Moskova'nın tarihsel kumarı: Yurtdışında bitmeyen koz arayışı

Batı hâlâ birincil düşman ve tehdit kaynağı olarak betimleniyor

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Soçi'de BRICS grubunun olağanüstü sanal zirvesinde, 8 Eylül 2025 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Soçi'de BRICS grubunun olağanüstü sanal zirvesinde, 8 Eylül 2025 (AFP)
TT

Moskova'nın tarihsel kumarı: Yurtdışında bitmeyen koz arayışı

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Soçi'de BRICS grubunun olağanüstü sanal zirvesinde, 8 Eylül 2025 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Soçi'de BRICS grubunun olağanüstü sanal zirvesinde, 8 Eylül 2025 (AFP)

Anton Mardasov

Moskova'da düzenlenen son “Primakov Okumaları” büyük ölçüde sömürgecilik karşıtı söyleme ve alışıldık “adil çok kutuplu bir dünya” önermesine yöneldi. Bu söylem yıllardır Kremlin'in sözlüğünün bir parçası. Ne Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ne de sempozyumun diğer katılımcıları bu kalıbın dışına çıkmadı. Sadece tanıdık nakaratı tekrarladılar: BRICS ön saflarda, Küresel Güney yükseliyor, eski sömürücü sistemler çöküyor ve ufukta parıldayan yeni bir dünya düzeni var.

Ancak Moskova tarafından deklare edilen pozisyonlar, bölgesel dinamiklerin pratik gerçeklerine ve göz ardı edilmesi zor olan tarih katmanlarına sürekli olarak tosluyor. Birçok Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkesi, sömürgecilikten kurtulma söylemini hâlâ eski sömürgeci güçlerle ilişkilerinde bir pazarlık kozu olarak kullanıyor ve somut kazanımlar sağladığı sürece bundan faydalanıyor. Buna karşılık, Rusya'nın nüfuz alanı içindeki eski Sovyet cumhuriyetleri, Moskova ile olan tarihlerine farklı bir açıdan bakıyorlar. Geçmişteki Rus politikalarını sömürgeci bir karaktere sahip olarak algılarken, Kremlin'in bölgesel rolüne ilişkin tercih ettiği anlatı, kolektif hafızası karşısında tedirgin ve sıkıntılı görünüyor.

Son otuz yılda Rusya, uluslararası konumunu birkaç kez ve radikal bir şekilde yeniden değerlendirdi. Her seferinde, bu değişimlerin ardındaki itici güç, net bir ideolojik doktrine bağlılıktan ziyade, dünyanın büyük güçleriyle eşit olarak masada oturmasına olanak sağlayacak bir statü arayışı oldu. Milenyumun başında stratejisi, Batı kurumlarına ve kulüplerine entegrasyon etrafında dönüyordu. Yatırım çekmek ve önde gelen Avrupalı ​​şahsiyet ve liderler ile güven inşa etmek öncelikliydi. O dönemdeki vizyon, Rusya'nın kendine özgü kimliğini korurken Batı dünyasının bir parçası olabileceği yönündeydi. Ancak bu model, milenyumun ilk on yılının ortalarında çökmeye başladı. Ardından iç siyasi karışıklıklarıyla Libya meselesi geldi ve belirleyici değişim gerçekleşti.

NATO'nun genişlemesi ile ilgili takıntı, son otuz yılın en ısrarlı ve zarar verici hatalarından biriydi. Moskova, ittifakın doğuya doğru attığı her yeni adımı varoluşsal bir tehdit olarak görüyordu

Yeni yaklaşım artık mevcut düzene entegrasyonu hedeflemiyordu. Entegrasyon projeleri aracılığıyla Sovyet sonrası alanda bir nüfuz alanı oluşturmayı, Rusya'yı Batı'nın değer temelli bir rakibi olarak sunmayı ve Çin ile, çoğu zaman önemli ölçüde bir kafa karışıklığı taşısa da temkinli bir yakınlaşmayı amaçlıyordu. Ancak çok geçmeden yeni zorluklar baş gösterdi. Güce ve jeopolitik pazarlığa güvenmek beklenen sonuçları vermedi. Sovyet sonrası ortaklar, Moskova'nın varsaydığından çok daha bağımsız olduklarını kanıtladılar. Ukrayna meselesine gelince, ikincil öneme sahip bir sorundan yapısal bir soruna dönüşerek, giderek genişleyen ve tüm çerçeveye yayılan bir çatlağa benzemeye başladı. Zaman geçtikçe, dış politika gündeminden duyulan iç yorgunluk giderek daha belirgin hale geldi. Genel ruh hali, emperyalist emellerden yavaş yavaş uzaklaşarak, büyük oyuncularla daha pragmatik ve öngörülebilir ilişkilere yöneldi.

Suriye askerî harekâtı, Moskova için bir dönüm noktası oldu. Bu harekât, Rusya'nın uzak sınırlarının ötesinde, sadece silah ve kaynak tedarikçisi olarak değil, aynı zamanda güvenlik hizmetleri ve baskıcı bir örtü sunan tam teşekküllü askeri ve siyasi aktör olarak da kararlı bir şekilde hareket edebileceğini gösterdi. Bu Suriye dayanağı, Ortadoğu'nun yanı sıra Afrika ve Latin Amerika'da da nüfuz yaymak için bir merkez haline geldi. Ne var ki taktiksel başarıların cazibesine kapılan Kremlin, daha geniş stratejik ufku kaçırdı. Bugün Esed'in devrilmesinden sonra, Suriye'den geçen her yeni bölgesel karışıklığı hızla onarmak için çabalıyor.

dfgtngt
Hmeymim Üssü ve Halep arasında uçuş yapan bir Rus Antonov An-72 askeri nakliye uçağı, 16 Ağustos 2018 (AFP)

Rus dış politikası, dış dünya için hâlâ bir muamma ya da Rusların Kant felsefesinden ödünç alarak adlandırdıkları gibi “kendinde şeydir”. Barışçıl niyet beyanları ve eski silahlı diplomasi ile herhangi bir bağlantının reddedilmesi, Ukrayna'da devam eden askerî harekât ve herhangi bir adıma asimetrik olarak yanıt verme konusunda dikkat çekici bir hazır olma durumuyla birlikte var oluyor. Aynı zamanda Moskova, dışarıdan gelen her barış girişimine neredeyse şüpheyle bakıyor.

Bu anlamda, Rus yönetiminin yıllarca süren araştırma ve denemelerden sonra tutarlı bir dış politika formüle etme konusundaki isteksizliği bir nebze anlaşılabilir görünüyor. Kurmay krizi sadece bu izlenimi daha da güçlendiriyor. Ortadoğu'da bu durum, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başkanın bölgeden sorumlu Özel Temsilcisi Mihail Bogdanov'un istifasından sonra açıkça ortaya çıktı. Prensip olarak özel temsilci pozisyonu, Dışişleri Bakanlığı'nın geleneksel kanallarının dışında, devlet başkanı ile doğrudan bir iletişim kanalı sağlamaktadır. Ancak bu görev Bogdanov’un istifasından beri boş kaldı. Bu nedenle, Rus askeri istihbaratı (GRU) Başkanı Igor Kostyukov, bölgedeki bir dizi tamamen siyasi konuda müzakereci rolünü üstlenmek zorunda kaldı ki bu dosyalar, resmi olarak askeri istihbaratın ve elçiliklerdeki askeri ataşelerin yetki alanı dışındadır.

NATO'nun genişlemesi ile ilgili takıntı, son otuz yılın en ısrarlı ve zarar verici hatalarından biriydi. Moskova, ittifakın doğuya doğru attığı her yeni adımı varoluşsal bir tehdit olarak görüyordu ve her hamleye, süreci durdurmak yerine hızlandıran sert bir tepkiyle karşılık veriyordu. Bu anlamda, Ukrayna krizi, bu eski stratejik düşüncenin doruk noktasını temsil ediyor. Moskova ittifakı zayıflatmak yerine, varoluş nedenini canlandırdı, birliğini güçlendirdi ve Rusya'nın doğrudan askeri tehdit imajını pekiştirdi. Dahası, sınırlarına yakın bir ileri askeri nokta kurulmasını engelleme girişimi, Rus hava savunma sistemlerinin her gün yüzlerce Ukrayna insansız hava aracı saldırısını püskürtmek zorunda kalmasına neden oldu.

Rus dış politikası aynı anda her şey olmaya çalışıyor: Batı karşıtı ama onunla diyaloğa açık, emperyalist ama sömürgecilik karşıtı, pragmatik ama derinden ideolojik

Bir yandan Batı, son yıllarda resmî açıklamalar ve yasama girişimleriyle düzenli olarak desteklenen bir anlatı ile birincil düşman ve tehdit kaynağı olarak betimlenmeye devam ediyor. Öte yandan Moskova, stratejik istikrardan küresel güvenliğin bazı yönleri ve hatta yeni bir güvenlik mimarisi arayışına kadar ortak zemin bulunabilecek konularda seçici uzlaşılara varma olasılığını giderek daha fazla test ediyor. Ancak bu çatışma ve uzlaşma kombinasyonu, Ukrayna cephesinde görünür atılımların olmayışı ve kötüleşen ekonomik baskıların gölgesinde sürekli taktiksel doğaçlama ve kendini güvence altına alma girişimi izlenimi veriyor.

sdfbgb
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, St. Petersburg'daki Boris Yeltsin Başkanlık Kütüphanesi'ndeki bir toplantıda, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Ayrıca Moskova, yeni bir Avrupa güvenlik mimarisi şekillendirmekle ilgilenen bağımsız bir güç merkezi olarak kendisini sunuyor, ancak Ortadoğu meselelerinde tereddütlü ve kaçamaklı bir tavır sergiliyor ve çeşitli bölgesel aktörler arasında manevra yapmaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu ihtiyat anlaşılabilir. Avrupa cephesi Kremlin için mutlak bir öncelik olmaya devam ediyor ve Moskova, zaten kırılgan olan bölgesel dengeyi bozabilecek ek çatışmalara sürüklenmek için acele etmiyor. Ancak bu denge çoktan bozuldu. Aynı zamanda Ortadoğulu aktörler, Moskova'dan Körfez ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki uyuşmazlıklardan yararlanmanın ötesine geçen, daha somut bir katkıda bulunmasını uzun bir zaman beklediler. Daha net bir siyasi çizgi, Moskova'nın, diğer şeylerin yanı sıra, Tahran'a “kırmızı çizgilerinin” gerçek kapsamını ve potansiyel desteğinin sınırlarını göstermesine ve aynı zamanda Arap monarşilerinden daha geniş ve daha güvenilir bir destek elde etmesine olanak tanıyacaktı.

Sonuç olarak, Rus dış politikası aynı anda her şey olmaya çalışıyor: Batı karşıtı ama onunla diyaloğa açık, emperyalist ama sömürgecilik karşıtı, pragmatik ama derinden ideolojik. Tutarlı bir strateji yerine, taktik manevralar sistematik planlamanın ve tepkileri çalışılmış bir politikanın yerini alıyor. Moskova, çıkarlarını tutarlı şekilde savunmak bir yana, tutarlı bir şekilde anlamayı başaramadı. Böyle bir çerçeve olmadan, tekil başarılar, bir süreç oluşturmayan zincirin halkalarından ibaret olmaya devam ediyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
TT

Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)

Uzmanlar ve analistlere göre İran'da karar alma mekanizması, ABD-İsrail savaşının ilk günlerinde dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana siyasi ve askeri yetkililerden oluşan dar bir grubun elinde bulunuyor.

Uzmanlar Meclisi, mart ayında Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney'i babasının yerine dini lider seçti. Ancak savaş sırasında yaralanması nedeniyle göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba'nın yönetimde ne ölçüde etkili olduğu henüz netlik kazanmadı.

İşte Tahran'daki güç piramidinde karar alma sürecini yönlendirdiği düşünülen başlıca isimler:

Dini Lider Mücteba Hamaney

Mücteba Hamaney, babasının yerine geçerek teorik olarak İran'ın en üst siyasi ve dini makamına geldi. Ömür boyu sürdürülen bu görev, ülkenin temel politikalarında son sözü söyleme yetkisini de beraberinde getiriyor.

df
Tahran'da düzenlenen bir gösteride dini lider Mücteba Hamaney'in fotoğrafını taşıyan İranlı bir kadın. (EPA)

Ancak nüfuzunun boyutu hâlâ belirsizliğini koruyor. Değerlendirmeler, yaklaşık 40 yıl boyunca ülkeyi yöneten babasının sahip olduğu mutlak otorite düzeyine henüz ulaşamadığı yönünde.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan

2024 yılında, helikopter kazasında hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin ardından yapılan seçimlerle göreve gelen Mesud Pezeşkiyan, İran siyasetindeki daha ılımlı kanadın temsilcisi olarak görülüyor.

Bununla birlikte cumhurbaşkanlığı makamı, ülkenin en güçlü siyasi pozisyonu anlamına gelmiyor. İran'da temel stratejik konularda nihai karar dini lidere ait. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak görev yapıyor ve kararları dini liderin onayına sunulan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne başkanlık ediyor.

ABD ile yürütülen müzakerelerde İran heyetine Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderlik etse de, ABD ile varılan mutabakat zaptını ABD Başkanı Donald Trump gibi uzaktan imzalayan isim Pezeşkiyan oldu.

Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf

Mücteba Hamaney'in kamuoyundan uzak kalması nedeniyle Kalibaf, fiilen İran yönetiminin öne çıkan yüzü olarak değerlendiriliyor.

Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD-İran görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, İslamabad ve Cenevre'deki müzakere turlarına katıldı, aynı kapsamda Katar ve Umman'a ziyaretlerde bulundu.

sdferb
İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf. (AP)

Görüşmeler doğrudan aynı masa etrafında yürütülmesine rağmen Kalibaf, ABD heyetiyle birlikte medya önüne çıkmamaya özen gösterdi.

Yaklaşık otuz yıldır İran yönetiminin merkezinde yer alan Kalibaf, Devrim Muhafızları'nın füze birliği komutanlığı, Tahran Emniyet Müdürlüğü, Tahran Belediye Başkanlığı ve son olarak Parlamento Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Siyasi hırsıyla tanınan Kalibaf, cumhurbaşkanlığına üç kez aday oldu ancak seçilemedi.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Abbas Arakçi, 2024 yılında, helikopter kazasında yaşamını yitiren Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın yerine göreve getirildi.

Kalibaf ile birlikte ABD ile yürütülen müzakerelerde İran'ı temsil eden Arakçi, aynı zamanda savaş sürecinde İran'ın hem uluslararası medyada hem de sosyal medya platformlarında en görünür isimlerinden biri oldu.

dfrgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)

Diplomasiye geçmeden önce Devrim Muhafızları saflarında görev yapan Erakçi, İngiltere'deki Kent Üniversitesi'nde siyaset düşüncesi alanında doktora yaptı. Daha önce eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif başkanlığındaki heyette yer alarak 2015 nükleer anlaşmasına uzanan müzakerelerde de görev aldı.

Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi

Eski içişleri ve savunma bakanı Ahmed Vahidi, bir yıldan kısa sürede Devrim Muhafızları'nın üçüncü komutanı oldu.

Son savaşın ilk gününde selefi Muhammed Pakpur, Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında ise Hüseyin Selami öldürüldü.

Bu nedenle Vahidi'nin savaş boyunca kamuoyu önünde görünmekten kaçındığı değerlendiriliyor.

Vahidi adına Devrim Muhafızları Komutanı sıfatıyla yalnızca tek bir açıklama yayımlandı. 19 Mart'taki açıklamada, Besic Güçleri Komutanı Gulam Rıza Süleymani'nin ölümü nedeniyle taziye mesajı paylaşıldı.

Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadr

Muhammed Bakır Zülkadr, kamuoyu önünde oldukça sınırlı görünmesine rağmen, bu durum nüfuzunun zayıf olduğu anlamına gelmiyor.

İran'ın en üst düzey güvenlik makamı kabul edilen bu göreve, selefi ve deneyimli müzakereci Ali Laricani'nin mart ayında düzenlenen İsrail saldırısında öldürülmesinin ardından atandı.

Laricani'nin aksine kariyerini Devrim Muhafızları bünyesinde geçiren Zülkadr'ın atanması, karar alma mekanizmalarında Devrim Muhafızları'nın ağırlığının daha da arttığı şeklinde yorumlandı.

Daha önce Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Genel Sekreterliği görevini yürütüyordu.

Yargı Erki Başkanı Muhsini Ejei

Diğer üst düzey yöneticilerin aksine, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, savaş süresince İran devlet televizyonlarında sık sık görüldü.

Sakin üslubuyla dikkat çeken Ejei, savaş sırasında casusluk ve yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği suçlamalarıyla açılan davalarda idam kararlarının daha hızlı verilmesi çağrısında bulundu.

Uzun yıllardır insan hakları örgütlerinin sert eleştirilerine hedef olan Ejei, geniş çaplı insan hakları ihlallerini denetlemekle suçlanıyor.

Yakında Yargı Erki Başkanlığı'ndaki ilk beş yıllık görev süresi dolacak olan Ejei'nin yeniden atanıp atanmayacağı belirsizliğini koruyor. Bu konunun, yeni dini lider Mücteba Hamaney döneminin başlangıcında devlet kurumlarında beklenen kapsamlı değişikliklerle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.


Eisenkot ve Bennett, Netanyahu'nun "İran nükleer bomba" iddiasını yalanladı

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)
TT

Eisenkot ve Bennett, Netanyahu'nun "İran nükleer bomba" iddiasını yalanladı

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve merkez çizgideki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, salı günü partisinin seçim kampanyasının tanıtım toplantısında konuşuyor. (AP)

İsrail kamuoyu, seçim kampanyalarının ilk sert polemiklerinden birine tanık oldu. Başbakan Binyamin Netanyahu, son iki savaş sırasında İran'ın nükleer bomba kullanmasını engellediğini öne sürerken, rakipleri Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett bu iddiayı yalanlayarak ayrıntılı biçimde çürüttü. İki siyasetçi, Netanyahu'nun seçmenleri korkutmak için kibirli söylemler ve gösterişe dayalı bir siyaset izlediğini öne sürdü.

Netanyahu, kendisine yakınlığıyla bilinen Kanal 14'e verdiği röportajda, İran'ın nükleer silaha ulaştığını ileri sürdü.

"İran'a iki kez girdim ve elimizde bulunan nükleer bombalarla bizi yok etmelerini engelledim. Gerekirse üçüncü kez de olur. Ben başbakan olduğum sürece İran nükleer silaha sahip olmayacak." ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü Herzliya Ulusal Dayanıklılık Konferansı'nda konuşan Eisenkot ise Netanyahu'nun "gerçeği söylemediğini" belirterek İran'ın herhangi bir nükleer bombaya sahip olmadığını söyledi.

Netanyahu'nun İsrail kamuoyunu ve seçmenleri korkutmak amacıyla hayali bir gerçeklik yarattığını savunan Eisenkot, başbakanı gerçeklerden kopmak ve güçlü lider görüntüsü vermek için hayal dünyasında yaşamakla suçladı. Eisenkot, bunun da Netanyahu'nun aslında ne kadar zayıf olduğunun ortaya çıkmasının ardından yaşandığını öne sürdü.

dgth
Eski başbakanlar ve İsrail muhalefetinin liderleri Naftali Bennett (solda) ile Yair Lapid, 20 Mayıs'ta İsrail Parlamentosu'nda (Knesset) düzenlenen oturuma katılıyor. (AP)

Bennett ise aynı konferansta konuya daha ayrıntılı değinerek, "Dün İran'ın nükleer bombalara sahip olduğunu söyleyen birini dinledik. Bu bir yalandır ve geçmişi sonradan yeniden yazma girişimidir. Gerçek şu ki Netanyahu, İran'ın askeri kapasitesini geliştirme sürecini ihmal etti" dedi.

2021 yılında başbakanlık görevini devraldığında "şoke edici" bir tabloyla karşılaştığını anlatan Bennett, İran'ın nükleer programına karşı herhangi bir plan bulamadığını söyledi.

Bennett"Bir kez sordum, iki kez sordum ama Netanyahu bana hiçbir cevap vermedi. Görevi , devralırken kendisiyle yaptığım devir teslim görüşmesi sadece 20 dakika sürdü. Bana söyleyecek hiçbir şeyi yoktu" diye konuştu.

Bennett, ABD'nin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesinin üzerinden üç yıl geçtiğini hatırlatarak şunları söyledi:

"Netanyahu'nun, İranlıların atabileceği adımları hesaba katan bir askeri güç oluşturmak için hiçbir çaba göstermediğini gördüm. Ne bir operasyon planı vardı, ne ayrılmış bir bütçe ne de Tahran'ın yeniden nükleer silahlanma yönünde ilerlemesi halinde nükleer kapasitesini yok etmeye uygun silah sistemleri geliştirilmişti."

İran'a ilişkin istihbarat değerlendirmelerinin son derece endişe verici olduğunu, buna karşılık İsrail'in elinde herhangi bir yanıt bulunmadığını belirten Bennett, "Bu tam anlamıyla bir kâbusa dönüşmüştü. Bu yüzden yaptığım ilk şey işe koyulmak oldu" dedi.

İlk adım olarak İsrail savunma sanayisinin yöneticilerini toplantıya çağırdığını anlatan Bennett, İran'a yönelik olası bir saldırıda ihtiyaç duyulan yeni silahların geliştirilmesini istediğini söyledi.

xsdvb

İkinci adımın ise İran rejimini zayıflatmaya yönelik kapsamlı bir plan hazırlamak olduğunu belirten Bennett, "Mossad ve Ulusal Güvenlik Konseyi ile birlikte onlarca farklı çalışma hattı oluşturduk ve bunları, bir dönem Sovyetler Birliği'nin çökertilmesi amacıyla uygulanan 'Reagan stratejisi' doğrultusunda ilerlettik. Planımız çok sayıda gizli ve açık adımı içeriyordu" ifadelerini kullandı.

Bennett daha sonra cebinden, Ocak 2022'de hazırladığı planın yer aldığı notu çıkararak kamuoyuna gösterdi. Planda, İran'daki göstericilere, yönetimin erişimi kestiği dönemlerde kullanılmak üzere alternatif bir internet ağı sağlanmasına ilişkin maddeyi de açıkladı.

Netanyahu'nun röportajı ters tepti

Salı akşamı yayımlanan ve Netanyahu'yu özellikle savaş döneminde değiştirilmemesi gereken güçlü bir lider olarak öne çıkarmayı amaçlayan televizyon röportajı ise beklenen etkinin aksine aleyhine sonuçlandı.

İsrailli yorumcular, Netanyahu'nun halktan koptuğu izlenimi verdiğini, açıklamalarında çok sayıda gaf yaptığını ve kibirli bir tavır sergilediğini dile getirdi.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, Netanyahu'ya büyük hayranlığıyla bilinen sunucu Yanon Magal'ın, "7 Ekim 2023 saldırısından bu yana sende ne değişti?" sorusu oldu.

Netanyahu kısa bir sessizliğin ardından, "Kilo verdim." yanıtını verdi.

Stüdyoda sessizlik hâkim olurken, ne sunucu ne de salondaki destekçileri güldü; aksine şaşkınlık içinde kaldılar.

Maariv gazetesi yazarı Miki Levin ise çarşamba günkü köşe yazısında, "Bu adam gerçeklikle bağını tamamen kaybetmiş durumda. 7 Ekim'de tek bir günde 1.200 İsrailli öldürüldü. Hamas'ın işlediği vahşetin etkileri hâlâ tüm toplumu sarsıyor. Yas tutan aileler, çok sayıda yaralı, rehineler, yıkılmış evler ve hâlâ travma yaşayan insanlar var. Sen ise başbakan olarak kilo vermekle meşgulsün" ifadelerini kullandı.

Levin, "Eğer şaka yapıyorsan bu komik değil. Nitekim seni 'Bibi, İsrail'in kralıdır' sloganlarıyla karşılayan destekçilerin bile gülmedi; ağızları açık şekilde şaşkınlık içinde kaldılar" değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu ise röportajın ilerleyen bölümünde, İsrail'i "devleti olan bir ordudan" "ordusu olan bir devlete" dönüştürdüğünü söyledi. Bu sözler, güvenlik kurumlarının üst düzey yöneticilerine yönelik dolaylı bir eleştiri olarak yorumlandı.


Washington ve Tahran, Mutabakat Muhtırası ihlallerini izlemek için iletişim hattı kuruyor

Washington ve Tahran, Mutabakat Muhtırası ihlallerini izlemek için iletişim hattı kuruyor
TT

Washington ve Tahran, Mutabakat Muhtırası ihlallerini izlemek için iletişim hattı kuruyor

Washington ve Tahran, Mutabakat Muhtırası ihlallerini izlemek için iletişim hattı kuruyor

İran Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü Katar'ın başkenti Doha'da, Orta Doğu'daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD ile varılan mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin görüşmelerin tamamlandığını duyurdu.

Bakanlık, Katar ile yapılan görüşmede, İran'ın ihtiyaçları doğrultusunda mal alımında kullanılmak üzere dondurulmuş 6 milyar dolarlık fonun bir bölümünün serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı.

İran resmi haber ajansının aktardığına göre, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, tarafların mutabakat muhtırasının ihlallerini bildirmek ve izlemek amacıyla yarına kadar bir iletişim kanalı kurulması konusunda uzlaştıklarını söyledi.

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, ABD'nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner'i kabul etti. Görüşmede, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat muhtırası çerçevesindeki müzakere sürecinde kaydedilen son gelişmeler ele alındı.

Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın Doha'daki görüşmelerin "oldukça iyi geçtiğini" açıklamasının ardından geldi. Trump, İran'ın nükleer silahsızlandırılması sürecinin de "planlandığı şekilde ilerlediğini" ifade etti.

İran ise balistik füze programı ile nükleer dosyasının müzakerelerin kapsamı dışında kalmaya devam ettiğini bir kez daha vurguladı.