Bilim insanları, kahve bardaklarında ve plastik poşetlerde kullanılan mikroplastikleri, vücuttaki bu minicik parçacıkların birikimini haritalamak için lazer ışığı kullanarak tespit etti.
Plastik parçacıklar balıklarda, okyanus hendeklerinde, soluduğumuz havada ve giysilerimizde bulundu. Ancak bu mikroplastiklerin ne kadarının insan vücudunda biriktiğini tespit etmek daha önce sadece diseksiyon yoluyla mümkündü.
Şimdiyse çığır açan bir test, lazer ışığı atımlarının dokuya yönlendirildiği ve mikroplastikler tarafından emildiği fotoakustik görüntüleme kullanıyor. Işık emildiğinde yüksek frekanslı küçük ses dalgaları oluşuyor ve bu da bilim insanlarının mikroplastiklerin vücutta nerede bulunduğunu gösteren ayrıntılı bir harita oluşturmasına olanak tanıyor.
Bu teknik, bilim insanlarının ameliyat veya doku örneği alma ihtiyacı duymadan mikroplastikleri haritalayabilmesini ve mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkisini inceleyebilmesini sağlıyor.
Çalışmanın baş yazarı, University College London (UCL) Tıp Fakültesi'nden Dr. Stephen Patrick şunları söyledi:
Dünyadaki herkes mikroplastiklere maruz kalıyor. Her yerde bulunuyorlar; yiyeceklerimizde, içeceklerimizde, giysilerimizde ve ev eşyalarımızda.
İnsan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda artan bir endişe var ve bu şimdiye kadar canlı doku içinde incelenmesi zor bir konuydu. Mevcut yöntemlerin çoğu biyopsilere veya diseksiyon sonrası doku analizine dayanıyor, bu da araştırmacıların zaman içinde gözlemleyebileceklerini sınırlıyor.
Mikroplastikleri tespit etmeye yönelik yeni yaklaşımımızın, bu parçacıkların vücutta nerede biriktiği, ne kadar süreyle kaldığı ve beyin, kan damarları ve diğer organları etkileyen hastalıklara katkıda bulunup bulunmadığı konusunda yeni araştırma yolları açacağını umuyoruz.
Advanced Science adlı akademik dergide yayımlanan çalışma, bu invaziv olmayan yöntemin farelerin canlı dokusunun derinliklerinde mikroplastikleri tespit etmek için kullanılabileceğini gösteriyor.
Deneyde, farelere enjeksiyon yoluyla yaklaşık yarım miligram mikroplastik (yarım tuz tanesine eşdeğer) verildi. Araştırmacılar daha sonra plastiğin vücutta nasıl hareket ettiğini izledi.
İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda da yiyecek ve içme suyundan gelen düşük düzeyde mikroplastik bulunması muhtemeldi.
UCL, Kingston Üniversitesi ve Birmingham Üniversitesi'nden araştırmacılar, polipropilen (gıda kaplarında ve kahve bardaklarında kullanılıyor) ve polietilen (tek kullanımlık plastik poşetlerde kullanılıyor) gibi yaygın mikroplastikleri tespit etti.
Bugüne kadar araştırmacıların genellikle hayvanların içinde izlemeden önce mikroplastikleri kimyasal olarak etiketlemesi gerekiyordu. Bu işlem, parçacıkların davranışını değiştirebiliyor ve gerçekçi bir şekilde incelenmelerini sınırlayabiliyor.
Yeni yöntem, araştırmacıların mikroplastikleri aylarca canlı dokunun derinliklerinde invaziv olmayan bir şekilde haritalamasına ve izlemesine olanak tanıyor. Hatta diğer tıbbi ekipmanların vücutta nasıl tepki verdiğini incelemeye de yardımcı olabilir.
Çalışmanın baş yazarı, Kingston Üniversitesi Londra'dan inorganik kimya kıdemli öğretim üyesi Dr. Joseph Bear şunları söyledi:
Tekniğin çok yönlülüğü, vücuttaki diğer plastiklerin davranışına ışık tutmamızı sağlıyor.
Fıtık ağları gibi cerrahi implantlar, sık görülen mekanik arızaları, yan etkileri ve değiştirilmeleri gerektiği için özellikle odak noktamız. Bu cihazların hastalardaki sonuçlarını ve güvenliğini iyileştirmeyi amaçlayan daha fazla araştırmayla konuyu takip ediyoruz.
Independent Türkçe
