G7 Zirvesi: Filizlenen uluslararası ortaklık başarıya ulaşıyor

Dünyayı yönetmek ile gerçekliğin zorlukları arasında

G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
TT

G7 Zirvesi: Filizlenen uluslararası ortaklık başarıya ulaşıyor

G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)

James Jeffrey

Fransa'da 15 Haziran’da G7 Zirvesi’nin düzenlendiği kayda değer bir uluslararası günde yaşandı. Ancak zirve biraz sönük geçti. Dünya Kupası maçlarına eşlik eden heyecan, New York Knicks'in NBA şampiyonluğu ve İran'la ateşkese ilişkin siyasi drama bütün dikkatleri başka yöne çekti. Bununla birlikte bu toplantı, acil manşetlerin ve hızlı haber akışının gerisinde kaldığında bile çok daha uzun soluklu bir öneme sahip. Zirve, yalnızca G7 üyelerini bir araya getirmekle kalmadı. ABD ile güvenlik ittifakı, küresel ticaret ve finans sistemine entegrasyon ve güçlü bölgesel ağırlıkla temellenen uluslararası bir ‘ortaklık’ olarak nitelendirilebilecek yapının diğer kilit aktörlerini de bünyesinde barındırdı. Bu aktörler arasında Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi Arap ülkelerinin yanı sıra Güney Kore ve Ukrayna da yer aldı. Söz konusu paylaşılan ortaklık, coğrafi ve kültürel açıdan dar kapsamlı ‘Batı’ kavramının yerini alarak geniş ve etkili bir küresel devletler topluluğunu tanımlıyor.

Avrasya'daki zorluklarla mücadeleye hazırlık

Bu ortaklık bünyesindeki ülkeler ABD önderliğindeki küresel güvenlik ve ekonomik düzeni destekleme kararlılıklarını teyit etmek, ABD'nin çalkantılı ya da geri çekilme eğiliminde olduğu dönemlerde bile bu düzen içindeki iş birliğini derinleştirmeye hazır olduklarını ortaya koymak ve en önemlisi de biri Avrupa'da diğeri Ortadoğu'da olmak üzere iki sıcak savaşı hegemonya güdüsüyle sürdüren Rusya ve İran'ın yarattığı Avrasya'daki askeri zorluklarla mücadele hazırlıklarını ilan etmek gibi belirli hedefler doğrultusunda bir araya geldi. Zirvenin nihai bildirgesi de bunu açıkça yansıttı. Nihai bildirgede, ‘Ukrayna'ya kararlı destek’, ‘İran'ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi’ ve ‘Tayvan Boğazı üzerinden tek taraflı statüko değiştirme girişimlerine karşıt tutumun teyit edilmesi’ şeklinde üç net tutum ortaya kondu.

Katılımcılar ayrıca Avrasya'da ticari, teknolojik ve muhtemelen askerî açıdan da tehdit unsuru olan üçüncü büyük dış tehdit olarak değerlendirilen Çin'e yönelik ticari ve ekonomik adımlar atmak üzere de anlaştı. Bu ortaklık söz konusu tehditlere karşı farklı cephelerde ilerleme kaydediyor.

Geçtiğimiz yıllarda medya, anketler, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu izlenimini yarattı.

Bu tablo birkaç ay önce şaşırtıcı görünürdü. Geçtiğimiz yıllarda medya, kamuoyu yoklamaları, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu, dış güvenlik tehditlerini bertaraf etmekten aciz olduğu izlenimini yarattı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, ardından İran'ın saldırıları ve Orta Doğu'daki İran vekil güçlerinin eylemleri, Çin'in Tayvan'a ve Güney Çin Denizi'ne yönelik hamle için fırsat kolladığı bir ortamda bu ortaklığın kendini savunma kapasitesine ilişkin köklü sorular doğurdu. Bu izlenimi daha da pekiştiren etkenler arasında pek çok ortak ülkedeki ekonomik zayıflık, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa'da milliyetçi muhafazakârlarla ilerici evrenselciler arasındaki derin ideolojik kırılmalar ve Başkan Trump'ın ülkesinin onlarca yıl boyunca gayri resmi şekilde öncülük ettiği uluslararası düzene taşıdığı özel çatışmacı eğilim yer aldı.

xdvfd
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung, Fransa'nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamındaki çalışma yemeği öncesinde gerçekleştirilen resmi karşılama töreninde, 16 Haziran 2026 (AFP)

Bununla birlikte bu yılın ortalarına gelindiğinde ortaya çıkan tablo, pek çok tartışma ve analizin ima ettiğinden çok daha iyi görünüyor. Bu ortaklık, Trump'ın şimdiye kadar sürdürdüğü iki cumhurbaşkanlığı döneminin yarattığı iç karışıklık dahil, söz konusu zorluklara karşı genel itibarıyla bütünlüğünü korumayı başardı.

Rusya ve İran'ın saldırılarının dizginlenmesi

2022'den bu yana ortaya çıkan iki büyük askeri zorluğa nasıl yanıt verildiği asıl belirleyici olan nokta oldu. Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açmasının, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin saldırılarının, akabinde İran'ın bizzat İsrail ile bölgedeki diğer ülkelere, ayrıca Avrupa'ya ve ABD'ye karşı savaşa dahil olmasının taşıdığı anlam küçümsenemez. Moskova ve Tahran ‘gri bölge’ çatışmaları yürüttü. Rusya bunu 2008 yılında Gürcistan'da başlatarak Kırım'da, Doğu Ukrayna'da, Suriye'de ve Libya'da sürdürdü. İran ise 2000'den bu yana büyük ölçüde vekil güçler aracılığıyla bölge genelinde aynı yaklaşımı izledi. Çıkarlarını ve müttefiklerinin çıkarlarını pekiştirmek amacıyla Gazze, Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'daki iç çatışmalardan yararlandı.

İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'ın tam anlamıyla yenilgiye uğratılması olarak değerlendirilemese de 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalıyor.

Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaş, küresel düzende ciddi gedik açtı ve yeni bir uluslararası kaos dalgasının kapısını araladı. Büyük güçler, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana sömürge karşıtı kurtuluş savaşlarından Kore, Vietnam ve defalarca Afganistan'da yaşanan türden iç savaşlara kadar pek çok çatışmaya dahil oldu. Ne var ki bu güçler, İkinci Dünya Savaşı'nın arifesinde Almanya, Japonya ve Sovyetler Birliği'nin yaptığı biçimde bütün devletleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir saldırganlıktan her zaman kaçındı. Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı silmek, topraklarını ve halkını ilhak etmek için giriştiği açık saldırı, büyük bir nükleer güçten ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimî üyesinden gelen aleni tecavüzdü ve Avrasya'yı derin bir krize sürükledi.

Benzer biçimde Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı da sınırlı füze bombardımanı, terör operasyonları ve kısa süreli çatışmaların ötesine geçerek İsrail'in bir bölümünü ele geçirmeyi hedefledi. Kısa süre içinde İran’ın diğer vekil güçleri de çatışmalara katıldı, ardından 2024 yılına kadar İran'ın kendisi iki büyük balistik füze saldırısıyla sahneye çıktı. Çatışma daha sonra Gazze'deki kara harekâtlarından Lübnan ve Suriye'ye, Yemen kıyılarında ABD ile Husiler ve zaman zaman Avrupa deniz kuvvetlerinin katıldığı deniz-hava savaşından 2025 ve 2026'da gerçekleştirilen ABD-İsrail ortak bombardıman seferlerine ve ardından gelen İran'ın karşı saldırılarına kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu gelişmeler, 1990'da Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgalinden beri bölgenin tanık olmadığı türden bir İran bölgesel hegemonik girişimini temsil ediyordu.

scvd
Ukrayna'nın Zaporijya bölgesinde cephe hattı yakınında düzenlenen askeri tatbikata katılan Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı 118. Bağımsız Mekanize Tugay'dan bir er, 21 Mayıs 2026 (Reuters)

G7 zirvesine gelindiğinde bu ortaklık ülkelerinin, Rusya ve İran'ın saldırganlığını birlikte dizginlemeyi başardığı artık açıkça görülüyordu. Rusya geçtiğimiz yıl Ukrayna cephesinde fiilen durdurulurken, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla Rusya enerjisine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar Rusya'nın derinlerindeki kritik hedeflere ulaştı. Savaş yalnızca Zelenskiy'nin liderliği, Ukraynalıların cesareti ve muharebe etkinliği sayesinde değil; aynı zamanda Avrupa, Türkiye ve ABD'nin sağladığı mali, askeri ve istihbarat desteği aracılığıyla da bir çıkmaza dönüştü. Trump'ın doğrudan mali desteği kesmesine karşın Washington, Kiev'e kritik hedef tespiti istihbaratı sağlamayı sürdürdü ve İran'a karşı yürütülen harekât nedeniyle bir miktar yavaşlasa da Ukrayna ile NATO ortaklarına silah tedarikini devam ettirdi. G7 bildirgesinde de Rusya'ya güçlü yaptırımlar uygulanması desteklendi. Bu gelişmelerin sonucunda Putin, son aylarda Avrupa ile savaşın gidişatına ilişkin doğrudan müzakerelere çağrıda bulunmaya başladı.

İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'a sunulan yaptırım hafifletmeleri ve diğer mali transferler göz önüne alındığında tam bir yenilgi olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalmaktadır. Hamas büyük ölçüde ya da tamamen tasfiye edildi; Husiler ve Iraklı milisler İran'a karşı yürütülen son harekâta katılmaktan kaçındı. Harekâta dahil olan tek vekil güç olan Hizbullah ise İsrail karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak güneyden çekilmek zorunda kaldı. Lübnan bugün, İsrail'le doğrudan müzakere masasına oturmaktadır.

ABD'nin teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurt içi hasılası, küresel toplam GSYİH'nin yaklaşık yarısına ulaşmaktadır.

Öte yandan Iraklı siyasetçiler, Amerikan baskısı altında İran'a yakın öne çıkan başbakan adaylarını reddederek, Washington'la iş birliğini ön plana çıkaran Ali el-Zeydi’yi seçti. İran'ın kendisi ise askeri teçhizatının ve sanayi kapasitesinin önemli bir bölümünü yitirdi. Füze ve insansız hava aracı saldırıları İsrail'de son derece sınırlı, Körfez ülkelerinde ise orta düzeyde hasara yol açtı. Bu ülkeler söz konusu saldırıların büyük çoğunluğunu kayda değer bir başarıyla savuşturdu. İran'ın boğazları kapatması küresel enerji fiyatlarında sert bir yükselişe ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin ekonomilerinin zayıflamasına neden olsa da küresel enerjiye genel etkisi, 1974 petrol ambargosu ve ardından yaşanan kesintilere kıyasla çok daha sınırlı kaldı. Dahası, Washington'ın İran'a giden ve gelen gemi trafiğine ambargo uygulaması Tahran'ı derinden sarstı.

Bu ortaklığın elde ettiği görece başarının izleri Çin'den de kaçmadı. Japonya, Tayvan, Güney Kore ve Filipinler savunma harcamalarını artırıyor ve ABD'nin güçlü desteğiyle birinci ada zincirini savunmaya yönelik koordinasyonlarını geliştiriyor. Üstelik Rusya'nın Ukrayna'daki saldırısının tökezlemesi ve İran'la yaşanan çatışmada Amerikan silahlarının stratejik başarıya her zaman eşlik etmemiş olsa da gösterdiği kayda değer taktik etkinlik, Pekin'e önemli uyarı dersleri sunmaktadır.

frgty
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, Umman'ın Musandam ilinden görüldüğü gibi, 18 Haziran 2026 (Reuters)

Gerçi İran'la varılan mutabakat muhtırası başarısızlıkla sonuçlanabilir; bununla birlikte herhangi bir normalleşme süreci de rayından çıkabilir. Dört yıldır süren amansız saldırıların ardından Ukrayna halkının ve savaşan kuvvetlerinin ne denli direnç gösterebileceğini kimse bilmiyor. Ani bir çöküş ihtimali göz ardı edilemez; her ne kadar bu olasılık Rusya için daha düşük ölçüde de olsa geçerliyse. Putin, başarısızlıkla yüz yüze geldiğinde NATO üyesi ülkelere saldırılar düzenleyerek gerilimi artırmaya gidebilir; bunu yaparken Trump'ın hızlı ve etkin biçimde karşılık vermeyeceğini varsayabilir. Bununla birlikte, Rusya ve İran'ın küresel düzene yönelik şiddetli meydan okumalarının gerilemeyi sürdüreceği yönündeki beklenti en makul seçenek olmayı koruyor.

Batı ortaklığının zorlukları

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu ortaklığın ekonomik konumu güçlü olmayı sürdürmektedir. İstisnaî yaratıcılığıyla öne çıkan ABD'nin yüksek teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH), dünyanın hidrokarbon kaynaklarının büyük bölümüne sahip olmalarıyla birlikte küresel toplamın yaklaşık yarısına ulaşmaktadır. Buna karşın Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore'den oluşan hasım ittifakının toplam GSYH'si bunun yarısının altında kalmaktadır. Meksika, Brezilya, Güney Afrika, Nijerya, Hindistan ve Endonezya gibi Güney'in büyük zengin ülkeleri ise tutarlı bir diplomatik ve ekonomik blok oluşturmalarına imkân tanıyacak ortak bir ilkeye, paylaşılan değerlere ya da birbirine bağlı kurumlara sahip bulunmuyor.

En büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönündeki siyasi sol ve sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor.

Bu gayri resmi uluslararası ortaklığın önümüzdeki aylardaki başlıca zorluğu dış tehditten değil, iç bölünmeden kaynaklanmaktadır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Arap ülkeleri, başlıca rakipleri İran'a yaklaşımda olduğu gibi gayri resmi müttefikleri İsrail'e karşı tutumda da görece bölünmüş bir tablo sergileniyor. Üstelik İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu önderliğindeki İsrail, Batı Şeria'daki baskıcı politikalarını sürdürüyor. Avrupa, göç politikası, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik sert önlemler ve zayıf ekonomik performansın yol açtığı sosyal yardım erozyonu konularında popülist ayaklanmalarla yüzleşiyor. Öte yandan Avrupa’nın şu an, Avrupa'daki popülist yükselişe sempatiyle yaklaşan kişilerce yönetilen ABD’den gelen ideolojik meydan okumayla da başa çıkması gerekiyor. ABD, Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri ise Çin'in merkantilist ticaret ilişkilerini sınırlandırmaya çalışırken en azından kısa vadede Pekin'le son derece kârlı ekonomik bağlarını koruma dengesini kurmaya çabalıyor.

Bu zorluk, ortaklığın en güçlü üyesi ve sekiz on yıldır gayri resmi öncüsü olan ABD'de en belirgin biçimiyle kendini göstermektedir. Trump yönetimi, ortakları ve müttefiklere yönelik küçümseyici tutumu, güvenlik güvencelerine ilişkin koyduğu sınırlamalar ve bazı diğer adımlarıyla liderler ve halklar nezdinde öfke uyandırdı; bu durum ABD'nin güvenilirliğine dair temel varsayımların sorgulanmasına zemin hazırladı. Ancak bu meseleler büyük ölçüde ‘taktik’ nitelik taşıyor.

Trump, kolektif güvenlik sistemini destekleyen ve ortaklığın özünü oluşturan ABD askeri varlığını ciddi biçimde zayıflatacak herhangi bir adım atmadı. Grönland meselesi gibi alanlarda temel ilişkiler ve davranışlar konusundaki belirsizliği beslerken güce sık sık başvurması, bir ölçüde güvence de vermektedir. Bununla birlikte en büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin, ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönünde hem sol hem de sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor. Bu olasılığı bertaraf etmek, önümüzdeki yıllarda bu uluslararası ortaklığın karşılaşacağı en büyük görev olacaktır.

*”Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
TT

Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)

Mahmud Ebubekir

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bazı yetkililerine vize yasağı getirme kararını “sert ve orantısız” olarak nitelendirip, reddetti.

TPLF, 19 Haziran 2026 Cuma günü yayınladığı resmi açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'ni Tigray'daki gerçekleri göz ardı etmekle ve Etiyopya hükümetini sorumluluktan muaf tutmakla suçladı.

ABD’nin 18 Haziran'da bazı TPLF yetkililerine ve ailelerine vize vermeyi reddetmesinin ardından yayınlanan açıklamada TPLF; “Durumun hatalı ve orantısız bir değerlendirmesine dayanan, Etiyopya federal hükümetinin Pretoria Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürekli ihmal etmesini göz ardı eden, tüm sorumluluğu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne yükleyen son vize yasağından derin endişe duyuyoruz” diyerek kararı eleştirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Etiyopya hükümeti ile TPLF arasındaki artan gerilimlerin, kuzey Etiyopya'da ve bütün bölgede barış ve güvenliği tehdit eden bir çatışmayı tetikleyebileceğini” vurgulamıştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, vize kısıtlamalarının “Tigray bölgesindeki krize çözüm bulunmasını engellemeye çalışan veya onlarla iş birliği yapan kişileri hedef aldığı” belirtildi.

Amerikan anlayışı

Etiyopya Başbakanı'nın Afrika Boynuzu İşlerinden Sorumlu Danışmanı (ve eski Tigray bölgesel hükümeti başkanı) Getachew Reda ise Washington'un TPLF üyelerine ve ailelerine uyguladığı yaptırımların, Amerikan yönetiminin Etiyopya'daki siyasi gerçekliği anladığını teyit ettiğini ve ABD yönetiminin TPLF liderlerini kuzey Etiyopya'daki artan gerilimlerden sorumlu tuttuğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Etiyopya Başbakanlığı veya Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise Washington'un önlemleri hakkında yorum yapmadı.

Bu durum, Afrika Birliği'nin TPLF ile Etiyopya federal hükümeti arasında Pretoria Barış Anlaşması'nın uygulanması yollarını görüşmek üzere müzakereler başlatma çabalarıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu arada, TPLF, federal hükümeti kasıtlı ve sistematik olarak anlaşmanın uygulanmasını engellemekle ve bölgenin yıllık bütçesini önlemekle, ayrıca Başbakan Abiy Ahmed’i anlaşmada belirtilen taahhütlere uymadan General Tadesse Worku'nun Tigray bölgesel hükümeti başkanlığı görevini uzatmakla suçlayarak, anlaşmanın hükümlerini dondurduğunu açıkladı. Buna karşılık federal hükümet, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi liderliğini, anlaşmayı engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor.

Washington, Mekelle'nin anlatısına karşı Addis Ababa'nın tarafını tutarak onun anlatısını mı desteklemeye başladı? Bazı TPLF liderlerine vize yasağı getirilmesi, ABD'nin TPLF’yi anlaşmayı dondurmaktan geri adım atmaya zorlamayı amaçlayan bir tutumunun habercisi mi?

Önleyici kınama

Etiyopya işleri uzmanı Behun Gidawon ise ABD'nin tutumunun, özellikle de anlaşmayı baltalamak ve merkezi hükümete karşı sert tutumlar benimsemekle suçladığı bazı TPLF figürlerinin adını açıklaması nedeniyle, Tigray'daki gerilimleri artırmaktan sorumlu tarafı net bir şekilde belirlediğine inanıyor.

Etiyopya işleri uzmanı, “Bilhassa Etiyopya'daki yönetimi sırasında ve daha sonra bölgedeki savaş (2020-2022) sırasında uzun bir zaman Amerikan desteğine ve himayesine sahip olan TPLF’nin, şimdi resmi bir Amerikan eleştirisiyle karşı karşıya olduğunu ve sorumluluğun kendisine yüklendiğini” belirtti. “TPLF'nin Washington'daki müttefiklerinin çoğunun Demokrat kamptan olduğunu ve Washington'daki mevcut Cumhuriyetçi yönetimin ittifak faktörünü bir kenara bırakarak meseleleri objektif olarak yeniden değerlendirdiğini” kaydetti.

Etiyopya işleri uzmanı, önümüzdeki dönemde vize yasaklarının ötesine geçen ve hatta TPLF içindeki etkili liderlerin, özellikle de bölgenin Addis Ababa ile ilişkilerini gerginleştirmeye önemli ölçüde katkıda bulunan askeri figürlerin banka hesaplarının dondurulmasına kadar uzanabilecek baskılara tanık olunacağı öngörüsünde bulundu; nitekim bu figürler Eritre rejimiyle olan ittifaklarını da gizlemiyorlar.

Gidawon, Etiyopya'nın diplomatik çabalarının şimdi meyve vermeye başladığına ve ABD yönetiminin Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Eritre rejimi ve Amhara bölgesindeki bazı silahlı örgütler arasında “Tessmedo” olarak adlandırılan ittifaka artık şüpheyle baktığına dikkat çekti.

Asmara'nın kazanma kartları

Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, hükümetinin Asmara ile ilişkileri yeniden değerlendirme ve yeni bir sayfa açma niyetini teyit etmesinin ardından, “Tessmedo” projesinin beklenen ABD-Eritre diyaloğunun gündeminde yer alacağı tahmin ediliyor. Rubio, ABD'nin çabalarının nihayetinde Asmara ve Addis Ababa arasında bütün çözülmemiş sorunlar hakkında doğrudan diyalog ile sonuçlanabileceği belirtti. Bu nedenle, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin, Eritre rejiminin Addis Ababa ile olası diyaloğunda pazarlık kozu haline gelmektense, Afrika Birliği tarafından önerilen Etiyopya ile ikili diyaloğu kabul ederek, bu tür bir sürecin önüne geçmesi akıllıca olacaktır.

Gidawon, Asmara'nın Washington ile ilişkilerini geliştirmek için büyük olasılıkla Tigray ve Amhara'daki Etiyopyalı güçler ile ittifaklarını kullanmaya çalışacağını söyledi.

Olası yaptırımlar

Yine Gidawon, son ABD kararının bir sonucu olarak, bilhassa TPLF liderlerinin Washington ve New York'ta önemli miktarda banka hesabı bulunduğu yönünde gelen sürekli bilgiler göz önüne alındığında, yaptırımlardan olumsuz etkilenen bir kanat ile yaptırıma maruz kalmaktan kurtulmaya çalışan diğer kanat arasında TPLF içinde iç çatışmaların yaşanacağını öngördü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bahsi geçen bilgiler sadece suçlamalardan ibaret olmayıp, bunların ötesine geçiyor. Nitekim 2018 yılında geçiş hükümeti tarafından kurulan denetim komiteleri, TPLF'nin Addis Ababa'yı yönettiği otuz yıl boyunca eski Etiyopyalı yetkililere ait ve Washington da dahil olmak üzere, Batı başkentlerinde büyük miktarda paraların aktarıldığı hesapların olduğunu doğruladı.

Gidawon şunu da belirtti: “Etiyopya'yı yönettiği dönemde TPLF, siyasi söylemini sürekli olarak destekleyen ve yaygın insan hakları ihlallerini haklı çıkaran Amerikalı lobicilere muazzam miktarda para ödedi. 2020'den itibaren karar alma merkezlerinden dışlanması, onu mali kaynaklardan ve Etiyopya ile ilgili karar alma süreçleri üzerindeki etkisinden mahrum bıraktı.”

Sınırlı önlemler

Tigraylı siyasi analist Mehari Solomon ise “bazı TPLF liderlerine yönelik vize yasaklarıyla ilgili Amerikan önlemlerinin, merkezi hükümet ile bölge arasındaki gerilimin nedenleri konusunda Addis Ababa'nın söylemini destekleyen taraflı bir Amerikan duruşu olarak değil, TPLF içindeki etkili figürleri diyaloğa zorlamak için sınırlı bir girişim olarak yorumlanması gerektiğini” değerlendiriyor.

Solomon şuna da işaret etti; “Washington Etiyopya'nın tutumunu destekleyen herhangi bir resmî açıklama yapmadı. Aksine, Başkan Trump'ın Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı ve bölgedeki devam eden çatışmalarla ilgili açıklaması da dahil olmak üzere, Amerikan hükümetinin en üst düzey isimlerinin, Etiyopya'nın resmi tutumlarını eleştiren bazı açıklamaları var. Bu nedenle, meseleyi bir tarafı cezalandırmak ve diğerini ödüllendirmek olarak göstermek bir yanılgıdır.”

Solomon, “Addis Ababa ile Washington arasındaki ilişkilerde açık bir soğuma ve gerçek bir kriz yaşandığına, zira son Trump-Sisi görüşmesinde de görüldüğü gibi, ABD'nin başkanı aracılığıyla, Etiyopya'ya karşı Mısır'ı desteklediğini deklare ettiğine” dikkat çekti.

Bunun Amerikan yönetiminin, “Etiyopya'nın Mısır'a haksızlık ettiğini” kamuoyu önünde ilk kez kabul ettiği bir durumu temsil ettiğini, Washington'un bu sorunu çözmek için çalışacağını ve Etiyopya ile ABD arasındaki tarihsel olarak gergin ilişkilerdeki krizin büyüklüğünü gösterdiğini de belirtti.

Solomon, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Tigray Halk Kurtuluş Cephesi içindeki bazı kişilere uyguladığı vize kısıtlamalarının, Addis Ababa hükümetinin Washington ile diğer konularda, özellikle Nil meselesinde karşılaştığı zorluklarla karşılaştırıldığında önemli bir sorun teşkil etmediğini” belirterek sözlerine devam etti.

Uluslararasılaşmanın önemi

Tigray işleri uzmanı Solomon, TPLF ile Washington arasında meselelerin adil bir şekilde yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayabilecek doğrudan diyalog kanallarının mevcut olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “TPLF'nin Amerikan önlemlerine verdiği yanıt sakin ve dengeli görünüyordu, bu da Etiyopya'nın bölgenin ABD ile ilişkilerinde bir kriz olduğu yönündeki algısının kırılganlığını ortaya koyuyor.”

Solomon, her iki taraf üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, Washington'un Pretoria Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin mekanizmalar konusunda gidişatı düzeltmek için müdahale etmesinin Tigray'ın çıkarına olduğunu düşünüyor.

TPLF'nin “anlaşmanın uygulanmasını askıya alma” açıklamasının öncelikle uluslararası toplumun ve özellikle de ABD'nin dikkatini, anlaşmanın uygulanmasında karşılaşılan zorluklara çekmeyi amaçladığını, özellikle de uluslararası toplumun İran, Ukrayna ve Gazze'deki savaşlar gibi diğer krizlerle meşgul olduğu bir dönemde bunun önem taşıdığını belirtti.

 Açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı: “Krizi uluslararası arenaya kaydırmak Tigray'ın aleyhine değil, onun çıkarınadır; çünkü anlaşmanın en iyi şekilde uygulanması Tigraylıların çıkarınadır. Addis Ababa ise yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, bölgesel hükümetin seçimine TPLF’nin katılması, yıllık bütçenin gönderilmesi ve temel malzemelerin sağlanması gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesini geciktirme, bu konuda oyalama eğiliminde.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
TT

Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Venezuela Devlet Başkan Vekili Delcy Rodríguez, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, Çarşamba akşamı ülkeyi vuran iki güçlü depremin bilançosunun en az 164 ölü ve 971 yaralıya yükseldiğini duyurdu.

Rodríguez günün erken saatlerinde ulusa sesleniş konuşmasında, “Şu ana kadar elimizdeki bilgilere göre 32 kişi hayatını kaybetti ve 700’den fazla kişi yaralandı” demiş, ancak başkente yakın ve en ağır hasarı alan bölgelerden biri olduğunu belirttiği La Guaira eyaletine ilişkin henüz net verilerin bulunmadığını ifade etmişti.

Rodríguez, yaptığı açıklamada, büyüklükleri 7,2 ve 7,5 olarak ölçülen iki güçlü depremin ardından meydana gelen 20 artçı sarsıntının başkent Karakas’ta çok sayıda binanın çökmesine neden olduğunu ve başkente hizmet veren Maiquetía Uluslararası Havalimanı’nın altyapıda oluşan ciddi hasar nedeniyle kapatıldığını söyledi.

dfvdfvfd
Arama-kurtarma ekipleri, Venezuela'nın kuzey-orta kesimini vuran ve büyüklükleri 7,2 ile 7,5 olarak ölçülen iki ardışık depremin ardından Karakas'ta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Chacao Belediye Başkanı ise Karakas’ta gece boyunca çalışan arama-kurtarma ekiplerinin hâlâ enkaz altında mahsur kalan ve hayatta olduğu düşünülen kişilerin seslerini duyduğunu açıkladı.

Gustavo Duque, Instagram üzerinden yayımladığı videoda, “Şükürler olsun ki hayatta olan insanların seslerini duyuyoruz ve onları kurtaracağız” dedi. Duque, şu ana kadar 23 kişinin enkazdan sağ çıkarıldığını ve kurtarılanların yerel sağlık merkezlerinde tedavi altına alındığını belirtti.

Ayrıca Almanya Jeolojik Araştırmalar Merkezi (GFZ), bugün internet sitesindeki verileri güncelleyerek Çarşamba günü Venezuela’yı vuran iki güçlü depremden ikincisine ilişkin bilgileri revize etti. Kurum, bugün 7,43 büyüklüğünde yeni bir deprem kaydedilmediğini bildirdi.

Duque, “Kurtarabileceğimiz son kişiyi de kurtarana kadar bölgeden ayrılmayacağız. Bunu başaracağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

1900’den bu yana en güçlü depremlerden biri

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun (USGS) verilerine göre, söz konusu iki deprem Venezuela’da son yüzyıldan uzun bir süredir meydana gelen en güçlü depremler arasında yer alıyor.

USGS kayıtlarına göre 29 Ekim 1900’de, Karakas’ın kuzeydoğusunda Venezuela açıklarında meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem ciddi hasara yol açmıştı.

dfghyju
Venezuela'nın Barinas eyaleti milletvekili Wilmer Azuaje'nin resmî Instagram hesabında yayımlanan görüntüde, Simon Bolivar Havalimanı'nın bazı bölümlerinin insanların üzerine çöktüğü anlar yer alıyor. (AFP)

Kuruma göre Karakas’taki binaların yıkılmasına neden olan ve komşu Kolombiya’da da hissedilen depremler, birbirinden yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki iki farklı noktada ve farklı derinliklerde, yalnızca bir dakika arayla meydana geldi.

Çifte depremin ardından Karakas’ın kuzeyindeki La Guaira bölgesindeki birçok bina ağır hasar gördü. AFP muhabiri, elektrik kesintisinin yaşandığı bölgede çok sayıda kişinin karanlıkta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalıştığını aktardı.

sdvferg
Venezuela'nın La Guaira kentinde meydana gelen depremlerin ardından yaralanan kişiler, sahra hastanesinde tedavi görüyor. (Reuters)

Yetkililer, depremin merkez üssünün ülkenin Karayip kıyısındaki Morón kasabasının batısında, Karakas’ın yaklaşık 168 kilometre batısında ve 13 kilometre derinlikte bulunduğunu açıkladı.

Kurtarma çalışmaları sürerken şok hâkim

Karakas’ta sarsıntıdan etkilenen birçok binadan vatandaşlar tahliye edilirken, çok sayıda kişi güvenlik gerekçesiyle geceyi dışarıda geçirdi.

Bazı binaların duvarlarının tamamen çökmesi sonucu evlerin içindeki eşyalar sokaktan görülebilir hâle geldi. Başkentin restoran ve ticari faaliyetleriyle bilinen iki semtinde yoğun toz bulutları yükseldiği gözlendi.

778ıkı89l
Depremin ardından Venezuela'nın başkenti Karakas'ta hasarın görüldüğü bir sokak. (AFP)

Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello, depremin birçok eyalette hissedildiğini belirterek, Karakas’ın Altamira bölgesinde ev ve binaların çökmesi nedeniyle “endişe verici durumlar” yaşandığını söyledi.

Vatandaşlara binalardan uzak durmaları çağrısında bulunan Cabello, artçı sarsıntıların hasarlı yapılarda yeni yıkımlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Devlet televizyonuna konuşan Cabello, “Bazı insanların panik yaşadığını biliyoruz. Ancak yardım ve kurtarma çalışmalarını devreye sokmak ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için belirlenen prosedürler doğrultusunda hareket ediyoruz” dedi.

ty55j6uk7
Karakas’ın yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısındaki La Guaira eyaletine bağlı Catia La Mar’da meydana gelen depremin ardından, hasar gören bir binanın yakınında enkaz arasında duran insanlar görülüyor. (AFP)

Cabello ayrıca, “Çocuklar ve yaşlılar konusunda son derece dikkatli olun. Kimsenin zarar görmediğinden emin olmak için yakınlarınızla iletişim kurun” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, Virgin Adaları için tsunami uyarısı yayımladı. Dominik Cumhuriyeti yetkilileri de ada için benzer bir uyarı yayınlarken, Porto Riko için daha önce yapılan tsunami uyarısı kısa süre sonra kaldırıldı.


İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
TT

İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)

İran dün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin nükleer tesislerde yeniden denetimlere başlamasını ABD ile varılacak nihai anlaşmaya bağladı. Bu açıklama, Washington'ın Tahran ile nükleer denetim konusunda uzlaşıya varıldığını teyit etmesine karşın geldi.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, uygulama düzenlemelerinin tamamlanmasının ardından denetimlerin’kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini’ söyledi.

Ancak İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran'ın şu an nükleer tesislerini erişime açmaya yönelik herhangi bir planının bulunmadığını belirterek bu meselelerin yalnızca nihai bir anlaşma çerçevesinde ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik adımların atılmasının ardından ele alınacağını vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın denetimleri kabul ettiğini açıkladı. Fox News'e verdiği röportajda ABD’li müfettişlerin İran’daki nükleer tesisleri incelemek üzere UAEA müfettişlerine eşlik edeceğini belirtti. Tahran'ın ayrıca Washington'a Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere herhangi bir geçiş ücreti uygulamayı düşünmediğini bildirdiğini de aktaran Trump, bunun aksinin kanıtlanması halinde müzakerelerin derhal sona erdirileceği uyarısında bulundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise İslamabad’da varılan mutabakatı ‘ABD’nin yenilgisinin ilanı’ olarak nitelendirdi. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de gerçekleşen İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) toplantısında konuşan Kalibaf, Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesinin İran açısından İran'daki savaşın bitirilmesi kadar önem taşıdığını söyledi.

Pakistan ise nükleer program, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı düzenlemelerine ilişkin müzakerelerin sürdürülmesi amacıyla teknik görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını duyurdu.