ABD, Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e DMO ile iş birliği yapmamaları konusunda uyarıda bulundu

Trump yönetimi, Şarku’l Avsat’a, Rönesans Barajı’ndan Sahra Çölü’ne kadar uzanan kapsamlı Afrika stratejisini açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
TT

ABD, Sudan’daki Müslüman Kardeşler’e DMO ile iş birliği yapmamaları konusunda uyarıda bulundu

ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Kasım 2024 (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamalarda şimdiye kadar Afrika’ya yönelik en kapsamlı stratejisini ortaya koydu. Yönetim, İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) eğitim ve destek aldığı belirtilen Sudan’daki Müslüman Kardeşler yapılanması ile ona bağlı silahlı unsurlara sert uyarılarda bulunarak yeni yaptırımlar uygulanabileceği mesajını verdi. Trump yönetimi ayrıca, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos’un kısa süre önce sunduğu girişim temelinde Libya krizinin çözülebileceği yönünde iyimser olduğunu ifade etti. Boulos’un aynı zamanda Mısır ile Etiyopya arasındaki Rönesans Barajı anlaşmazlığının çözümü ve Batı Sahra meselesinin özerklik girişimi temelinde sonuçlandırılması için de çok yönlü diplomatik temaslar yürüttüğü belirtildi.

Söz konusu yazılı açıklamalar, Trump yönetiminden üst düzey bir yetkilinin Şarku’l Avsat’ın sorularına verdiği yanıtlar kapsamında paylaşıldı. Açıklamalarda, Somali’nin toprak bütünlüğünün korunmasına verilen destekten, Sahel ve Afrika Boynuzu’nda giderek güçlenen terör örgütleriyle mücadeleye kadar kıtanın en acil krizlerine yönelik yoğun diplomatik çabalara yer verildi.

Sudan ve İran

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkili, Sudan konusunda askeri bir çözümün mümkün olmadığı yönünde net mesaj verdi. Yetkili, “ABD, Sudan’daki korkunç çatışmayı sona erdirmeye kararlıdır. Bu krizin askeri bir çözümü yoktur. Çatışan taraflar, ön koşul öne sürmeksizin şiddeti sona erdirecek ve Sudan halkının maruz kaldığı büyük insani acıları hafifletecek müzakereye dayalı bir çözüme yönelmelidir” ifadelerini kullandı.

Yetkili, Trump liderliğindeki Washington’ın ortakları ve diğer uluslararası aktörlerle birlikte, insani ateşkesin sağlanması ve çatışmaları körükleyen dış askeri desteğin sona erdirilmesi için çalıştığını belirtti. ABD’nin aynı zamanda insani yardımların engelsiz biçimde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlamayı, sivil yönetime geçiş sürecini desteklemeyi ve kalıcı barışın tesis edilmesini hedeflediğini kaydetti. Sudan’ın ancak barış ve istikrar ortamında bağımsız bir sivil yönetime yeniden kavuşabileceğini, ülkenin birliğini koruyabileceğini ve halkının beklentilerini karşılayabileceğini vurgulayan yetkili, bunun tek çıkış yolu olduğunu ifade etti.

dvfb fgrb
Sudan İslam Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)

ABD’li yetkili, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz mart ayında ‘küresel terör örgütü’ ve ‘yabancı suç örgütü’ olarak sınıflandırdığını belirttiği Sudan Müslüman Kardeşler yapılanmasının rolüne de değindi. Yetkili, örgütün ‘Sudan’daki çatışmanın çözümüne yönelik çabaları baltalamak ve radikal İslamcı ideolojisiyi yaymak amacıyla sivillere karşı aşırı şiddet kullandığını’ öne sürerek, “Mensuplarının önemli bir bölümü DMO’dan eğitim ve destek aldı. Bu kişiler sivillere yönelik toplu infazlar gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.

Yetkili ayrıca, ABD yönetiminin Eylül 2025’te Müslüman Kardeşler’e bağlı olduğu belirtilen “Berâ bin Mâlik Tugayı’nı, ‘Sudan’daki acımasız savaştaki rolü ve İran’la bağlantıları’ gerekçesiyle yaptırım listesine aldığını hatırlattı. İran’ı ‘teröre en fazla destek veren ülke’ olarak nitelendiren yetkili, Tahran yönetiminin DMO aracılığıyla dünya genelinde ‘kötü niyetli faaliyetleri finanse edip yönlendirdiğini’ iddia etti.

ABD’nin, İran yönetimi ile Müslüman Kardeşler’in uzantılarının terör faaliyetlerine katılmasını veya bu faaliyetlere destek vermesini sağlayacak kaynaklardan mahrum bırakmak için elindeki tüm araçları kullanacağını vurgulayan yetkili, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Sudan’daki Müslüman Kardeşler yapılanmalarının terör örgütü olarak sınıflandırılmasının, örgütün farklı ülkelerdeki kollarının neden olduğu şiddet ve istikrarsızlıkla mücadeleye yönelik kararlı çabaların bir parçası olduğunu söyledi. Gerektiğinde yeni terör örgütü tanımlamalarının da yapılabileceğini belirtti.

ABD’li yetkili, Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesinin, Müslüman Kardeşler’in bazı kollarının veya diğer unsurlarının terör örgütü olarak sınıflandırılmasının değerlendirilmesine yönelik süreci başlattığını ifade etti. İlerleyen dönemde ilave adımların atılabileceğini kaydeden yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, ‘Washington’ın grupları gerçek niteliklerine göre; terörü destekleyen ya da bizzat terör örgütü olan yapılar şeklinde sürekli gözden geçirdiği’ yönündeki açıklamasını hatırlattı.

Libya konusunda iyimserlik

Libya, Trump yönetiminin Afrika’daki öncelikli gündem maddeleri arasında yer almaya devam ediyor. Özellikle Boulos’un sunduğu ve olumlu karşılanan girişim, Washington’ın Libya politikasında öne çıkan başlıklardan biri olarak değerlendiriliyor. Boulos’un girişiminin ardından atılacak bir sonraki adım ve rakip iki hükümet arasındaki krizin yakında sona erip ermeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan ABD’li yetkili, söz konusu çabalara verilen olumlu tepkiler konusunda temkinli iyimserlik taşıdıklarını ifade etti. Yetkili, bu kapsamda Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı’nın 18 Haziran’da yayımladığı açıklamanın yanı sıra, Temsilciler Meclisi (TM) üyeleri ile belediye başkanlarının daha sonra yaptıkları destek açıklamalarına dikkat çekti. Libyalıların devlet kurumlarının birleştirilmesinin sağlayacağı faydaları somut biçimde ortaya koyduğunu belirten yetkili, ulusal ölçekte ortak bir bütçe üzerinde anlaşmaya varılmasını ve Libya’nın doğu ile batısındaki askeri unsurların ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) öncülüğünde düzenlenen ortak tatbikatlara birlikte katılmasını bu sürecin önemli kazanımları arasında gösterdi.

juyjku
Dibeybe hükümetinin Savunma Bakanlığı Müsteşarı Abdusselam ez-Zubi, ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutan Yardımcısı ile Massad Boulos arasında, 25 Haziran (X)

ABD’li yetkili, Washington’ın Libya’da ‘yapıcı tüm taraflarla çalışmayı sürdüreceğini’ ve Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’na (UNSMIL) destek vererek ülkenin yeniden birleşik bir yönetime kavuşması ve ulusal seçimlerin yapılması için gerekli koşulların oluşturulmasına katkı sağlayacağını belirtti. Yetkili, “Birlik, kalıcı istikrar ve demokratik meşruiyetin en güçlü temelidir. Her türlü ilerleme kapsayıcı olmalı ve nihai olarak Libyalılar tarafından belirlenmelidir” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Boulos, son olarak X platformunda yaptığı paylaşımda, Trump yönetiminin LUO Genel Komutanlığı’nın ABD’nin Libya’daki diplomatik çabalarına verdiği desteği yüksek takdirle karşıladığını ifade etti. Boulos, Libyalıların mevcut siyasi çıkmazdan çıkmayı ve kalıcı barış ile ulusal birlik sağlamayı hak ettiğini, ayrıca güvenilir ve başarılı seçimlere giden bir sürecin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Boulos, LUO Genel Komutanlığı’nın yayımladığı açıklamayı da memnuniyetle karşıladığını belirterek, bu açıklamanın birlik, barış ve refah için daha önemli ve cesur adımlar atma yönünde bir irade ortaya koyduğunu söyledi.

Mısır ve Rönesans Barajı

ABD’li yetkili, ABD’nin Mısır ile Etiyopya arasında Nil Nehri üzerindeki Rönesans Barajı krizine yönelik yakın vadede bir çözüm planı hazırlayıp hazırlamadığına ilişkin soruya, Trump’ın konuyla ilgili hassasiyetinin altını çizerek yanıt verdi. Yetkili, Trump’ın Nil Nehri’nin Mısır ve halkı için taşıdığı hayati önemi bildiğini ve uzun vadede Mısır, Sudan ve Etiyopya’nın su ihtiyaçlarını karşılayacak bir sonuç elde edilmesine katkı sağlamak istediğini belirtti. Bu ifadeler, Washington’ın arabuluculuk rolünü daha etkin şekilde üstlenmesine açık kapı bırakırken, henüz somut bir plan veya takvim açıklanmadığına da işaret etti.

Öte yandan, Somaliland bölgesinde İsrail varlığına yönelik artan bölgesel tepkiler ve Washington’ın bölgenin bağımsızlığını destekleyip desteklemediğine ilişkin soruya yanıt veren yetkili, dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. ABD’nin Somali’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü, Somaliland’i de kapsayacak şekilde tanımaya devam ettiğini vurgulayan yetkili, buna karşılık İsrail’in de diğer egemen devletler gibi diplomatik ilişki kurma hakkına sahip olduğunu ifade etti.

Çölde çözüm

ABD’li yetkili, Trump’ın yıllar önce Fas’ın Sahra bölgesine ilişkin ‘tarihi kararına’ ve ABD’nin tutumunun devam edip etmediğine dair soruya yanıt verdi. Yetkili, Trump’ın Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıdığını ve Washington’ın, Fas tarafından sunulan ciddi, güvenilir ve gerçekçi özerklik önerisini adil ve kalıcı bir çözümün temeli olarak desteklemeyi sürdürdüğünü ifade etti. ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nin 2797 sayılı kararının uygulanmasını desteklemeye devam ettiğini ve BM öncülüğündeki süreci güçlü şekilde benimsediğini belirten yetkili, BM Genel Sekreteri’nin Batı Sahra Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın çabalarını da takdir etti. Yetkili, De Mistura’nın sürece katılımının, iyi niyetli müzakerelerin kolaylaştırılması ve her iki tarafın da kabul edebileceği, bölgesel istikrarı güçlendirecek barışçıl ve kalıcı bir çözüme ulaşılması açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.

sdtrhbt
Somali’deki eş-Şebab hareketi, bölgesel güvenlik ve denizcilik güvenliğine yönelik riskleri artırıyor. (AFP)

ABD’li yetkili, ABD’nin Afrika’daki terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadeleye ilişkin soruya yanıt verirken, Somali’deki eş-Şebab, Nijerya’daki Boko Haram, Sahel bölgesindeki Nusret el-İslam ve’l-Müslimin ve DEAŞ ile El Kaide bağlantılı diğer gruplara karşı sürdürülen operasyonlara dikkat çekti. Yetkili, AFRICOM Komutanı General Dagvin Anderson’ın Somali’deki Amerikan hava operasyonlarına ilişkin açıklamalarını hatırlatarak, bu saldırıların ABD’nin ortaklarına kritik destek sağladığını ve aynı zamanda ABD çıkarlarına hizmet ettiğini söyledi.

Yetkili ayrıca AFRICOM’un, Nijerya’daki güvenlik tehditlerinin bertaraf edilmesi için ABD’nin özel kabiliyetlerini ortaklarla birlikte kullandığını ifade etti. ABD-Nijerya güvenlik iş birliğinin güçlü bir örnek olduğunu vurgulayan yetkili, bu ülkenin ABD’den yalnızca Washington’ın sağlayabileceği istihbarat, gözetleme, keşif ve istihbarat entegrasyonu gibi özel kapasitelere ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ortaklarla birlikte çalışıldığında daha etkili sonuçlar alındığını belirten yetkili, bu tür iş birliklerinin terör tehditlerine karşı başarı sağladığını ifade etti.

Yetkili son olarak, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ile daha güçlü bir bölgesel iş birliği teşvik ettiklerini belirterek, terörle etkin mücadele için askeri koordinasyonun ve istihbarat paylaşımının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.



Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
TT

Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)

Rabia Abdusselam

1973'ten bu yana ilk kez, parlamentonun her iki kanadının da Halk Ulusal Ordusu birliklerinin ülke sınırları dışına konuşlandırılmasını resmen onaylamasının ardından, Cezayir ordusunun ilk konvoyu Nijer'e ulaştı. Sahada, petrol tankerlerinin geçişini güvence altına almaya ve Cezayir’in Sonatrach Şirketinin Kafra sahasındaki ve çevresindeki stratejik petrol yatırımlarını korumaya başladı. Nijerli yetkililerle doğrudan bir anlaşmaya dayanan bu konuşlandırma, ulusal güvenliği sağlama ve ülkenin güney komşusundaki tehditlerle önleyici mücadele doktrinini güçlendiriyor.

25 Ekim Pazar günü, Cezayir'in savunma politikası, parlamentonun Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un Halk Ulusal Ordusu birliklerini Nijer'e gönderme talebini resmen onaylamasının ardından yeni bir aşamaya girdi. Bu, diplomatik ilkelerine dayanarak silahlı kuvvetlerini yurt dışında konuşlandırmaktan her zaman çekinen ülke için önemli ve istisnai bir adım sayılıyor. 2020’deki anayasa değişikliği, politikadaki bu değişime yasal çerçeveyi sağladı ve artık parlamentonun her iki kanadının da üçte iki çoğunlukla onaylaması koşuluyla yurt dışında asker konuşlandırılmasına izin verilir oldu.

Cezayir parlamentosunun onayı genel nitelikte olup konuşlandırmanın coğrafi konumunu resmi olarak belirtmese de diplomatik ve medya kaynakları muhtemel konuşlanma noktasını açıkladı. Eski Cezayir büyükelçisi Ammar Belani, Facebook sayfasında bu kuvvetlerin Libya sınırına yakın, Nijer'in kuzeyindeki Madama Askeri Üssüne konuşlandırılabileceğini belirtti. Eskiden bir Fransız askeri karakolu olan bu üs, geliştirilmiş ve genişletilmiş olup, bugün Sahel bölgesini ve sınır ötesi kara yollarını izlemek için önemli bir stratejik öneme sahip.

Coğrafi olarak Madama Nijer'in kuzeyinde, Libya'nın Fezzan bölgesindeki el-Wigh Askeri Üssünden yaklaşık 263 kilometre (kuş uçuşu) uzaklıkta yer alıyor. El-Wigh, Mareşal Halife Hafter'in güçleriyle bağlantılı hayati önemde bir askeri tesis ve Libya'nın güneybatısında önemli bir destek ve operasyon merkezi olarak hizmet veriyor; bu da Cezayir'in yeni konuşlandırılma adımına hassas ve doğrudan güvenlik boyutları katıyor.

Sahra altı enerji koridorlarının güvenliği

Cezayir askeri konuşlandırması, Niamey ile aylar süren kademeli yakınlaşmanın ardından geldi. 2025 yılında Cezayir güçlerinin bir Mali insansız hava aracını (İHA) düşürmesinin ardından Nijer'in Mali ve Burkina Faso ile dayanışma içinde Cezayir'deki büyükelçisini geri çağırmasıyla ilişkiler diplomatik bir kriz yaşamıştı. Gelgelelim, Cezayir'in General Abdufrahman Tchiani hükümetine karşı bir darbe girişiminin ardından Nijer'in başkentine askeri uçak göndermesiyle askeri iş birliği ağustos ayı sonunda açıkça yeniden başladı.

Güvenlik alanındaki bu yakınlaşma, Cezayir parlamentosundaki oylamadan sadece dört gün önce, 21 Ekim'de Nijer Savunma Bakanı Salifou Mody tarafından Cezayir'de askeri iş birliği protokolünün imzalanmasıyla doruğa ulaştı.

cdfgt
Cezayir askerleri, Cezayir'in İn Amenas kentindeki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutuyor, 31 Ocak 2013 (AFP)

Cezayir'in Nijer'deki askeri konuşlanması, sınırları korumanın ötesine geçerek, ekonomik çıkarları güvence altına almayı ve Sahel’de nüfuzu güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir değişimi temsil ediyor

Ekonomi ve jeopolitik alanda uzman Cezayirli araştırmacı Seyfeddin Kaddaş, bu sahneye dair şu değerlendirmede bulundu: “Cezayir'in Nijer'e yönelik operasyonel hamlesi, geleneksel bir askeri varlığın ötesine geçen stratejik boyutlar taşıyor. Bu hamle, Niamey'de iç istikrarı sağlamaya ve mevcut Nijer rejimini zayıflatma girişimlerinin önüne objektif engeller koymaya yönelik doğrudan bir jeopolitik araçtır.”

Şöyle devam etti: “Güç dengesi açısından bakıldığında, askeri varlık bölgesel güvenlik denkleminde gerçek bir yeniden yapılanmayı temsil ediyor. Cezayir, Cezayir ve Niamey'i birbirine bağlayan eksen aracılığıyla Sahel'deki pratik nüfuzunu yeniden kazanmayı ve bu ikili ekseni her iki ülkenin ve bölgenin ortak ulusal güvenliğini korumak için sağlam bir temel haline getirerek sahadaki güvenlik ve yıkıcı zorluklarla mücadele etmeyi amaçlıyor.”

Ekonomik açıdan bakıldığında, Kaddaş’ın analizi güvenlik istikrarını yatırımları genişletme dinamikleriyle ilişkilendiriyor. Cezayir'in fiilen denetlediği petrol sahaları, boru hattı ağları ve enerji santralleri de dahil olmak üzere enerji altyapısının güvence altına alınması sadece önleyici bir adım değil, aynı zamanda ekonomik projelerin başarısını sağlamak ve uygulama veya işletme sırasında onları hedef alacak risklere karşı koymak için temel bir adımdır.

“Salvador Koridoru”, DEAŞ’ın Büyük Sahra'daki hareketliliği ve Boko Haram hücrelerinin Libya, Nijer ve Cezayir sınırları boyunca silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı ağlarıyla kesiştiği güvenlik açısından sıcak bir nokta olarak yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti

Bu projeler, Cezayir’in Sonatrach Şirketi ile Nijer’in Sonidep Şirketi’nin Kafra petrol sahasında dört arama kuyusu açmasıyla sahada somutlaştı. İki şirket, Kafra Sud-Est-1 adı verilen ilk kuyuda çalışmalara çoktan başladılar. Lisans, Cezayir sınırına yakın Agadez bölgesinde 23 bin kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyor. Bu yatırım, Nijer gazını Nijer üzerinden Cezayir'e ve oradan da Avrupa pazarlarına taşımayı amaçlayan Trans-Sahara Doğalgaz Boru Hattı projesini tamamlıyor.

Jeopolitik kısıtlamalar ve Salvador Koridoru kompleksi

Ancak, Afrika'nın Sahel bölgesini çevreleyen güvenlik komplekslerinin büyüklüğü göz önüne alındığında, bu görev kolay olmayacak gibi görünüyor. Bu komplekslerin başında, geniş çöl alanları boyunca uzanan lojistik tedarik hatlarının güvenliğinin sağlanması geliyor.

Sahaya dair Nijer'den yapılan bir değerlendirmede, Nijerli siyasi aktivist Ömer el-Ansari şunları söyledi: “Enerji tesislerini ve ortak çıkarları korumayı amaçlayan sınırlı Cezayir askeri varlığı, sahada gerçek meydan okumalarla karşı karşıya. Bunların başında öncelikle kuzey Nijer'e yayılmış silahlı örgütlerin faaliyetleri geliyor. Söz konusu örgütlerin Çad ve Libya sınırlarının ötesinde uzantıları var ve hareketlerini ve kaçakçılık operasyonlarını gerçekleştirmek için Salvador Koridoru'nu kullanıyorlar.”

Bu güvenlik uyarısı, bölgenin jeopolitik özelliklerine dayanıyor; zira “Salvador Koridoru” veya Salvador Üçgeni olarak bilinen bölge, bu denklemdeki en hassas güvenlik cephesini oluşturuyor. Cezayir, Nijer ve Libya sınırlarının kesiştiği noktada bulunan ıssız bir çöl bölgesi olan bu koridor, Libya'nın güneybatısındaki Fezzan bölgesini Afrika Sahel'inin kalbine bağlayan kara yollarının doğal bir kavşağı olması nedeniyle stratejik öneme sahip.

Güvenlik açısından, bölge, silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yapan yasadışı ticaret ağları ve uluslararası kaçakçılık ağları için en aktif koridorlardan biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, silahlı ve radikal örgütler tarafından güney Libya'daki arka üsleri ile Nijer'in kuzey bölgeleri arasında faaliyet göstermek için kullanılan önemli bir geçiş güzergahı görevi görüyor.

cdvfgbty
Nijer'in petrol merkezi Port Harcourt yakınlarındaki Okrika bölgesinden geçen doğalgaz boru hattında yürüyen bir kız çocuğu, 4 Aralık 2012 (Reuters)

Salvador Üçgeni, Nijer'in orta ve doğusunda silahlı örgütlerin ve suç ağlarının faaliyetlerinde benzeri görülmemiş bir artışın ardından, yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti. Bu da Cezayir ile Libya'yı çevreleyen güvenlik kuşağı boyunca risk haritasını yeniden çiziyor. Bu yapısal tehditler, başta Büyük Sahra'da DEAŞ'ın savaş gücünü yeniden kazanması, uluslararası askeri varlığın azalmasından faydalanan Boko Haram hücrelerinin manevralarının artması olmak üzere dört operasyonel alanda kesişiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu durum, Libya’daki silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yollarının güvenliğini sağlama konusunda karşılıklı çıkarlar yoluyla organize suçun kurumsallaşması ve fidye için adam kaçırma taktiklerinin kullanılmasıyla daha da karmaşık hale geldi.

En tehlikeli gelişme ise isyan stratejilerinin enerji altyapısını hedef almaya yönelmesidir; bunun en belirgin örneği, Mahmud Salah liderliğindeki Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin Nijer ve Benin arasındaki petrol boru hattına yönelik eylemleridir. Bu, Sahra bölgesindeki enerji koridorlarının ve ortak bölgesel projelerin isyancı örgütler için doğrudan hedef haline geldiğinin önemli bir göstergesidir.

 İnsansız hava araçları savaşı ve bölgesel ajandaların çatışmasının riskleri

Operasyonel düzeyde, Ansari şuna işaret etti: “Bu örgütlerin motosiklet ve İHA’ları kullanmaları ile birlikte savaş taktikleri gelişti. Bu da sürekli teyakkuz ve sürekli operasyonel adaptasyon gerektiriyor. Buna bir de geniş çöl bölgesinin coğrafi zorlukları ve uzun mesafeler boyunca tedarik hatlarının güvenliğini sağlamanın zorluğu, ayrıca doğrudan coğrafi yakınlık avantajına sahip yeni bir oyuncunun varlığından endişe duyan diğer bölgesel ve uluslararası aktörlerle rekabet göstergelerinin ortaya çıkması ekleniyor.”

Çatışmanın doğasındaki bu teknik değişim temel bir faktör, çünkü İHA’ların hızla artan kullanımı, bu teknoloji sahadaki çatışmalarda önemli bir silah haline geldikten sonra, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri ve güvenlik sahnesini yeniden şekillendirdi.

Bu bölgede İHA kullanımı artık büyük uluslararası güçler tarafından yürütülen gözetleme operasyonları ve hava saldırıları ile sınırlı değil. Yerel aktörleri ve düzensiz silahlı örgütleri de içerecek şekilde genişledi. Radikal örgütler ve uluslararası organize suç ağları, patlayıcılar taşımak veya düzenli orduların hareketlerini gözlemlemek ve takip etmek için teknik olarak modifiye edilmiş düşük maliyetli İHA’ları kullanmaya başladılar. Bu durum, bu örgütlere uçsuz bucaksız çöl alanlarında alışılmadık bir savaş avantajı sağlıyor ve bölgede konuşlandırılmış güçler için önemli denetim zorlukları yaratıyor.

Bu askeri konuşlandırmanın karşılaşacağı en büyük meydan okuma, özellikle Afrika'nın Sahel bölgesindeki aktörlerin çokluğu ve ajandalarının çeşitliliği göz önüne alındığında, uluslararası varlık olabilir. Bu bağlamda, Ömer Ansari, “Bu kesişim, Cezayir'in rolü ile diğer bölgesel ve uluslararası güçlerin rolleri arasındaki potansiyel çatışma ve bunun sonucunda sahada ortaya çıkabilecek rekabet veya yanlış anlamalar konusunda meşru endişeler doğuruyor” yorumunda bulundu.

Cezayir'in hamlesi, Paris ve Rabat ile yaşanan krizlerin ortasında, vekalet savaşlarına sürüklenmeden Sahel'deki varlığını pekiştirme çabasıyla, “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rus varlığı ve Türk genişlemesiyle kesişiyor

Sahadan gelen değerlendirmeler, bu konumlandırmanın Cezayir ile iyi ilişkileri, karşılıklı anlayışları ve koordinasyonu olan Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin yanı sıra, Fas ve Fransa gibi ilişkilerinde siyasi ve diplomatik kriz yaşadığı ülkeler gibi Sahel'de konuşlanmış çeşitli ülkelerin eylemleriyle kesiştiğine işaret ediyor. Birinci eksende, Cezayir'in sahadaki varlığı, Nijer, Mali ve Burkina Faso'daki askeri konseylerin güvenlik ortağı olan “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rusya'nın varlığıyla kesişmekte, aynı zamanda hem ekonomik hem de askeri olarak artan Türk varlığıyla da örtüşmektedir.

Karşı tarafta ise siyasi krizler yaşadığı Fas ve Fransa ekseni öne çıkıyor. Yakın zamana kadar Niamey'in isteği üzerine geri çekilen Fransa’nın “Barkhane” operasyonunun kilit noktası olan Madama Üssündeki konuşlanma, Fransız askeri varlığının kalıntılarını ortadan kaldırıyor; bu nedenle söz konusu hamle Paris tarafından açık bir güvenlik ve siyasi endişeyle izleniyor.

zxcdfvgb
Nijer'in Niamey kentindeki Diori Hamani askeri havaalanında Barkhane Operasyonu birliğinden bir Fransız askeri, 2 Ocak 2015 (AFP)

Sahadaki bu engellere rağmen Ansari: “Cezayir ordusunun terörizmle mücadele ve sınırları koruma konusundaki birikmiş deneyimi, ona Doğu ve Batı arasında hassas bir dengeyi koruma yeteneği kazandırıyor. Cezayir, Nijer'e bir hegemonya veya kutuplaşma projesiyle değil, resmi bir talebe cevap olarak ve coğrafi yakınlık ve açık ortak çıkarlar motivasyonuyla geldi” vurgusunda bulundu. Cezayir'in, ulusal egemenliğe saygı ve çatışma yerine koordinasyon, dışlama yerine entegrasyon temelinde bütün taraflara ikna edici bir yaklaşım sunabilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ona göre bu, Cezayir'in sahada gerçek bir istikrar sağlayıcı güç olarak rol oynamasını ve bölgeyi eksenler ve vekalet savaşları mantığından uzaklaştırmasını sağlıyor.

Bu iç içe geçmiş saha ve teknik verilere dayanarak, Afrika Sahel bölgesi ve Salvador Üçgeni çevresindeki jeo-ekonomik denklemin artık geleneksel çözümleri kaldıramayacağı açıkça ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarını genişletme hırsları ve engebeli jeopolitik ortamın kısıtlamaları arasında, Cezayir ve Niamey arasındaki ortak operasyonel konumlandırma, alışılmadık savaş taktiklerine ve sınır ötesi İHA savaşına uyum sağlama konusunda gerçek bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
TT

ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)

Seçimlerin pazar günü yapıldığı birçok ülkenin aksine ABD'de seçimler, 19'uncu yüzyıldan bu yana geleneksel olarak salı günleri düzenleniyor.

Peki, bu geleneğin geçmişi ve ortaya çıkış nedeni ne?

Şarku’l Avsat’ın ABD'nin NBC televizyonundan aktardığı habere göre bu gelenek 1845 yılına dayanıyor. O dönemde ABD nüfusunun büyük bölümü kırsal bölgelerde yaşıyordu. Ulaşım koşulları da bugünkünden oldukça farklıydı. Kırsal bölgelerden seçim merkezlerine ulaşmak bazı durumlarda saatler, hatta günler alabiliyordu.

Ayrıca her eyalet, başkanlık seçimlerini birkaç haftaya yayılan farklı tarihlerde gerçekleştirebiliyordu. Bu durum bir soruna yol açıyordu. Erken oy kullanan eyaletlerde açıklanan sonuçlar, henüz sandık başına gitmemiş eyaletlerdeki seçmenleri etkileyebiliyordu.

Bu sorunu ortadan kaldırmak isteyen Kongre, seçim sürecini düzenlemeye karar verdi. 23 Ocak 1845'te kabul edilen yasayla başkanlık seçimleri için ortak bir tarih belirlendi. Buna göre seçimler, kasım ayının ilk pazartesisini izleyen salı günü yapılacaktı.

Bu kural günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Neden özellikle kasım ayında salı günü?

Kasım ayının seçilmesinde ekonomik ve iklimsel koşullar belirleyici oldu. 19'uncu yüzyılda tarım, ekonominin temelini oluşturuyordu ve seçmenlerin önemli bir bölümü şehir merkezlerinden uzaktaki çiftliklerde yaşıyordu. Bu nedenle yasa koyucular, insanların tarımsal faaliyetlerini ciddi biçimde aksatmadan oy kullanabilecekleri bir tarih belirlemek zorundaydı.

Kasım ayı bu açıdan uygun bir dönemdi. Ülkenin büyük bölümünde sonbahar hasadı bu ay itibarıyla tamamlanıyor, kışın sert koşulları ise henüz başlamamış oluyordu. Böylece seçmenlerin seyahat etmesi için nispeten elverişli bir ortam sağlanıyordu.

Salı gününün tercih edilmesinde ise dini, sosyal ve ekonomik gerekçeler etkili oldu.

Pazar günü, Hristiyan nüfusun önemli bir bölümü için dinlenme ve ibadet günüydü. Bu nedenle o gün seyahat etmek uygun görülmüyordu. Pazartesi günü ise seçmenlerin seçim merkezlerine ulaşabilmeleri için seyahat etmelerine ayrılması gereken bir gündü.

Çarşamba günleri de birçok tarım topluluğunda çiftçilerin ürünlerini sattığı “pazar günü” olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle salı günü, seçim yapmak için en uygun gün olarak öne çıktı.

Ayrıca kasım ayının ilk gününden de kaçınıldı. Bunun nedenleri arasında bu tarihin ABD'de kutlanan “Azizler Günü”ne denk gelebilmesi ve tüccarların ticari hesaplarını yaptıkları dönemle çakışması yer alıyordu.

Seçim tarihinin değiştirilmesi yönündeki çağrılar

Salı günü seçim yapılması 19'uncu yüzyılın koşullarına uygun olsa da günümüzde bazı seçmenler açısından önemli bir engel oluşturuyor.

Özellikle uzun saatler çalışanlar, işlerinden izin almakta zorlananlar, ailevi sorumlulukları bulunanlar ve oy kullanma merkezlerine ulaşım konusunda güçlük yaşayanlar bu durumdan etkileniyor.

Latin Amerika kökenli toplulukların bazı üyeleri de bu sorunlarla daha sık karşılaşıyor. Bunun nedenleri arasında bu topluluğun önemli bir bölümünün restoran, otel, inşaat, temizlik, ulaşım ve sağlık sektörlerinde çalışması bulunuyor. Bu sektörlerde çalışanların birkaç saatliğine bile işlerinden izin almaları zaman zaman zor olabiliyor.

Seçimlerin hafta sonuna alınması veya seçim gününün federal resmî tatil ilan edilmesi yönünde farklı dönemlerde çeşitli öneriler gündeme getirildi. Ancak bu önerilerin hiçbiri federal seçimlerin genel tarihini değiştirmedi.


Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.