İsrail ve İran nasıl uçurumun kıyısına geldi?

Anlaşmaya giden yol açık olmayı sürdürüyor

Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)
Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)
TT

İsrail ve İran nasıl uçurumun kıyısına geldi?

Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)
Aşırılık yanlısı bir İsrail vatandaşı, işgal altındaki Batı Şeria'nın merkezinde İran saldırılarının ardından yere gömülmüş bir füzenin yanında paylaşımda bulunuyor, (Reuters)

Michael Horowitz

Geçtiğimiz 24 saat, analistlerin haftalardır korktuğu şeyi doğruladı: Nisan ayından bu yana Ortadoğu'da ateşkes ile müzakereleri ve diplomatik jestleri bir arada tutan kırılgan yapı çökmeye başladı. Lübnan'dan fırlatılan roketler, Beyrut'un güney banliyösünü vuran İsrail hava saldırıları, Arap Maşrık (Levant) ülkelerinin semalarını aşan İran füzeleri ve İsrail'in İran içindeki hedefleri bombalaması. Sahne hem şok edici hem de karanlık bir şekilde kaçınılmaz görünüyor. Bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için her iki tarafın mantığının izini sürmemiz gerekiyor. Hiçbiri hesapsız hareket etmiyor ama hepsi boğucu bir çıkmazın mahkumları.

Ateşkes denilen çıkmaz

Bu hafta yükselen tansiyonun doğrudan nedeni birbirini takip eden bir dizidir: Hizbullah, İsrail'in kuzeyine yönelik roket saldırılarına yeniden başladı. İsrail, Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyösünü vurdu. 4 Haziran'dan beri Beyrut'a yapılacak herhangi bir saldırının, savaşın “kapsamlı bir şekilde yeniden başlamasına” yol açacağı konusunda uyarıda bulunan İran, İsrail'e balistik füze saldırıları ile karşılık verdi. İsrail de aynı şekilde cevap verdi ve karşılıklı saldırılar birbirini takip etti. Yeniden “hesabın görülmek” istendiğine dair işaretler ortaya çıktığı anda Hizbullah, 24 saat içinde ikinci kez İsrail içini hedef aldı. Ancak bu saldırılar dizisinin çok daha derin kökleri var.

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri harekâtı nisan başında kırılgan bir ateşkesle sona erdiğinde, anlaşma temel anlaşmazlıkların hiçbirini ele alıp çözmedi, yalnızca onları dondurdu. Ateşkes, İsrail'in Güney Lübnan'ın bazı kısımlarını kontrol etmeye devam etmesine, Hizbullah'ın silahlı kalmasına ve meydan okumasına, İran'ın nükleer programının gri bir bölgede ve Hürmüz Boğazı'nın etkin İran kontrolünde kalmasına olanak tanıdı. Her iki taraf da istediğini elde edemedi. İsrail, Tahran'da bir rejim değişikliği gerçekleştirmeyi başaramadı ve İran, İsrail'i Lübnan'dan çıkaramadı. Ateşkes barış değildi, silahlı bir duraklama ve yıpratma savaşıydı.

Herhangi bir anlaşmanın gerçek koşullarından uzakta, Netanyahu, ateşkes altında “iyi” bir anlaşmanın müzakere edilebileceğinden şüphe duyuyor. İsrail, “İran'ın hiçbir zaman savaş kazanmadığının ancak hiçbir müzakereyi de kaybetmediğinin” farkında

Lübnan cephesi daha geniş diplomatik süreci en çok baltalayan hususlardan biriydi. Mart ayından bu yana 3 binden fazla Lübnanlı öldürüldü,1 milyondan fazlası yerinden edildi ve İsrail kara kuvvetleri Lübnan'ın güneyinde kilometrelerce ilerledi. Hizbullah 2024’teki savaştan sonra örtülü olarak güneyden çıkmış olsa da İran'ın talimatıyla savaşmaya devam etti. Hem İran hem de Hizbullah, herhangi bir anlaşmanın ön koşulu olarak İsrail'in Lübnan'dan tamamen çekilmesini talep ediyor ve ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler ile Lübnan cephesini açıkça birbirine bağlıyor.

Ateş altında müzakereler

Bu son turu ateşleyen İsrail'in Beyrut'a saldırısı bir yanlış değerlendirme değildi. Kasıtlı ve Netanyahu açısından mantıklı nedenleri olan bir seçimdi.

 Kurtarma ekipleri, Lübnan'da Beyrut’un güney banliyösünde gerçekleşen İsrail hava saldırısının hedef aldığı alanda çalışıyor, (Arşiv-Reuters)Kurtarma ekipleri, Lübnan'da Beyrut’un güney banliyösünde gerçekleşen İsrail hava saldırısının hedef aldığı alanda çalışıyor, (Arşiv-Reuters)

Netanyahu hiçbir zaman Trump'ın diplomatik sürecine tam olarak katılmadı. Oval Ofis'te Trump'ın karşısında oturduğu ve herhangi bir anlaşmanın ön koşulu olarak İran'ın balistik füze kapasitesinin ortadan kaldırılmasını talep eden bir kırmızı çizgi sunduğu şubat ayından bu yana, İsrail ile ABD'nin hedefleri arasındaki çelişki tüm gözlemciler için aşikâr hale geldi. Trump, ara seçimlerden önce zaferini ilan etmesine, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ve ABD'nin dikkatini Ortadoğu'dan uzaklaştırmasına olanak tanıyan bir anlaşma istiyor. Netanyahu ise İran'ı kalıcı olarak zayıflatmak istiyor.

Herhangi bir anlaşmanın gerçek koşullarından uzakta, Netanyahu, ateşkes altında “iyi” bir anlaşmanın müzakere edilebileceğinden şüphe duyuyor. İsrail, Trump'ın da başkan olmadan önce söylediği gibi “İran'ın hiçbir zaman savaş kazanmadığının, ancak hiçbir müzakereyi de kaybetmediğinin” farkında. İslam Cumhuriyeti sabırlı ve Başkan Trump'ın savaşı bitirmek istediğini biliyor. Bu nedenle İsrail, nisan ayından bu yana gördüğümüz gibi gerginliklerle kesintiye uğrayan kaygılı bir sakinlik yerine, ateş altında yürütülen müzakereleri tercih etti.

Netanyahu seçimler yaklaşırken İran'ın İsrail'e yönelik bir saldırısını yanıtsız bırakma riskinin Trump'ı kızdırma riskinden daha büyük olduğunu da biliyor

İran ile savaşı sürdürmeden sürekli Hizbullah'ı hedef almak, Tahran üzerindeki baskıyı sürdürmenin bir yoluydu. Güç ve kabiliyetlerindeki gerilemeye rağmen Hizbullah, İran'ın en güçlü vekillerinden biri olmaya devam ediyor. 2024 savaşından önce kendisi sadece bir vekil değil, İran'ın İsrail'i caydırma gücünün temel dayanağıydı. O tarihten bu yana Hizbullah, gücünü yeniden inşa etmede daha doğrudan rol oynayan İran'ın yardımıyla yeniden silahlanma çabasına girdi.

Siyasi hesaplar

Lübnan'da savaşın sürdürülmesi kararının da siyasi hesaplara dayandığına şüphe yok. Ekim 2023'te Hizbullah Gazze'ye destek için kendi cephesini açmaya karar verdiğinde İsrail, kuzey sakinlerine onları bu tehditten kurtaracağına dair söz vermişti. 2024’teki çatışma bir başarı olarak görülüyordu, ancak bu başarı, Hizbullah'ın insansız hava araçlarının hâlâ İsrail'i tehdit etme kabiliyetine sahip olduğunu göstermesinin ardından 2026'da büyük ölçüde aşınmış oldu. Kuzeyin hüsrana uğramış sakinleri, Netanyahu'nun İsrail kamuoyunun bir kesimini İsrail'in bugünkü durumunun 6 Ekim 2023'tekinden daha iyi olduğuna ikna etmekteki başarısızlığını temsil ediyorlar.

Tahran'ın merkezindeki büyük bir reklam panosunda, merhum İran Dini Lideri Ruhullah Humeyni ve Dini Lider Ali Hamaney'in resimleri sergileniyor, 8 Haziran 2026 (AFP)Tahran'ın merkezindeki büyük bir reklam panosunda, merhum İran Dini Lideri Ruhullah Humeyni ve Dini Lider Ali Hamaney'in resimleri sergileniyor, 8 Haziran 2026 (AFP)

İran ile varılacak hayal kırıklığı yaratan bir anlaşma, bu izlenimi güçlendirebilir ve 7 Ekim'den sonra Bibi'den vazgeçen bazı sağcı seçmenlerin yaklaşan seçimlerde kendisine yeniden oy vermesini engelleyebilir. Bu aynı zamanda Trump ile Bibi arasındaki ilişkinin artık eskisi kadar güçlü olmadığına ve Washington'un bile sabrını ve devam etme gücünü kaybetmeye başladığına dair bir işaret de gönderecektir.

Bu nedenle Trump'ın 6 Haziran'daki “İşlerin nasıl yürüyeceğine Netanyahu karar vermiyor ve İran ile bir anlaşmayı kabul etmekten başka seçeneği olmayacak. Tüm kararları ben veriyorum, o değil” açıklaması çok etkili oldu. Bu, yakın geçmişte bir Amerikan başkanının İsrail başbakanına yönelik en doğrudan azarlamasıydı. Trump, Financial Times'a İsrail Başbakanının anlaşmayı kabul etmekten başka seçeneği olmayacağını söyledi. Ancak Netanyahu, Trump'ın nüfuzunun da sınırları olduğunu biliyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Amerikan Başkanı, bir iç politik bedel ödemeden en önde gelen bölgesel ortağını alenen küçük düşüremez ve Netanyahu 30 yılını Washington'da nasıl manevra yapılacağını öğrenmekle geçirdi.

Netanyahu, seçimler yaklaşırken İran'ın İsrail'e yönelik küstah saldırısını yanıtsız bırakma riskinin, Trump'ı kızdırma riskinden daha büyük olduğunu da biliyor. Bu argümanı doğrudan Trump'a sunmuş, Trump'ın buna açıkça karşı çıkan açıklamalarına rağmen Başkan’dan İsrail'in vereceği yanıtı kabul etmesini istemiş, aksi takdirde İsrail'in tek taraflı eylemiyle yüzleşeceğini söylemiş olabilir.

İran'ın tehlikeli mantığı

Dışarıdan bakıldığında İran'ın davranışları pervasız görünüyor. Ekonomisi tükenmiş durumda; yıllar süren ve savaş kargaşasının daha da şiddetlendirdiği yaptırımlar enflasyonu kriz seviyelerine iterken, Hürmüz Boğazı'ndaki çıkmazın etkileri ABD’de mortgage ve enerji piyasalarına da sıçradı. Şubat ayındaki harekâtı başlatan saldırılar Dini Lider Hamaney'i öldürdü ve hayatta kalan rejim, önceki rejimden daha kırılgan ve şüpheci. Peki, Tahran neden gerilimi tırmandırıyor?

Herhangi bir anlaşma sınırlı olacak ve savaşı tamamen sona erdirme ve gerçek müzakereleri belki de hiçbir zaman gelmeyecek ikinci bir aşamaya erteleme anlaşmasından ibaret olacaktır

Cevap İran'ın neyi engellemeye çalıştığında yatıyor. Reuters, 1 Haziran'da İran'ın sınırlı bir geçici anlaşma için baskı yaptığını bildirdi. İran, zenginleştirme konusunda geri dönülemez tavizler vermeden, nükleer meselenin ertelenmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesini istiyor. Rejimin tüm müzakere stratejisi, kolayca baypas edilemeyecek veya kendisine koşullar empoze edilemeyecek bir taraf olarak güvenilirliğini korumaya dayanıyor. Eğer İran, Lübnan'da Hizbullah'ı silahsızlandıracak ve İsrail güçlerinin Lübnan'ın güneyinde kalmasını sağlayacak bir ateşkes çerçevesini kabul ederse bu, Washington'a İran'ın gelecekte topraklarına yönelik herhangi bir saldırıya karşı birincil caydırıcı unsur olarak gördüğü vekil ağından tamamen vazgeçmeye zorlanabileceği mesajını verecektir.

İran'ın düzenlediği saldırıların ardından Eriha'nın eteklerinde yarısına kadar yere gömülmüş bir füze, 8 Haziran 2026 (AFP)İran'ın düzenlediği saldırıların ardından Eriha'nın eteklerinde yarısına kadar yere gömülmüş bir füze, 8 Haziran 2026 (AFP)

İran, Washington'daki rakibine göre risk konusunda daha iştahlı olmasına rağmen, ABD ablukasının eninde sonunda kendisine zarar vereceğini ve protestoların yeniden başlayabileceğini belki de biliyor. Aslında tansiyon yeniden yükselmeden önce bazı sınırlı protestolar görüldü.

Bundan sonra ne olacak?

Son dönemdeki gerginliklere rağmen Başkan Trump'ın hâlâ diplomasiden yana olduğu açık. Her ne kadar İsrail, belki de İsrail-Amerikan ilişkileri pahasına kendisine bir manevra marjı sağlamayı başarmış olsa da yine de Trump'ın isteklerini hesaba katması ve savaşın daha geniş çapta yeniden başlamasını istiyormuş gibi görünmemesi gerekiyor. Öte yandan İran, İsrail'in Beyrut’a yönelik saldırısına sert bir yanıt vermesine, Amerikan üslerini tehdit etmesine rağmen Amerikan güçlerini içine çekebilecek bir adım olabilecek Körfez'deki savaşı henüz yeniden başlatmadı.

Başka bir deyişle, yeniden uçurumun eşiğine gelmiş olsak da bir anlaşmaya giden yol hâlâ açıktır. Herhangi bir anlaşma sınırlı olacak ve savaşı tamamen sona erdirme ve gerçek müzakereleri belki de hiçbir zaman gelmeyecek ikinci bir aşamaya erteleme anlaşmasından ibaret olacaktır. Bu kesinlikle çatışma için sıkıntı verici ve istikrarsız bir son olacaktır. Ancak İran ve İsrail gerilimi artırmaya devam ederse bu süreç bile şimdi kapanma yolunda ilerliyor olabilir.

"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
TT

Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arnavutluk’taki 4 milyar euroluk turizm projesi ülkede siyasi kriz yarattı.

Arnavutluk'un başkenti Tiran'da projeye karşı yapılan gösteriler 11. gününde de devam ediyor. Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanan kalabalık "Arnavutluk satılık değildir" sloganları attı.

Avlonya (Vlora) kentindeki Zvernec bölgesinde planlanan proje, flamingo, fok ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarının bulunduğu koruma altındaki bölgenin yakınında olduğundan tepki çekiyor.

"Yeni Arnavutluk" mottosuyla Rama yönetiminin istifasını isteyen hükümet karşıtı hareket "flamingo devrimi" diye de niteleniyor.

Bunun yanı sıra projenin şeffaf olmadığına dair eleştiriler de yapılıyor. Reuters’ın iletişime geçtiği protestoculardan Leand Lakrori şunları söylüyor:

Zvernec’teki proje şeffaflıktan yoksun. Bu, Arnavutluk'ta son 35 yılda yaşananların vardığı son noktadır. Bu yüzden bugün, ‘Artık yeter’ diyoruz.

Analize göre protestolar, 2013'ten beri iktidardaki Rama için son sınav niteliğinde. Arnavutluk lideri, ülkedeki yolsuzluk sorununu çözemediği ve sağlık gibi temel hizmetlerde vaat ettiği iyileştirmeleri yapmadığı için eleştiri alıyor.  

Rama, bu haftaki açıklamasında lüks otel projesinin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, inşaatın "sorumlu şekilde tamamlanacağını" savundu.  

Projeyi yöneten Kushner’ın ortaklarından Asher Abehsera, Wall Street Journal’a (WSJ) açıklamasında, protestolara "saygı duyduğunu" söylerken, süreci diyalogla yürüteceklerini öne sürdü.

Projenin detayları henüz belli değil. Ancak WSJ’nin aktardığına göre Zvernec’te otel, villa ve benzeri yapıların inşa edilmesi planlanıyor.

Buna ek olarak Zvernec’in karşısındaki Sazan adasında da ultra lüks bir tatil köyü kurulması öngörülüyor.

Diğer yandan Arnavutluk Özel Savcılık Ofisi’nin (SPAK) turizm projesiyle ilgili haziran başında açtığı soruşturma sürüyor.

Abehsera, arazinin aylar önce müteahhitler tarafından "net şekilde satın alındığını" söylüyor. Müteahhitler de SPAK’ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtiyor.

Ülkedeki kriz, Tiran yönetiminin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecini de olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, Politico’ya açıklamasında projeyle ilgili endişelerin Arnavutluk yönetimine iletildiğini bildirmişti.

Kushner’ın Sırbistan’daki projesi de protestolarla karşılanmıştı. Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu.

Belgrad yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner’ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump’ın damadı projeyi iptal etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Politico


Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
TT

Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)

ABD, solcu Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'yle görüşmesini son dakikada engellemiş.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre cuma günü Petro ve Mamdani arasında New York'ta gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, ABD'li yetkililerin vize uyarıları üzerine iptal edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Petro'nun vizesini geçen yıl iptal etmişti. Karar, Petro'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için Eylül 2025'te ABD'deyken Filistin yanlısı bir eyleme katılmasının ardından gelmişti.

NYT'ye konuşan ABD'li yetkililer, Petro'nun dün yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak için sınırlı bir seyahat izni aldığını, bu toplantı dışındaki diğer faaliyetlere izin verilmediğini belirtti.

Kolombiyalı yetkililer de Bogota'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerinin Kolombiya Dışişleri Bakanlığı'yla temasa geçmesinin ardından toplantının iptalini kabul ettiklerini söyledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan Kolombiyalı yetkililer, Beyaz Saray'ın iptal talebine rağmen Petro'nun Mamdani'yle görüşmek için ABD'ye gitmesi durumunda gözaltına alınmasından endişelenildiğini vurguluyor. Washington'ın görüşmeyi iptal etme talebinin tehdit olarak algılandığı aktarılıyor.

Kaynaklara göre Mamdani ve Petro, Amerika kıtasındaki demokrasinin geleceğini ele alacaktı. Ancak pek çok kişinin, bu görüşmeyi Mamdani'nin "küresel solun lideri olarak yükselişinin bir işareti gibi değerlendireceğini" ifade ediyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

BMGK'de çarşamba günü düzenlenen oturumda Petro, "Filistin devletinin özgür ve egemen olması gerektiğini" tekrar vurgularken, ABD ordusunun Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını ileri sürerek tekneleri vurmasını eleştirdi.

Amerikan ordusu, Venezuela'ya askeri yığınak kapsamında geçen yıl 2 Eylül'de Karayipler ve Pasifik'te başlattığı operasyonları sürdürüyor. O tarihten bu yana uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik düzenlenen 63 saldırıda en az 207 kişi öldürüldü.

Petro, geçen yıl kasımda yaptığı açıklamalarda Donald Trump'ın bu operasyonlarını "cinayet" diye nitelemişti. Bunun ardından ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya liderini yaptırım listesine almıştı.

2022'deki seçimi kazanarak Kolombiya'nın ilk solcu lideri olan eski M-19 gerillası Petro'nun, Trump'ın Gazze'deki soykırıma suç ortağı olduğunu söylemesi de ses getirmişti.  

Kolombiya Anayasası, cumhurbaşkanının görevini tek dönemle sınırladığından Petro, ağustosta koltuğu bırakacak.

Trump ise geçen haftaki açıklamasında, Petro'nun partisi Tarihsel Pakt'ın adayı Ivan Cepeda'yı "radikal solcu Marksist" diye niteleyip sağcı rakibi Abelardo De La Espriella'ya desteğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
TT

ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)

Son günlerde ABD ve İran arasındaki çatışmaların tekrar alevlenmesi, nisanda yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabaların sonuçsuz kalabileceği endişelerini artırıyor.

CNN'in analizinde, Donald Trump'ın daha önce sonuç vermeyen bir yönteme yeniden başvurarak bombardımanlarla Tahran'ı teslim olmaya zorladığı yazılıyor.

Ancak yeni saldırıların “Trump'ı çaresiz bırakan mevcut gidişatı uzatma riski taşıdığı” vurgulanıyor. Taarruzun İran yönetimini daha da inatçı hale getirdiği ve müzakerelerde ABD'ye güvenilemeyeceği görüşünü pekiştirdiği belirtiliyor.

Analize göre yeni ABD saldırılarında üç nokta öne çıkıyor.

Birincisi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini eski haline getirmemesinin ve nükleer programını sonlandırmaya yanaşmamasının Trump'ı iyice öfkelendirdiği görülüyor. İkincisi, yeni ABD saldırıları, Trump'ın rakibini anlaşmaya zorlamanın tek yolunun çatışma olduğuna inandığı izlenimini pekiştiriyor. Üçüncü olaraksa Cumhuriyetçi liderin, hassas bir dönemde güç kullanarak müzakereleri tehlikeye atma eğilimi bir kez daha açıkça görüldü.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes, İran'ın misillemeyle Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar'daki enerji altyapısını tahrip etme kapasitesini elinde tuttuğunu hatırlatıyor. Ayrıca Tahran'ın, Yemen'deki Husilere, Kızıldeniz'deki petrol ihracat rotalarını kesme talimatı verebileceğini savunuyor.

Diğer yandan Hürmüz'deki hakimiyeti ve 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkmasının İran'ı daha da güçlendirdiğine, dolayısıyla Tahran'ın Beyaz Saray'ın taleplerine kolayca boyun eğmeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca ABD'nin saldırıları tırmandırmasının, Körfez'deki müttefiklerini de tehlikeye attığı hatırlatılıyor.

İranlı yetkililer, son saldırılarda iki su deposunun vurulduğunu ve 20 bine yakın kişinin içme suyu tedarikinin risk altına girdiğini açıkladı. İran'ın yarı resmi Batı Asya Haber Ajansı (WANA), Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik ilçesindeki Bamani bölgesinde yer alan iki beton su deposunun saldırıların hedefi olduğunu bildirdi.

New York Times'ın incelediği video ve uydu analiz verilerine göre depoların ABD tarafından vurulduğuna dair bulgular var. Bölgede GBU-39 tipi hassas güdümlü bombaların kalıntılarının bulunduğu aktarılıyor. Haberde, ABD ordusunun kasıtlı olarak sivil altyapıyı hedef almasının savaş suçu sayılabileceğine dikkat çekiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin "yasadışı ve canice saldırılar" düzenlediği, bölgede gerilimin tırmandırılmasından Trump yönetiminin sorumlu olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe, New York Times, Tesnim, CNN, Wall Street Journal