Şi Pyongyang'da: Amaç Putin'le rekabet mi, yoksa nüfuzu yeniden tesis etme mi?

İki ülke arasındaki ittifak yeni gerçekliklerle sınanıyor

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
TT

Şi Pyongyang'da: Amaç Putin'le rekabet mi, yoksa nüfuzu yeniden tesis etme mi?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)

Şerbil Berekat

Şi Cinping altı ayı aşkın bir süredir Çin'den dışarıya adımını atmamıştı. Bu süre boyunca dünyanın dört bir yanından cumhurbaşkanları ve liderler Pekin’deki yönetim merkezleri Zhongnanhai'ye akın etti. Şi yalnızca birkaç ay içinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'i, ABD Başkanı Donald Trump'ı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i, Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung’u ve diğer bazı liderleri ağırladı.

Bu bakımdan Şi'nin Pyongyang ziyareti, teyit edilmeden önce bile uluslararası çerçevede geniş çaplı ilgi uyandırdı. Çünkü bu hem Şi'nin aylardır gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyareti hem de 2019 yılından bu yana Kuzey Kore'ye yaptığı ilk ziyaret olma özelliği taşıyordu.

Çin resmi çevreleri söz konusu ziyareti, Kim Jong-un'un geçtiğimiz yıl eylül ayında Şi ve Putin'in yanında İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya'nın yenilgisinin 80. yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere Pekin'e yaptığı ziyaretin protokol gereği iade ziyareti olarak değerlendirdi.

Batılı gözlemciler ve uzmanlar ise bunu ‘lise düzeyi çıkma etkisi’ olarak okudu. Bu benzetme, bir kız öğrencinin biriyle çıkmaya başlamasıyla aniden herkesin ilgi odağına dönüşmesi fikrine dayanıyor. Burada ise Çin’in Rusya-Kuzey Kore yakınlaşması ve Trump'ın seçim kampanyası sırasında Kim Jong-un ile iletişim kanallarını yeniden açmaya duyduğu taze ilginin ardından yıllarca süren görece soğukluğun ardından Pyongyang'a yönelik ilgisini aniden artırmasını ifade ediyor.

Şi'nin her hareketine yüklenen sembolik ağırlık ve Çin'in artan jeopolitik önemi göz önünde bulundurulduğunda ziyaret, Pekin'in yeni gerçeklikler temelinde Pyongyang ile ilişkilerini yeniden biçimlendirme konusundaki kararlılığının güçlü ve belirgin bir işareti olarak okunuyor.

Bu da özellikle 1970'ler öncesinde bu ilişki, ‘dudaklar olmazsa dişler üşür’ diyen Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao Zedong'un ünlü sözüyle özetleniyor. Kuzey Kore'yi Çin'in ulusal güvenlik denkleminin kalbine koyan bu söz, tarihi olarak Pyongyang-Pekin ilişkisinin, nükleer dosyası, ekonomik karşılıklı bağımlılık, Çin-Kuzey Kore-Rusya üçgeni ve Japonya ile Güney Kore'ye ilişkin bölgesel hesaplar gibi temel başlıklarını oluşturan dört eksen için artık yeniden tanımlanma ihtiyacına işaret ediyor.

vfbff
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Pyongyang'da düzenlenen resepsiyonda kadeh kaldırırken, 19 Haziran 2024 (AFP)

Şi'nin ziyareti, Trump'ı Pekin'de ağırlamasından bir aydan kısa bir süre sonra gerçekleşti. İki lider arasındaki zirveden sonra Çin tarafından yapılan açıklamanın Kuzey Kore dosyasına değinen ilk metin olması dikkati çekti. Bu durum, iki gün sonra yayımlanan bir ‘gerçekler belgesiyle’ ABD'nin açıklama yapmasını gerektirdi. Söz konusu belge, iki liderin Kore Yarımadası'nda nükleer silahsızlanmayı görüştüğünü teyit etti. Oysa bu husus Çin'in ifadelerinde yer almıyordu.

Çin, Kuzey Kore'nin ilk nükleer denemesinden bu yana resmi olarak nükleer silahsızlanma ilkesini destekliyor. Altılı görüşmelere etkin biçimde katılan Çin, Birleşmiş Milletlerin (BM) Pyongyang'a uyguladığı yaptırımları onayladı.

Ancak bu tutum bugün giderek artan zorluklarla karşı karşıya. Çünkü Kuzey Kore, nükleer yakıt ve radyoaktif madde üretimini artırarak ve nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası balistik füzeler geliştirerek kendisini kalıcı bir nükleer güç olarak konumlandırdı. Pyongyang artık gelecekteki müzakereleri, Hindistan ve Pakistan benzeri fiili nükleer devlet olarak tanınması koşuluna bağlıyor.

Bu bağlamda dikkat çekici olan, Şi'nin ziyareti sırasında lider Kim'in kız kardeşi Kim Yo-jong'un, ülkesinin nükleer programının geri dönüşü olmayan bir yolda ilerlediğini ve silah geliştirmenin süreceğini açıklamasıydı.

On yıllar önce güvenlik garantisi verilmesi karşılığında nükleer silahlarından vazgeçen Ukrayna'daki savaş, uzun yıllar süren müzakerelerin ardından İran'ın nükleer programı üzerinden yaşanan mevcut çatışma, dengesizliği giderek derinleşen karmaşık bir dünyada nükleer silahın tehdit altındaki devletler için son güvence olduğu inancını pek çok ülkede pekiştirdi. Bu durum, Çin'in kendisinin de nükleer cephaneliğini genişletmesine zemin hazırladı. Bu da Pekin'in nükleer silahsızlanmayı Pyongyang'ın davranışını sınırlamak ve onu yönetilebilir bir çerçevede tutmak için koz olarak kullanma kapasitesini kısıtlıyor.

Dengesizliği giderek derinleşen karmaşık bir dünyada nükleer silahın, tehdit altındaki rejimler ve devletler için son güvence olduğu inancı pek çok ülkede kuvvetlendi.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika ve Çin Programı Kıdemli Araştırmacısı Tong Zhao, yaptığı açıklamada Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanması yönünde somut ilerleme kaydedilmesi ihtimalinin azalması ve Çin'in ABD ile stratejik rekabete giderek artan odaklanmasının Pekin'i resmi belgeler ve kamuoyu açıklamalarında nükleer silahsızlanma meselesini büyük ölçüde arka plana itmeye yönelttiğini ifade etti. Zhao'ya göre Çin bunun yerine Kuzey Kore ile ilişkilerini güçlendirmeyi ve oradaki nüfuzunu koruyup genişletmeyi öncelikli hedef olarak benimsedi. Bu yaklaşım Pekin'in hem Güney Kore hem de ABD ile ilişkilerini yönetme kapasitesini artırırken, Kore Yarımadası içinde ve dışında yaşanan gelişmeleri etkileme konusundaki rolünü de pekiştiriyor.

Pekin'in Pyongyang üzerindeki nüfuzunu korumasının Çin açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Zhao’ya göre Çin bu sayede, Kuzey Kore'de büyüyen Rus rolünü dengeleyebilecek, Rusya-Kuzey Kore stratejik ortaklığının seyrini etkileyebilecek ve bu iki ülke arasındaki derinleşen iş birliğinin kendi çıkarları üzerindeki olumsuz yansımalarını sınırlayabilecek. Bu çerçevede Zhao, Şi'nin ziyareti sırasında Kuzey Kore'nin nükleer silah edinme hakkını açıkça tanımasını ya da Pyongyang'a nükleer silahsızlanma konusunda ciddi baskı uygulanacağını düşünmüyor.

Moskova'da ikamet eden ve küresel jeopolitiğin çok kutupluluğa dönüşümü konusunda uzman olan Amerikalı siyaset analisti Andrew Korybko ise farklı bir görüşe sahip. Korybko, Şi'nin Kuzey Kore'nin nükleer ve füze denemelerine yönelik Çin'in karşıtlığını yeniden teyit edeceğini öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Korybko yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin Çin'e bağımlılığını azaltmak için Rusya'ya yaslandıkça, Pyongyang'ın füze ve nükleer denemelerine ilişkin Çin'in çekincelerine daha az duyarlı hale gelebileceğini belirtti. Pekin'e göre bu denemeler istemeden de olsa Washington önderliğinde bölgesel silahlanmanın hızlanmasına zemin hazırlıyor ve Çin'in güvenlik çıkarlarını zedeliyor.

Korybko öte yandan Rus perspektifinden bakıldığında Kuzey Kore'nin denemelerinin artmasının Amerikan dikkatini Avrupa'dan uzaklaştırmaya katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Rusya'nın, dolaylı bir yoldan bazı Amerikan baskılarını hafifletmek amacıyla Kuzey Kore'nin Moskova ile Pekin arasında izlediği denge politikasını güçlendirmede çıkarı bulunduğunu ifade etti.

Sefalet Yürüyüşü’nden kıyıdaki tatil beldelerine

Öte yandan Kuzey Kore'nin Çin'e ekonomik bağımlılığı iki belirgin dönüm noktasından geçti. Bunlardan birincisi, bizzat Pyongyang rejiminin en önemli askeri ve ekonomik ortağı olan Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından 1990'larda yaşanan ‘Sefalet Yürüyüşü’ydü. Çin bu boşluğu mümkün olduğunca doldurmaya çalıştı, ancak bunu bir yanda rejimin çöküşünü önlemek, öte yanda Kuzey Kore'yi Pekin'e tam bağımlı bir devlete dönüştürmekten ya da onu ilave destek koparmak için daha agresif bir tutuma itmekten kaçınmak şeklindeki ince siyasi denge çerçevesinde yaptı.

df98p
Yalu Nehri üzerinde uzanan Kırık Yalu Köprüsü (sağda) ve Çin-Kore Dostluk Köprüsü (solda), nehir Kuzey Kore ile Çin arasındaki sınırı oluşturuyor (AFP)

İkinci dönüm noktası ise 2007 yılında, Pyongyang'a uygulanan uluslararası yaptırımların sıkılaştırılmasıydı. Dış ticaret alanı önemli ölçüde daraldı ve Çin fiilen tek ekonomik yaşam damarına dönüştü ve ‘çöküşü önlemek ama tamamen kurtulamamak’ şeklindeki aynı denge korundu.

Bu tarihsel arka plandan bağımsız olarak Şi Cinping'in ziyareti, New York Times'ın (NYT) ifadesiyle Kim Jong-un'un dört yıldan kısa bir sürede ‘cehennemden doğrudan cennete’ geçişinin ardından gerçekleşiyor. Kuzey Kore'nin Kovid-19 virüsünü yok sayan politikası, Çin'in katı kapatma politikasıyla birleşince Pyongyang'ı 1990'ların kıtlığıyla kıyaslanabilir ağırlıkta bir krizin eşiğine getirdi.

Ardından Rusya'nın 2022 yılında Ukrayna'yı işgali ve Moskova'nın cephane, daha sonra da asker ihtiyacı bir dönüm noktası oluşturdu; uluslararası arenada tecrit altındaki ve yaptırım yüküyle ezilen Moskova ile Pyongyang arasındaki yakınlaşmayı hızlandırdı. Tüm bunlar Pekin'in ABD'nin birincil rakibi olarak konumunu pekiştirdiği bir dönemde yaşandı.

Askeri denge kartı

İlişkinin karmaşıklığına karşın Çin ile Kuzey Kore, 1961 yılında imzalanan ve Pekin'in herhangi bir yabancı devletle kurduğu tek bağlayıcı savunma taahhüdünü oluşturan ortak savunma anlaşmasını yürürlükte tutmaya devam ediyor. 2021 yılında yirmi yıl daha uzatılan bu anlaşma bağlamında Rusya ile Kuzey Kore arasında 2024'te kurulan askeri ittifak, müttefikleri arasındaki iç içe geçmiş askeri yükümlülükler nedeniyle kontrol edemeyeceği çatışmalara sürüklenme kaygısıyla Pekin'de artan bir tedirginliğe yol açıyor.

Öte yandan Kuzey Kore'nin gelişen askeri kapasitesi, Pekin'e bölgesel silahlanmanın artmasına karşı önemli bir denge kartı sunuyor. Bu özellikle Çin tarafından ‘Japonya’nın Sanae Takaichi liderliğindeki milliyetçi hükümetinin militarist çizgiye geri döndüğü’ suçlamalarının gündemde olduğu ve Washington'ın müttefiklerinin silahlanmasını güçlendirmeyi sürdürdüğü bir konjonktürde anlam kazanıyor. Bu bağlamda, Şi'nin ziyaretinden yalnızca birkaç gün önce Trump'ın Güney Kore'ye nükleer denizaltı inşa etme izni verdiğini açıklaması dikkat çekici. Pratikte de hem Pekin'e hem de Pyongyang'a yönelik bu adım, emsalsiz bir nitelik taşıyor.

Çin ile Kuzey Kore, aralarındaki ilişkinin karmaşıklığına karşın 1961'de imzalanan ve Pekin'in herhangi bir yabancı devletle kurduğu tek bağlayıcı savunma taahhüdünü oluşturan ortak savunma anlaşmasını yürürlükte tutmaya devam ediyor. 2021'de yirmi yıl daha uzatılan bu anlaşma varlığını koruyor.

Tüm bunlar çerçevesinde Şi Cinping'in ziyaretini, Çin'in Kuzey Kore ile ilişkisini yeni gerçeklikler temelinde yeniden biçimlendirme ve 1990'lardan bu yana Pyongyang'la ilişkileri yöneten "cezalandırma ve kısıtlama" politikasından kademeli olarak uzaklaşma yönünde ciddi bir girişim olarak değerlendirmek mümkün. Çin artık Kuzey Kore'nin yalnızca Çin kapısına muhtaç kuşatılmış bir müttefik olmadığını kavradığı gibi, sahayı tümüyle Rusya'ya bırakmanın giderek artan bir stratejik bedeli olacağını da biliyor.

Moskova ile Pekin arasındaki ilişki yalnızca tarih ve coğrafyanın dayattığı kaygılarla değil, aynı zamanda Çin'in ABD'nin rakibi küresel güç olarak Sovyetler Birliği'nin mirasını fiilen devralmış olmasıyla da belirlendiğinden her zaman belli bir ihtiyatlılıkla şekillenecek. Bununla birlikte iki güç arasındaki stratejik güvenin artması, Pekin'i Rusya’nın Kuzey Kore'deki rolüne daha geniş alan tanımaya ve yükü Moskova ile paylaşmaya yöneltebilir.

Bu perspektiften bakıldığında Şi'nin Pyongyang'da dile getirdiği ‘ilişkilerin yükseltilmesi’ ve ‘bölgesel güvenlik meselelerinde koordinasyonun güçlendirilmesi’ ifadeleri, salt protokol diplomatik dilinin çok ötesinde anlamlar taşıyor. Kim Jong-un'a gelince, Çinli konuğuna sunduğu görkemli karşılama da bir o kadar net mesajlar içeriyordu: Moskova ile ilişki Pyongyang'a yeni kozlar kazandırmış olabilir, ancak ülkeyi boğan ağır yalnızlığı kırmaktan halen uzak. Ekonomik, siyasi ve coğrafi ağırlığıyla yalnızca Çin, Kuzey Kore'nin bu yalnızlıktan çıkışının ya da kapılarının kapalı kalmasının anahtarlarını elinde tutuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
TT

Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arnavutluk’taki 4 milyar euroluk turizm projesi ülkede siyasi kriz yarattı.

Arnavutluk'un başkenti Tiran'da projeye karşı yapılan gösteriler 11. gününde de devam ediyor. Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanan kalabalık "Arnavutluk satılık değildir" sloganları attı.

Avlonya (Vlora) kentindeki Zvernec bölgesinde planlanan proje, flamingo, fok ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarının bulunduğu koruma altındaki bölgenin yakınında olduğundan tepki çekiyor.

"Yeni Arnavutluk" mottosuyla Rama yönetiminin istifasını isteyen hükümet karşıtı hareket "flamingo devrimi" diye de niteleniyor.

Bunun yanı sıra projenin şeffaf olmadığına dair eleştiriler de yapılıyor. Reuters’ın iletişime geçtiği protestoculardan Leand Lakrori şunları söylüyor:

Zvernec’teki proje şeffaflıktan yoksun. Bu, Arnavutluk'ta son 35 yılda yaşananların vardığı son noktadır. Bu yüzden bugün, ‘Artık yeter’ diyoruz.

Analize göre protestolar, 2013'ten beri iktidardaki Rama için son sınav niteliğinde. Arnavutluk lideri, ülkedeki yolsuzluk sorununu çözemediği ve sağlık gibi temel hizmetlerde vaat ettiği iyileştirmeleri yapmadığı için eleştiri alıyor.  

Rama, bu haftaki açıklamasında lüks otel projesinin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, inşaatın "sorumlu şekilde tamamlanacağını" savundu.  

Projeyi yöneten Kushner’ın ortaklarından Asher Abehsera, Wall Street Journal’a (WSJ) açıklamasında, protestolara "saygı duyduğunu" söylerken, süreci diyalogla yürüteceklerini öne sürdü.

Projenin detayları henüz belli değil. Ancak WSJ’nin aktardığına göre Zvernec’te otel, villa ve benzeri yapıların inşa edilmesi planlanıyor.

Buna ek olarak Zvernec’in karşısındaki Sazan adasında da ultra lüks bir tatil köyü kurulması öngörülüyor.

Diğer yandan Arnavutluk Özel Savcılık Ofisi’nin (SPAK) turizm projesiyle ilgili haziran başında açtığı soruşturma sürüyor.

Abehsera, arazinin aylar önce müteahhitler tarafından "net şekilde satın alındığını" söylüyor. Müteahhitler de SPAK’ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtiyor.

Ülkedeki kriz, Tiran yönetiminin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecini de olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, Politico’ya açıklamasında projeyle ilgili endişelerin Arnavutluk yönetimine iletildiğini bildirmişti.

Kushner’ın Sırbistan’daki projesi de protestolarla karşılanmıştı. Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu.

Belgrad yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner’ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump’ın damadı projeyi iptal etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Politico


Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
TT

Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)

ABD, solcu Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'yle görüşmesini son dakikada engellemiş.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre cuma günü Petro ve Mamdani arasında New York'ta gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, ABD'li yetkililerin vize uyarıları üzerine iptal edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Petro'nun vizesini geçen yıl iptal etmişti. Karar, Petro'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için Eylül 2025'te ABD'deyken Filistin yanlısı bir eyleme katılmasının ardından gelmişti.

NYT'ye konuşan ABD'li yetkililer, Petro'nun dün yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak için sınırlı bir seyahat izni aldığını, bu toplantı dışındaki diğer faaliyetlere izin verilmediğini belirtti.

Kolombiyalı yetkililer de Bogota'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerinin Kolombiya Dışişleri Bakanlığı'yla temasa geçmesinin ardından toplantının iptalini kabul ettiklerini söyledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan Kolombiyalı yetkililer, Beyaz Saray'ın iptal talebine rağmen Petro'nun Mamdani'yle görüşmek için ABD'ye gitmesi durumunda gözaltına alınmasından endişelenildiğini vurguluyor. Washington'ın görüşmeyi iptal etme talebinin tehdit olarak algılandığı aktarılıyor.

Kaynaklara göre Mamdani ve Petro, Amerika kıtasındaki demokrasinin geleceğini ele alacaktı. Ancak pek çok kişinin, bu görüşmeyi Mamdani'nin "küresel solun lideri olarak yükselişinin bir işareti gibi değerlendireceğini" ifade ediyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

BMGK'de çarşamba günü düzenlenen oturumda Petro, "Filistin devletinin özgür ve egemen olması gerektiğini" tekrar vurgularken, ABD ordusunun Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını ileri sürerek tekneleri vurmasını eleştirdi.

Amerikan ordusu, Venezuela'ya askeri yığınak kapsamında geçen yıl 2 Eylül'de Karayipler ve Pasifik'te başlattığı operasyonları sürdürüyor. O tarihten bu yana uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik düzenlenen 63 saldırıda en az 207 kişi öldürüldü.

Petro, geçen yıl kasımda yaptığı açıklamalarda Donald Trump'ın bu operasyonlarını "cinayet" diye nitelemişti. Bunun ardından ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya liderini yaptırım listesine almıştı.

2022'deki seçimi kazanarak Kolombiya'nın ilk solcu lideri olan eski M-19 gerillası Petro'nun, Trump'ın Gazze'deki soykırıma suç ortağı olduğunu söylemesi de ses getirmişti.  

Kolombiya Anayasası, cumhurbaşkanının görevini tek dönemle sınırladığından Petro, ağustosta koltuğu bırakacak.

Trump ise geçen haftaki açıklamasında, Petro'nun partisi Tarihsel Pakt'ın adayı Ivan Cepeda'yı "radikal solcu Marksist" diye niteleyip sağcı rakibi Abelardo De La Espriella'ya desteğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
TT

ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)

Son günlerde ABD ve İran arasındaki çatışmaların tekrar alevlenmesi, nisanda yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabaların sonuçsuz kalabileceği endişelerini artırıyor.

CNN'in analizinde, Donald Trump'ın daha önce sonuç vermeyen bir yönteme yeniden başvurarak bombardımanlarla Tahran'ı teslim olmaya zorladığı yazılıyor.

Ancak yeni saldırıların “Trump'ı çaresiz bırakan mevcut gidişatı uzatma riski taşıdığı” vurgulanıyor. Taarruzun İran yönetimini daha da inatçı hale getirdiği ve müzakerelerde ABD'ye güvenilemeyeceği görüşünü pekiştirdiği belirtiliyor.

Analize göre yeni ABD saldırılarında üç nokta öne çıkıyor.

Birincisi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini eski haline getirmemesinin ve nükleer programını sonlandırmaya yanaşmamasının Trump'ı iyice öfkelendirdiği görülüyor. İkincisi, yeni ABD saldırıları, Trump'ın rakibini anlaşmaya zorlamanın tek yolunun çatışma olduğuna inandığı izlenimini pekiştiriyor. Üçüncü olaraksa Cumhuriyetçi liderin, hassas bir dönemde güç kullanarak müzakereleri tehlikeye atma eğilimi bir kez daha açıkça görüldü.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes, İran'ın misillemeyle Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar'daki enerji altyapısını tahrip etme kapasitesini elinde tuttuğunu hatırlatıyor. Ayrıca Tahran'ın, Yemen'deki Husilere, Kızıldeniz'deki petrol ihracat rotalarını kesme talimatı verebileceğini savunuyor.

Diğer yandan Hürmüz'deki hakimiyeti ve 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkmasının İran'ı daha da güçlendirdiğine, dolayısıyla Tahran'ın Beyaz Saray'ın taleplerine kolayca boyun eğmeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca ABD'nin saldırıları tırmandırmasının, Körfez'deki müttefiklerini de tehlikeye attığı hatırlatılıyor.

İranlı yetkililer, son saldırılarda iki su deposunun vurulduğunu ve 20 bine yakın kişinin içme suyu tedarikinin risk altına girdiğini açıkladı. İran'ın yarı resmi Batı Asya Haber Ajansı (WANA), Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik ilçesindeki Bamani bölgesinde yer alan iki beton su deposunun saldırıların hedefi olduğunu bildirdi.

New York Times'ın incelediği video ve uydu analiz verilerine göre depoların ABD tarafından vurulduğuna dair bulgular var. Bölgede GBU-39 tipi hassas güdümlü bombaların kalıntılarının bulunduğu aktarılıyor. Haberde, ABD ordusunun kasıtlı olarak sivil altyapıyı hedef almasının savaş suçu sayılabileceğine dikkat çekiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin "yasadışı ve canice saldırılar" düzenlediği, bölgede gerilimin tırmandırılmasından Trump yönetiminin sorumlu olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe, New York Times, Tesnim, CNN, Wall Street Journal