemeye çalışan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çizgisi arasındaki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi.

Beyaz Saray’a göre Trump, 24 saatten kısa bir süre içinde Netanyahu ile ikinci kez telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve İsrail Başbakanı’ndan saldırıları ‘derhal’ durdurmasını istedi.

İran ve İsrail, daha geniş çaplı bir savaşa dönüşme endişelerini artıran askeri gerilimi düşürmeye hazır olduklarını açıkladı. Ancak taraflar arasındaki tehdit mesajları tamamen sona ermedi. İran ordusu saldırılarını şimdilik durdurduğunu duyururken, İsrail’in Güney Lübnan da dahil olmak üzere operasyonlarına yeniden başlaması halinde daha sert ve güçlü karşılık vereceği uyarısında bulundu.

Diğer taraftan, Netanyahu’nun Trump’ın baskısı altında İran’a yönelik saldırıların durdurulması talimatını vermek zorunda kaldığı değerlendiriliyor.

Tarafların geçici bir süre için gerilimi düşürmeye hazır olduğu görülse de Beyaz Saray’dan bir kaynak Şarku’l Avsat’a, İsrail’in Güney Lübnan’daki Hizbullah hedeflerini vurma hakkını saklı tutmakta ısrar ettiğini belirtti. Bu durumun, taraflar arasında bir mutabakat zaptı hazırlanmasına yönelik kırılgan görüşmeleri sekteye uğratabileceği ifade ediliyor.

Yaşanan gerilim, Trump’ın İran ile yürürlükte bulunan kırılgan ateşkesi uzatma ve bunun ötesinde Tahran’ın nükleer programı, yaptırımların hafifletilmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kapsayan daha kapsamlı bir anlaşmaya ulaşma çabalarını da tehdit ediyor.

 İran’ın pazar akşamı İsrail’e düzenlediği füze saldırısından (Reuters)İran’ın pazar akşamı İsrail’e düzenlediği füze saldırısından (Reuters)

Ateşli mesajlar

Analistler, karşılıklı saldırıların son turunu, olası bir anlaşma öncesinde çatışma kurallarını yeniden şekillendirmeyi ve müzakere pozisyonlarını güçlendirmeyi amaçlayan ‘ateşle verilen mesajlar’ olarak değerlendiriyor.

Ancak çatışmanın daha geniş bir alana yayılma riski sürüyor. Yemen’deki Husilerin çatışmalara dahil olarak Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulunması ve İran yanlısı Iraklı milislerin devreye girme ihtimali, askeri gerilimin coğrafi kapsamının genişlemesine yol açabilecek unsurlar arasında gösteriliyor.

Trump ile Netanyahu arasında kamuoyuna yansıyan görüş ayrılıkları da ABD Başkanı’nın İsrail üzerindeki etkisini ve Netanyahu’yu ne ölçüde dizginleyebileceğini test ediyor. Bölge ise kritik bir yol ayrımında bulunuyor: Ya göreceli bir sükûnet sağlayacak anlaşmaya varılacak ya da yüksek maliyetli ve kontrol edilmesi zor geniş çaplı bir bölgesel gerilim yaşanacak.

Öte yandan, çatışma alanının genişlemesinin önüne geçilse bile karşılıklı saldırıların herhangi bir barış anlaşmasına ulaşılmasını daha da zorlaştırdığı değerlendiriliyor.

New York Times’a göre Netanyahu, Trump yönetiminin üzerinde çalıştığı barış anlaşmasının İsrail açısından ‘felaket’ sonuçlar doğurabileceğinden ve ülkenin Lübnan’daki Hizbullah’a karşı hareket alanını kısıtlayabileceğinden endişe duyuyor.

Gazeteye konuşan eski İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı ve halen Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı’nda araştırmacı olarak görev yapan Eyal Hulata, İran’ın savaştan galip çıktığı yönünde bir söylem geliştirdiğini belirtti. Hulata, Tahran’ın ABD ve İsrail saldırılarına karşı ayakta kalmasını ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü bu söylemin temel unsurları olarak öne çıkardığını ifade etti. Hulata, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını ise ‘öfke boşaltma girişimi’ ve güçlü taraf görüntüsü verme çabası olarak nitelendirdi.

Trump’ın hesapları

Trump, İran ile ‘iyi’ bir anlaşmaya varmayı hedeflerken, ABD’de ekonomik koşullara ve yükselen fiyatlara yönelik memnuniyetsizliğin yanı sıra, Tahran ile gerilimin sürmesinin Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimlerdeki şansını olumsuz etkileyebileceği yönündeki kaygılar da artıyor.

Trump ve üst düzey danışmanları, İran’la yaşanan krizin çözülmesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden tam kapasiteyle açılması halinde enerji fiyatlarının düşeceği tezini öne çıkarıyor. Ancak aralıklı olarak yeniden alevlenen çatışmalar göz önüne alındığında, bunun nasıl ve ne zaman gerçekleşebileceği belirsizliğini koruyor.

Uzmanlar, Trump’ın İsrail’i ve Netanyahu’yu İran’la bir anlaşma ihtimalini zedeleyecek adımlardan vazgeçirmeye yönelik güçlü baskı araçlarına sahip olduğu konusunda görüş birliği içinde. Bununla birlikte, Tahran’ın müzakere masasındaki konumunu güçlendirme çabaları ve karşılıklı saldırıların yeniden yaşanma ihtimali nedeniyle anlaşmaya ulaşma olasılığına ilişkin ciddi şüpheler devam ediyor.

Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)

Atlantik Konseyi bünyesindeki Scowcroft Strateji ve Güvenlik Merkezi Başkan Yardımcısı Matthew Kroenig, Trump’ın hâlâ bir anlaşmaya ulaşılmasını sağlayabilecek ve İsrail’in müzakereleri sekteye uğratmasını engelleyebilecek güçlü baskı araçlarına sahip olduğunu belirtiyor. Kroenig’e göre Trump, İran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla yoğun diplomatik baskıyı sürdürürken, yaptırımları ve deniz ablukasına yönelik uygulamaları da koruyacak. Ancak Kroenig, son gerilimin diplomasiye olan güveni zedeleyebileceğini ve Tahran’daki sertlik yanlılarına anlaşmanın faydasını sorgulamak için yeni argümanlar sağlayabileceğini düşünüyor.

Öte yandan, Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) analizlerinden birinde Charles Kupchan, Trump’ın İsrail’e Hizbullah’a karşı sınırlı veya ‘cerrahi hassasiyette’ operasyonlar düzenleme izni vermesinin çatışmayı geçici olarak dondurabileceğini, ancak kalıcı bir anlaşmaya ulaşma ihtimalini zayıflatabileceğini savunuyor.

ABD Kongresi’ndeki Cumhuriyetçiler ise konuya ilişkin iki farklı çizgide yer alıyor. Bir grup, İran tehdidiyle mücadele açısından İsrail’in saldırılarını gerekli görerek destekliyor. Bu yaklaşımın önde gelen isimlerinden biri Senatör Lindsey Graham olarak gösteriliyor. Diğer grup ise anayasal yetkilendirme olmaksızın daha geniş çaplı bir savaşa sürüklenme riskine dikkat çekiyor ve Kongre denetiminin artırılmasını talep ediyor. Bu kanadın öne çıkan isimleri arasında Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie bulunuyor.



ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor
TT

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

ABD’den İran’a yeni saldırı yok sinyali... İran yaptırımlara boyun eğmiyor

Tahran, ABD’nin ekonomik baskılarını reddettiğini vurgularken Washington, şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenleme seçeneğini dışlayarak yaptırımlar ve deniz ablukası üzerinden ülke üzerindeki baskıyı artırmaya yöneliyor. Bu sırada Maskat ve Tahran, Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının geçici ve güvenli şekilde yeniden sağlanması için bir yol arıyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin yeni yaptırım ve ekonomik baskılarla hiçbir şey elde edemeyeceğini söyledi. Pezeşkiyan, Washington’ın savaş sırasında da hedeflerine ulaşamadığını belirtti.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müttefik ülkelerdeki bazı mevkidaşlarına, Washington’ın şu aşamada İran’a yeni saldırılar düzenlemesini beklemediğini ve bunun yerine deniz ablukası ile yaptırımların da aralarında bulunduğu diğer baskı araçlarına odaklandığını bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre ABD’li yetkililer, Washington’ın bu politikayı ara seçimlerin sonrasına kadar sürdürebileceğini, ancak İran’ın ilk saldırıyı gerçekleştirmesi halinde askeri saldırı seçeneğini saklı tuttuğunu söyledi.

Bu gelişme, İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi. İki taraf, boğazın mayınlardan temizlenmesi konusunda anlaşırken, geçici ortak bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını da ele aldı. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yakında açıklanabileceği konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

İsrail’de ise Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimiyle diplomatik bir anlaşmaya varılabileceği ihtimalini dışladı. Netanyahu, son Washington ziyareti sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile İran’la diplomasi yoluna başvurma ihtimalini görüştüğünü, ancak bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığı konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu söyledi.


Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı
TT

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

Tahran, Hürmüz'ün açılması için şartlarını İslamabad'a iletti; Maskat'la geçici koridor konusunda anlaştı

ABD'nin İran'a yönelik baskısını ekonomik izolasyon operasyonunu başlatarak artırdığı bir sırada, İran ve Umman dışişleri bakanları Hürmüz Boğazı üzerinden geçici bir koridor oluşturulmasına yönelik çerçeve anlaşmasını ve iki ülkenin kıyısında bulunduğu stratejik boğazın mayınlardan temizlenmesine ilişkin ortak projeyi görüştü.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada, iki bakanın aşamalı bir çerçeveyi ele aldığı belirtildi. Bu çerçevenin, Hürmüz Boğazı üzerinden ortak geçici bir deniz geçiş koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesi için ortak bir projenin uygulanması konusunda anlaşmaya varılmasını içerdiği kaydedildi. Açıklamada ayrıca teknik müzakerelerin, kalıcı bir deniz geçiş koridoru ve boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla sürdürüleceği ifade edildi.

Bu gelişmelerin paralelinde Pakistan, savaşı sona erdirmeyi ve bölgesel yansımalarını sınırlandırmayı hedefleyen bir müzakere süreci başlatmak üzere Tahran'a yönelik diplomatik girişimini öne çıkardı.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, Tahran ziyaretinin sonunda yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'la gerilimin daha fazla tırmanmasını önleme ve çatışmaya müzakere yoluyla çözüm bulma yollarının ele alındığı görüşmelerde önemli ilerleme kaydettiğini söyledi.

Tesnim haber ajansına konuşan İranlı bir kaynak ise Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'e Tahran'ın tutumunun ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin şartlarının açık biçimde iletildiğini belirtti.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası sularında bulunan tüm mayınların kaldırılması veya patlatılması talimatını verdiğini açıkladı. Trump, İran'a yeni mayın döşeyen herhangi bir gemi veya teknenin imha edileceği konusunda bilgi verildiğini söyledi.


Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
TT

Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı: Ortadoğu’da nüfuz savaşı

Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)
Güney Lübnan'da bir köyde konuşlanmış İsrail askerleri (AFP)

Refik Huri

General Şaron, İsrail'in güvenliğinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan Pakistan'a kadar uzandığını söylerdi. Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur askeri havaalanının bombalanması, bölgesel ve uluslararası güçler arasında, çatışma alanının Arap dünyası olduğu nüfuz mücadelesi çerçevesinde Binyamin Netanyahu tarafından bu stratejinin uygulanmasından başka bir şey değildir. İsrail'in saldırı ile vurgulamak istediği husus, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail uçaklarının imha ettiği silahlarını kullanmasını engelledikten sonra, yeni Suriye'nin kendisine mücadele ve muharebe yeteneği kazandıracak silahlar edinmesini de engelleyeceğiydi. Ayrıca, Türkiye'nin Suriye'deki siyasi nüfuzunun kapsamını sınırlamayı ve askeri etkisinin genişlemesini engellemeyi de amaçlıyordu.

Suriye'de Türkiye ve İsrail arasındaki nüfuz mücadelesinde, İran Şam'dan çekilse bile etkili görünüyor. Ve elbette ABD de etkili. Onun izinden Mısır ve Suudi Arabistan gidiyor ve ABD ile İsrail onu dışlamak istese bile Fransa etkisiz kalmayı göze alamaz. Arap dünyasında bölgesel ve uluslararası nüfuz mücadelesinden daha tehlikeli bir şey daha var, o da bu nüfuzu güçlülerin bir “hakkı”ymış veya zayıfları koruyorlarmış gibi kabul etmek ve ona uyum sağlamaktır.

Lübnan, güç dengesini sağlamak ve yereldeki dengesizliği düzeltmek bahanesiyle daha fazla bölgesel ve uluslararası nüfuz talep ediyor. Güney Lübnan'da görev yapan ve 47 yıllık görev süresinin ardından Güvenlik Konseyi tarafından görevinin sona erdirilmesine karar verilen uluslararası güçlerin yokluğunda ne yapacağını bilmiyor. Oysa bu güçler, İsrail'in işgallerini ve savaşlarını, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün savaşlarını ve Suriye ile İran'ın vekalet savaşlarını engelleyemediler. Dahası Hizbullah'ın tünel ağı kurup askeri ve güvenlik altyapısını oluşturmasına da seyirci kaldılar.

Yeni Suriye, uluslararası izolasyondan aşırı açılıma, bölgesel ve uluslararası nüfuza kucak açmaya doğru aktif geçiş yaparken, halkı siyasete ortak etmek ve iç reformları garanti altına almak için ise acele etmiyor.

2003 ABD işgalinden bu yana Irak, ABD ve İran’ın nüfuz oyununun ortasında kaldı, kurtulma şansı ve bölgesel Arap ve Türk nüfuzunu çekme olasılığı çok düşük. Bu durum Libya, Sudan ve hatta öncü Arap rolünü yeniden kazanamayan Mısır için de geçerli. Küçük güçlerin üstlendiği arabuluculuk çabalarına gelince, bunlar hem ABD hem de İran tarafından isteniyor. Bölgedeki krizlerin, çatışmaların ve savaşların birbirine bağlılığı, çeşitli taraflarca çözüm ve uzlaşmaları engellemek için kullanılan bir silah haline geldi. Tahran'ın “ileri savunması” için silahlı mezhepçi ideolojik vekil güçler kurarak başlattığı, Hamaney ailesine yakın sertlik yanlısı Keyhan gazetesinin “İslam Devrimi'nin en büyük başarısı” olarak adlandırdığı arenalar birliği, aynı zamanda ABD, İsrail ve Türkiye'nin de bir projesi haline geldi. ABD, Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinde elbette her yönde faaliyet gösteriyor ve Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran'ı birbirine bağlıyor. İsrail, “yedi cephe” dediği Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Akdeniz ile Kızıldeniz'de savaşıyor. Türkiye ise Suriye'den Irak, Katar, Lübnan ve Libya'ya kadar nüfuzunu genişletiyor, Kafkasya bölgesini de ihmal etmiyor, Avrupa'nın kapısını çalıyor ve NATO üyeliğine tutunuyor.

Bütün bu iç içe geçen güç mücadeleleri ve birbirine bağlı arenalar, giderek daha karmaşık krizlere ve çözümlere yol açtı. İsrail'in Lübnan işgalini sona erdirmek için ne müzakere yoluyla siyasi bir çözüm ne de savaş yoluyla askeri bir çözüm yok. Gazze ve Batı Şeria'daki durum için ne diplomasi ne de güç yoluyla bir çözüm yok. Irak'taki fraksiyonların silahı sorununa ne kabine kararının müzakere edilmesinin ne de ordu ile fraksiyonlar arasındaki çatışmaların sunabileceği kökten bir çözüm yok. Ve Suriye'de, 1967'de Golan Tepeleri’nin işgalinden sonra İsrail'in işgal ettiği topraklardan onu çıkarmak için ne çeşitli başkentlerde yapılan doğrudan müzakereler ne de savaşla varılan bir çözüm yok.

Stratejik analistlerin görüşüne göre çözüm, Başkan Dwight Eisenhower'ın yaklaşımında yatıyor: “Bir problemi çözmek için onu büyütün.” Pratik olarak bu, ya çok cepheli büyük ölçekli bir savaş ya da tüm krizlerin kapsamlı bir şekilde çözülmesi anlamına geliyor. Bu seçenek ise çok zor! Başkan Donald Trump'ın açıklamaları bir yana, ABD ne büyük ölçekli bir savaşa girmeye hazır görünüyor, ne de Çin, Rusya, Avrupa, İran, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan olmadan tek başına kapsamlı bir “Trump barışı” üretebilir. Ve oyun sıfır toplamlı değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD'nin İsrail'i “tampon bölgelerden” vazgeçmeye ve Kuzey Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye'den çekilmeye zorlaması için asgari şart, İran'ın İsrail'i çevreleyen ülkelerde Devrim Muhafızları'na bağlı silahlı örgütlerden vazgeçmesidir. Ne İsrail'in bununla yetineceğine ne de Tahran'ın bunu istediğine dair hiçbir işaret yok.

İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye yönelik tehdidi bile, İran'ın bölgesel projesine ve silahlı vekillerine elverişli bir ortam oluşturuyor ve İran tehdidi, İsrail'in kozlarına eklediği bir koz. Hizbullah'ın silahsızlandırılması, ABD, İsrail, Arap devletleri ve Avrupa'nın talebi değil, Lübnan hükümetinin vereceği bir karar olmasına rağmen, Hizbullah'ın silahını korumaktaki ısrarı, Tel Aviv tarafından bir bahane olarak kullanılıyor. İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi İran topraklarından veya en azından İran tarafından işgal edilmesi muhtemel topraklardan çekilmesi gibi bir algı yaratılıyor.

Lübnan'ın, Amerikan desteğiyle, İsrail ile müzakerelerini ABD-İran müzakerelerinden ayırmayı başarması anlaşılabilir bir durum. Ancak gerçek şu ki, Lübnan, Gazze, Suriye, Irak ve Yemen sorunları iç içe geçmiş ve ABD ile İran arasındaki askeri ve ekonomik oyunun sonucuyla bağlantılı hale gelmiştir.

Savaşlar uzun sürer ve çözümler yavaş ilerler. Hızlı bir çatışma turu veya aceleci bir çözüm çok fazla şeyi değiştirmeyecektir.

Belki de merhum Lübnan Cumhurbaşkanı Şarl Helu'nun şu sözlerine kulak vermemiz gerekiyor: “Yarın ne olacağını bilmiyorum ama ertesi gün ne olacağını biliyorum.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.