Trump ve Obama'nın İran ile yaptığı anlaşmalar arasında bir karşılaştırma

ABD Başkanları Donald Trump ve Barack Obama, 10 Kasım 2016'da Oval Ofis'te (AP)
ABD Başkanları Donald Trump ve Barack Obama, 10 Kasım 2016'da Oval Ofis'te (AP)
TT

Trump ve Obama'nın İran ile yaptığı anlaşmalar arasında bir karşılaştırma

ABD Başkanları Donald Trump ve Barack Obama, 10 Kasım 2016'da Oval Ofis'te (AP)
ABD Başkanları Donald Trump ve Barack Obama, 10 Kasım 2016'da Oval Ofis'te (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile vardığı mutabakatın, eski Başkan Barack Obama’nın 2015 yılında imzaladığı anlaşmadan çok daha iyi olduğunu savunuyor. Buna karşın Trump’ı eleştiren çevreler, mevcut aşamada elde edilen kazanımların Obama döneminin çok gerisinde kaldığını ve Tahran yönetimine çok daha büyük tavizler verildiğini öne sürüyor.

İşte iki dönem arasındaki kritik farklar ve anlaşmaların karşılaştırması:

İçerik ve Kapsam

İki metin yapısal olarak birbirinden tamamen farklı. Trump’ın İran ile imzaladığı mutabakat zaptı nihai bir anlaşma olmayıp, haftalarca süren kesintili müzakerelerin ardından ortaya çıkan 14 maddelik, bir buçuk sayfalık bir çerçeve metinden ibaret. Bu mutabakat, yaklaşık dört aydır süren savaşı sona erdirecek kapsamlı çözüme ulaşmak adına 60 günlük bir müzakere süreci başlatıyor. Ancak İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı’nın geleceği gibi konularda aşılması gereken pek çok zorlu engel bulunuyor.

Buna karşılık Obama’nın imzaladığı nükleer anlaşma, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) adını taşıyan ve 160 sayfayı aşan son derece ayrıntılı ve nihai bir belgeydi. Sadece İran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlamaya odaklanmış olan bu anlaşma, katı parametreler içeriyordu. Trump, 2018 yılında bu anlaşmayı "kötü bir anlaşma" olarak nitelendirerek ABD'yi tek taraflı olarak çekmişti.

Yöntem açısından bakıldığında; Trump yönetimi ABD ile İran arasında doğrudan ikili müzakereleri tercih ederken, Obama sürece Çin, Fransa, Almanya, Rusya, İngiltere ve Avrupa Birliği’ni (AB) dahil ederek yaklaşık iki yıl süren bir diplomasi yürütmüştü.

Nükleer Program

Her iki metinde de İran’ın hiçbir zaman nükleer silah edinmeyeceğine dair yazılı taahhüdü yer alıyor. Ancak Trump, gerçek dışı bir şekilde, Tahran’ın daha önce böyle bir söz vermediğini iddia ediyor. Trump ayrıca, savaşa girme gerekçesi olarak nükleer tehdidi öne sürüyor.

Obama’nın KOEP Anlaşması: İran’ın silah sınıfı uranyum üretme kabiliyetine katı sınırlamalar getirmiş ve bombaya ulaşma süresini uzatmayı hedeflemişti. ABD hükümeti, Trump anlaşmadan çekilene kadar Tahran'ın bu kurallara tam olarak uyduğunu doğrulamıştı. Anlaşma ayrıca uluslararası ve geniş kapsamlı denetimleri şart koşuyordu.

İran'ın Buşehr nükleer santrali (Arşiv- Reuters)İran'ın Buşehr nükleer santrali (Arşiv- Reuters)

Trump’ın Mutabakatı: İran’ın nükleer faaliyetlerini dizginlemek adına somut taahhütler içermiyor; sadece 60 günlük süreçte nükleer konuların tartışılacağı genel bir yol haritası sunuyor. Belgede, İran’ın bomba yapımına yakın seviyedeki zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin anlaşmazlığı çözmeye istekli olduğu belirtiliyor. Buna Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetiminde tesisteki "konsantrasyonun düşürülmesi" (seyreltme) ihtimali dahil edilse de nihai karar gelecek müzakerelere bırakılıyor. Mevcut mutabakat, gelecekteki denetim mekanizmalarına dair bir geri dönüş çağrısı barındırmıyor.

Yaptırımlar ve dondurulmuş varlıklar

Her iki anlaşma da yaptırımların hafifletilmesini ve dondurulan varlıkların serbest bırakılmasını öngörüyor, ancak izlenen yöntemler tamamen zıt. Zor durumdaki ekonomisini canlandırmak isteyen İran için bu konu hayati önem taşıyor.

Obama Dönemi: Bazı yaptırımlar erken aşamada esnetilmiş olsa da bu durum ancak kapsamlı bir nihai anlaşma imzalandıktan sonra gerçekleşti. Yaptırımların kademeli olarak kaldırılması, İran’ın attığı adımların uluslararası düzeyde doğrulanması şartına bağlanmıştı.

Trump Dönemi: Trump’ın imzaladığı mutabakat, nihai paket üzerindeki müzakereleri sonraya erteleyerek, yaptırımları ilk etapta hafifletiyor ve İran’ın derhal petrol ihraç etmesine izin veriyor.

Ayrıca mutabakat metni, dondurulmuş milyarlarca dolarlık fonun serbest bırakılmasının önünü açıyor, ancak bunun ne zaman gerçekleşeceğine dair net bir takvim sunmuyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre metindeki bir diğer madde ise ABD ve Ortadoğu’daki müttefiklerinin, İran’ın ekonomik kalkınması için 300 milyar dolarlık bir fon kurmasını öngörüyor. Bu fonun şartları ve işleyiş takvimi ise belirsizliğini koruyor.

Bu durum, Trump’ın kendi partisi olan Cumhuriyetçi Parti içindeki İran şahinlerinin tepkisini çekti. Cumhuriyetçi muhalifler, Trump’ın Tahran'a gereğinden fazla taviz verdiğini savunuyor. Trump, yıllarca Obama’yı 1981’den beri dondurulmuş olan 1.7 milyar dolarlık askeri satış gelirini Tahran’a iade ettiği için sertçe eleştirmişti. Ancak mevcut tabloda, Obama anlaşmasıyla yapılan kıyaslamalara açıkça öfke duyan Trump'ın, İran’a bu miktarın kat kat fazlasını vermeye hazırlandığı görülüyor.

Hürmüz Boğazı ve Bölgesel savaş

Obama’nın imzaladığı KOEP, bölgesel konuları kasıtlı olarak dışarıda bırakıp, sadece nükleer dosyaya odaklanmıştı. Obama yönetimi, bölgedeki diğer krizlerin sürece dahil edilmesinin nihai bir anlaşmaya varılmasını imkânsız kılacağı görüşündeydi.

Trump’ın mutabakatı ise, İsrail ile birlikte başlattığı ve küresel ekonomiyi sarsan savaşın sona erdirilmesi için diplomatik bir başlangıç noktası teşkil ediyor.

ABD ve İran arasında mutabakat zaptının imzalanmasının ardından gemiler Bandar Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı'nı geçiyor (ReutersABD ve İran arasında mutabakat zaptının imzalanmasının ardından gemiler Bandar Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı'nı geçiyor (Reuters

Sonuç olarak mevcut mutabakatın en önemli ayaklarından biri, İran’ın savaşın başından beri fiilen kapalı tuttuğu stratejik Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılması. Ancak İran, savaş öncesinde sahip olmadığı "Hürmüz Boğazı üzerinde idari bir yönetim rolü" üstlenme konusunda ısrar ediyor. Bu talebin, önümüzdeki süreçte yapılacak müzakerelerde en büyük çatışma noktalarından biri olması bekleniyor.



Japonya Savunma Bakanı Koizumi: Savaş istemediğimiz için silahlanıyoruz

Sanae Takaiçi yönetimi aralıkta savunma bütçesini artırmıştı (Reuters)
Sanae Takaiçi yönetimi aralıkta savunma bütçesini artırmıştı (Reuters)
TT

Japonya Savunma Bakanı Koizumi: Savaş istemediğimiz için silahlanıyoruz

Sanae Takaiçi yönetimi aralıkta savunma bütçesini artırmıştı (Reuters)
Sanae Takaiçi yönetimi aralıkta savunma bütçesini artırmıştı (Reuters)

Japonya Savunma Bakanı Koizumi Şinciro "bölgede çıkabilecek bir savaşı önlemek için" savunma kapasitesini artırdıklarını söyledi.

Şinciro, BBC'de bugün yayımlanan söyleşisinde, ülkenin II. Dünya Savaşı sonrasında benimsediği pasifist duruşun gözden geçirilmesi gerektiğini savundu.

Bölgede yeni bir savaş istemediklerini belirten bakan, “ABD'yle ittifakı pekiştirmeyi ve benzer görüşlere sahip ülkelerle işbirliğini genişletmeyi” hedeflediklerini söyledi.

II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ABD-Japonya güvenlik ittifakı, Tokyo'nun savunma politikasının temel taşı. Yaklaşık 50 bin Amerikan askerine ev sahipliği yapan Asya devi, ABD'nin dünyada en fazla birlik konuşlandırdığı yabancı ülke.

Tokyo yönetiminin ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları esnetmesi de tartışma yaratmaya devam ediyor.

Buna en büyük tepki Çin'den gelmişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, geçen haftaki açıklamasında, Japonya'nın yeniden silahlanmasının sadece savunmayla ilgili olmadığını, ülkenin saldırı kapasitesini de artırmak istediğini öne sürmüştü.

45 yaşındaki Koizumi, mayıstaki açıklamasında savunma harcamalarını artırmayı sürdüren Çin'in de askeri kabiliyetlerini geliştirdiğini vurgulayarak, Pekin’in yönelttiği “neo-militarizm” eleştirilerini reddetmişti.

Japonya yönetimi Avustralya'yla savaş gemisi satışı için nisanda anlaşmıştı. Koizumi, Endonezya ve Yeni Zelanda'yla da görüşmelerin sürdüğünü belirtiyor.

Sanae Takaiçi yönetimi, Japonya Anayasası'nın 9. Maddesi'nde de değişikliğe gitmek istiyor. Sözkonusu madde, uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde ülkenin savaşa girmesini yasaklıyor.

Koizumi, Kuzey Kore ve Çin'in etkisiyle Hint-Pasifik'te değişen dengeler karşısında bu maddenin revize edilmesi gerektiğini savunuyor.

Diğer yandan bakan, Çin'le ve diğer ülkelerle her zaman diyaloğa açık olduklarını belirtiyor.

ABD, müttefiki olan Avrupa ve Asya ülkelerinden savunma harcamalarını artırmalarını istemişti. Takaiçi yönetimi, savunma harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 2'sine çıkarmıştı. Bu bütçeyle yeni füze sistemlerine ek olarak karada ve sualtında konuşlandırılabilen drone'lara yatırım yapılması planlanıyor.

Independent Türkçe, BBC, Global Times


ABD ve İran, sorunları iki ayda çözebilecek mi?

İki tarafta mutabakatı imzalayı zafer ilan etti ancak ABD ve İran'ın anlaşmayı nihai bir sonuca bağlayıp bağlamayacağı belirsizliğini koruyor (AFP)
İki tarafta mutabakatı imzalayı zafer ilan etti ancak ABD ve İran'ın anlaşmayı nihai bir sonuca bağlayıp bağlamayacağı belirsizliğini koruyor (AFP)
TT

ABD ve İran, sorunları iki ayda çözebilecek mi?

İki tarafta mutabakatı imzalayı zafer ilan etti ancak ABD ve İran'ın anlaşmayı nihai bir sonuca bağlayıp bağlamayacağı belirsizliğini koruyor (AFP)
İki tarafta mutabakatı imzalayı zafer ilan etti ancak ABD ve İran'ın anlaşmayı nihai bir sonuca bağlayıp bağlamayacağı belirsizliğini koruyor (AFP)

ABD ve İran'ın dijital ortamda mutabakat metnini dün imzalamasının ardından iki ülke arasındaki 60 günlük müzakerelerin en kısa sürede başlaması öngörülüyor.

Washington ve Tahran yönetimleri, uranyum zenginleştirmeden İsrail'in Lübnan işgaline kadar pek çok konuyu henüz çözüme kavuşturamadı.

İsrail ve ABD, İran'ın nükleer silah geliştirmek istediğini savunurken Tahran iddiaları defalarca reddetti.

14 maddelik mutabakat metninde İran'ın "nükleer silah temin etmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini bir kez daha teyit ettiği" bildirildi. Diğer yandan İran, benzer bir taahhüdü Barack Obama yönetimiyle 2015'te imzaladığı anlaşmada da dile getirmişti.

Reuters'ın analizine göre nükleer silah meselesinde anlaşılamaması müzakerelerin doğrudan çökmesine yol açabilir.

Ayrıca ABD, İran'daki zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına taşınmasını veya yok edilmesini istiyor ancak Tahran iki seçeneğe de yanaşmıyor. Mutabakatta, İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetimi altında uranyumun seyreltilmesini onayladığı belirtiliyor.

İran, ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi felce uğrattı. Mutabakata göre boğazın yarın açılması öngörülüyor.

Washington, boğazdan geçişlerin ücretsiz olacağını savunuyor. Öte yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı'nın savaş öncesi statüsüne dönmeyeceğini, uluslararası kurallar çerçevesinde sunulacak hizmetler karşılığında gemilerden ücret alınacağını söyledi.

ABD'nin, İran'ın dondurulmuş malvarlığını serbest bırakması da isteniyor. Tahran, 24 milyar dolarlık malvarlığının tek seferde serbest bırakılmasını talep ederken, Washington sürecin kademeli olarak işleyeceğini bildirdi.

Mutabakata göre ABD Hazine Bakanlığı, İran petrolünün ihracatına ek olarak bankacılık, sigorta ve nakliye işlemlerine belirli muafiyetler tanıyacak.

Wall Street Journal'ın analizine göre İran, petrol ve akaryakıt satışlarından yıllık 60 milyar doların üzerinde gelir elde edebilir. Bazı uzmanlara göre Tahran, anlaşmanın ilk iki ayında 8 milyar dolar kazanabilir.

Beyaz Saray'daki şahinler, özellikle bu maddeden ötürü İran'a fazla ekonomik taviz verildiği gerekçesiyle Trump'ı eleştirdi.

CNN'in analizinde, müzakerelerde "ABD'nin sınırlı tavizler karşılığında oldukça geniş ödünler verdiğine" dikkat çekiliyor. Beyaz Saray'ın, "Hürmüz Boğazı'nın açılması karşılığında elindeki kozların çoğunu feda ettiği" vurgulanıyor.

ABD'nin bu mutabakat zaptından hareketle İran'ın nükleer programı veya başka bir konuda kapsamlı bir anlaşmaya varmasının pek olası görünmediği yorumu yapılıyor.

Müzakereleri tıkayabilecek bir diğer önemli unsur da İsrail'in tutumu. Pakistan arabuluculuğunda imzalanan mutabakatın ilk maddesine göre ABD ve İran, "Lübnan dahil tüm cephelerdeki askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesinde" anlaştı.

Tahran yönetimi, ABD'yle anlaşma için İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını sonlandırmasını şart koşmuştu. Ancak İsrail yönetimi, anlaşmaya taraf olmadıklarını ve askeri harekatı sürdüreceklerini açıklamıştı.

Bunların yanı sıra İran, daha önce iki kez müzakereler sürerken saldırıya geçen ABD'nin niyetlerine şüpheyle yaklaşıyor. Beyaz Saray da Tahran'ın somut adımlar atmak yerine zaman kazanmak için oyalama stratejisi izlemesinden endişeleniyor. Bu karşılıklı güvensizlik müzakerelere gölge düşüyor.

Independent Türkçe, Reuters, CNN, Wall Street Journal, Mehr News Agency


ABD-İran mutabakatı: Hizbullah’a fon akışı hızlanacak

Hizbullah'ın karargahı sayılan Dahiye'de Ali Hamaney ve oğlu Mücteba Hamaney'in resmedildiği panoda "Teşekkürler İran" yazıyor (AP)
Hizbullah'ın karargahı sayılan Dahiye'de Ali Hamaney ve oğlu Mücteba Hamaney'in resmedildiği panoda "Teşekkürler İran" yazıyor (AP)
TT

ABD-İran mutabakatı: Hizbullah’a fon akışı hızlanacak

Hizbullah'ın karargahı sayılan Dahiye'de Ali Hamaney ve oğlu Mücteba Hamaney'in resmedildiği panoda "Teşekkürler İran" yazıyor (AP)
Hizbullah'ın karargahı sayılan Dahiye'de Ali Hamaney ve oğlu Mücteba Hamaney'in resmedildiği panoda "Teşekkürler İran" yazıyor (AP)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump, dijital ortamda mutabakat metnini dün imzaladı. Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, İran'ın dondurulmuş malvarlığının ABD tarafından serbest bırakılmasının ardından Tahran'ın Hizbullah'a fon akışını hızlandıracağını savunuyor.

Lübnanlı bir üst düzey kaynak, İran'ın Hizbullah'a mümkün olan en kısa sürede fon sağlama sözü verdiğini öne sürüyor.

Yetkililer, Devrim Muhafızları tarafından 1982'de kurulan örgüte ne kadar para aktarılacağına dair herhangi bir bilgi paylaşmadı.

Tahran yönetiminden ajansa gönderilen açıklamada, dondurulmuş varlıkların akıbeti ne olursa olsun
Lübnan'ın İsrail işgali karşısında destekleneceği bildirildi.

Diğer yandan ABD'li bir yetkili, Washington'ın Tahran'a "paraların herhangi bir terör örgütüne aktarılması durumunda dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmayacağını" bildirdiğini söylüyor.

ABD Hazine Bakanlığı'na göre İran, 2025'in ilk 10 ayında Şii örgüte 1 milyar dolara yakın fon aktardı.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasının ardından Hizbullah da 2 Mart'ta İsrail'e füze atışıyla savaşa dahil olmuştu.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Mohanad Hage Ali, İsrail'in 2024'teki saldırılarıyla ağır darbe alan örgüt için böyle bir fonun "oyunun kurallarını değiştirecek bir gelişme" olacağını belirtiyor. Finansal desteğin Hizbullah’ın Lübnan’da zayıflayan siyasi ilişkilerini yeniden güçlendirmesine yardımcı olabileceğini söylüyor.

Pakistan arabuluculuğunda imzalanan mutabakatın ilk maddesine göre ABD ve İran, "Lübnan dahil tüm cephelerdeki askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesinde" anlaştı.

Tahran yönetimi, ABD'yle anlaşma için İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını sonlandırmasını şart koşmuştu. Ancak İsrail yönetimi, anlaşmaya taraf olmadıklarını ve askeri harekatı sürdüreceklerini açıklamıştı.

Uzmanlara göre İran'dan fon akışının hızlanmasıyla Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik süreç ikinci plana atılabilir zira Şii örgüt, İsrail işgalini gerekçe göstererek silah bırakmaya yanaşmayabilir.

Hizbullah lideri Naim Kasım, çarşamba günkü açıklamasında ABD-Tahran anlaşmasını İran adına "büyük bir zafer" diye nitelemiş, Lübnan için de bunun "bir dönüm noktası" olduğunu söylemişti.

Trump da G7 zirvesinde yaptığı açıklamada İran'la mutabakat metni üzerinde anlaşmalarının ardından İsrail'in 14 Haziran'da Lübnan'ın başkenti Beyrut'a saldırmasını eleştirmişti. Ayrıca İsrail lideri Binyamin Netanyahu'yla telefonda görüşerek "Hizbullah meselesini Suriye'nin halletmesini" önerdiğini belirtmiş, Ahmed Şara yönetiminin örgüte karşı "daha iyi iş çıkardığını" vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Arab News, Times of Israel