İbrahim Hamidi
Libya ve Sudan birbirinden ayrı krizler değil. Son haftalarda yaşananlar, Washington'ın ve diğer aktörlerin bu iki ülkeyi nüfuz haritalarının, enerji ağlarının, altın madenlerinin, limanların, askeri üslerin iç içe geçtiği ve Trump'ın hızlı başarı arayışının da etkili olduğu birbiriyle bağlantılı bir dosya olarak ele almaya başladığına işaret ediyor.
Her iki ülkede de savaş aynı noktaya ‘ülkeyi birleştirebilecek bir galip yok, teslim olmaya hazır bir mağlup da yok’ noktasına ulaştı. Libya'da doğuda Halife Hafter'in liderliğindeki fiili otorite, batıda ise Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki tanınmış hükümet bulunuyor. Sudan'da ise ordu devletin kalbini ve meşruiyetini elinde tutarken Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Darfur'da ve batının geniş bölümlerinde nüfuzunu pekiştiriyor.
İçerideki tüm taraflar, dış uzantılara sahip. Aktörler jeopolitik haritada iç ittifaklar arıyor. Rusya, Suriye ve Ortadoğu'daki gerileyen nüfuzunu Kızıldeniz'de ve doğu Libya üzerinden Akdeniz'de kalıcı bir konuşlanma noktasıyla telafi etmeye çalışıyor. Bölgesel, Arap ve Avrupalı güçler arasında da nüfuz rekabeti sürüyor. Bu durum Bingazi, Trablus, Hartum, Darfur ve Port Sudan'ı Akdeniz'den Kızıldeniz'e ve Afrika Sahel kuşağına uzanan bir nüfuz ağının halkalarına dönüştürüyor.
ABD ise yıllarca Birleşmiş Milletler (BM) girişimleri, yerel teşebbüsler ve askeri çözüm bahisleriyle geçen bir sürecin ardından, hızlı zaferler arayan ve petrolde bir kapı ile uzlaşı kanalı gören Trump yönetimi aracılığıyla farklı bir yaklaşıma geçti. Bu yaklaşım, meşruiyet ve ihlal sorgulamasını bir kenara koyarak fiili otoriteleri tanımayı, ardından bunları askeri cepheler olarak sürdürmek yerine pay ve çıkar paylaşımına dönüştürmeyi esas alıyor.
ABD artık bir tarafın diğerine tam zaferini değil, stratejik çıkarları koruyacak bir istikrarı arıyor. Libya'da bu yaklaşım, ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Massad Boulos'un yürüttüğü ve sızdırılan bilgilere göre Abdulhamid ed-Dibeybe'nin hükümet başkanlığında kalmasına karşılık Saddam Hafter’e Başkanlık Konseyi başkanlığının verilmesini, buna paralel olarak başta Ulusal Petrol Kurumu olmak üzere güvenlik ve ekonomi kurumlarının birleştirilmesinin sürdürülmesini öngören plan üzerinden şekilleniyor.
Buradan Mısır ve Türkiye’nin son hareketliliğini de anlamak mümkün. Yıllarca Hafter'i destekleyen Kahire, Trablus'a açılmaya başladı. Ankara ise yıllarca yalnızca Libya'nın batısını desteklemesinin ardından Akdeniz’deki enerji kaynakları ayrıcalıklarına Libya'nın doğusundan meşruiyet kazandırma umuduyla Bingazi ile doğrudan kanallar açtı.
Bu durum, Sudan'ın da Libya benzeri bir modele doğru gittiğini mi gösteriyor? Kesinlikle değil. Zira iki ülke arasında büyük farklar var. Öyle ki Sudan'daki toplumsal ve siyasi yaralar ise çok daha derin.
Eğer Libya girişiminin anahtarı enerjiyse Sudan'daki uzlaşının anahtarı çok daha karmaşık. Savaşın patlak vermesinden bu yana altın, Muhammed Hamdan 'Hâmidetî' Dagalu’nun lideri olduğu HDK’nın ekonomisinin belkemiğine ve askeri operasyonları ile bölgesel ilişkilerinin başlıca finansman kaynağına dönüştü. Buna karşın Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki hükümet ve ordu devletin resmi kurumlarını, limanlarını ve başkenti kontrol ediyor. Bu kontrol, ulusal askeri kurumun meşruiyetine yatırım yapan Mısır ve Arap ülkelerinin desteğiyle güçleniyor.
Ancak bu, Sudan'ın Libya benzeri bir modele yöneldiği anlamına mı geliyor? Kesinlikle değil. İki ülke arasındaki büyük farklar var. Öyle ki Sudan'daki toplumsal ve siyasi yaralar çok daha derin. ABD’nin buradaki girişimi daha mütevazı ve çatışan taraflar arasında insani mübadeleler ve anlaşmalar düzeyinde kalıyor.
ABD politikasında önemli bir dönüşümle karşı karşıyayız. Artık önceliği önce devleti yeniden inşa etmek değil; bölünmeyi yönetmek, ardından devleti onun üzerine inşa etmeyi denemek oldu.
Mevcut göstergeler, uluslararası düşüncenin tek bir yöne doğru ilerlediğine yani fiili otoriteleri savaş araçlarından, kusurları ne olursa olsun yeni bir siyasi düzenin ortakları haline dönüştürdüğüne işaret ediyor.
ABD politikasında önemli bir dönüşümle karşı karşıyayız. Artık önceliği önce devleti yeniden inşa etmek değil; bölünmeyi yönetmek, ardından devleti onun üzerine inşa etmeyi denemek oldu. Massad Boulos'un Kuzey Afrika'da Libya'daki petrol düzenlemeleri için görüşmeler yaptığı sırada Trump'ın Doğu Akdeniz Özel Temsilcisi Tom Barrack da Amerikan şirketleri için petrol anlaşmalarını düzenlemek üzere Bağdat, Erbil ve Şam'daydı.
Bu, kesin çözümden çok pay paylaşımına, ideolojiden çok ekonomiye, anlaşmalardan çok pazarlıklara, ortaklıktan çok petrol ve toprak zenginliklerine dayanan bir yaklaşım. Bu unsurlar, Akdeniz'den Kızıldeniz'e uzanan acil uzlaşıların anahtarları olarak görülüyor.