ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran dosyasının haftanın siyasi gündeminin merkezine yerleşmesini planlamıyordu. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Vance, yeni kitabının tanıtımına hazırlanıyordu. Bu tür etkinlikler, başkanlık hedefi taşıyan siyasetçilerin Beyaz Saray yarışına girmeden önce hayat hikâyelerini ve değerlerini geniş kitlelere anlatmak için sıklıkla başvurduğu platformlar arasında yer alıyor.
Ancak Vance’in ikinci kitabının yayımlanması, kısa sürede başka bir gündem maddesinin gölgesinde kaldı. Bu gündem, Başkan Donald Trump’ın savaşın sona erdirilmesi amacıyla Tahran ile üzerinde uzlaştığı ön anlaşma oldu. Dış askeri müdahalelere yönelik şüpheci yaklaşımıyla bilinen Vance, Trump ile birlikte imzaladığı mutabakat zaptının en güçlü savunucularından biri haline geldi. Vance, anlaşmayı siyasi bir başarı olarak tanıtmak amacıyla bir dizi röportaj verirken, anlaşmayı savunduğu bir video da yayımladı.
Bu rol, çatışmanın ilk dönemlerinde kamuoyu önünde ayrıntılı değerlendirmeler yapmaktan kaçınan başkan yardımcısı açısından dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Vance’in, İran ile yürütülecek müzakerelerin yeni aşamasının açılışı için İsviçre’ye gitmesiyle birlikte anlaşmanın sonuçlarıyla daha da yakından ilişkilendirilmesi bekleniyor. Resmî bir imza törenine katılması öngörülen Vance’in aksine Trump, anlaşmayı çarşamba günü Fransa’nın Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nin kapanışında imzaladı.
Vance’in anlaşmayı savunma konusundaki güçlü çıkışı, aynı zamanda kapsamlı bir siyasi risk olarak değerlendiriliyor. Vance’in 2028 başkanlık seçimlerinde aday olması halinde, çoğu Amerikalının karşı çıktığı bir savaşın sona erdirilmesinde rol oynayan isimlerden biri olarak kendisini seçmene sunabileceği belirtiliyor. Ancak Tahran ile yürütülen sürecin başarısızlığa uğraması durumunda bunun siyasi maliyetini de üstlenmek zorunda kalabileceği ifade ediliyor. Trump da çarşamba günü bu duruma esprili bir göndermede bulunarak, “Eğer başarılı olursa bunun kredisini ben alacağım. Başarısız olursa da suçu JD’ye yükleyeceğim” dedi.
ABD’den gelen eleştiriler
Beyaz Saray, Vance’in rolünü öne çıkarmaya çalışarak onu Başkan’ın ‘sağ kolu’ ve ulusal güvenlik ekibinin ‘vazgeçilmez bir üyesi’ olarak tanımladı. Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells, Başkan Yardımcısı’na, Özel Temsilci Steve Witkoff ve Jared Kushner ile birlikte müzakereleri yürütme görevinin verildiğini belirterek, Trump ve ekibinin ‘hem sahada hem de müzakere masasında’ elde ettiği kazanımların ABD’nin güvenliğini uzun yıllar güçlendireceğini söyledi.
Ancak ABD’nin pazar günü İran ile mutabakat zaptını dijital ortamda imzalamasının ardından, muhafazakâr çevrelerin de dahil olduğu eleştiriler giderek arttı. Vance’in Basın Sözcüsü Luke Schroeder, bazı Cumhuriyetçilerin Başkan’ın Ortadoğu’da barışı sağlama ve İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme yönündeki çabalarını baltalamaya çalışmasının ‘üzücü’ olduğunu ifade etti.
Eleştiriler, iki aylık bir müzakere sürecinin önünü açan anlaşmanın, sınırlı güvenceler karşılığında Tahran’a erken kazanımlar sağladığı ve savaşın ilan edilen temel hedefi olan İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda kesin sonuç ortaya koymadığı görüşü etrafında yoğunlaştı.
Vance, salı günü Fox News’e verdiği röportajda, “İran uygun şekilde hareket etmezse bu anlaşmanın sunduğu avantajların hiçbirinden yararlanamayacak” dedi.
Artan eleştirilerin baskısı altında ABD yönetimi, çarşamba günü anlaşma metnini gazetecilerle paylaştı. Metne göre, enkaz altında bulunduğu değerlendirilen İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun uluslararası denetim altında seyreltilmesi gerekiyor. Anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah edinmeme ve geliştirmeme taahhüdü de yer alıyor. Tahran yönetimi daha önceki dönemlerde de benzer taahhütlerde bulunmuştu. Ancak İran’ın nükleer programına ilişkin düzenlemelerin ayrıntıları, ilerleyen müzakere turlarına bırakıldı.
Anlaşma metninin yayımlanması da ABD sağındaki itirazları sona erdirmedi. Muhafazakâr yorumcu Eric Erickson anlaşmayı ‘Amerikan teslimiyeti’ olarak nitelerken, 2028 başkanlık seçimlerinin muhtemel adaylarından Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ise Başkan’ın “ne yazık ki kötü tavsiyeler aldığını” söyledi.
Trump hareketi içinde bölünme
İran ile yaşanan ve bu hafta dördüncü ayına giren çatışma, Trump’ın siyasi koalisyonu içindeki görüş ayrılıklarını yeniden gündeme taşıdı. Çatışma, Tahran’a karşı daha sert bir yaklaşım benimsenmesini savunan şahin kanadın tepkisini çekerken, Trump’ın ‘yeni savaşlara hayır’ söyleminden etkilenen ‘Önce Amerika’ hareketinde de rahatsızlığa yol açtı.
Aralarında Cumhuriyetçilerin de bulunduğu bazı eleştirmenler, dikkatlerini JD Vance’e çevirerek yeni anlaşmanın, Demokrat Başkan Barack Obama’nın 2015 yılında imzaladığı nükleer anlaşmayı hatırlatıp hatırlatmadığını ve Trump’ın savaşın başlangıcında ilan ettiği hedefleri karşılayıp karşılamadığını sorgulamaya başladı.
Trump’ın müttefiklerinden ve İran konusunda sert tutumuyla bilinen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, daha önce Vance’i ‘anlaşmanın mimarı’ olarak nitelendirmişti. Graham, anlaşma metninin yayımlanmasının ardından yaptığı temkinli açıklamada, İran ile ‘kabul edilebilir ve doğrulanabilir’ bir anlaşmaya varılmasının mümkün olup olmadığının henüz netlik kazanmadığını belirtti. Ancak buna rağmen, “Bunu denemenin büyük bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum” ifadesini kullandı.
Irak’taki senaryo ‘tekrarlanmayacak’
Trump yönetimi, mutabakat zaptının ayrıntılarına ilişkin Kongre’ye resmî bilgilendirme yapmamış olsa da Vance, bazı Cumhuriyetçi senatörlerle sessiz diplomasi yürütmeye başladı.
Ohio Senatörü ve Vance’e yakın isimlerden Cumhuriyetçi Bernie Moreno, Başkan Yardımcısı’nın parti içindeki itirazları yatıştırabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek, “JD sadece Başkan’ın temsilcisidir ve Başkan onların tamamının yanıldığını gösterecektir” dedi.
Cumhuriyetçi Senatör Kevin Cramer ise anlaşmanın, ulusal güvenlik konularında Vance’in hanesine artı puan yazdığını ifade etti. Ancak Cramer, sürecin rayından çıkması hâlinde risklerin devam ettiğini de kabul etti.
Vance, bu hafta verdiği röportajlarda doğrudan kendi partisindeki şüphecilere seslenmeye çalıştı. Bu tutum, olası bir başkanlık yarışına girmesi durumunda karşılaşabileceği daha zorlu tartışmalara hazırlık olarak değerlendirildi. Vance, Megyn Kelly’ye verdiği röportajda anlaşmayı eleştirenlerin “İran propagandasına inandığını” söylerken, aşırı sağ çevrelerdeki öfkenin de farkında olduğunu dile getirdi.
Öte yandan Vance, dış askeri müdahalelere karşı olan kesimleri, İran ile yaşanan savaşın Irak benzeri bir çıkmaza dönüşmeyeceği konusunda ikna etmeye çalıştı. Kendisi de geçmişte Deniz Piyadeleri’nde görev yapan Vance, “Birçok kişinin korktuğu bataklığa sürüklenmiyorduk. Çünkü Donald Trump, George W. Bush değil” ifadelerini kullandı.
Demokratlar ise başkanlık hedefi taşıyan yönetim üyelerinin geleceğinin, ister Vance ister anlaşmanın son aşamalarında büyük ölçüde sessiz kalan Dışişleri Bakanı Marco Rubio olsun, İran savaşı ve ekonominin yönetiminden alınacak sonuçlara bağlı olacağını savunuyor.
Demokrat Senatör Brian Schatz, “Bu yönetimdeki herhangi bir ismin siyasi değeri, İran savaşı ve ekonominin nasıl yönetildiğine bağlı olarak yükselecek ya da düşecektir. Bu konuda istisna olduğunu düşünmüyorum” dedi.
