İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin Başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İranlı yetkililerin "siperleri füze rampaları başındaki savaşçılardan devralması", vatandaşları ekonomik baskılardan kurtarmaya ve savaş sonrası ülkenin imarına odaklanması gerektiğini söyledi. Kalibaf'ın bu açıklamaları, ABD ile varılan mutabakatın stratejik bir dönüşüm mü, yoksa geçici bir dönemsel düzenleme mi olduğu yönündeki hararetli tartışmaların ortasında geldi.
İran Çin İşleri Özel Temsilcisi sıfatıyla İran Ticaret Odası ile bir araya gelen Kalibaf, Devrim Muhafızları Ordusu'nun füze birimlerine atıfta bulunarak, "Bugün görevimiz, siperleri rampalar başındaki savaşçılardan devralmak, bu halkı ekonomik baskılardan kurtarmak ve insanların hayatını inşa etmek için ayağa kalkmaktır" dedi.
"Müsriflik ve hesapsız harcama" çağrısı yapmadığını, aksine vatandaşlara daha rahat ve refah içinde bir hayat sunulması gerektiğini belirten Kalibaf, İran'ın "ülkeyi her alanda güçlü bir şekilde inşa etmesi" gerektiğini vurguladı.
Çin ile tam anlamıyla ortaklık
Çin'i İran için "benzersiz" bir ortak olarak nitelendiren Kalibaf, Tahran'ın Pekin'i sadece bir müşteri veya ticari ortak değil, "tam anlamıyla bir ortak" olduğuna ikna etmesi gerektiğini ifade etti. Bununla birlikte, bölgenin yeni bloklara ve ittifaklara ihtiyacı olduğunu söyleyen Meclis Başkanı, gelecekte kurulacak her türlü bölgesel bloğun temel parçası ve hatta merkezi ekseninin İran ve Çin olacağını ifade etti. Kalibaf, bu ortaklıkların geliştirilmesinin ekonomik, teknolojik ve siyasi alanlarda çalışma gerektirdiğini belirterek, sürecin "izzetle, gerilimden uzak ve mantık çerçevesinde" yürütülmesi çağrısında bulundu.
İş insanlarını ve uzmanları ekonomik politika ve seçeneklerin şekillendirilmesine katkıda bulunmaya çağıran Kalibaf, savaş koşulları nedeniyle yoğun geçen bir sürecin ardından, fırsat bulur bulmaz 48 saatten kısa bir süre içinde bu toplantıda bulunduğunu ve doğru kararların alınabilmesi için "yardım istemeye" geldiğini belirtti.
Kalibaf'ın resmi internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, dün Ticaret Odası üyeleriyle Çin ile ilişkiler konusunda yaptığı görüşmeden
Kalibaf'ın açıklamaları, son mutabakatla sonuçlanan İran-ABD müzakerelerinde merkezi bir rol oynaması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Açıklamalar, İran içinde anlaşmanın ekonomik ve siyasi yansımaları ile askeri çatışma aşamasından sonra hangi önceliklerin gelmesi gerektiği konusundaki tartışmaların sürdüğü bir dönemde yapıldı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump ise iki taraf arasında yürütülen müzakerelerde balistik füzeler ve Tahran destekli vekil gruplar dosyasını masaya getirme sözü vermişti.
Parlamentoda bölünme
İranlı milletvekillerinin tutumları, ABD ile varılan mutabakat muhtırasının parlamentoda ciddi bir tartışma başlattığını gösteriyor. Bir kesim mutabakatı "askeri direnişin meyvesi" olarak savunurken, diğer bir kesim ise bunun "kutsal bir tabu" haline getirilerek gelecekteki tavizlerin gerekçesi yapılmaması konusunda uyarıda bulunuyor.
Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, "İran halkının cesur direnişinin" ABD'yi müzakere masasına dönmek ve İran'ın şartlarını kabul etmek dışında bir seçenek bırakmadığını belirtti.
Azizi, Washington'un İranlıların güvenini kazanmak istemesi halinde, Lübnan'daki savaşın durdurulması ve İsrail'in Güney Lübnan'dan hızla çekilmesi de dahil olmak üzere mutabakat muhtırasındaki bütün maddeleri uygulaması gerektiğini söyledi. Azizi, mutabakatın ihlal edilmesi veya temel çerçevesinin dışına çıkılması durumunda, İran Silahlı Kuvvetleri'nin halkın desteğiyle "eskisinden daha güçlü ve şiddetli" bir yanıt vereceği uyarısında bulundu.
Benzer bir duruş sergileyen Milletvekili Abbas Bigdeli ise Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasından daha önemli olanın, "İran halkının düşman karşısındaki dayanıklılık ve direniş kapasitesinin test edilmesi" olduğunu savundu.
"Anlaşma kutsallaştırılmasın" uyarıları
Buna karşılık, mutabakata temkinli yaklaşılması çağrısında bulunan sesler de yükseldi. Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, anlaşmanın propagandası için kamu kaynaklarının harcanmaması, konunun kutsallaştırılmaması ve içeride bir kutuplaşma malzemesi yapılmaması gerektiği yönünde tavsiyelerde bulundu.
Arakçi, salı günü yapılan toplantıda Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Milletvekili İbrahim Azizi ile görüşüyor (İran Parlamentosu internet sitesi)
Muhaliflerin eleştirilerine tahammül edilmesi ve vatandaşların sorularının yanıtlanması gerektiğini belirten Rızai, anlaşmanın eğer doğruysa "mantık ve kanıtlarla" savunulması gerektiğini ifade etti. Rızai ayrıca, mutabakatla bağlantılı karar ve politikaları meşrulaştırmak için Dini Lider'in (Ali Hamaney) adının kullanılmaması gerektiği konusunda da uyardı.
Muhafazakâr Milletvekili Malik Şeriati ise taleplerin sadece bir kısmını karşılasa bile mevcut aşamada mutabakatın desteklenmesi gerektiğini belirterek, "Ülke şu anda bir mutabakata varmıştır, %70'i gerçekleşmiş olsa bile herkes bunu desteklemelidir" dedi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Şeriati, metnin elitler ve uzmanlarla paylaşılması ve görüşlerinin alınması gerektiğini vurgulayarak, gizliliğin yalnızca "düşmanın detayları öğrenmesini engellemek amacıyla" gerekli olabileceğini savundu.
Sertlik yanlılarından tepki
Aşırı muhafazakâr (payidar) akıma mensup Milletvekili Kasım Revanbahş ise müzakere heyetine yüklenerek, "direnişin zaferlerinin" müzakere masasında bir kayba dönüştürülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Revanbahş, "Rejimi devirme girişimlerinin boşa çıkarılması, İran'ın bölünmesinin engellenmesi, Hürmüz Boğazı'nın kontrol edilmesi, Amerikan üslerine ve İsrail'deki önemli hedeflere darbeler vurulması; bunların hepsi savaşın ve direnişin sonuçlarıdır ve müzakere sicilinden silinmemelidir" ifadelerini kullandı.
Bu tartışmalar, Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı ve üyelerinin, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile gerçekleştirdiği toplantının ardından geldi. Savaş sonrası dış politika gelişmeleri ve İslamabad'daki İran-ABD müzakerelerinin ele alındığı toplantıda Arakçi, savaşın başladığı 28 Şubat'tan son mutabakata kadar geçen diplomatik sürece ilişkin bir sunum yaptı.
Müzakereler sahadaki cihadın uzantısıdır
Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei de müzakereleri savunarak, yetkililerin ABD ile müzakerelere "gözleri açık ve tam bir teyakkuzla" gireceğini, Tahran'ın karşı tarafa güvenmediğini ve uzun bir "ahde vefasızlık" siciline göre hareket ettiğini vurguladı.
Ejei, İran'ın savaşta elde ettiği kazanımlar ile yürütülen müzakere süreci arasında doğrudan bağ kurarak, "Diplomasi, sahadaki ve sokaktaki cihadın bir uzantısıdır" dedi. Müzakerecilerin "İran halkının haklarından" veya Tahran'a bağlı silahlı grupların haklarından taviz vermeyeceğini belirten Ejei, "saha" ve "diplomasi"nin aynı yönde hareket ettiğini, mutabakatların ihlal edilmesi durumunda misliyle karşılık verileceğini kaydetti. Ejei, müzakerelerin amacının taviz vermek değil, "hakların tahsil edilmesi ve geri alınması" olduğunu söyledi.
Mutabakat muhtırası etrafındaki iç tartışmalara değinen Ejei, ulusal birliğin korunması ve İran'ın düşmanlarına hizmet edebilecek söylemlerden kaçınılması çağrısında bulunarak, dönemin "akılcı" eleştiri ve vatandaşlara doğrudan hizmet etme dönemi olduğunu belirtti.
Uzman gözüyle:Görüşmelerin bölünmesi en büyük tehdit
Reformist "İtimad" gazetesi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve hem savaşı hem de müzakereleri birlikte yöneten askeri komutanların, İran tarihinde "iyilik ve gururla" anılacak isimler olarak kalacağını yazdı. Gazete, mutabakatın sürdürülmesi halinde barış, istikrar, kalkınmaya dönüş ve yaşam koşullarının iyileşmesine yol açabilecek bir pencere açtığını değerlendirdi.
Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Sasan Kerimi ise "Şark" gazetesine verdiği demeçte, Washington ile Tahran arasındaki ilk mutabakatın derin anlaşmazlıkların sonu veya kesin bir yeni dönemin başlangıcı anlamına gelmediğini, ancak gerilimi artırma çizgisinden anlaşmazlıkların siyasi kanallarla yönetilmesi çizgisine doğru önemli bir kaymayı temsil ettiğini belirtti.
Kerimi, geçmiş deneyimlerin ilk mutabakat ile nihai anlaşma arasındaki yolun genellikle uzun, siyasi, hukuki ve güvenlik engelleriyle dolu olduğunu gösterdiğini söyledi. Ancak mevcut gelişmenin öneminin, maliyetli bir savaş ve gerilim döneminin ardından diplomasinin yeniden merkeze dönmesi olduğunu belirtti. Kerimi, büyük dosyaların birden fazla müzakere hattına bölünmesi eğilimine karşı uyararak, "müzakerelerin parçalanmasının" önümüzdeki aylarda diplomatik sürecin geleceğini tehdit eden en büyük risk olduğunu savundu.
Parlamentonun devre dışı bırakılması doğruydu
Muhafazakâr siyasi analist Muhammed Muhaceri ise son müzakereler sırasında parlamentonun doğrudan karar mekanizmasının dışında tutulmasının, dönemin hassasiyeti nedeniyle alınmış doğru bir karar olduğunu savundu. Muhaceri, bunun gerekçesi olarak bazı milletvekillerinin dosyaların detayları hakkındaki bilgisinin sınırlı olmasını ve geçmişte basına sızdırılan veya medyadaki bazı açıklamaların İran'ın çıkarlarına zarar vermesini gösterdi.
Bir basın organına konuşan Muhaceri, ülkenin içinden geçtiği olağanüstü koşulların karar alma merkezlerinin sayısının azaltılmasını gerektirdiğini, çok başlılığın müzakere sürecini karmaşıklaştıracağını ileri sürdü. Aynı zamanda, parlamentodaki milletvekillerinin çoğunluğu ile en radikal sesler arasında ayrım yapan Muhaceri, meclis içindeki gerilim yanlısı söyleme karşı çoğunluğun sessiz kalmasını eleştirdi.

Tahran'da bir sokakta, İran füzesinin sembolik bir modelinin önünden geçen insanlar görülüyor, (Reuters)
Muhafazakâr kamptan, Çarşı (Bazar) çevrelerine yakın Muteliffe Partisi'nin Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Hamid Rıza Teraki de müzakere heyetinin performansını savunarak, İranlı yetkililerin liderliğin belirlediği ilkelerden geri adım atmadığını ve atmayacağını vurguladı.
Teraki, İran'ın savaş sırasında "saha ve diplomasinin" tek bir çizgide hareket ettiğini, askeri ve siyasi baskıların ülkeyi taleplerinden vazgeçmeye zorlayamadığını söyledi. Müzakerelerin "izzet ve ulusal çıkar" çerçevesinde, liderliğin gözetiminde yürütüldüğünü belirten Teraki, Washington ve Tel Aviv'in İran halkı ile siyasi ve askeri kurumlar arasında bir çatlak yaratmayı başaramadığını ifade etti.
Mevcut mutabakatın, karşı tarafın bazı eski taleplerinden geri adım atmasının ve bölgedeki gerilimi düşürmeyi amaçlayan İran şartlarını kabul etmesinin bir yansıması olduğunu savunan Teraki, Tahran'ın müzakereleri diğer güç unsurlarının bir alternatifi olarak değil, çıkarlarını korumak, siyasi ve ekonomik hedeflerine ulaşmak için daha geniş bir stratejinin parçası olarak gördüğünü ifade etti.