Ortadoğu, yaklaşık yarım yüzyıldır bölgedeki siyasi anlatıyı ve güç dengelerini şekillendiren düzeni değiştirebilecek tarihi bir dönüm noktasından geçiyor. Uzun süren yıpratıcı savaşın ve karşılıklı askerî-ekonomik baskıların ardından dünya, gelecek cuma günü Cenevre'de ABD ile İran arasında imzalanacak mutabakat zaptının resmî törenine odaklanmış durumda. Söz konusu anlaşma, Katar ve Pakistan'ın arabuluculuğunda elektronik ortamda sonuçlandırılmıştı.
Anlaşma kapsamında derhal ateşkes yürürlüğe girerken, Lübnan cephesini de kapsayacak şekilde ateşkes süresi 60 gün uzatıldı. Bu gelişme, enerji arzının yeniden istikrara kavuşacağı beklentisiyle küresel enerji piyasalarına olumlu yansıdı ve petrol fiyatlarının gerilemesine katkı sağladı. Ancak Washington ve bölge başkentlerinde süren tartışmalar ve şüpheler, yeni anlaşmayı karmaşık bir siyasi ve askerî mayın tarlasının içine yerleştiriyor.
Gözlemciler, bu kuşkucu yaklaşımın Trump yönetiminin hem ABD içinde hem de uluslararası alanda yürüttüğü siyasi mücadelenin bir parçası olduğunu değerlendiriyor. Taraflar, anlaşmanın anlamı ve sonuçları konusunda kendi anlatılarını oluşturma yarışına girerken temel soru değişmiyor: Bölgesel barışın başlangıcına mı tanıklık ediyoruz, yoksa yeni bir çatışma turu öncesindeki geçici bir molaya mı?
Amerikan yönetiminde görüş ayrılığı
Beyaz Saray'ın kapalı kapıları ardında ve üst düzey toplantılarda, Başkan Donald Trump'ın çevresindeki ekibin anlaşma konusunda tam bir görüş birliği içinde olmadığı görülüyor.
Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı habere göre, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe, Başkan Trump ve üst düzey yetkililere İran'ın talep edilen nükleer tavizleri vermeye hazır olup olmadığı konusunda ciddi şüpheler doğuran istihbarat bilgileri sundu.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth'in de anlaşmaya yönelik çekincelerini dile getirdiği belirtilirken, Başkan Yardımcısı JD Vance, Steve Witkoff ve Jared Kushner müzakere sürecini destekleyen isimler arasında yer alıyor.
Bu görüş ayrılığı anlaşmanın mutlaka başarısız olacağı anlamına gelmese de Trump'ın istihbarat değerlendirmelerinden ziyade siyasi bir okumaya güvendiğini ortaya koyuyor. Anlaşma yanlıları, savaş sonrası oluşan güç dengesinin ABD'ye üstünlük sağladığını ve bunun Washington'a bölgedeki askerî yükü azaltacak bir anlaşma yapma fırsatı verdiğini savunuyor.
Onlara göre İran, ancak somut adımlar attığı takdirde önemli kazanımlar elde edebilecek ve Washington birkaç hafta içinde Tahran'ın gerçekten ciddi olup olmadığını anlayabilecek.
Buna karşılık sertlik yanlıları, İran'ın anlaşma sayesinde zaman kazanarak askerî ve ekonomik baskıyı hafifletebileceğini, ardından da uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddedebileceğini düşünüyor. Bu nedenle Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın şu sözleri dikkat çekiyor:
Sorun yalnızca anlaşmanın kendisi değil; Washington'un tarif ettiği tablo ile İran'ın anlattığı tablo birbirinden farklı görünüyor.
300 milyar dolarlık fon tartışması
Mutabakat zaptının en tartışmalı başlıklarından biri ekonomik boyut oldu. Özellikle İran'ın yeniden imarı ve kalkınması için 300 milyar dolarlık bir fon oluşturulacağı yönündeki iddialar yoğun tartışmalara yol açtı.
Trump, G7 Zirvesi kapsamında bulunduğu Evian'da yaptığı açıklamada, ABD'nin "şu aşamada İran'a herhangi bir yatırım yapmayacağını" belirterek Washington'un taviz verdiği yönündeki haberleri "gülünç" olarak nitelendirdi.
Trump, temel hedefinin İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak olduğunu vurguladı.
Başkan Yardımcısı Vance ise İran'ın Amerikan vergi mükelleflerinin parasından "tek bir sent bile" almayacağını söyledi. Vance'a göre uzun vadeli ekonomik destek ancak "performans karşılığı ödeme" modeline bağlı olacak.
Trump'ın danışmanları da ekonomik kazanımların ancak İran'ın nükleer programı konusunda açık adımlar atması ve silahlı gruplara verdiği desteği sona erdirmesi halinde mümkün olacağını savunuyor.
Obama anlaşmasının gölgesi
Mutabakatın elektronik ortamda imzalandığının açıklanmasının ardından, ABD Kongresi'nde de paralel bir siyasi mücadele başladı.
Cumhuriyetçi ve Demokrat milletvekilleri, henüz tam metni yayımlanmayan ve 14 maddeden oluştuğu belirtilen anlaşmanın ayrıntılarını incelemek istiyor.
Cumhuriyetçi Parti içindeki şahin kanat, özellikle de Senatör Lindsey Graham, yeni anlaşmanın eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan 2015 tarihli nükleer anlaşmanın değiştirilmiş bir versiyonuna dönüşmesinden endişe ediyor. Trump, ilk başkanlık döneminde söz konusu anlaşmayı sert biçimde eleştirmiş ve ABD'yi anlaşmadan çekmişti.
Senatör James Lankford gibi bazı Cumhuriyetçiler ise uluslararası yaptırımları ve İran'ın nükleer programını ilgilendiren herhangi bir anlaşmanın yalnızca yürütme organının kararıyla yürürlüğe girmemesi gerektiğini savunuyor. Bu isimlere göre anlaşma, kalıcılığını ve hukuki gücünü garanti altına almak için Kongre'nin onayından geçmeli.
Demokratlar ise daha karmaşık bir pozisyonda bulunuyor. Bir yandan çatışmaları sona erdirmeyi ve nükleer silahların yayılmasını önlemeyi amaçlayan diplomatik bir anlaşmaya doğrudan karşı çıkmaları zor görünüyor. Öte yandan süreci Trump yönetimine yönelik siyasi eleştiriler için kullanıyorlar.
Senato'daki Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer, Amerikan halkının anlaşmanın tüm ayrıntılarını bilmesi gerektiğini belirterek, Trump'ın "tercih edilmiş başarısız savaş" olarak nitelendirdiği sürece girmesinden önceye kıyasla ABD'nin stratejik konumunun daha kötü hale geldiğini savundu.