Petrol varillerinin ötesinde... Hürmüz’deki atılım, Körfez’deki ekonomik istikrarın çehresini yeniden şekillendiriyor

Analistler Şarku’l Avsat’a konuştu: Risk priminin gerilemesi, yatırım akışını yeniden canlandırıyor ve nakliye ile sigorta maliyetlerini düşürüyor

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
TT

Petrol varillerinin ötesinde... Hürmüz’deki atılım, Körfez’deki ekonomik istikrarın çehresini yeniden şekillendiriyor

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Hürmüz Boğazı krizinde son dönemde yaşanan yumuşama, yalnızca enerji sevkiyatlarının yeniden güvence altına alınması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin mali ve ekonomik yapıları üzerinde doğrudan etkiler yaratabilecek stratejik bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor. Küresel enerji ticaretinin ana arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı, Körfez ülkelerinin petrol ve doğal gaz ihracatının büyük bölümüne ev sahipliği yaptığından, deniz trafiğinin yeniden normalleşmesi bölgesel ekonomik istikrar açısından yeni fırsatlar sunuyor.

ABD ile İran, aylar süren kanlı çatışmalar ve küresel ekonomik dalgalanmaların ardından Ortadoğu’daki savaşı sona erdirmeyi ve stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı öngören ön anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, dünya petrol arzı açısından kritik öneme sahip olan ve savaşın başlamasından bu yana İran’ın çeşitli kısıtlamalar uyguladığı Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını duyurdu. Trump yaptığı açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı. Dünya gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol akmaya başlasın” ifadelerini kullandı.

Küresel piyasalar, ön anlaşma haberine hızlı tepki verdi. Önümüzdeki cuma günü İsviçre’de imzalanması beklenen resmî anlaşma öncesinde gösterge Brent petrolünün vadeli kontratları yüzde 4,5’in üzerinde değer kaybederek varil başına 84 doların altına geriledi. Deniz trafiğinin yeniden normalleşmesi ise bölgesel ekonomik istikrar açısından olumlu beklentileri güçlendirdi.

Finans ve ekonomi danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, anlaşmanın yalnızca ham petrol arzında yaşanabilecek kesintileri önlemekten ibaret olmadığını, aynı zamanda finansal istikrarı destekleyen yapısal bir gelişme niteliği taşıdığını söyledi. El-Attas, mevcut dönemde yatırımcı güveninin kalıcı biçimde güçlenmesinden kaynaklanan kazanımların, jeopolitik gerilimlerin yol açtığı geçici petrol fiyat artışlarından çok daha değerli olduğunu vurguladı.

Öte yandan Dünya Bankası da geçen hafta yayımladığı değerlendirmede, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve doğal gaz akışının kademeli olarak yeniden başlamasının KİK ülkeleri üzerindeki mali baskıları hafifleteceğini belirtti. Kurum, petrol ihracatındaki toparlanmanın bölge ekonomilerinin büyümesine ivme kazandıracağını ve bölgenin gayrisafi yurt içi hasıla büyüme oranının 2027 yılında yüzde 4,2 seviyesine ulaşabileceğini öngördü.

sxc s
Bender Abbas açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda kargo gemileri ve ticari gemiler seyrederken, bir kişi sığ suda oturuyor. (AP)

Bu iyimser toparlanma beklentileri, bölge ekonomilerinin yaşadığı zorlu daralma döneminin sona ermeye başlayabileceğine işaret ediyor. Dünya Bankası’nın yapısal analizine göre, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ekonomik etkileri KİK ülkeleri arasında eşit şekilde hissedilmedi. Etkinin boyutu, ülkelerin enerji ihracatında boğaza ne ölçüde bağımlı olduklarıyla doğrudan bağlantılı oldu. Kuveyt ve Irak, petrol ihracatı için Körfez dışına açılan alternatif deniz güzergâhlarına sahip olmamaları nedeniyle krizden en fazla etkilenen ülkeler arasında gösterildi. İhracatın durması, her iki ülkede de günlük milyonlarca varillik satış kaybına yol açarken, kamu maliyesinde ciddi finansman açıkları ve bütçe baskıları oluşturdu. Katar ise doğuya yönelen sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatı için alternatif deniz rotaları oluşturmakta önemli lojistik zorluklarla karşılaştı. Bu durum bazı büyük sevkiyatların ertelenmesine, LNG tesislerinde operasyonel baskıların artmasına ve Katar tankerlerinin sigorta maliyetlerinde rekor düzeyde yükselişlere neden oldu. Bölgedeki büyük limanlar da krizden olumsuz etkilendi. Özellikle yeniden ihracat faaliyetleri ve lojistik hizmetlerinde önemli yavaşlamalar yaşanırken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in finans ve bankacılık sektörleri uluslararası yatırım fonlarının bölge varlıklarına uyguladığı risk primlerinin yükselmesi nedeniyle doğrudan maliyetlerle karşı karşıya kaldı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, gelişmiş enerji altyapısı sayesinde kriz sürecinde daha yüksek bir dayanıklılık sergiledi. Ülke, Doğu-Batı Boru Hattı aracılığıyla petrol ihracatının yüzde 60’tan fazlasını Kızıldeniz üzerinden yönlendirerek Hürmüz Boğazı’na bağımlılığını önemli ölçüde azaltmayı başardı. Umman da coğrafi avantajlarından yararlanan ülkeler arasında yer aldı. Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na doğrudan erişim sağlayan Sohar ve Dukm gibi limanlar, Umman ekonomisine Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazlardan büyük ölçüde bağımsız hareket etme imkânı sundu.

Finansal boşlukları kapatmak

Enerji piyasalarına ilişkin teknik analizler, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin kademeli olarak yeniden başlamasının Körfez ülkelerindeki üreticilere ihracat faaliyetlerini normal seviyelere çıkarma imkânı sağlayacağını ortaya koyuyor. Böylece deniz ablukası nedeniyle oluşan ve milyarlarca dolarla ifade edilen gelir kayıplarının telafi edilmesi, ayrıca kamu maliyesi üzerindeki baskıların hafifletilmesi hedefleniyor.

Bu gelişme, Asya’nın önde gelen enerji ithalatçılarında biriken güçlü talep ile aynı döneme denk geliyor. Çatışma süresince birçok Asya ülkesi ve rafineri şirketi enerji tüketimini azaltırken stratejik rezervlerine yönelmişti. Ancak anlaşmanın ardından bölge ülkelerinin petrol ve doğal gaz stoklarını yeniden güçlendirmeye hazırlandığı belirtiliyor. Bu durumun orta ve uzun vadede Körfez enerji ihracatına yönelik talebi desteklemesi bekleniyor.

Buna karşın uzmanlar, olumlu etkilerin piyasalara tam olarak yansımasının zaman alacağı görüşünde. AP’nin dikkat çeken bir analizine göre, enerji şirketlerinin küresel talebi karşılayabilecek üretim ve sevkiyat kapasitesine yeniden ulaşması birkaç ay sürebilir. Raporda, petrol sevkiyatı ve rafinaj süreçlerindeki yavaş toparlanmanın yanı sıra boğazdaki geçiş güvenliğine ilişkin bazı soru işaretlerinin devam etmesinin, anlaşmanın ekonomik etkilerinin kısa vadede sınırlı kalmasına neden olabileceği ifade edildi.

Kriz yönetimi sürecinde Suudi Arabistan’ın sergilediği lojistik esneklik de dikkat çekti. Riyad yönetimi, gelişmiş altyapısından yararlanarak petrol ihracatının yüzde 60’tan fazlasını Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’e yönlendirmeyi başardı. Bu sayede Suudi Arabistan, enerji arzındaki sürekliliği korurken uluslararası pazarlardaki konumunu muhafaza etti ve ihracattaki kesintilerin etkisini önemli ölçüde sınırladı. Uzmanlar, bu performansın Riyad’ın alternatif lojistik altyapısının jeopolitik kriz dönemlerinde dahi etkin biçimde çalışabildiğini ortaya koyduğunu değerlendiriyor.

Risk priminde düşüş

El-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, krizin yatışmasının en hızlı ve doğrudan etkisinin jeopolitik risk primindeki düşüş olacağını belirtti. El-Attas’a göre çatışma dönemlerinde ve Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimalinin gündemde olduğu süreçlerde, Körfez bölgesindeki finansal varlıklar ve piyasalar üzerinde risk primi otomatik olarak yükseliyor. Bu durum, mali piyasalarda ek baskılar oluştururken şirketlerin faaliyet maliyetlerini de artırıyor. Ancak krizin hafiflemesiyle birlikte söz konusu risk priminin belirgin şekilde gerilemesi bekleniyor. Bu gelişmenin hem bölgesel hem de uluslararası yatırımcıların güvenini güçlendireceğini ifade eden el-Attas, Körfez piyasalarına kısa vadeli sermaye girişlerinin yanı sıra uzun vadeli yatırımların da yeniden hız kazanabileceğini söyledi.

Risk primindeki düşüşün, deniz taşımacılığı ve lojistik sektöründe yaşanacak toparlanmayla da doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken el-Attas, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin son aylarda nakliye ücretleri ile savaş riski sigorta primlerini rekor seviyelere taşıdığını hatırlattı. Bu maliyet artışlarının hem Körfez ülkelerindeki ticaret faaliyetlerini hem de küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkilediğini belirten el-Attas, bölgede istikrarın yeniden sağlanmasıyla birlikte taşıma ve sigorta giderlerinde kayda değer düşüşler yaşanmasının beklendiğini ifade etti. Uzmanlara göre bu gelişme, hem Körfez ülkeleri arasındaki ticaretin verimliliğini artıracak hem de bölgenin uluslararası ticaret koridorlarındaki rekabet gücünü destekleyerek küresel tedarik ağlarının daha istikrarlı işlemesine katkı sağlayacak.

Finans piyasaları için itici güç

El-Attas, Körfez finans piyasalarının jeopolitik risklerin azalmasına olumlu tepki vermesinin beklendiğini belirterek, özellikle bankacılık, petrokimya, ulaştırma ve lojistik sektörlerinde faaliyet gösteren öncü şirket hisselerine yönelik yatırımcı ilgisinin artabileceğini söyledi. El-Attas’a göre söz konusu sektörler, bölge borsalarının temel taşı niteliğinde olduğundan, risk algısındaki iyileşme hisse senedi piyasalarında genel bir yükselişi destekleyebilir. Olumlu etkinin yalnızca hisse senedi piyasalarıyla sınırlı kalmayacağını vurgulayan el-Attas, sabit getirili menkul kıymetlerin de bu süreçten fayda sağlayacağını ifade etti.

Uzmanlara göre jeopolitik görünümün netleşmesi, doğrudan yabancı yatırımlar açısından da önemli bir avantaj oluşturuyor. Küresel sermayenin istikrarlı ve güvenli yatırım ortamlarına yöneldiğini hatırlatan el-Attas, uluslararası deniz ticareti ve enerji koridorlarının güvenliğine ilişkin kaygıların azalmasının Körfez ülkelerinin yatırım çekme kapasitesini güçlendireceğini söyledi. Bu çerçevede, ulusal kalkınma vizyonları kapsamında yürütülen büyük ölçekli turizm, sanayi ve teknoloji projelerinin yabancı yatırımcılar için daha cazip hale gelmesi bekleniyor. Bölge ülkelerinin petrol dışı sektörleri geliştirmeye yönelik stratejileri de bu ilgiyi destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor.

dsvfdv
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Petrol piyasalarına ilişkin değerlendirmesinde ise el-Attas, arz kesintisi endişelerinin azalmasıyla birlikte petrol fiyatlarında belirli ölçüde gerileme yaşanabileceğini, ancak bunun orta ve uzun vadede olumsuz bir gelişme olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. El-Attas’a göre Körfez ülkeleri için asıl önemli olan, kısa süreli ve sert fiyat yükselişlerinden ziyade küresel talebin sürdürülebilir biçimde devam etmesi ve enerji ihracatının geleneksel ve yeni pazarlara güvenli şekilde ulaşabilmesi. Bu nedenle fiyat istikrarı, bölge ekonomileri açısından daha kalıcı ve sağlıklı bir kazanç olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar ayrıca, jeopolitik risklerin azalmasının iş dünyası üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Belirsizlik dönemlerinde birçok şirket ve yatırım grubu genişleme planlarını erteleyebiliyor veya sermaye harcamalarını yavaşlatabiliyor. Ancak risklerin azalmasıyla birlikte özel sektörün önünü daha net görebileceği, stratejik yatırım kararlarının hızlanacağı ve istihdam ile yeni yatırımların artabileceği öngörülüyor. Bu durumun, Körfez ülkelerinin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasına ve ekonomik çeşitlendirme programlarının daha hızlı ilerlemesine katkı sağlaması bekleniyor.



Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
TT

Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)

Bir Zoom görüşmesinde 900 çalışanı işten çıkarmasıyla tanınan eski CEO Vishal Garg'a, kurucusu olduğu şirket dava açtı.

Forbes'un haberine göreBetter Home & Finance, kurucusu Garg'a şirketin kontrolünü yeniden ele geçirmek amacıyla "her şeyi yakıp yıkmaya dayalı bir kampanya" yürüttüğü suçlamasıyla dava açtı. Davada Garg'ın çalışanlarına "maymun" ve "aptal yunuslar" gibi isimler takarak hakaret ettiği de öne sürülüyor.

Garg, pandemi sırasında 2 dakikadan kısa süren bir Zoom görüşmesinde yaklaşık 900 çalışanını kovmasıyla gündem olmuştu.

3 Ağustos'ta şirketin yönetim kurulu onu CEO'luktan azletme kararı aldı. Garg dışındaki bütün üyeler görevden alınmasını destekledi.

Dava dilekçesinde şirketin 2022'den bu yana net zararının 1,5 milyar doları aştığı ve Garg'ın liderliğinde şirketin hisse senedi fiyatında yüzde 90'dan fazla düşüş yaşandığı belirtiliyor.

Dava, Garg'ın şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için bir "hissedar koalisyonu" kurmaya çalıştığını ve şirket hakkında çok sayıda yanıltıcı açıklama yayarak "piyasayı bilgi bombardımanına tuttuğu" iddia ediliyor.

Dava, Garg'ın eylemlerinin federal menkul kıymetler yasasını ihlal ettiğini öne sürüyor.

Dava dosyasında Garg'ın 3 Ağustos'ta görevden alınmasının ardından şirkete karşı bir "intikam kampanyası" başlattığı iddia ediliyor. 10 Ağustos'ta Garg'ın, şirketin yönetim kuruluna tüm üyelerinin istifa etmesini isteyen bir mektup gönderdiği öne sürülüyor. Garg'ın, hamlesini destekleyen "endişeli hissedarlardan" oluşan bir grubun arkasında durduğunu iddia ettiği belirtiliyor.

Davaya göre Garg, medya bombardımanı yoluyla bu hissedar ordusunu bir araya getirdi. Dosyaya göre Vishal Garg, şirketin hissedar oylarının "yüzde 52'sini zaten topladığını" yanlış bir şekilde iddia etmek için basın bültenleri, sosyal medya ve geleneksel medya mecralarını kullandı. Oysa görünüşe göre ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) gerekli vekaletname beyanlarının hiçbirini sunmamıştı.

Vekaletname açıklamaları, yönetim kurulu toplantıları gibi önemli toplantılarda bulunamayan hissedarları, şirketin görünümü ve performansıyla ilgili kritik bilgilerden haberdar etmek için kullanılıyor.

Şirket, mahkemeden Garg'ın tüm hissedar desteğini geçersiz kılmasını ve en az 30 gün boyunca daha fazla hissedar desteği talep etmesini engellemesini istiyor.

Garg'ın kendisi de geçici CEO'ya atıfta bulunarak "menkul kıymetler yasası ihlali yapmış olabilecek tek isimler Daniel Lewis ve yönetim kuruludur" diye yazdı.

The Independent, yorum almak için Better Home & Finance ve Vishal Garg'la iletişime geçti.

Independent Türkçe


İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
TT

İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)

İsrail resmi çevreleri, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğu kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü pistini bombaladığına dair Suriye'nin suçlamaları karşısında sessizliğini korusa da İsrailli bir yetkili ABD merkezli Fox News haber kanalına yaptığı kısa açıklamada, saldırıyı itiraf ederek Tel Aviv'in saldırıyla ilgili olarak Washington'ı önceden bilgilendirdiğini söyledi.

İsrail'de ABD'ye yönelik sürpriz bir gayri resmi itiraf olarak nitelendirilen durumla ilgili olarak yetkili, “Son derece hassas olan istihbarat bilgileri, önceden ABD ile çeşitli kurum ve kuruluşlarda en üst düzeyde paylaşıldı” dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın ‘vekil güçler barındıran önceki Suriye rejimi gibi hareket edemeyeceğinin farkında olduğunu’ sözlerine ekleyen yetkili, “Muhtemelen neler olup bittiğini anlamıyordu ya da bundan haberi yoktu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, ‘istihbarat bilgilerinin son derece gizli olması nedeniyle’ Fox News’a daha fazla detay vermekten kaçındı.

gthyj
Dün gerçekleştirilen İsrail saldırılarının ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nde meydana gelen yıkımdan bir kare (Reuters)

Bu gelişmenin hemen ardından tüm İsrail basını bu açıklamayı manşetlerinden yeniden yayımlayarak, saldırının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu vurguladı.

Bilindiği üzere İsrail, bir şeyi resmi olarak kabul etmek istemeyip üstlenmek istediğinde, bilgileri İsrail dışındaki medya organlarına sızdırma yoluna başvuruyor ve ardından bu haberler İsrail'de doğrulamalar, analizler ve haberle yeniden ele alınıyor.

İsrail basını, İsrail’in istisnai saldırıya yönelik üstü kapalı itirafının, ABD’nin alışılmadık kınamasına bir yanıt olduğunu değerlendirdi. İsrail basını ayrıca, saldırının Türkiye’nin Suriye'deki rolünü dizginleme girişimi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da bir mesaj teşkil ettiğini belirtti.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrail hükümeti ve ordusunun Suriye’de saldırılar düzenlendiği yönündeki suçlamalar hakkında yorum yapmayı reddetmesinin ardından, ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'tan alışılmadık bir kınama geldiğini aktardı. Buna karşılık üst düzey bir İsrailli yetkilinin Fox News’a yaptığı açıklamada Barrack’a yanıt vererek operasyonun İsrail'e ait olduğunu kabul ettiğini ve Tel Aviv'in saldırıdan önce Washington ile ‘hassas istihbarat bilgileri’ paylaştığına dikkati çektiğini belirtti.

Kimliği belirsiz uçaklar, İdlib, Hama ve Halep vilayetleri arasındaki stratejik konumu ve Suriye’nin el-Badiye (çöl) bölgesine yakınlığıyla öne çıkan, Suriye'nin kuzeyindeki en önemli askeri üslerden biri sayılan hava üssüne saldırı düzenleyerek pistlerinde ve depolama tesislerinde hasara yol açmıştı.

Fox News kanalına yapılan kısa açıklama dışında hiçbir İsrailli yetkili veya kaynak saldırı hakkında açıklamada bulunmadı. Ancak İsrail basını bunun Türkiye'ye verilen bir mesaj olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi, saldırının İsrail'in Suriye'deki Türk nüfuzu ve varlığının kökleşmesini engellemeye çalıştığı bir dönemde gerçekleştiğini, daha önce de Türkiye'nin yeni Suriye hükümetine bağlı hava kuvvetlerinin inşasına ve güçlendirilmesine yardım etmesini engellemeyi amaçladığı düşünülen saldırılar gerçekleştirdiğini ifade etti.

Gazete askeri bir kaynağa dayandırarak 2024'ün sonlarında Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana üssün yeni Suriye ordusu için bir eğitim merkezi olarak kullanıldığını, Suriye'nin ağustos ayı başlarında Rus yapımı MiG-21 savaş uçakları kullanarak hava tatbikatları gerçekleştirdiğini ve bunun Esed rejiminin düşmesinden bu yana bu türde yapılan ilk tatbikat olduğunu aktardı.

xcdf
İsrail, Türkiye'nin Humus'taki T-4 üssüne ekipman taşımak için kullandığı iddiasıyla Hama Askeri Havalimanı'nı imha etti (AP)

Geçtiğimiz hafta İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (KAN), İsrailli güvenlik yetkililerinin Suriye'nin hava kuvvetlerini yeniden inşa etme çabalarını hızlandırdığına dair bulgular tespit ettiğini bildirdi. Bunlar arasında yeni pilotların silah altına alınması, uçuş eğitimlerinin yapılması ve savaş uçaklarının kullanıldığı ilk tatbikatın gerçekleştirilmesi yer alıyor. KAN, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırarak İsrail'in gelişmeleri yakından takip ettiğini ve endişeleri konusunda ABD'yi bilgilendirdiğini aktardı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla, hava üssünün hedef alınmasının, tesisin yeniden faaliyete geçirilmesinde Suriye'ye yardım eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu belirtti. Site, son dönemde Suriye hava kuvvetlerinin kapasitesini yeniden yapılandırma girişimlerine dair bulguların ortaya çıktığını vurguladı. Ayrıca 11 Ağustos'ta Suriye uçaklarının Halep ve İdlib vilayetleri semalarında MiG-23 tipi uçakların da kullanıldığı eğitim uçuşları gerçekleştirdiğini bildirdi.

i24News sitesi de Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde artan varlığına ve Ankara'nın Suriye askeri tesislerinin onarımına katılımına değindi. Site, saldırının daha geniş çaplı bir çatışmayla bağlantılı olduğunu ifade etti.

İsrail televizyon kanalı Kanal 14 ise saldırının, Esed rejiminin düşmesinden bu yana Türkiye'nin Suriye'deki en belirgin aktörlerden biri haline geldiği bir dönemde gerçekleştiğini ve İsrail'in Türkiye’nin oradaki askeri varlığına ve nüfuzuna karşı daha hassas hale geldiğini aktardı.

defrtg
Dün Ebu Zuhur beldesinde motosikletli bir adam (Reuters)

Bombalanan hedefin ne olduğu tam olarak netlik kazanmazken İsrail Ordu Radyosu, ortada net bir hedefin bulunmadığını, bunun muhtemelen yerdeki bir unsur, hava üssüne giden bir sevkiyat ya da bir uçağın yahut bir sevkiyatın ulaşmasını engelleme girişimi olabileceğini belirtti. Radyo, hedefin büyük ihtimalle Türkiye'nin Suriye ordusunu silahlandırma ve askeri kapasitesini geliştirmesine yardımcı olma çabalarıyla bağlantılı olduğunu bildirdi.

Saldırının İsrail tarafından gerçekleştirildiğinin doğrulanması halinde bu, İsrail ordusunun ülkenin güneyindeki Suriye ordusu kamplarını hedef aldığını duyurduğu geçtiğimiz mart ayından bu yana İsrail Hava Kuvvetleri tarafından bu türde düzenlenen ilk saldırı olacak.

fgthy
Suriye'nin Kuneytra vilayetinin güneybatısındaki Divaya es-Sakra köyünde İsrailli askerler ve askeri araçlar (Arşiv – Dolaşımdaki bir fotoğraf)

Öte yandan Reuters, NATO'daki en büyük ikinci orduya sahip olan ve kısa süre önce Pakistan ve Suudi Arabistan ile ortak savunma anlaşması imzalayan Türkiye'nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri haline geldiğine dikkati çekti. Türkiye, Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapının yeniden inşasına yardımcı oluyor ve Suriye'ye askeri ile diplomatik destek sağlıyor.

Ajansın aktardığına göre Türkiye'de iktidarda olan Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, saldırıların ‘İsrail politikalarının bölge halklarının barış ve huzurunun en büyük düşmanı olduğunu bir kez daha gösterdiğini’ söyledi. Çelik sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Buna karşı tüm uluslararası toplum beraber tepki vermelidir” diye yazdı.

İsrail ordusu, Suriye’de 2024 yılının sonlarında Esed rejiminin düşmesinden bu yana büyük bir kısmı tampon bölge içinde olmak üzere Suriye'nin güneyindeki 9 noktada konuşlu durumda.

İsrail güçleri, ‘düşman güçlerin eline geçmesi halinde tehdit oluşturabilecek’ silahlara el koyma iddiasıyla Suriye topraklarının yaklaşık 15 kilometre derinliğine uzanan bölgelerde faaliyet gösteriyor.


Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
TT

Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)

ABD Başkanı Donald Trump dün, İran ile müzakere kapısını kapattı. Devam eden veya planlanmış herhangi bir temasın olmadığını açıklayan Trump, İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tüm gücüyle’ devam ettiğini vurguladı. Öte yandan, İran Meclis Başkanı ve Başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf'ın stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasında ısrar etmesi ve açılmasını İslamabad Mutabakatı’nın uygulanmasına bağlamasının ardından Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim daha çetin bir aşamaya girdi.

Trump, Hürmüz Boğazı'nın ‘açık ve normal bir şekilde çalıştığını’, tüm deniz mayınlarının temizlendiğini veya imha edildiğini söyledi.

Trump'ın damadı ve Özel Temsilcisi Jared Kushner pazartesi günü, Washington ile Tahran arasındaki temasların ‘her zamankinden daha ciddi’ olduğunu, ancak bir mutabakata varılamadığını ifade etmişti.

Buna karşın Kalibaf, İran limanları üzerindeki abluka kaldırılmadan, İran petrolüne yönelik yaptırımlar iptal edilmeden, dondurulmuş fonlar serbest bırakılmadan ve tüm cephelerdeki askeri tehditler ile operasyonlar sona ermeden boğazın ‘açılmayacağını’ vurguladı.

Öte yandan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin ‘kontrole sahip olduğundan’ bahsetmesine rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açamadığını belirterek, Körfez'in ‘ABD sonrası bir düzene’ girdiğini savundu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de Trump'ın Hürmüz Boğazı’nı ‘yeni bir Amerikan bölgesi’ olarak nitelendirerek paylaştığı bir fotoğrafa tepki gösterdi ve Tahran'ın kısa süre içinde Trump’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili ‘yanılsamalarını’ düzelteceğini söyledi.