Kalibaf: Artık odağı füzelerden ekonomiye kaydırmanın zamanı geldi

Anlaşmanın stratejik bir değişim mi yoksa geçici bir düzenleme mi olduğu konusunda hararetli bir tartışma sürüyor

Kalibaf'ın resmi internet sitesinde yayınlanan, dün Ticaret Odası üyeleriyle yaptığı görüşmeden
Kalibaf'ın resmi internet sitesinde yayınlanan, dün Ticaret Odası üyeleriyle yaptığı görüşmeden
TT

Kalibaf: Artık odağı füzelerden ekonomiye kaydırmanın zamanı geldi

Kalibaf'ın resmi internet sitesinde yayınlanan, dün Ticaret Odası üyeleriyle yaptığı görüşmeden
Kalibaf'ın resmi internet sitesinde yayınlanan, dün Ticaret Odası üyeleriyle yaptığı görüşmeden

İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin Başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İranlı yetkililerin "siperleri füze rampaları başındaki savaşçılardan devralması", vatandaşları ekonomik baskılardan kurtarmaya ve savaş sonrası ülkenin imarına odaklanması gerektiğini söyledi. Kalibaf'ın bu açıklamaları, ABD ile varılan mutabakatın stratejik bir dönüşüm mü, yoksa geçici bir dönemsel düzenleme mi olduğu yönündeki hararetli tartışmaların ortasında geldi.

İran Çin İşleri Özel Temsilcisi sıfatıyla İran Ticaret Odası ile bir araya gelen Kalibaf, Devrim Muhafızları Ordusu'nun füze birimlerine atıfta bulunarak, "Bugün görevimiz, siperleri rampalar başındaki savaşçılardan devralmak, bu halkı ekonomik baskılardan kurtarmak ve insanların hayatını inşa etmek için ayağa kalkmaktır" dedi.

"Müsriflik ve hesapsız harcama" çağrısı yapmadığını, aksine vatandaşlara daha rahat ve refah içinde bir hayat sunulması gerektiğini belirten Kalibaf, İran'ın "ülkeyi her alanda güçlü bir şekilde inşa etmesi" gerektiğini vurguladı.

Çin ile tam anlamıyla ortaklık

Çin'i İran için "benzersiz" bir ortak olarak nitelendiren Kalibaf, Tahran'ın Pekin'i sadece bir müşteri veya ticari ortak değil, "tam anlamıyla bir ortak" olduğuna ikna etmesi gerektiğini ifade etti. Bununla birlikte, bölgenin yeni bloklara ve ittifaklara ihtiyacı olduğunu söyleyen Meclis Başkanı, gelecekte kurulacak her türlü bölgesel bloğun temel parçası ve hatta merkezi ekseninin İran ve Çin olacağını ifade etti. Kalibaf, bu ortaklıkların geliştirilmesinin ekonomik, teknolojik ve siyasi alanlarda çalışma gerektirdiğini belirterek, sürecin "izzetle, gerilimden uzak ve mantık çerçevesinde" yürütülmesi çağrısında bulundu.

İş insanlarını ve uzmanları ekonomik politika ve seçeneklerin şekillendirilmesine katkıda bulunmaya çağıran Kalibaf, savaş koşulları nedeniyle yoğun geçen bir sürecin ardından, fırsat bulur bulmaz 48 saatten kısa bir süre içinde bu toplantıda bulunduğunu ve doğru kararların alınabilmesi için "yardım istemeye" geldiğini belirtti.

 Kalibaf'ın resmi internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, dün Ticaret Odası üyeleriyle Çin ile ilişkiler konusunda yaptığı görüşmedenKalibaf'ın resmi internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, dün Ticaret Odası üyeleriyle Çin ile ilişkiler konusunda yaptığı görüşmeden

Kalibaf'ın açıklamaları, son mutabakatla sonuçlanan İran-ABD müzakerelerinde merkezi bir rol oynaması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Açıklamalar, İran içinde anlaşmanın ekonomik ve siyasi yansımaları ile askeri çatışma aşamasından sonra hangi önceliklerin gelmesi gerektiği konusundaki tartışmaların sürdüğü bir dönemde yapıldı.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump ise iki taraf arasında yürütülen müzakerelerde balistik füzeler ve Tahran destekli vekil gruplar dosyasını masaya getirme sözü vermişti.

Parlamentoda bölünme

İranlı milletvekillerinin tutumları, ABD ile varılan mutabakat muhtırasının parlamentoda ciddi bir tartışma başlattığını gösteriyor. Bir kesim mutabakatı "askeri direnişin meyvesi" olarak savunurken, diğer bir kesim ise bunun "kutsal bir tabu" haline getirilerek gelecekteki tavizlerin gerekçesi yapılmaması konusunda uyarıda bulunuyor.

Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, "İran halkının cesur direnişinin" ABD'yi müzakere masasına dönmek ve İran'ın şartlarını kabul etmek dışında bir seçenek bırakmadığını belirtti.

Azizi, Washington'un İranlıların güvenini kazanmak istemesi halinde, Lübnan'daki savaşın durdurulması ve İsrail'in Güney Lübnan'dan hızla çekilmesi de dahil olmak üzere mutabakat muhtırasındaki bütün maddeleri uygulaması gerektiğini söyledi. Azizi, mutabakatın ihlal edilmesi veya temel çerçevesinin dışına çıkılması durumunda, İran Silahlı Kuvvetleri'nin halkın desteğiyle "eskisinden daha güçlü ve şiddetli" bir yanıt vereceği uyarısında bulundu.

Benzer bir duruş sergileyen Milletvekili Abbas Bigdeli ise Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasından daha önemli olanın, "İran halkının düşman karşısındaki dayanıklılık ve direniş kapasitesinin test edilmesi" olduğunu savundu.

"Anlaşma kutsallaştırılmasın" uyarıları

Buna karşılık, mutabakata temkinli yaklaşılması çağrısında bulunan sesler de yükseldi. Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, anlaşmanın propagandası için kamu kaynaklarının harcanmaması, konunun kutsallaştırılmaması ve içeride bir kutuplaşma malzemesi yapılmaması gerektiği yönünde tavsiyelerde bulundu.

 Arakçi, salı günü yapılan toplantıda Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Milletvekili İbrahim Azizi ile görüşüyor (İran Parlamentosu internet sitesi)Arakçi, salı günü yapılan toplantıda Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Milletvekili İbrahim Azizi ile görüşüyor (İran Parlamentosu internet sitesi)

Muhaliflerin eleştirilerine tahammül edilmesi ve vatandaşların sorularının yanıtlanması gerektiğini belirten Rızai, anlaşmanın eğer doğruysa "mantık ve kanıtlarla" savunulması gerektiğini ifade etti. Rızai ayrıca, mutabakatla bağlantılı karar ve politikaları meşrulaştırmak için Dini Lider'in (Ali Hamaney) adının kullanılmaması gerektiği konusunda da uyardı.

Muhafazakâr Milletvekili Malik Şeriati ise taleplerin sadece bir kısmını karşılasa bile mevcut aşamada mutabakatın desteklenmesi gerektiğini belirterek, "Ülke şu anda bir mutabakata varmıştır, %70'i gerçekleşmiş olsa bile herkes bunu desteklemelidir" dedi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Şeriati, metnin elitler ve uzmanlarla paylaşılması ve görüşlerinin alınması gerektiğini vurgulayarak, gizliliğin yalnızca "düşmanın detayları öğrenmesini engellemek amacıyla" gerekli olabileceğini savundu.

Sertlik yanlılarından tepki

Aşırı muhafazakâr (payidar) akıma mensup Milletvekili Kasım Revanbahş ise müzakere heyetine yüklenerek, "direnişin zaferlerinin" müzakere masasında bir kayba dönüştürülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Revanbahş, "Rejimi devirme girişimlerinin boşa çıkarılması, İran'ın bölünmesinin engellenmesi, Hürmüz Boğazı'nın kontrol edilmesi, Amerikan üslerine ve İsrail'deki önemli hedeflere darbeler vurulması; bunların hepsi savaşın ve direnişin sonuçlarıdır ve müzakere sicilinden silinmemelidir" ifadelerini kullandı.

Bu tartışmalar, Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı ve üyelerinin, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile gerçekleştirdiği toplantının ardından geldi. Savaş sonrası dış politika gelişmeleri ve İslamabad'daki İran-ABD müzakerelerinin ele alındığı toplantıda Arakçi, savaşın başladığı 28 Şubat'tan son mutabakata kadar geçen diplomatik sürece ilişkin bir sunum yaptı.

Müzakereler sahadaki cihadın uzantısıdır

Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei de müzakereleri savunarak, yetkililerin ABD ile müzakerelere "gözleri açık ve tam bir teyakkuzla" gireceğini, Tahran'ın karşı tarafa güvenmediğini ve uzun bir "ahde vefasızlık" siciline göre hareket ettiğini vurguladı.

Ejei, İran'ın savaşta elde ettiği kazanımlar ile yürütülen müzakere süreci arasında doğrudan bağ kurarak, "Diplomasi, sahadaki ve sokaktaki cihadın bir uzantısıdır" dedi. Müzakerecilerin "İran halkının haklarından" veya Tahran'a bağlı silahlı grupların haklarından taviz vermeyeceğini belirten Ejei, "saha" ve "diplomasi"nin aynı yönde hareket ettiğini, mutabakatların ihlal edilmesi durumunda misliyle karşılık verileceğini kaydetti. Ejei, müzakerelerin amacının taviz vermek değil, "hakların tahsil edilmesi ve geri alınması" olduğunu söyledi.

Mutabakat muhtırası etrafındaki iç tartışmalara değinen Ejei, ulusal birliğin korunması ve İran'ın düşmanlarına hizmet edebilecek söylemlerden kaçınılması çağrısında bulunarak, dönemin "akılcı" eleştiri ve vatandaşlara doğrudan hizmet etme dönemi olduğunu belirtti.

Uzman gözüyle:Görüşmelerin bölünmesi en büyük tehdit

Reformist "İtimad" gazetesi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve hem savaşı hem de müzakereleri birlikte yöneten askeri komutanların, İran tarihinde "iyilik ve gururla" anılacak isimler olarak kalacağını yazdı. Gazete, mutabakatın sürdürülmesi halinde barış, istikrar, kalkınmaya dönüş ve yaşam koşullarının iyileşmesine yol açabilecek bir pencere açtığını değerlendirdi.

Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Sasan Kerimi ise "Şark" gazetesine verdiği demeçte, Washington ile Tahran arasındaki ilk mutabakatın derin anlaşmazlıkların sonu veya kesin bir yeni dönemin başlangıcı anlamına gelmediğini, ancak gerilimi artırma çizgisinden anlaşmazlıkların siyasi kanallarla yönetilmesi çizgisine doğru önemli bir kaymayı temsil ettiğini belirtti.

Kerimi, geçmiş deneyimlerin ilk mutabakat ile nihai anlaşma arasındaki yolun genellikle uzun, siyasi, hukuki ve güvenlik engelleriyle dolu olduğunu gösterdiğini söyledi. Ancak mevcut gelişmenin öneminin, maliyetli bir savaş ve gerilim döneminin ardından diplomasinin yeniden merkeze dönmesi olduğunu belirtti. Kerimi, büyük dosyaların birden fazla müzakere hattına bölünmesi eğilimine karşı uyararak, "müzakerelerin parçalanmasının" önümüzdeki aylarda diplomatik sürecin geleceğini tehdit eden en büyük risk olduğunu savundu.

Parlamentonun devre dışı bırakılması doğruydu

Muhafazakâr siyasi analist Muhammed Muhaceri ise son müzakereler sırasında parlamentonun doğrudan karar mekanizmasının dışında tutulmasının, dönemin hassasiyeti nedeniyle alınmış doğru bir karar olduğunu savundu. Muhaceri, bunun gerekçesi olarak bazı milletvekillerinin dosyaların detayları hakkındaki bilgisinin sınırlı olmasını ve geçmişte basına sızdırılan veya medyadaki bazı açıklamaların İran'ın çıkarlarına zarar vermesini gösterdi.

Bir basın organına konuşan Muhaceri, ülkenin içinden geçtiği olağanüstü koşulların karar alma merkezlerinin sayısının azaltılmasını gerektirdiğini, çok başlılığın müzakere sürecini karmaşıklaştıracağını ileri sürdü. Aynı zamanda, parlamentodaki milletvekillerinin çoğunluğu ile en radikal sesler arasında ayrım yapan Muhaceri, meclis içindeki gerilim yanlısı söyleme karşı çoğunluğun sessiz kalmasını eleştirdi.

Tahran'da bir sokakta, İran füzesinin sembolik bir modelinin önünden geçen insanlar görülüyor, (Reuters)

Tahran'da bir sokakta, İran füzesinin sembolik bir modelinin önünden geçen insanlar görülüyor, (Reuters)

Muhafazakâr kamptan, Çarşı (Bazar) çevrelerine yakın Muteliffe Partisi'nin Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Hamid Rıza Teraki de müzakere heyetinin performansını savunarak, İranlı yetkililerin liderliğin belirlediği ilkelerden geri adım atmadığını ve atmayacağını vurguladı.

Teraki, İran'ın savaş sırasında "saha ve diplomasinin" tek bir çizgide hareket ettiğini, askeri ve siyasi baskıların ülkeyi taleplerinden vazgeçmeye zorlayamadığını söyledi. Müzakerelerin "izzet ve ulusal çıkar" çerçevesinde, liderliğin gözetiminde yürütüldüğünü belirten Teraki, Washington ve Tel Aviv'in İran halkı ile siyasi ve askeri kurumlar arasında bir çatlak yaratmayı başaramadığını ifade etti.

Mevcut mutabakatın, karşı tarafın bazı eski taleplerinden geri adım atmasının ve bölgedeki gerilimi düşürmeyi amaçlayan İran şartlarını kabul etmesinin bir yansıması olduğunu savunan Teraki, Tahran'ın müzakereleri diğer güç unsurlarının bir alternatifi olarak değil, çıkarlarını korumak, siyasi ve ekonomik hedeflerine ulaşmak için daha geniş bir stratejinin parçası olarak gördüğünü ifade etti.



Trump İran'a: Anlaşmaya uyun, yoksa bombalamaya devam edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)
TT

Trump İran'a: Anlaşmaya uyun, yoksa bombalamaya devam edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün, imzalanması beklenen mutabakat zaptına İran'ın uymaması halinde ülkesine yönelik bombardımanın yeniden başlatılabileceği uyarısında bulunarak, anlaşmanın “nihai olmadığını” söyledi.

Trump, ülkesinin İran'ın balistik füze programını ve Tahran'ın müttefik gruplara verdiği desteği, İran ile yürütülen anlaşma sürecine paralel bir hat üzerinden inceleyeceğini belirtti.

Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında konuşan Trump, mutabakatın “bugün ya da yarın” imzalanabileceğini ifade ederek, Tahran'ın anlaşmayı yapmak istediğini söyledi. Trump ayrıca, imza törenine bizzat katılma ihtimalini de dışlamadı.

Tahran yönetimi ise mutabakatın ABD Başkanı ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalanması fikrinin hâlen değerlendirme aşamasında olduğunu açıkladı.

ABD'li yetkililer, 14 maddeden oluşan mutabakat taslağının ayrıntılarını ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Taslakta, Lübnan dâhil olmak üzere askerî operasyonların durdurulması, 60 günlük nihai müzakere sürecinin başlatılması, ABD'nin deniz ablukasının 30 gün içinde kaldırılması, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran'ın anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından petrol satışına başlamasına izin verilmesi öngörülüyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre taslak ayrıca, yeniden imar için en az 300 milyar dolar büyüklüğünde bir fon oluşturulmasını içerirken, buna karşılık İran'ın nükleer silah edinmemeyi taahhüt etmesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın denetimi altında azaltması şart koşuluyor.

İran Meclis Başkanı ve Baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf ise “siperin füze rampalarındaki savaşçılardan devralınması” gerektiğini belirterek, savaş sonrası dönemde ekonomik baskıların hafifletilmesine ve ülkenin yeniden inşasına odaklanılması çağrısında bulundu.

Lübnan konusunda da değerlendirmelerde bulunan Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı'nın bir veya iki hafta içinde Washington'u ziyaret edeceğini belirterek, “Lübnan dosyası üzerinde çalışılması gerekeceğini” söyledi.

Öte yandan Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, “Silahlarımızın bırakılmasını öngören hiçbir proje hayata geçirilemeyecek” dedi. Kasım, “Ne deneme bölgeleri ne de İsrail için güvenli bölgeler vardır; aksine İsrail'in çekilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

Kasım ayrıca, “Büyük İsrail projesini bozduk” diyerek, İran ile ABD arasında varılan anlaşmanın ardından ortaya çıkan “bu kritik dönüm noktasından” yararlanılması çağrısında bulundu.


İsrailli yetkili: Lübnan konusunda Amerika ile "zorlu" görüşmeler yürütüyoruz

İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)
İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)
TT

İsrailli yetkili: Lübnan konusunda Amerika ile "zorlu" görüşmeler yürütüyoruz

İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)
İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)

Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yakın üst düzey bir İsrailli yetkili, Reuters'a yaptığı açıklamada, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri varlığının sürdürülmesi konusunda ABD ile “zorlu müzakereler” yürüttüğünü söyledi. Yetkili, İsrail'in bu konudaki tutumundan geri adım atmayı düşünmediğini de vurguladı.

İsrail ordusu bugün daha önce yaptığı açıklamada, Güney Lübnan'da devam eden çatışmalarda bir askerin öldüğünü, 7 askerin ise yaralandığını duyurmuştu.

Ordudan yapılan kısa açıklamada, 29 yaşındaki Kıdemli Çavuş Aleksandr Filin'in dün çatışmalar sırasında hayatını kaybettiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca yedi yedek subay ve askerlerin orta ve hafif derecede yaralandığı ifade edildi.

Askerin ölümüne ilişkin açıklama, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Ortadoğu'daki savaşı Lübnan dâhil bütün cephelerde sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptını imzalamasından saatler önce geldi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Washington ile Tahran arasında anlaşmaya varıldığının duyurulmasının ardından, Hizbullah ile İsrail arasındaki saldırı ve askeri operasyonların yoğunluğu azalsa da tamamen sona ermedi.

Lübnan makamları daha önce, İsrail'in yoğun hava saldırıları ve kara operasyonları sonucunda şu ana kadar 3 bin 800'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.

İsrail tarafında ise 2 Mart'tan bu yana 31 asker ile bir sivil sözleşmeli personelin öldüğü açıklandı.


Kinşasa, anayasa değişikliklerinin önünü açmaya yönelik adımlar atılmaya devam ederken "siyasi bir çıkmazla" karşı karşıya

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )
TT

Kinşasa, anayasa değişikliklerinin önünü açmaya yönelik adımlar atılmaya devam ederken "siyasi bir çıkmazla" karşı karşıya

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )

Kongo Demokratik Cumhuriyeti, ülkede anayasa değişikliği sürecinin ilk adımını, siyasi sistemin etkinliğini artırma gerekçesiyle halk oylamalarına izin veren bir yasanın kabul edilmesiyle attı. Ancak muhalefet bu adımı, Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi’nin görev süresini uzatmaya yönelik bir hazırlık olarak değerlendirerek sert şekilde reddetti.

Tshisekedi (62), ilk görev dönemini Ocak 2019–2023 arasında yürütmüş, 2024–2029 dönemi için yeniden seçilmişti. 2006 Anayasası, cumhurbaşkanlığı görevini her biri 5 yıl olmak üzere en fazla iki dönemle sınırlıyor. Bu nedenle, üçüncü kez aday olabilmesi ancak parlamentoda çoğunluk ve ardından halk referandumuyla onaylanacak bir anayasa değişikliğiyle mümkün olabiliyor.

Kongo Senatosu, geçtiğimiz günlerde Ulusal Meclis tarafından da onaylanan ve ülkede referandumların düzenlenmesine yönelik ilk yasal çerçeveyi oluşturan tasarıyı kabul etti. Şarku’l Avsat’ın Fransız Radyosu RFI’den aktardığına göre bu adım, anayasa revizyonu sürecinin ve olası değişikliklerin halk oylamasına sunulmasının önünü açıyor.

Afrika uzmanı Muhammed Turşin’e göre bu düzenleme, siyasi sistemin etkinliğine dair mevcut sorunların çözümü iddiasıyla, Cumhurbaşkanı Tshisekedi’ye yakın elitler tarafından desteklenen girişimin devamı.

Muhalefet ise referandum sürecinin asıl amacının, cumhurbaşkanlığı görev süresi sınırlarını kaldırmak, sınırsız yeniden seçilme imkânı yaratmak ya da görev sürelerini üç dönemle genişletmek olduğunu savunuyor. Bu durumun, Tshisekedi’nin iktidarda kalmasının önünü açacağı ve bunun kesinlikle kabul edilemez olduğu ifade ediliyor.

Hem Senato hem de Ulusal Meclis’te yapılan oylamalar, muhalefet milletvekillerinin haftalar önce protesto amacıyla meclisten çekilmesi nedeniyle muhalefet katılımı olmadan gerçekleşti.

Yasa kabulünden günler önce, başkent Kinşasa’daki parlamento çevresinde düzenlenen protestolarda, muhalefetin önde gelen isimleri anayasa değişikliği girişimini protesto etmiş, güvenlik güçleri göstericileri göz yaşartıcı gazla dağıtmıştı. Gösteriler sırasında muhalefet liderlerinden Martin Fayulu’nun destekçileri tarafından başından yaralı olduğu halde uzaklaştırıldığı bildirildi.

Associated Press’in (AP) haberine göre Kongo Demokratik Cumhuriyeti muhalefeti, mevcut düzenlemenin Cumhurbaşkanı Tshisekedi’ye üçüncü bir dönemin yolunu açabileceği gerekçesiyle yasayı “iktidarın gaspı” olarak nitelendireriyor.

Hükümetin girişimleri, ülkede Ebola salgını ve Ruanda destekli 23 Mart Hareketi isyancılarıyla süregelen çatışmalar gibi ciddi krizlerin yaşandığı bir dönemde meydana geliyor.

Tshisekedi geçtiğimiz ay, ülkede barış sağlanmadan ve çatışma çözülmeden seçimlerin sağlıklı şekilde yapılamayacağını ifade etmişti.

Uzmanlara göre yeni yasa, hükümet ile muhalefet arasında sert siyasi gerilimleri daha da artırabilir. Bu durumun, ülkedeki güvenlik krizleriyle birleşerek siyasi çıkmazı derinleştirmesi ve geniş toplumsal tepkilere yol açması bekleniyor.

Ayrıca, geçmişte Mobutu Sese Seko ve Laurent-Désiré Kabila dönemlerinde yaşanan benzer iktidar krizlerine atıf yapılarak, bu sürecin ülkeyi yeniden uzun süreli siyasi istikrarsızlığa sürükleyebileceği de değerlendiriliyor.