İsrail gazeteleri, Lübnan ile yapılan anlaşmada göz ardı edilen 4 temel noktaya değindi

Netanyahu’nun İran ve Hizbullah’ı Beyrut’ta alınacak herhangi bir kararın dışında tutmaya odaklanması, halkını ikna etmeye yetmezken bazıları onun sözlerinde yeni bir kaçamak olduğunu düşünüyor

Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)
Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)
TT

İsrail gazeteleri, Lübnan ile yapılan anlaşmada göz ardı edilen 4 temel noktaya değindi

Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)
Müzakerelerin perde arkasını iyi bilen bir siyasi kaynak, bu anlaşmanın ardından Lübnan’ın ulaşacağı durumun ülkeyi “Gazze Şeridi 2” haline getireceğini söylüyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu kez de İsraillileri ‘Lübnan ile varılan anlaşmayla elde edilen tarihi başarı’ olarak tanımladığı konuda ikna etmeyi başaramadı. Oysa 24 saatten kısa bir süre içinde art arda iki kez kamuoyu önüne çıkarak bu başarıyla övünmüş ve avantajlarını sıralamıştı.

İlk kez böyle bir anlaşmanın imzalamasının hemen ardından olağan dışı bir biçimde açıklama yapan Netanyahu, ardından dün cumartesi akşamı düzenlediği basın toplantısında yeniden konuyu ele aldı. Çatışmaya son verilerek kapsamlı bir barış anlaşmasına doğru ilerlemeyi mümkün kılacak bir anlaşma ilan etti. Eş zamanlı olarak birçok siyasetçi ve güvenlik yetkilisinin de aktardığına göre ‘yaklaşık üç yıllık savaş boyunca ulaşamadığı zafer sarhoşluğunu’ yaşadı. Netanyahu, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde kalmaya devam ettiğini, iki tampon bölgeden birinin ordu tarafından ihtiyaç duyulmadığını ve küçük bir bölümünün güvenlik kuşağının içinde yer aldığını, ikinci bölgenin ise güvenlik kuşağının dışında kaldığını belirtti.

Anlaşmanın İran ve Hizbullah'ı Lübnan'daki her türlü karar sürecinin dışında bıraktığı yönündeki vurgusunun ise İsraillileri ikna etmediği görüldü. Kimilerince bu açıklama dün yayımlanan birden fazla haberin Lübnan'daki gerçek tablonun değişmediğini, sahadaki askerler ile kuzey bölgelerinin sakinleri üzerindeki tehlikenin sürdüğünü ve bunun yalnızca ‘İran'ın Lübnan savaşına son verilmesini şart koştuğu İsviçre müzakerelerinin hayata geçirilmesinden ibaret’ olduğunu ortaya koymasının ardından yeni bir yanıltmaca girişimi olarak değerlendirildi.

Netanyahu, anlaşmanın İsrail'e kendi şartlarını koruma konusunda meşruiyet kazandırdığını ileri sürdüğü basın toplantısında zafer tablosu oluşturmaya çalıştı. Ancak güvenlik yetkilileri, siyasetçiler ve uzmanların uyarılarla ve İsrail'in Lübnan'dan maruz kalması beklenen yeni tehlike ve zorluklara ilişkin değerlendirmelerle yanıt vermesiyle bu çabasının hızla sonuçsuz kaldığı görüldü. Tartışmalar özellikle, “Mutabakatlar çerçevesinde ABD ve Lübnan, İsrail'in güvenliğimiz için gerekli olduğu sürece Lübnan içindeki güvenlik kuşağını koruma hakkını tanıdı. Hizbullah ve diğer terör örgütleri silahsızlandırılana ve Lübnan cephesinden İsrail'e yönelik her türlü tehdit bertaraf edilene kadar bu kuşağı elde tutmayı sürdüreceğiz” açıklaması üzerineydi.

Netanyahu, şunları söyledi:

“Şunu bilmenizi istiyorum: Bu, İran ve Hizbullah için büyük bir darbe; İran bize Güney Lübnan'dan çekilmemizi dayatmaya çalışıyordu. Bu talepleri sürekli duydunuz, anlaşmaya duydukları hayal kırıklığını ve yönelttikleri eleştirileri de duydunuz. Hem İran'ın hem de Hizbullah'ın. Ben hayati çıkarlarımız konusunda kararlı bir tutum sergiledim ve bize çekilmeyi zorla dayatmalarına karşı çıktım. Lübnan, İsrail ve ABD İran'a ‘Bu sizin işiniz değil. Burada yeriniz yok. Sizin ne katılımınız ne de rolünüz var. Ne sizin ne Hizbullah'ın ne de herhangi bir terör örgütünün’ diyor.”

Şarku’l Avsat’ın İsrail gazetesi Maariv’den aktardığı habere göre Netanyahu'nun güvenlik kuşağında kalmanın meşruiyeti konusundaki söylemi siyasi bir pazarlama çabasından ve kendisi için bir zafer kurgusundan ibaret. Çünkü o ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah silahsızlandırılmadığı sürece bu çerçeve mutabakatının sürtüşmeyi yönetmek için başka bir mekanizmaya dönüşebileceğinin farkında.

Haberde “Washington'da İsrail ile Lübnan arasında imzalanan çerçeve anlaşma ilk bakışta küçümsenmeyecek bir siyasi kazanım izlenimi veriyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio kameralar önünde gülümseyebilirdi. Binyamin Netanyahu cumartesi akşamı basın toplantısı düzenleyerek belgeyi bir başarı olarak sunabilirdi. Lübnan hükümeti de teslim olmadığını, aksine egemenliğini yeniden kazanmak için bir yol elde ettiğini söyleyebilirdi. Ne var ki her tarafın kendine pay çıkarmak için üzerine atladığı kutlama söylemi ve siyasi kazanımların ardında, Taif'ten Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararı ve 2024 ateşkesine kadar her turda yeniden karşımıza ‘Kim tam olarak sabah kalkıp Güney Lübnan'ın bir Şii köyüne girip Hizbullah'ın silahını almakla görevli?’ şeklindeki o eski soru ortaya çıkıyor” değerlendirmesi yapıldı.

Bu soru dün, birçok İsrailli kaynağın gündemine taşındı. Söz konusu kaynaklar, Lübnan'daki durumun güçlüğünü ve karmaşıklığını bir kez daha vurgularken bu anlaşmanın Lübnan hükümetine ve ordusuna yaklaşık kırk yıldır hayata geçiremedikleri bir görevi yüklediğini ve şimdi bilinmez bir nedenle aynı kurumların defalarca başarısız oldukları yerde başarılı olmaları beklendiği görüşünü paylaştı.

İsrail'de bu uçurumun ne denli derin olduğu iyi biliniyor. Her ne kadar her zaman yüksek sesle dile getirilmese de. Lübnan ordusu konuşlanabilir, kontrol noktaları kurabilir, ara sıra bir silah deposuna el koyabilir ve belki de Amerikan yönetimine gönderilecek periyodik raporlarda iyi bir görünüm sergileyebilir. Hizbullah'ın gerçek anlamda silahsızlandırılması ise bambaşka bir mesele.

Netanyahu ve Katz arasında İsrail ordusunun güvenlik kuşağında varlığını sürdürmesi, Lübnan'ın geniş bölgelerinin işgal altında kalması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının mümkün olmaması karşısında bölge sakinlerinin geri dönüşünün engellenmesinin bu cepheyi süregelen bir güvenlik krizine mahkûm ettiği konusunda görüş birliği hakim. İsrail ancak Hizbullah çözüldüğünde buradan çekilecektir, Hizbullah ise İsrail bölgede bulunduğu sürece silahlarını teslim etmeyecek. Bu iki tutum arasında kalan boşluk, her tarafa sonraki aşamaya geçişi rahatça öteleyebilecek bir alan sunuyor. Cephenin yeniden çatışmalara sürüklemesi tehlikesi ise bu tabloda devam ediyor.

“İkinci Gazze”

Müzakerelerin perde arkasından ve Lübnan cephesindeki tablodan haberdar olan siyasi bir kaynak, Haaretz gazetesine yaptığı açıklamada Lübnan'ın bu anlaşmanın ardından ulaşacağı noktanın ülkeyi İkinci Gazze’ye dönüştüreceği görüşünü dile getirdi.

Bu kaynağa göre "Zaman zaman Trump'ın Gazze için hazırladığı 20 maddelik planın diline benzeyen anlaşma formülü, Güney Lübnan'ın Gazze 2'ye dönüşmesinin zeminini hazırlıyor. İsrail'in çekilmesi, Lübnan ordusunun bölgede fiili kontrolü sağlamasına ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına bağlı; oysa bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Bu durum İsrail'in bölgede süresiz kalmasına olanak tanıyor."

İsminin açıklanmasını istemeyen siyasi kaynak, Başbakan Netanyahu’nun güvenlik kuşağını koruma vaatlerinin ‘öngörülebilir gelecekte’ hayata geçirileceğini öngörüyor. Kaynak, “İsrail'in Gazze'deki varlığının genişlemesi ve bölgeye yönelik saldırıların sürmesiyle paralel biçimde Lübnan'daki saldırıların da devam etmesi bekleniyor. Ancak Gazze'den farklı olarak şu an için saldırıların tek taraflı sürdüğü bu durumun aksine, İsrail ordusu askerleri Lübnan'da kalıcı bir hedef olmayı sürdürecek” uyarısında bulundu.

Raporun kapsam dışı bıraktıklarındaki tehlike

Lübnan'ın Gazze 2'ye dönüşme ihtimalinden kaygı duyanlar varken tehlikeyi daha da geniş bir perspektiften değerlendirenler de var. Bu kesimlere göre sorun anlaşmada olmayan unsurlarda yatıyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinde yayımlanan başka bir haber, bu boşlukları dört madde altında şöyle sıraladı:

- Anlaşmanın tamamlanması ya da en azından somut ilerleme kaydedilmesi için herhangi bir zaman çizelgesinin bulunmaması. Anlaşma tamamen koşullara bağlı olup hiçbir son tarih içermiyor.

- Anlaşmanın "ateşkes" ifadesine ya da Trump'ın İsrail'e dayattığı ateşkese herhangi bir atfa yer vermemesi; bunun uygulanıp uygulanmadığını, hangi koşullar altında yürürlüğe girdiğini ya da ateşkesin denetim mekanizmasını da belirsiz bırakıyor.

- Üçüncü boşluk ise haberde Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın açıklamasıyla bağlantılı biçimde ele alındı. Katz anlaşmayı "İsrail devleti için tarihsel bir olay ve önemli siyasi-güvenlik başarısı; on yıllar sonra ilk kez kuzey sınırında ve Lübnan'da daha güvenli yeni bir gerçekliğin inşasına katkı sağlayabilecek bir adım" olarak nitelendirmişti. Haberde, Katz'ın nisan ayında yaptığı “İsrail ordusu, yeni güvenlik bölgesi içinde yer alan Lübnan'ın Kantara bölgesinde büyük bir patlamayla yeraltı terör altyapısını imha etti. Lübnan hükümeti ve ordusu, Güney Lübnan'ı Hizbullah teröristlerinden ve silahlarından arındırma taahhüdünü yerine getirdi; işte sonuçlar bu” açıklaması hatırlatıldı.

Haberde bu bağlamda “Katz neden Lübnan hükümetinin bu sefer başaracağına inanıyor?” sorusu soruldu.

- Haberin uyardığı dördüncü unsur ise Hizbullah'ın anlaşmanın tarafı olmadığı ve örgütün sert muhalefetini açıkça ilan ettiği gerçeği.

Bu son unsur başlı başına anlaşmanın uygulanabilirliğini büyük bir soru işaretiyle karşı karşıya bırakıyor. Hatta İsrailliler bile anlaşmanın sonuç verip vermeyeceğine ve son İsrail askerinin çekilmesini de kapsayan kapsamlı bir Lübnan anlaşmasına doğru sonraki aşamalara geçilip geçilemeyeceğine dair bahse girecek noktadalar.



Kamala Harris'in konutuna giren kadını güvenlik görevlileri durdurdu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Kamala Harris'in konutuna giren kadını güvenlik görevlileri durdurdu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yerel haberlere göre eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in Malibu'daki evine, bir kadının davetsiz şekilde mülke girdiği ihbarının ardından polis çağrıldı.

Harris'in sözcüsünün, eski başkan yardımcısının güvenlik ekibinin mülke "yasadışı şekilde giren bir kişiyi eve ulaşmadan durdurduğunu" TMZ'ye doğruladığı bildirildi.

Sözcü, olay sırasında ne Harris'in ne de Emhoff'un evde olduğunu söyledi.

Sözcü, TMZ'ye "Harris ve Emhoff, hızla müdahale eden güvenlik görevlileriyle kolluk personeline minnettar" dedi.

Los Angeles County Şerif Departmanı (LASD), TMZ'ye olayın saat 22.30 sıralarında eski başkan yardımcısının evinde meydana geldiğini söyledi. LA Times da bu bilgiyi doğruladı.

Mülke izinsiz giren kadın, buradan kendi isteğiyle ayrılmayı kabul etti. Kolluk kuvvetlerine dayandırılan LA Times ve TMZ haberlerine göre kadın gözaltına alınmadı.

LASD Teğmeni Jason Duron, LA Times'a "Güvenliği sağlamak amacıyla mülk çevresindeki devriyeleri artırıyoruz" dedi.

Harris ve Emhoff, Malibu'daki evlerini geçen yıl satın aldı. Evin değerinin 8 milyon doların üzerinde olduğu bildirildi.

Eski başkan yardımcısı ve eşinin evlerine daha önce de davetsiz misafirler gelmişti.

KTLA'nın haberine göre Ocak 2025'te, Harris'in Brentwood'daki eski evinde olası bir hırsızlık ihbarının ardından sokağa çıkma yasağının uygulandığı saatlerde iki kişi gözaltına alınmıştı. Sokağa çıkma yasağı, o sırada kenti kasıp kavuran Palisades ve Eaton yangınları nedeniyle uygulanıyordu.

İki kişi de tutuklanmamış ve suç işlediklerini gösteren bir kanıt bulunamamıştı.

Independent Türkçe


Kedi yuvasından lüks eve: Trump'ın doğup büyüdüğü ev satıldı

Seçilmiş Başkan Donald Trump'ın çocukluk evi (AP)
Seçilmiş Başkan Donald Trump'ın çocukluk evi (AP)
TT

Kedi yuvasından lüks eve: Trump'ın doğup büyüdüğü ev satıldı

Seçilmiş Başkan Donald Trump'ın çocukluk evi (AP)
Seçilmiş Başkan Donald Trump'ın çocukluk evi (AP)

Donald Trump'ın çocukluğunu geçirdiği ev tadilat gördükten sonra yaklaşık 2 milyon dolara satıldı. Tadilattan önce ev küf içinde kalmış bir kedi yuvasıydı.

ABD Başkanı 4 yaşına kadar New York'un Queens bölgesindeki bu Tudor tarzı evde yaşamıştı. Evi, müteahhit babası Fred Trump, 1940'ta varlıklıların yaşadığı Jamaica Estates semtinde inşa ettirmişti.

80 yaşındaki Başkan, şöhretini ve servetini siyasete taşımadan önce gayrimenkul sektöründe zenginleşmiş; Manhattan'da kendi adını taşıyan Trump Tower'ı inşa ettirip onlarca yıl orada yaşamıştı.

Başkanlık döneminde ise kendi konutunda da bir yenileme sürecini yönetiyor. Beyaz Saray'a devasa bir balo salonu ekletiyor ve Oval Ofis'i, kendi mülklerinin ve estetik anlayışının alameti farikası olan altın kaplama dekorasyon öğeleriyle donatıyor.

İsmi açıklanmayan bir alıcının temmuzda sözleşme imzalamasının ardından, 1,93 milyon dolarlık satış bedeli cuma günü emlak sitelerinde görüldü.

Evi satan Tommy Lin, 5 yatak odalı ve üç banyolu mülkü, yıllarca boş ve bakımsız kaldıktan sonra geçen yıl 835 bin dolara satın almıştı.

New York Post'un haberine göre müteahhit Lin; profesyonel donanımlı bir mutfak, balıksırtı desenli ahşap zeminler ve spa konforunda banyolar gibi özelliklerin eklendiği 8 aylık bir iç mekan yenileme çalışması için 500 bin dolar daha harcadı.

Zillow verilerine göre ev, son yıllarda birkaç kez el değiştirdi. Bu satışlardan biri, Trump'ın 2017'de başkan olmasından birkaç ay sonra 2,14 milyon dolara gerçekleşmişti.

Alıcı, Trump Birth Home LLC adlı bir şirketti ve ev kısa süreliğine Airbnb'de kiraya sunulmuştu. Airbnb ilanında evde Trump'ın gerçek boyutlu karton maketleri, Gökdelen İmparatoru Genç Milyarder Trump: İş Bitirme Sanatı (The Art of the Deal) adlı kitabının kopyaları ve Trump'ın yer aldığı çerçeveli bir People kapağı gibi eşyalar da bulunuyordu.

Ev 2019'da 2,9 milyon dolarlık bir fiyatla yeniden satışa çıkarılmış ancak Lin satın alana kadar alıcı bulamamıştı.

Post'un haberine göre bu süre zarfında ev bakımsız hale gelmişti. Patlayan bir boru nedeniyle su hasarı ve küf oluşmuş, Trump'ın ilk yıllarını geçirdiği yerde sokak kedileri mesken tutmuştu.

Independent Türkçe


Kiev’den Varşova’ya giden trene yönelik Rus saldırısı sonrası Polonya’da endişe

Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)
Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)
TT

Kiev’den Varşova’ya giden trene yönelik Rus saldırısı sonrası Polonya’da endişe

Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)
Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)

Rus ordusu, dün Polonya sınırındaki Ukrayna topraklarında seyir halindeki bir yolcu trenine insansız hava aracıyla (İHA) saldırdı. Ukrayna Demiryolları şirketi daha sonra yaptığı açıklamada, saldırının hedefinde Batılı diplomatlar ve eski siyasetçilerin bulunmuş olabileceğini değerlendirdi.

Polonya Başbakanı Donald Tusk (Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk (Reuters)

Polonya Başbakanı Donald Tusk, olayın ardından düzenlenen kriz yönetimi toplantısında yaptığı açıklamada, “Rusya tarafından gerçekleştirilen gerilim artık bir gerçek ve bunun örnekleri her zamankinden daha fazla sınırlarımıza yaklaşıyor” ifadelerini kullandı.

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski ise X platformunda yaptığı paylaşımda, “Putin gerilimi artırıyor” ifadelerini kullandı.

Ukrayna Demiryolları, Kiev’den Varşova’ya giden yolcu treninin lokomotifinin dün Yahodyn sınır istasyonunda saldırıya uğradığını bildirdi. Şirket, yolcuların zamanında tahliye edildiğini ve olayda kimsenin yaralanmadığını açıkladı. Ukrayna hava sahasının kapalı olması nedeniyle Kiev’e giden Batılı siyasetçiler de Polonya ile Ukrayna arasındaki demiryolu hattını kullanıyor.

Ukrayna Demiryolları: Diplomatları taşıyan tren de yakındaydı

Ukrayna Demiryolları dün yaptığı açıklamada, diplomatları taşıyan bir trenin saldırıdan kısa süre önce Yahodyn istasyonunda durduğunu bildirdi. Trende, aralarında bazı Avrupa Birliği ülkelerinden güvenlik danışmanlarının yanı sıra eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın da bulunduğu önde gelen Avrupalı eski siyasetçilerin yer aldığı belirtildi. Johnson, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalini başlattığı Şubat 2022’de İngiltere Başbakanı olarak görev yapıyordu. Söz konusu grup, bir gün önce Kiev’de düzenlenen bir konferansa katılmıştı.

Saldırı sırasında istasyonda bulunan bir başka trende ise ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) eski Direktörü David Petraeus’un bulunduğu öne sürüldü.

Ukrayna Demiryolları, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, “Rus İHA’sının asıl hedefinin diplomatları taşıyan tren olması da tamamen mümkün” değerlendirmesinde bulundu. Şirket, trenin Rus saldırısı tehdidi nedeniyle sefer tarifelerinde yapılan acil değişiklikler kapsamında planlanandan daha erken istasyondan ayrıldığını belirtti. Ukrayna Demiryolları, savaş nedeniyle tren seferlerinin zaman çizelgelerinin sürekli olarak değiştirildiğini kaydetti.

Boris Johnson ise Rus saldırısının Moskova’nın savaşta izlediği yaklaşımın bir başka örneği olduğunu söyledi.

Johnson, X platformundaki paylaşımında, “Putin’i bu sabah Polonya sınırında duran Ukrayna lokomotifini havaya uçurmaya iten çarpık mantığın ne olduğunu bilmiyorum. Ancak kesin olarak söyleyebileceğimiz şey, bu tür rastgele ve anlamsız saldırıların Ukraynalıların her gün maruz kaldığı saldırılar olduğudur” ifadelerini kullandı.

Moskova saldırıları doğruladı

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın batısındaki demiryolu altyapısına yönelik saldırılar düzenlendiğini doğruladı. Moskova, söz konusu altyapının Avrupa ülkelerinden Ukrayna’ya askeri sevkiyatların yapılmasını kolaylaştırdığını savundu.

Hava saldırısı tehdidi nedeniyle Polonya tarafındaki iki sınır kapısında işlemler geçici olarak durduruldu. Birkaç yüz kişi kısa süreliğine tahliye edildi. Öğle saatlerine gelindiğinde ise sınırdaki durum yeniden normale döndü.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy daha önce yaptığı açıklamada, Rusya’nın Polonya-Ukrayna sınırı yakınındaki Volın bölgesine düzenlediği saldırıların bir lokomotifin alev almasına ve bir akaryakıt istasyonunun zarar görmesine yol açtığını bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha da Moskova’ya karşı daha ağır sonuçlar uygulanması çağrısında bulundu. Sibiha, X platformunda yaptığı paylaşımda, Polonya-Ukrayna sınırına yönelik Rus saldırılarının yalnızca Ukrayna’nın uluslararası sınırlarına yönelik saldırıların devamı olmadığını belirtti.

Sibiha, “Bu, Putin’in Avrupa Birliği ve NATO’nun kapısını doğrudan çalan terörüdür. Rus barbarlar kapınızda, sevgili ortaklarımız” ifadelerini kullandı.

Johnson ise Batılı ülkeleri, Ukrayna’ya verdiği desteğin yetersiz olduğunu düşündüğü gerekçesiyle eleştirdi.

İngiltere Eski Başbakanı, “Onlara ihtiyaç duydukları hava savunma sistemlerini ne zaman vereceğiz? Putin’in dondurulmuş varlıklarını neden serbest bırakıp Ukrayna’ya vermiyoruz? Belçika’daki bir banka hesabında 140 milyar avrodan (163 milyar dolar) fazla, Londra’da ise yaklaşık 10 milyar sterlin (13,5 milyar dolar) bulunuyor. İngiltere bu konuda öncülük edebilir” dedi.

Ukrayna, Batılı ülkelerin desteğiyle dört buçuk yılı aşkın süredir Rusya’nın işgaline karşı mücadele ediyor. Rusya’nın saldırıları, demiryolu hatlarında ve istasyonlarda sık sık can kayıplarına ve hasara yol açıyor.