İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
TT

İran neden İsrail'e saldırma riskini göze aldı?

Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)
Güney Lübnan'daki Nebatiye'den görülen, tarihi Şakif (Beaufort) Kalesi yakınlarını hedef alan İsrail hava saldırısı, 4 Haziran 2026 (New York Times)

Erika Solomon\Washington

İlk bakışta, İran'ın Lübnan'daki İsrail saldırılarına verdiği yanıt, yıkıcı bir bölgesel savaşı yeniden alevlendirme tehdidi taşıyan pervasız bir eylem gibi görünebilir. Ancak yeni yöneticilerinin stratejik değişimini yansıtan daha agresif bir yaklaşımın parçası olarak, İran açısından bu saldırılar gerekliydi. Onlar için savaştan çıkarılan ders, güçlü bir yanıtın hayatta kalmalarını ve hatta daha güçlü rakiplerine karşı kozlar elde etmelerini sağladığıydı.

Washington'daki Dawn Stratejik Çalışmalar Merkezi'nde İran uzmanı olan Omid Memarian, “İran güç göstermek ve gerilimi artırma kabiliyetine sahip olduğunu kanıtlamak istiyor” diyerek, “Gerekirse savaşı yeniden başlatmaya hazır oldukları mesajını veriyorlar” değerlendimesinde bulundu.

Son on yıldır İran'ın eski Dini Lideri Ali Hamaney döneminde, ülke İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef almakta çok daha temkinli davrandı. İran, 2020'de ABD'nin en üst düzey askeri komutanlarından Kasım Süleymani'yi öldürmesinin ardından Washington'a sınırlı yanıtlar vermekle yetinmişti. Yine geçen yıl Haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında verdiği yanıtı, tamamen Katar'daki tek bir ABD üssünü hedef alan saldırılarla sınırlandırmıştı.

Son haftalarda İranlı yetkililer, ana müttefikleri olan Lübnanlı silahlı Hizbullah örgütüne yönelik İsrail saldırılarına büyük ölçüde tahammül ettiler. Tahran, saldırıları eleştirmekle yetindi ve Hizbullah'ın nisan ayında Washington ile vardığı bölgesel ateşkes anlaşmasına dahil edilmesi gerektiği konusunda uyardı. Ancak İsrail saldırıları Güney Lübnan ile sınırlı kaldığı sürece İran misilleme yapmadı.

7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)7 Haziran'da yayınlanan bir videodan alınan fotoğraf karesinde, İran'ın İsrail'e doğru füzeler fırlattığı görülüyor (Reuters)

İran, İsrail'in saldırılarını Hizbullah'ın kalesi olan Beyrut'un güney banliyösüne doğru genişletmesi durumunda bu hesapların değişeceği konusunda da uyarıda bulundu. İsrail de pazar günü tam olarak bunu yaptı.

İran Dini Liderine danışmanlık yapan etkili bir organ olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı Sadık Laricani, “İran'ın Lübnan'ı savunmak için yaptığı saldırı sadece askeri bir yanıt değil, stratejik bir doktrinin resmi duyurusuydu” ifadesini kullandı.

Laricani, “Direniş ekseninin herhangi bir bileşeni saldırıya uğrarsa, yanıt coğrafi sınırları aşacak ve bölgesel güç dengesini değiştirecektir” diyerek, Hizbullah da dahil olmak üzere müttefik silahlı örgütlerden oluşan bölgesel ağı tanımlamak için İran terimini kullandı.

İran, bu hamlelerle bölgesel müttefiklerini savunma konusundaki kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Şarku’l Avsat için bu analizi kaleme alan Erika Solomon’a göre bu imaj, Tahran'ın 2024'te İsrail'in Hizbullah'ı ciddi şekilde zayıflatan ve Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın ölümüne yol açan saldırılarına yanıt vermekten kaçınmasıyla bir önceki liderlik döneminde zarar görmüştü.

Şubat ayında başlatılan ve aralarında Hamaney'in de bulunduğu eski İran liderliğinin önemli bir bölümünün öldürülmesiyle sonuçlanan İran'a karşı ABD-İsrail savaşından bu yana, Tahran'daki yeni yöneticiler daha agresif davranmaya hazır olmalarını büyük bir başarı sayıyorlar.

Analistler, bu daha agresif yaklaşımın İran'ın sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşı koymasını değil, aynı zamanda rakiplerine ekonomik zarar vermesini ve dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz taşıma yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nı kontrol ederek stratejik bir baskı kartı elde etmesini sağladığına inanıyorlar.

İran'ın yeni liderleri ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın bu daha saldırgan stratejiye daha çok karşılık verdiğini gördüler. Nitekim geçen hafta İsrail'i Beyrut'a saldırmamaya ikna etti. Ardından, pazartesi günü, İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne yönelik saldırıları ve İran'ın yanıtının ardından, yine her iki tarafa da saldırıları durdurma çağrısında bulundu.

Trump'ın açıklamalarının ardından, Devrim Muhafızları hemen saldırılarını durdurduğunu açıkladı, ancak İsrail'in güney Lübnan'a yönelik hava saldırılarına devam etmesi halinde -ki bu da neredeyse kesin görünüyor- saldırılara yeniden başlayabileceğini bildirdi.

Memarian bu tür saldırıların, İran'a Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkiyi test etme fırsatı da verdiğine inanıyor.

“İsrail ve Amerikan hedefleri arasında bir uçurum olduğunun farkındalar” diyen Memarian, “Trump'ı İsrail'i dizginlemeye zorlamak istiyorlar” yorumunda bulundu.

Ancak Hizbullah'ı savunmak sadece bir test veya güç gösterisi ile ilgili değil. Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü'nde İranlı güvenlik uzmanı Hamid Rıza Azizi'ye göre, “Tahran, Hizbullah'ın son savaş sırasında kuzey İsrail'e saldırmaya devam etme kabiliyetini, İran'a, saldırılarını petrol zengini Körfez komşularına odaklama alanı sağlamak için gerekli görüyor.”

Azizi, İsrail'in Hizbullah'ı daha da zayıflatmasına izin vermenin, Tahran'ın kaçınılmaz olarak gördüğü gelecekteki herhangi bir çatışmada İran için askerî açıdan maliyetli olacağını ifade etti.

İran ayrıca, Washington ile çatışmayı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmaya çalışırken, İsrail’in saldırılarda bulunmasını, Tahran'ın son savaş sırasında elde ettiği stratejik kazanımları sessizce zayıflatmayı amaçlayan bir ABD-İsrail stratejisinin parçası olarak gördüğü için yanıt vermeyi gerekli gördü.

Haftalardır ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere sessizce eşlik ediyor. Birçok analist bunu, ABD'nin küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletme ve aynı zamanda İran'ın gemilerine uyguladığı ablukayı sıkılaştırarak İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma çabası olarak tanımlıyor. Tahran, İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatma çabalarının da bu stratejinin bir parçası olduğundan endişe ediyor.

Azizi, İranlıların, ABD ve İsrail'in “ateşkesi, İran'ın bu savaş sırasında kazandığı etkiyi zayıflatacak şekilde sahadaki gerçekleri yeniden şekillendirmek için kullandığına” inandığını söyledi.

İran'ın güçlü bir şekilde karşılık vermeye hazır olması, aynı zamanda Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanan ve bu sonbahardaki ara seçimler öncesinde derinleşen küresel ekonomik krizle karşı karşıya olan Trump'ın başka bir büyük ölçekli savaşa girmeyeceğine ne kadar inandığını da gösteriyor.

Cenevre'deki Lisansüstü Enstitüsü'nde İran uzmanı olan Farzan Sabit, “Trump'ın savaşa gireceğini düşünmüyorlar” dedi. “Ama girse bile, işleri kontrol altına alabileceklerinden oldukça eminler” diye de ekledi.



ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor
TT

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD-İran hattında kritik gün: Mutabakatın süresi dolarken Hürmüz alarm veriyor

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin bugün, pazartesi günü sona ermesiyle birlikte, ateşkesin uzatılması konusunda anlaşmaya yakın olunduğuna işaret eden herhangi bir gelişme görünmüyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, Umman ile görüşmelerin sürdüğünü belirterek, “Umman ile görüşmelerin uzamasının nedeni konunun karmaşıklığı, sürece dahil olan tarafların çokluğu ve bazı ülkelerin süreci baltalama çabalarıdır” dedi.

Veriler, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin çıkmaza girdiği bir dönemde, petrol tankerlerini hedef alan saldırıların ardından haftanın başında Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin yavaşladığını gösterdi.

Deniz taşımacılığı şirketi Kpler tarafından yayımlanan gemi takip verilerine göre, cumartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan temel emtia taşıyan yalnızca beş yük gemisi geçti. Pazar günü ise hiçbir geminin geçişi kaydedilmedi. Bu sayı, geçen haftanın başında boğazdan geçen 31 geminin oldukça altında kaldı.


Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
TT

Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ABD ile yürütülen müzakereleri savundu ve savaşı durduran mutabakat zaptının öngördüğü 60 günlük ateşkes süresinin dolmasına saatler kala, savaşın durmasıyla yakalanan ‘istisnai bir fırsatın’ heba edilmesine karşı uyarıdı.

Savaşın durmasının ardından 11-12 Nisan tarihlerinde İslamabad'da gerçekleştirilen müzakereler, Tahran ile Washington arasında yeni bir müzakere sürecinin kapısını aralamış ve bu süreç daha sonra Cenevre'ye taşınarak 17 Haziran'da mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmıştı.

Reformist basında yer alan haberlere göre Hatemi, bir grup gazeteciyle yaptığı görüşmede “Savaştan sonra ülke ve halk için istisnai bir fırsat doğdu” şeklinde konuştu. Hatemi, bu fırsatın en net göstergesinin iki lider tarafından imzalanan mutabakat zaptı olduğunu da sözlerine ekledi.

Daha önce kaçırılan fırsatların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulayan Hatemi, “Ne yazık ki daha önce defalarca olduğu gibi, umarım bu kez yakalanan fırsat da heba edilmez. Çünkü bu fırsat kaçırılırsa tehditler daha da şiddetlenecektir” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan'a destek

Hatemi, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi ve askeri yetkililerin uzlaşmaya yönelme kararını takdir ederken, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in de bu karara onay verdiğine işaret etti. Hatemi, “Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin, böylesine büyük bir karara imza atan komutanların ve bunu destekleyen liderliğin hakkı teslim edilmeli” dedi.

Hatemi ayrıca, “Mutabakat zaptını imzalayarak İran'a büyük bir onur yaşatan Sayın Cumhurbaşkanı'nın cesareti ve fedakarlığı da takdir edilmeli” ifadelerini kullandı.

Hatemi, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ı destekleyen bu açıklamaları, katı muhafazakar güçlerin, müzakere konusundaki ısrarı nedeniyle Pezeşkiyan hükümetine yönelttiği eleştirilerin ardından yaparken mutabakat süresi dolmadan önce bu seçeneğe verilmiş açık bir destek olarak değerlendiriliyor.

Savaşın ardından oluşan tabloyu, İran'a ‘nispi bir onur (itibar) konumu’ kazandıran bir durum olarak nitelendiren Hatemi, yönetimin ‘kendi bekasını ve varlığını’ düşmanlarına kabul ettirmeyi başardığını ifade etti.

ghyju
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

“Bugün bekamızı ve varlığımızı düşmana kabul ettirmiş durumdayız” diyen Hatemi, “Elde edilen bu konumun İran'a gerilimden kaçınma, ülkenin çıkarlarını güvence altına almaya çalışma ve İranlıların durumunu iyileştirme imkanı sunduğu değerlendirmesinde bulundu.

Her iki tarafa da mutabakat zaptına sadık kalma ve yeni bir karşılıklı ihlal döngüsüne sürüklenmeme çağrısı yaptı.

Hatemi, “Taraflardan hiçbiri mutabakat zaptını ihlal etmemelidir. İhlale ihlalle karşılık verilmemeli ve gerilimi artıracak hiçbir eyleme kalkışılmamalıdır” diye konuştu.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmaya sadece tek bir tarafın tüm taleplerini elde etmesi temelinde yaklaşılmasına da karşı çıkarak “Her mutabakatta tavizler verilir ve tavizler alınır” ifadelerini kullandı.

“Savaşla yaşayamayız”

Mutabakat zaptını ‘onurlu bir barış’ olarak nitelendiren eski Cumhurbaşkanı, savaşı sürdürmenin İran toplumunun katlanabileceği bir seçenek olmadığını savundu.

‘Onurlu barış’ ifadesini ‘pratik alanında aklın hükmüne uymak’ şeklinde açıklayan Hatemi, “Savaş büyük bir kötülük, barış ise büyük bir iyiliktir” diye ekledi.

"Düşmanın karşısında savaşla sonuna kadar durulabileceğini savunan görüş, yanlış bir görüştür” değerlendirmesinde bulundu.

Sözlerine şöyle devam etti:

“Değerli dostlarım, savaşla yaşayamayız; yani insanlar buna katlanamaz. Savaş ortamında hayatın devam etmesi, geçim gereksinimlerinin sağlanması ve toplumun yönetilmesi mümkün değildir.”

Diplomatik yolu açıkça savunmasına rağmen Hatemi, bunun ABD'ye duyulan güvenden kaynaklanmadığını vurguladı. “Amerika'ya güven yok" diyen Hatemi, İsrail'in ‘gerilimin ve çatışmanın sürmesi için hiçbir eylemden geri durmayacağını’ değerlendirdi.

Ancak bu durumla ‘tedbir ve hesaplanmış diplomasi’ yoluyla yüzleşilmesi, savaşın yeniden başlamasının önüne geçilmesi ve ‘ne savaş ne barış’ halinden çıkılması çağrısında bulunan Hatemi, İran'ın ‘gerilimden kaçınarak’ çıkarlarını, onurunu ve geleceğini koruyabileceğini; ayrıca geçim baskılarıyla ve daha iyi bir geleceğe dair umut kaybıyla karşı karşıya kalan İranlılara yeni bir alan açabileceğini belirtti.

Hatemi, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Gerilimden kaçınarak kamu çıkarlarını, toplumun iyiliğini, İran'ın onurunu ve geleceğini güvence altına alabilir, çok ciddi dar boğazlar içinde yaşayan insanların önünde (yeni) yaşam alanları açabiliriz."

Bu yolun ‘müreffeh ve başı dik bir İran'a’ çıkması gerektiğini belirten Hatemi, “İşte onurlu barışın anlamı budur” dedi.

Toplumla devlet arasında “kanlı hat”

Hatemi'nin konuşması yalnızca dış politikayla sınırlı kalmadı; savaşın etkilerinin aşılmasını iç reformların yapılmasına ve devlet ile toplum arasındaki uçurumun giderilmesine bağladı.

“Dışarıdan saldırıların ve topyekûn bir savaşın İran'a diz çöktüremeyeceğini” söyleyen Hatemi, bunun ancak savaş sonrasında yönetim sisteminin, halkın da yardımıyla ‘eksiklikleri, kusurları ve toplumun çoğunluğunun uzaklaşmasına yol açan faktörleri’ çözmekte aciz kalması halinde mümkün olacağını ifade etti.

Mevcut krizin aşılmasının iktidarı çok daha zorlu görevlerle karşı karşıya bırakacağı konusunda uyarıda bulunan Hatemi; toplumun durumunu iyileştirmek için ‘yapısal, yöntemsel ve stratejik reformlar’ yapılması çağrısında bulundu.

DFRGTH
İran polisi, Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı gösteride göz yaşartıcı gaz kullandı, 8 Ocak 2026 (Arşiv - AP)

Hatemi, “Bu zor aşamanın atlatılmasıyla birlikte iktidar için asıl zor iş başlıyor” diyerek, bu işin bir boyutunun da artan ‘karşılıklı hoşnutsuzluk ve korkular’ gölgesinde İran'ın dünyayla ve ‘özellikle de komşularla’ ilişkilerini yeniden tanımlamak olduğunu belirtti.

Son yıllarda ülkeyi sarsan protestolara üstü kapalı bir şekilde atıfta bulunan Hatemi, yönetim kurumları ile İranlılar arasındaki mesafeyi tanımlamak için sert bir ifadeyle “Şunu unutmamalıyız ki; bu yıllar zarfında halk ile hükümet arasında mesafe yaratan kanlı hat artık son derece belirgin bir hale gelmiştir” dedi.

Ayrıca üretim, fiyat artışları, ekonomi, geçim sıkıntısı ve işsizlik konularına da değinerek bunların ‘günden güne daha da kötüleşen’ sorunlar olduğunu belirten Hatemi, bu sorunların halkın katılımıyla ve ‘uygun stratejiler’ belirlenerek çözülmesi çağrısında bulundu.

İnternet kısıtlamaları

Hatemi, Pezeşkiyan hükümetine internet meselesini çözme çağrısında bulunarak, savaştan sonra da devam eden kısıtlamaları sona erdirmek için ciddi adımlar atmasını talep etti.

Bazı kısıtlamaların ‘savaş sırasında anlaşılabilir ve haklı görülebilir’ olabileceğini belirten Hatemi, ancak bunların devam etmesinin artık ‘zararlı, hatta imkansız’ hale geldiğini sözlerine ekledi.

‘Starlink’ ve ‘VPN’ ağlarına yönelik artan ilgiye dikkati çeken Hatemi, İranlılar için internete erişimin tüm yollarını kapatmanın ‘mümkün olmadığını’ ifade etti.

Toplumun büyük bir kesiminin işlerinin internete bağlı hale geldiğini, birçok işletme sahibinin, düşünürün, araştırmacının ve hatta sıradan vatandaşın işlerinin, kısıtlamaların devam etmesi halinde durma noktasına gelebileceğini sözlerine ekledi.

dfrgthy
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda, ABD karşıtı bir propaganda afişinin yanında yürüyen iki İranlı kadın (EPA)

Erişim engellerinin kısıtlamaları aşma eğilimini artırdığını belirten Hatemi, internet kullanıcılarının maruz kaldığı zararların, sansür atlatma araçlarının ticaretini yapanlar için kâra dönüştüğünü savundu.

Doğrudan Pezeşkiyan'a seslenen Hatemi, “Umarım Sayın Cumhurbaşkanı, bazı durumlarda kendisinde gördüğümüz aynı cesaret, samimiyet ve kararlılıkla, bu üzücü açmazı çözmek için de inisiyatif alır” ifadelerini kullandı.


Dev Trump mağazası kapanıyor

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
TT

Dev Trump mağazası kapanıyor

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)
Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerindeki Donald Trump süpermarketi. Mağaza sahibi William Hays, mağazanın müşteri azlığı nedeniyle kapandığını söyledi (Google Haritalar)

ABD'nin Tennessee eyaletinde sadece Başkan Donald Trump temalı ürünler satan büyük bir mağaza, müşteri kıtlığı nedeniyle kapanıyor.

Tennessee'nin Knoxville kenti yakınlarındaki Interstate 40 otoyolu üzerinde bulunan mağazanın önünde devasa bir Trump reklam panosu, afişler ve "Demokrat Süper Mağazası" yazılı tuğladan bir tuvalet var. Bunlar da mağazanın ne tür ürünler sattığını açıkça gösteriyor.

Ancak Slate'in haberine göre mağaza artık kalan stoklarını yüzde 50 indirimle satıyor. İşletme kapanıyor ve sahibi William "Bill" Hays, kapanışın müşteri kıtlığından kaynaklandığını itiraf etti.

Hays, Knox News'da yayımlanan ve emekli olup güneye taşındığı için işletmeyi kapattığı iddiasını çürütmeye çalışırken bu itirafı Slate'e yaptı.

Hays'in şöyle dediği aktarıldı:

Bu haberi yapan kız ne dediğini bilmiyordu. Emekli olmuyorum, güneye taşınmıyorum ama Naples'te iki dairemiz var... Evet, yaşlıyım ve 80 yaşındayım, dairelerim ve başka işletmelerim var. Her neyse, neden 80 yaşında olduğumu belirtme gereği duyduğunu anlamıyorum.

Hays, muhabirin "işlerin azlığından dolayı kapanıyoruz demek istemediğini ancak bu yüzden kapandıklarını" öne sürdü.

Mağazada çalışan ve Slate'e kendisini Dan olarak tanıtan bir çalışan da Hays'in anlattıklarını doğruladı.

"Artık eskisi kadar yoğun değiliz" dedi.

Mağazanın eskiden popüler olduğunu ve en yoğun gününde 86 kişinin geldiğini belirtti. Dan, muhafazakar podcast yayıncısı Charlie Kirk'ün vurularak öldürüldüğü günün ve Trump'ın İran'a savaş ilan ettiği günün ardından işlerin iyi gittiğini söyledi.

Hays, Temmuz 2024'te Trump'a yapılan suikast girişiminden sonraki günleri hatırlayarak, bunun işleri açısından "muazzam" bir dönem olduğunu söyledi.

"İnsanlar kapıda sıra olmuştu. Herkes 'Çuf çuf Trump treni' diye bağırıyordu ve içeride çok canlı bir atmosfer vardı" dedi.

Yani, gerçekten inanılmazdı.

Dan'in alışveriş yapanların neden gelmeyi bıraktığına dair düşüncelerini açıkça dile getirdiği bildirildi. Trump'ın popülaritesinin "azaldığını" kabul etti, Trump'ın uyguladığı gümrük vergileri ve İran'la savaşının yol açtığı yüksek benzin fiyatları yüzünden birçok kişinin mali sıkıntı çektiğini belirtti.

"İnsanlar gerçekten de 'Bu ay market alışverişimin tamamını mı yapacağım yoksa elektrik faturamı kredi kartıyla mı ödeyeceğim bilmiyorum' diyorlar" dedi.

Trump ürünleri, başkan ve destekçileri için devasa bir iş kolu. Trump'ın mitingleri, ürün satan kişilerle dolu ve kendi mağazasında yüzlerce ürün bulunuyor. Daha önce Trump'ın internet mağazasının 2024'te 8 milyon dolar gelir elde ettiği bildirilmişti.

Washington'daki Sorumluluk ve Etik için Yurttaşlar, nisanda yaptığı açıklamada, Trump'ın ikinci döneminin ilk 14 ayında mağazanın en az 600 yeni ürün satışa sunduğunu ve bu ürünlerin toplam maliyetinin yaklaşık 43 bin dolara ulaştığını bildirdi.

Etik grubu, "Bu, Trump'ın ilk dönemindeki ölçütlere göre bile, başkanlık makamının benzeri görülmemiş bir düzeyde ticari amaçlarla kullanılması" dedi.

Independent Türkçe