Şi Pyongyang'da: Amaç Putin'le rekabet mi, yoksa nüfuzu yeniden tesis etme mi?

İki ülke arasındaki ittifak yeni gerçekliklerle sınanıyor

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
TT

Şi Pyongyang'da: Amaç Putin'le rekabet mi, yoksa nüfuzu yeniden tesis etme mi?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Kuzey Kore'ye yaptığı nadir ziyaret sırasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un (sağda) ile tokalaşırken, 8 Haziran 2026 (AFP)

Şerbil Berekat

Şi Cinping altı ayı aşkın bir süredir Çin'den dışarıya adımını atmamıştı. Bu süre boyunca dünyanın dört bir yanından cumhurbaşkanları ve liderler Pekin’deki yönetim merkezleri Zhongnanhai'ye akın etti. Şi yalnızca birkaç ay içinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'i, ABD Başkanı Donald Trump'ı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i, Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung’u ve diğer bazı liderleri ağırladı.

Bu bakımdan Şi'nin Pyongyang ziyareti, teyit edilmeden önce bile uluslararası çerçevede geniş çaplı ilgi uyandırdı. Çünkü bu hem Şi'nin aylardır gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyareti hem de 2019 yılından bu yana Kuzey Kore'ye yaptığı ilk ziyaret olma özelliği taşıyordu.

Çin resmi çevreleri söz konusu ziyareti, Kim Jong-un'un geçtiğimiz yıl eylül ayında Şi ve Putin'in yanında İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya'nın yenilgisinin 80. yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere Pekin'e yaptığı ziyaretin protokol gereği iade ziyareti olarak değerlendirdi.

Batılı gözlemciler ve uzmanlar ise bunu ‘lise düzeyi çıkma etkisi’ olarak okudu. Bu benzetme, bir kız öğrencinin biriyle çıkmaya başlamasıyla aniden herkesin ilgi odağına dönüşmesi fikrine dayanıyor. Burada ise Çin’in Rusya-Kuzey Kore yakınlaşması ve Trump'ın seçim kampanyası sırasında Kim Jong-un ile iletişim kanallarını yeniden açmaya duyduğu taze ilginin ardından yıllarca süren görece soğukluğun ardından Pyongyang'a yönelik ilgisini aniden artırmasını ifade ediyor.

Şi'nin her hareketine yüklenen sembolik ağırlık ve Çin'in artan jeopolitik önemi göz önünde bulundurulduğunda ziyaret, Pekin'in yeni gerçeklikler temelinde Pyongyang ile ilişkilerini yeniden biçimlendirme konusundaki kararlılığının güçlü ve belirgin bir işareti olarak okunuyor.

Bu da özellikle 1970'ler öncesinde bu ilişki, ‘dudaklar olmazsa dişler üşür’ diyen Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao Zedong'un ünlü sözüyle özetleniyor. Kuzey Kore'yi Çin'in ulusal güvenlik denkleminin kalbine koyan bu söz, tarihi olarak Pyongyang-Pekin ilişkisinin, nükleer dosyası, ekonomik karşılıklı bağımlılık, Çin-Kuzey Kore-Rusya üçgeni ve Japonya ile Güney Kore'ye ilişkin bölgesel hesaplar gibi temel başlıklarını oluşturan dört eksen için artık yeniden tanımlanma ihtiyacına işaret ediyor.

vfbff
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Pyongyang'da düzenlenen resepsiyonda kadeh kaldırırken, 19 Haziran 2024 (AFP)

Şi'nin ziyareti, Trump'ı Pekin'de ağırlamasından bir aydan kısa bir süre sonra gerçekleşti. İki lider arasındaki zirveden sonra Çin tarafından yapılan açıklamanın Kuzey Kore dosyasına değinen ilk metin olması dikkati çekti. Bu durum, iki gün sonra yayımlanan bir ‘gerçekler belgesiyle’ ABD'nin açıklama yapmasını gerektirdi. Söz konusu belge, iki liderin Kore Yarımadası'nda nükleer silahsızlanmayı görüştüğünü teyit etti. Oysa bu husus Çin'in ifadelerinde yer almıyordu.

Çin, Kuzey Kore'nin ilk nükleer denemesinden bu yana resmi olarak nükleer silahsızlanma ilkesini destekliyor. Altılı görüşmelere etkin biçimde katılan Çin, Birleşmiş Milletlerin (BM) Pyongyang'a uyguladığı yaptırımları onayladı.

Ancak bu tutum bugün giderek artan zorluklarla karşı karşıya. Çünkü Kuzey Kore, nükleer yakıt ve radyoaktif madde üretimini artırarak ve nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası balistik füzeler geliştirerek kendisini kalıcı bir nükleer güç olarak konumlandırdı. Pyongyang artık gelecekteki müzakereleri, Hindistan ve Pakistan benzeri fiili nükleer devlet olarak tanınması koşuluna bağlıyor.

Bu bağlamda dikkat çekici olan, Şi'nin ziyareti sırasında lider Kim'in kız kardeşi Kim Yo-jong'un, ülkesinin nükleer programının geri dönüşü olmayan bir yolda ilerlediğini ve silah geliştirmenin süreceğini açıklamasıydı.

On yıllar önce güvenlik garantisi verilmesi karşılığında nükleer silahlarından vazgeçen Ukrayna'daki savaş, uzun yıllar süren müzakerelerin ardından İran'ın nükleer programı üzerinden yaşanan mevcut çatışma, dengesizliği giderek derinleşen karmaşık bir dünyada nükleer silahın tehdit altındaki devletler için son güvence olduğu inancını pek çok ülkede pekiştirdi. Bu durum, Çin'in kendisinin de nükleer cephaneliğini genişletmesine zemin hazırladı. Bu da Pekin'in nükleer silahsızlanmayı Pyongyang'ın davranışını sınırlamak ve onu yönetilebilir bir çerçevede tutmak için koz olarak kullanma kapasitesini kısıtlıyor.

Dengesizliği giderek derinleşen karmaşık bir dünyada nükleer silahın, tehdit altındaki rejimler ve devletler için son güvence olduğu inancı pek çok ülkede kuvvetlendi.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika ve Çin Programı Kıdemli Araştırmacısı Tong Zhao, yaptığı açıklamada Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanması yönünde somut ilerleme kaydedilmesi ihtimalinin azalması ve Çin'in ABD ile stratejik rekabete giderek artan odaklanmasının Pekin'i resmi belgeler ve kamuoyu açıklamalarında nükleer silahsızlanma meselesini büyük ölçüde arka plana itmeye yönelttiğini ifade etti. Zhao'ya göre Çin bunun yerine Kuzey Kore ile ilişkilerini güçlendirmeyi ve oradaki nüfuzunu koruyup genişletmeyi öncelikli hedef olarak benimsedi. Bu yaklaşım Pekin'in hem Güney Kore hem de ABD ile ilişkilerini yönetme kapasitesini artırırken, Kore Yarımadası içinde ve dışında yaşanan gelişmeleri etkileme konusundaki rolünü de pekiştiriyor.

Pekin'in Pyongyang üzerindeki nüfuzunu korumasının Çin açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Zhao’ya göre Çin bu sayede, Kuzey Kore'de büyüyen Rus rolünü dengeleyebilecek, Rusya-Kuzey Kore stratejik ortaklığının seyrini etkileyebilecek ve bu iki ülke arasındaki derinleşen iş birliğinin kendi çıkarları üzerindeki olumsuz yansımalarını sınırlayabilecek. Bu çerçevede Zhao, Şi'nin ziyareti sırasında Kuzey Kore'nin nükleer silah edinme hakkını açıkça tanımasını ya da Pyongyang'a nükleer silahsızlanma konusunda ciddi baskı uygulanacağını düşünmüyor.

Moskova'da ikamet eden ve küresel jeopolitiğin çok kutupluluğa dönüşümü konusunda uzman olan Amerikalı siyaset analisti Andrew Korybko ise farklı bir görüşe sahip. Korybko, Şi'nin Kuzey Kore'nin nükleer ve füze denemelerine yönelik Çin'in karşıtlığını yeniden teyit edeceğini öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Korybko yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin Çin'e bağımlılığını azaltmak için Rusya'ya yaslandıkça, Pyongyang'ın füze ve nükleer denemelerine ilişkin Çin'in çekincelerine daha az duyarlı hale gelebileceğini belirtti. Pekin'e göre bu denemeler istemeden de olsa Washington önderliğinde bölgesel silahlanmanın hızlanmasına zemin hazırlıyor ve Çin'in güvenlik çıkarlarını zedeliyor.

Korybko öte yandan Rus perspektifinden bakıldığında Kuzey Kore'nin denemelerinin artmasının Amerikan dikkatini Avrupa'dan uzaklaştırmaya katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Rusya'nın, dolaylı bir yoldan bazı Amerikan baskılarını hafifletmek amacıyla Kuzey Kore'nin Moskova ile Pekin arasında izlediği denge politikasını güçlendirmede çıkarı bulunduğunu ifade etti.

Sefalet Yürüyüşü’nden kıyıdaki tatil beldelerine

Öte yandan Kuzey Kore'nin Çin'e ekonomik bağımlılığı iki belirgin dönüm noktasından geçti. Bunlardan birincisi, bizzat Pyongyang rejiminin en önemli askeri ve ekonomik ortağı olan Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından 1990'larda yaşanan ‘Sefalet Yürüyüşü’ydü. Çin bu boşluğu mümkün olduğunca doldurmaya çalıştı, ancak bunu bir yanda rejimin çöküşünü önlemek, öte yanda Kuzey Kore'yi Pekin'e tam bağımlı bir devlete dönüştürmekten ya da onu ilave destek koparmak için daha agresif bir tutuma itmekten kaçınmak şeklindeki ince siyasi denge çerçevesinde yaptı.

df98p
Yalu Nehri üzerinde uzanan Kırık Yalu Köprüsü (sağda) ve Çin-Kore Dostluk Köprüsü (solda), nehir Kuzey Kore ile Çin arasındaki sınırı oluşturuyor (AFP)

İkinci dönüm noktası ise 2007 yılında, Pyongyang'a uygulanan uluslararası yaptırımların sıkılaştırılmasıydı. Dış ticaret alanı önemli ölçüde daraldı ve Çin fiilen tek ekonomik yaşam damarına dönüştü ve ‘çöküşü önlemek ama tamamen kurtulamamak’ şeklindeki aynı denge korundu.

Bu tarihsel arka plandan bağımsız olarak Şi Cinping'in ziyareti, New York Times'ın (NYT) ifadesiyle Kim Jong-un'un dört yıldan kısa bir sürede ‘cehennemden doğrudan cennete’ geçişinin ardından gerçekleşiyor. Kuzey Kore'nin Kovid-19 virüsünü yok sayan politikası, Çin'in katı kapatma politikasıyla birleşince Pyongyang'ı 1990'ların kıtlığıyla kıyaslanabilir ağırlıkta bir krizin eşiğine getirdi.

Ardından Rusya'nın 2022 yılında Ukrayna'yı işgali ve Moskova'nın cephane, daha sonra da asker ihtiyacı bir dönüm noktası oluşturdu; uluslararası arenada tecrit altındaki ve yaptırım yüküyle ezilen Moskova ile Pyongyang arasındaki yakınlaşmayı hızlandırdı. Tüm bunlar Pekin'in ABD'nin birincil rakibi olarak konumunu pekiştirdiği bir dönemde yaşandı.

Askeri denge kartı

İlişkinin karmaşıklığına karşın Çin ile Kuzey Kore, 1961 yılında imzalanan ve Pekin'in herhangi bir yabancı devletle kurduğu tek bağlayıcı savunma taahhüdünü oluşturan ortak savunma anlaşmasını yürürlükte tutmaya devam ediyor. 2021 yılında yirmi yıl daha uzatılan bu anlaşma bağlamında Rusya ile Kuzey Kore arasında 2024'te kurulan askeri ittifak, müttefikleri arasındaki iç içe geçmiş askeri yükümlülükler nedeniyle kontrol edemeyeceği çatışmalara sürüklenme kaygısıyla Pekin'de artan bir tedirginliğe yol açıyor.

Öte yandan Kuzey Kore'nin gelişen askeri kapasitesi, Pekin'e bölgesel silahlanmanın artmasına karşı önemli bir denge kartı sunuyor. Bu özellikle Çin tarafından ‘Japonya’nın Sanae Takaichi liderliğindeki milliyetçi hükümetinin militarist çizgiye geri döndüğü’ suçlamalarının gündemde olduğu ve Washington'ın müttefiklerinin silahlanmasını güçlendirmeyi sürdürdüğü bir konjonktürde anlam kazanıyor. Bu bağlamda, Şi'nin ziyaretinden yalnızca birkaç gün önce Trump'ın Güney Kore'ye nükleer denizaltı inşa etme izni verdiğini açıklaması dikkat çekici. Pratikte de hem Pekin'e hem de Pyongyang'a yönelik bu adım, emsalsiz bir nitelik taşıyor.

Çin ile Kuzey Kore, aralarındaki ilişkinin karmaşıklığına karşın 1961'de imzalanan ve Pekin'in herhangi bir yabancı devletle kurduğu tek bağlayıcı savunma taahhüdünü oluşturan ortak savunma anlaşmasını yürürlükte tutmaya devam ediyor. 2021'de yirmi yıl daha uzatılan bu anlaşma varlığını koruyor.

Tüm bunlar çerçevesinde Şi Cinping'in ziyaretini, Çin'in Kuzey Kore ile ilişkisini yeni gerçeklikler temelinde yeniden biçimlendirme ve 1990'lardan bu yana Pyongyang'la ilişkileri yöneten "cezalandırma ve kısıtlama" politikasından kademeli olarak uzaklaşma yönünde ciddi bir girişim olarak değerlendirmek mümkün. Çin artık Kuzey Kore'nin yalnızca Çin kapısına muhtaç kuşatılmış bir müttefik olmadığını kavradığı gibi, sahayı tümüyle Rusya'ya bırakmanın giderek artan bir stratejik bedeli olacağını da biliyor.

Moskova ile Pekin arasındaki ilişki yalnızca tarih ve coğrafyanın dayattığı kaygılarla değil, aynı zamanda Çin'in ABD'nin rakibi küresel güç olarak Sovyetler Birliği'nin mirasını fiilen devralmış olmasıyla da belirlendiğinden her zaman belli bir ihtiyatlılıkla şekillenecek. Bununla birlikte iki güç arasındaki stratejik güvenin artması, Pekin'i Rusya’nın Kuzey Kore'deki rolüne daha geniş alan tanımaya ve yükü Moskova ile paylaşmaya yöneltebilir.

Bu perspektiften bakıldığında Şi'nin Pyongyang'da dile getirdiği ‘ilişkilerin yükseltilmesi’ ve ‘bölgesel güvenlik meselelerinde koordinasyonun güçlendirilmesi’ ifadeleri, salt protokol diplomatik dilinin çok ötesinde anlamlar taşıyor. Kim Jong-un'a gelince, Çinli konuğuna sunduğu görkemli karşılama da bir o kadar net mesajlar içeriyordu: Moskova ile ilişki Pyongyang'a yeni kozlar kazandırmış olabilir, ancak ülkeyi boğan ağır yalnızlığı kırmaktan halen uzak. Ekonomik, siyasi ve coğrafi ağırlığıyla yalnızca Çin, Kuzey Kore'nin bu yalnızlıktan çıkışının ya da kapılarının kapalı kalmasının anahtarlarını elinde tutuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı
TT

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar salı günü de devam ederken, operasyonların kapsamı bölgedeki hedef ve askeri üslere doğru genişledi.

ABD ordusu, Başkan Donald Trump'ın talimatıyla İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, "Beş saat süren görev kapsamında ABD güçleri, İran genelindeki askeri hedefleri başarıyla vurdu. Saldırılar Buşehr, Çabahar, Cask, Konarak, Ebu Musa Adası ve Bender Abbas'taki hedefleri kapsadı" ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları ise salı günü yaptığı açıklamada, Ürdün'deki bir ABD hava üssünü balistik füzelerle hedef aldığını duyurdu. Ürdün ordusu ise ülke hava sahasına giren dört füzeyi imha ettiğini belirterek, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü ihlalin kararlılıkla karşılık bulacağını vurguladı. Açıklamada, son aylarda İran füzelerinin Ürdün topraklarına düşmesinin tekrarlandığına dikkat çekildi.

Sahadaki bir diğer önemli gelişmede ise Birleşik Arap Emirlikleri, sabaha karşı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın güney geçiş koridorunda seyreden ülkeye ait "Mombasa" ve "Al Bahiyah" adlı iki ulusal tankerin İran tarafından fırlatılan iki seyir füzesiyle hedef alındığını duyurdu. Saldırıda mürettebattan bir kişi hayatını kaybederken, sekiz kişi de yaralandı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı'yla bağlantılı İran askeri kapasitesini hedef almaya devam ettiğini söylemiş, önümüzdeki iki gün içinde yeni saldırılar düzenlenebileceği mesajını vermişti. Trump ayrıca, İran'ın tutumunu değiştirmesi halinde siyasi bir uzlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu belirtirken, ülkesinin ortaya çıkabilecek yeni tehditlere karşı gerekli adımları atacağını vurgulamıştı.


Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
TT

Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler'in geçen hafta Cenevre'de düzenlediği yapay zekâ yönetişimi konulu ilk küresel diyaloğun sona ermesi, uluslararası kuruluşun hızla gelişen sektördeki dönüşümlere ayak uydurma kapasitesini yeniden gündeme taşıdı.

Bu süreç, büyük güçlerin en gelişmiş yapay zekâ modellerine, en yüksek performanslı çiplere ve bu sistemleri çalıştırabilecek altyapıya sahip olmak için rekabet ettiği bir dönemle eş zamanlı geliyor. BM ise bu teknolojinin beraberinde getirdiği riskleri sınırlamak amacıyla küresel yönetişim ilkeleri oluşturmanın yollarını arıyor.

"Yapay zekâ yönetişimi" kavramı, bu teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını düzenleyen kurallar ile denetim mekanizmalarının oluşturulmasını ifade ediyor.

Bu alandaki temel zorluk, yapay zekânın ulusal güvenlik, ekonomik büyüme ve askeri üstünlük hesaplamalarının merkezinde yer almaya başlamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hükümetler düzenleyici kurallara kendi stratejik çıkarları açısından yaklaşırken, büyük yapay zekâ modellerini geliştiren şirketler uluslararası kurumların ve ulusal yasaların hızını aşan bir tempoda ilerliyor.

fregh6j
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un açılış konuşmasını yaparken (AFP)

Bu çerçevede ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü, yapay zekâ için etkili bir uluslararası yönetişim sisteminin yeni bir küresel kurum kurulmasından ziyade, mevcut düzenleyici yapıların koordine edilmesine, hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine bağlı olduğunu değerlendiriyor. Bu yaklaşımda BM'nin, söz konusu çabaları ortak bir çerçevede birleştiren koordinatör rol üstlenmesi öngörülüyor.

Büyük güçlerin yaklaşımları

Washington, yapay zekâ alanındaki liderliğini korumanın uzun vadede ekonomik ve güvenlik açısından üstünlük sağlayacağının farkında. ABD, Çin'in ilerlemesini yavaşlatmak ve kritik Amerikan endüstrilerini korumak amacıyla gelişmiş çiplerin ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik kısıtlamaları uygulamaya koydu.

Buna karşılık Pekin, yerli çip üretim kapasitesini artırmaya ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerini geliştirmeye çalışıyor. Bu modeller, geliştiricilerin üzerine yeni uygulamalar inşa etmesine ve teknolojiyi ilerletmesine olanak sağlıyor. Çin ayrıca gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye erişiminin genişletilmesini savunan bir aktör olarak kendini konumlandırıyor ve bu yolla küresel dijital ekonominin geleceğinin şekillendirilmesindeki etkisini artırmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği ise düzenlemeler yoluyla küresel etkisini güçlendirmeye çalışıyor. AB, büyük pazar hacminden ve uluslararası şirketleri kendi standartlarına uymaya zorlayabilecek düzenleme kapasitesinden yararlanıyor. Bu yaklaşım, büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde lider olmamasına rağmen, küresel düzenleyici ortamın şekillenmesinde AB'ye önemli bir etki alanı sağlıyor. Bu durum, her birinin siyasi ve ekonomik öncelikleri farklı olan çoklu düzenleyici sistemlere doğru ilerleyen küresel eğilimi yansıtıyor.

Uluslararası meşruiyet ve uygulama sorunları

Bu ortamda BM, hükümetler, uzmanlar, şirketler ve sivil toplum arasındaki diyalog yoluyla yapay zekâ yönetişimi sürecine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Dünya ülkelerinin büyük bölümünü temsil etmesi, BM'ye sınırlı sayıdaki ittifakların sahip olmadığı bir avantaj sağlıyor. Özellikle yapay zekâ alanındaki kararların, büyük teknoloji şirketlerine veya gelişmiş hesaplama kapasitesine sahip olmayan ülkeleri de etkileyecek olması bu rolün önemini daha da artrıryor.

Ancak ülkeleri aynı masa etrafında toplamak, üzerinde uzlaşılan kararları uygulamaya zorlayabilmek anlamına gelmiyor. BM, üye ülkelerin iradesine dayanıyor ve büyük güçleri veya teknoloji şirketlerini ortak kuralları uygulamaya mecbur bırakacak doğrudan zorlayıcı bir yetkiye sahip değil.

edfrgty
BM tarafından 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un logosu (AFP)

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıkları ve Washington-Pekin gerilimi, yakın gelecekte bağlayıcı bir uluslararası sistem oluşturulması ihtimalini zayıflatıyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz Financial Times gazetesinden aktardığına göre BM'nin yapay zekâ danışma kurulunda görev yapan iki uzmanın yazdığı mektupta; güvenlik standartlarını destekleyecek ve hükümetlerin düzenleme kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olacak bağımsız, bilimsel bir uluslararası kurum kurulması çağrısında bulunuldu. Uzmanlar, kuralların sınırlı sayıdaki ülke ve şirketin elinde şekillenmesinin risklerine dikkat çekti.

Dijital uçurumun azaltılmasında BM'nin rolü

Dijital eşitsizlik konusu, BM'nin pratik bir rol üstlenebileceği en önemli alanlardan biri olarak görülüyor. Dünyadaki birçok ülke, gelişmiş yapay zekâ modelleri geliştirmek için gerekli finansal kaynaklara, enerji altyapısına veya verilere sahip değil.

Bu ülkeler, önceliklerini belirleme süreçlerine dahil olmadıkları yabancı şirketlerin geliştirdiği teknolojilere bağımlı hale gelebilir.

Bu durum, BM'ye kapasite geliştirme, düzenleyici kurumların eğitilmesi, dijital altyapıya erişimin artırılması, yapay zekâ sistemlerindeki önyargıları azaltacak standartların belirlenmesi, mahremiyetin korunması ve dezenformasyonla mücadele gibi alanlarda etkili olma fırsatı sunuyor.

Bu adımların, ülkeler arasındaki dijital uçurumun azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Büyük güçlerin kabulüne bağlı etki

Mevcut uluslararası rekabet ortamında kapsamlı bir küresel yapay zekâ anlaşması oluşturmak zor görünüyor. Daha gerçekçi görünen yaklaşım; ortak ilkeler, teknik standartlar ve risklerin niteliğine göre zaman içinde gelişecek kısmi uzlaşılar üzerine kuruluyor.

BM, bu sürece daha geniş bir meşruiyet kazandırma kapasitesine sahip. Ancak başarısı, büyük güçleri ortak kuralların kendi çıkarlarına hizmet edeceğine ve yapay zekâ yarışının beraberinde getirdiği riskleri azaltacağına ikna edebilmesine bağlı olacak.

Bu anlayış oluşmadığı sürece yapay zekâ yönetişimi Washington ile Pekin arasındaki rekabet alanı olmaya devam edecek; BM ise yapay zekâ yarışını yönlendiren bir aktörden ziyade bir diyalog platformu konumunda kalacak.

BM'nin küresel yapay zekâ yönetişimi oluşturma çabalarının başarısı, ilk küresel diyaloğun başlattığı süreci teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurabilecek somut adımlara dönüştürme ve uluslararası rekabet ile küresel iş birliği arasındaki farkı azaltma kapasitesine bağlı olacak.


İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)

İsrail Parlamentosu (Knesset), dün Tevrat öğrenimini devletin "temel değerlerinden biri" olarak tanımlayan yasayı kabul etti. Düzenleme, Haredi (ultra-Ortodoks) Yahudi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasına yönelik girişimleri güçlendiren bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yasa, 27 Ekim'de yapılacak genel seçimler öncesinde Knesset'in feshedilmesine sayılı günler kala, son oylamalarda kabul edildi. Düzenleme, Başbakan Binyamin Netanyahu ile hükümetini destekleyen dini partiler arasında aylar süren zorlu müzakerelerin ardından yasalaştı.

Yasanın kabul edilmesinin, tartışmalı askerlik muafiyeti meselesi nedeniyle Netanyahu'ya destek vermekte isteksiz davranan dini partilerin koalisyona desteğini güçlendirmesi bekleniyor.

Haziran ayında ilk oylamadan geçen yasa tasarısı, süreç içinde çeşitli değişikliklere uğradı.

Başlangıçta "Tevrat Öğrenimine İlişkin Temel Yasa" adını taşıyan taslakta, dini okul öğrencilerinin haklarını askerlerin haklarıyla eşitleyen madde, Netanyahu'nun lideri olduğu Likud Partisi milletvekillerinin desteğini sağlamak amacıyla metinden çıkarıldı.

Nihai haliyle kabul edilen yasada ise yalnızca "Tevrat öğrenimi, Yahudi halkının mirasının ve İsrail Devleti'nin temel değerlerinden biridir" ifadesi yer aldı.

Söz konusu değişiklik, muhalefetin yanı sıra iktidar koalisyonu içinde de sert eleştirilere neden oldu. Likud Milletvekili Dan Illouz, tepki olarak partisinden istifa etti.

wderft5y
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset oturumu sırasında Netanyahu ile görüşüyor (arşiv - Reuters)

Illouz, "Yasanın amacını açıkça ortaya koyan maddenin çıkarılması ne yasanın niteliğini ne de gerçek hedefini değiştiriyor. Bu yasa fiilen askerlik muafiyetine meşruiyet kazandırmak için kullanılacak" ifadelerini kullandı.

İsrail'de onlarca yıldır Haredi erkeklerin büyük bölümü, dini eğitim kurumlarına tam zamanlı öğrenci olarak kayıt yaptırarak zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.

Ancak İsrail Yüksek Mahkemesi bu uygulamanın hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş, iki yılı aşkın süredir devam eden savaş nedeniyle personel sıkıntısı yaşayan İsrail ordusu ise daha fazla kişinin askere alınmasını talep etmişti.

Koalisyon hükümeti, doğrudan askerlik muafiyeti getiren ve mahkeme tarafından iptal edilme ihtimali bulunan bir yasa yerine, İsrail'de anayasal nitelik taşıyan "Temel Yasa" statüsündeki bu düzenlemeyi kabul ederek dolaylı bir yol izledi.

Yasa karşıtları, düzenlemenin Haredi erkeklerin askerlik yapmamasına açıkça yer vermese de buna hukuki zemin hazırladığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail basınından aktardığına göre Maliye Bakanlığı da düzenlemeye karşı çıktı. Bakanlık, Tevrat öğrenimi hakkının eşitlik ilkesinin önüne geçirilmesinin bütçe önceliklerini ciddi biçimde zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Buna karşılık Haredi partiler Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği, söz konusu yasaya verdikleri destek karşılığında Likud'un sunduğu diğer yasa tasarılarını desteklemeyi kabul etti.

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve yaklaşan seçimlerde Netanyahu'nun başlıca rakiplerinden biri olarak görülen Gadi Eisenkot ise hükümeti eleştirerek, "Hükümet, Knesset'in bu yasama döneminin son günlerini orduya zarar verecek yasaları geçirmek için kullanıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Knesset'in mevcut yasama döneminin 17 Temmuz'da resmen sona ermesi bekleniyor.