Avrupa... ‘Uzun barış’ döneminin sonu ve savaş hazırlıklarının başlangıcı

Yapay zekâ ile oluşturulmuş bir illüstrasyon
Yapay zekâ ile oluşturulmuş bir illüstrasyon
TT

Avrupa... ‘Uzun barış’ döneminin sonu ve savaş hazırlıklarının başlangıcı

Yapay zekâ ile oluşturulmuş bir illüstrasyon
Yapay zekâ ile oluşturulmuş bir illüstrasyon

Antoine el-Hac yazdı…

Belgelenmiş tarih, Avrupa’nın Antik Yunan şehir devletleri arasındaki çatışmalardan Rusya-Ukrayna Savaşı’na kadar uzanan süreçte 2 binden fazla savaşa sahne olduğunu gösteriyor. Bu durum, kıtanın parçalı siyasi yapısı, her devletin sınırlarına ve egemenliğine sıkı sıkıya bağlı kalması, etnik ve dini farklılıklar, yayılmacı hedefler, kaynak rekabeti ve sık değişen ittifaklardan kaynaklandı. Ancak bu döngü, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından modern ittifakların kurulması ve özellikle Avrupa Birliği’nin (AB) oluşturulmasıyla birlikte Avrupa ülkeleri arasındaki ekonomik entegrasyonun derinleşmesi sayesinde kırıldı.

Avrupa ülkeleri, onlarca yıl boyunca büyük ölçüde rahat ve güvenli bir dönem yaşadı. Kıtada büyük savaşların artık geçmişte kaldığına inanan Avrupalılar, ‘uzun barış’ olarak adlandırılan bu dönemi 1945’te İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle başlattı. Süreç, 1991’de Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla daha da pekişti.

Bu rahatlık ortamı, Avrupa’nın askeri doktrinini de doğrudan etkiledi. Savunma bütçeleri tarihi düşük seviyelere çekilerek gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 2’sinin altına indirildi, zorunlu askerlik uygulamaları kaldırıldı ve ordular, ağırlıklı olarak yurt dışındaki barışı koruma operasyonlarına yönelik küçük, profesyonel birliklere dönüştürüldü.

Fransa’nın sahip olduğu tek uçak gemisi Charles de Gaulle (AFP)Fransa’nın sahip olduğu tek uçak gemisi Charles de Gaulle (AFP)

Avrupa’da ‘barış dönemine’ indirilen ilk darbe, Yugoslavya’nın dağılmasının ardından patlak veren 1992-1995 Bosna Savaşı oldu. Ancak savaşı sona erdirmekte başarısız olan ve barışın tesis edilmesi görevini ABD’ye bırakan Avrupalılar, bu çatışmayı zamanla geride kalan bölgesel bir kriz olarak değerlendirdi.

İkinci darbe ise Rusya’nın Mart 2014’te Kırım’ı ilhak etmesiyle geldi. Bu adımı, Ukrayna’nın doğusunda Rusça konuşan ayrılıkçılar ile Ukrayna ordusu arasında yaşanan çatışmalar izledi. Söz konusu kriz, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya kapsamlı askerî harekât başlatmasıyla tam ölçekli bir savaşa dönüştü ve böylece Avrupa’da uzun yıllardır hâkim olan ‘kalıcı barış’ algısı çöktü.

Gerileme göstergeleri

Avrupa, özellikle ekonomik büyüme, demokratik istikrar ve güvenlik alanlarında belirgin bir gerileme döneminden geçiyor. Yaşam standartları dünyanın birçok bölgesine kıyasla hâlâ yüksek seviyelerde olsa da eş zamanlı yaşanan krizlerin birikimli etkisi, onlarca yılda elde edilen kazanımları kademeli olarak aşındırmaya başladı.

Bu süreçte, jeopolitik krizlerin yol açtığı enerji şokları ve enflasyon öne çıkan sorunlar arasında yer alıyor. Özellikle Ortadoğu’daki çatışmalar ve küresel ticaret açısından kritik öneme sahip deniz taşımacılığı güzergâhlarında yaşanan aksaklıklar, ekonomik baskıları artırdı. Bunun sonucunda Avrupa Komisyonu, 2026 yılı ekonomik büyüme tahminini yaklaşık yüzde 1,1’e düşürürken, enflasyon oranı da AB’nin 27 üye ülkesi genelinde yeniden yükselerek yaklaşık yüzde 3,1 seviyesine çıktı.

Uzman raporlarına göre, yüksek enflasyon ve enerji maliyetlerindeki kalıcı artış, Avrupa’daki hanelerin yaklaşık üçte ikisini temel ihtiyaç harcamaları da dahil olmak üzere tüketimlerini sürekli kısmaya yöneltti.

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında yan yana oturan ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte... Arka planda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio görülüyor. (Reuters)Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında yan yana oturan ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte... Arka planda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio görülüyor. (Reuters)

Buna ek olarak, Avrupa ekonomisi ile küresel rakipleri arasındaki fark giderek açılıyor. Verimlilik artışındaki zayıflık, iş gücünün yaşlanması, kamu borçlarının yükselmesi ve stratejik özerkliğin gerilemesi, kıtayı tarihsel ortalamalarının oldukça altında seyreden uzun süreli bir düşük büyüme dönemine doğru sürüklüyor.

Siyasi alanda ise İsveç merkezli saygın V-Dem (Varieties of Democracy) Enstitüsü’nün Demokrasi Raporu’na göre, siyaset bilimcilerin 2010 yılında başladığını belirttiği ‘üçüncü otoriterleşme dalgası’ Avrupa’da da derin etkiler yaratıyor. Kurumsal aşınma, seçim yasalarının zayıflaması ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar gibi gelişmelerin öne çıktığı raporda, İtalya, Hırvatistan, Slovakya, Slovenya ve Birleşik Krallık, demokratik gerilemenin belirgin biçimde yaşandığı ülkeler arasında gösterildi.

Öte yandan, Avrupa’nın açıklık ve bütünleşme esasına dayanan modeli de artan baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Düzensiz göç dalgaları, iç kültürel gerilimlerin artması ve siyasi kutuplaşmanın derinleşmesi, birçok Avrupa hükümetini sınır kontrollerini sıkılaştırmaya ve daha önce gevşetilen bazı kısıtlamaları yeniden yürürlüğe koymaya yöneltti.

Savunma yükünün artması

Bölgesel çatışmalardan kaynaklanan güvenlik risklerinin artması, özellikle de Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yarattığı tehdit algısı, Avrupa hükümetlerini savunma bütçelerini güçlendirmek ve ortak askerî kapasiteyi geliştirmek amacıyla milyarlarca euroluk ek harcamalar yapmaya yöneltti. Ancak bu yatırımlar güvenliğin artırılması açısından önem taşırken, aynı zamanda sivil altyapı projeleri, sosyal hizmetler ve refah programlarına aktarılabilecek kamu kaynaklarının önemli bir bölümünü de tüketiyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nin önünde dalgalanan bayraklar (Reuters)Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nin önünde dalgalanan bayraklar (Reuters)

Ayrıntılara bakıldığında, Avrupa’nın savunma harcamalarında son yıllarda dikkat çekici bir artış yaşandığı görülüyor. AB ülkeleri ile NATO üyesi Avrupa ülkeleri, 2020’den bu yana askerî harcamalarını yüzde 98’in üzerinde artırdı. Avrupa'nın temel savunma harcamaları, 2025 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 20 yükselerek 418 milyar euroya ulaştı.

Tarihi ölçekteki bu yeniden silahlanma süreci, kıtanın askerî mali görünümünü şu şekilde yeniden şekillendiriyor:

- Toplam harcama: AB ülkelerinin temel savunma harcamalarının 2026 yılında yaklaşık 454 milyar euroya ulaşması bekleniyor. Bu rakam, AB’nin GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 2,4’üne karşılık geliyor.

- Yatırımlar: Askerî teçhizat ve savunma altyapısına yönelik yatırımlar benzeri görülmemiş ölçüde artıyor. Avrupa’daki NATO üyeleri ile Kanada’nın savunma harcamaları, yalnızca 2025 yılında 90 milyar doların üzerinde (yaklaşık yüzde 20) artış gösterdi.

- Ulusal artışlar: Bu eğilime Avrupa’nın büyük ekonomileri öncülük ediyor. Almanya, yıllık savunma harcamalarını 118 milyar euroya çıkarmayı planlarken, İspanya ve İtalya gibi ülkeler de yeni güvenlik hedefleri doğrultusunda savunma bütçelerinde tarihî düzeyde yıllık artışlara imza attı.

Trump’ın müttefiklere karşı tutumu

ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupalı ticaret ortakları ile NATO müttefiklerine yönelik tutumu, Avrupa liderlerini güvenlik politikalarında uzun süredir benimsedikleri temkinli yaklaşımı terk ederek stratejik güvenlik konusunda farklı bir anlayış geliştirmeye yönelten dönüm noktası oldu. Onlarca yıl boyunca Batı Avrupa’yı koruyan Amerikan güvenlik şemsiyesinin fiilen ortadan kalktığı değerlendirilirken, Trump Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin önemli bir bölümünde müttefiklerine açık eleştiriler yöneltti. Trump, savunma harcamalarına ilişkin taahhütlerin yerine getirilmesindeki yavaş ilerleme ve İran’a karşı yürütülen savaşa yeterli düzeyde katılım sağlanmaması gibi başlıklarda bir dizi şikâyetini dile getirdi.

​​​​​​​Alman-Fransız KNDS fabrikalarından çıkacak CAPINT tankının ilk prototipi, Paris yakınlarındaki Villepinte’de düzenlenen bir savunma fuarında sergilendi, 15 Haziran 2026. (Reuters)

Alman-Fransız KNDS fabrikalarından çıkacak CAPINT tankının ilk prototipi, Paris yakınlarındaki Villepinte’de düzenlenen bir savunma fuarında sergilendi, 15 Haziran 2026. (Reuters)

Trump ayrıca Madrid yönetiminin NATO’nun savunma harcamaları hedefine uyma konusundaki isteksizliğine tepki olarak görülen bir adımla, İspanya ile ‘tüm ticari ilişkilerin durdurulması’ talimatını verdi. İspanya’yı ‘kaybedilmiş bir dava’ ve ‘NATO’da çok kötü bir ortak’ olarak nitelendirdi.

Trump, zirveyi ABD’nin Grönland’ı kontrol altına alma arzusunu yinelemek için de kullandı. Trump, “Grönland ABD için çok önemli ancak Danimarka için önemli değil. Ona yalnızca ABD’yi değil, dünyayı korumak için ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

Güvenliği sağlamak için silah yeterli mi?

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşının devam ettiği bir dönemde, Avrupa’nın savunma harcamalarını artırması talebi gündemin başlıca maddesi oldu. Antoine el Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Avrupalılar askerî kapasitenin güçlendirilmesinin gerekliliği konusunda hemfikir olsa da kıtanın güvenliğini yalnızca daha fazla silah alımına indirgemek, karşı karşıya bulunulan tehditlerin niteliğini eksik anlamak anlamına geliyor.

Askerî gücün, özellikle Ukrayna Savaşı’nın Avrupa’nın savunma hazırlıklarındaki zayıflıkları ortaya çıkarmasının ardından caydırıcılığın temel unsurlarından biri olmaya devam ettiği doğru. Ancak güvenlik yalnızca silaha dayanmıyor; aynı zamanda siyasi bütünlüğe, demokratik kurumların meşruiyetine ve müttefik ülkeleri bir araya getirmesi beklenen ortak değerlere de bağlı bulunuyor.

Bu nedenle bazı gözlemciler, NATO’nun bir tür pazarlık mantığına dayanan bir ittifaka dönüşmesi konusunda uyarıda bulunuyor. Buna göre ABD’nin sağladığı koruma, yalnızca Avrupa’nın savunma harcamalarının büyüklüğüyle ilişkilendirilebilir ve bu durum kaçınılmaz olarak askerî sanayi şirketleri aracılığıyla ABD ekonomisine katkı sağlayabilir. Ancak bu yaklaşım, 1949’da kurulan ittifakın yalnızca askerî bir yapı olmadığı gerçeğini göz ardı ediyor. NATO, kuruluşundan bu yana kendisini demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlüklere dayanan siyasi bir oluşum olarak tanımladı. Bu unsurlar, müttefikler arasındaki güveni güçlendirerek askerî ve istihbarat alanındaki iş birliğini kolaylaştırıyor.

Rus bombardımanı sonucu Kiev’deki bir yerleşim bölgesinde meydana gelen yıkım (AFP)Rus bombardımanı sonucu Kiev’deki bir yerleşim bölgesinde meydana gelen yıkım (AFP)

Avrupalı analistlere göre ABD de mevcut ve gelecekteki jeopolitik tehditlerle mücadele edebilmek için güçlü ve güvenilir müttefiklere ihtiyaç duyuyor. Avrupa’nın katkısı yalnızca askerî boyutla sınırlı kalmıyor; kıtanın ekonomik, diplomatik ve teknolojik kapasitesi de NATO’nun konumunu ve karşı karşıya olduğu zorluklarla mücadele kabiliyetini güçlendiriyor.

Sonuç olarak, savunma harcamalarının artırılması caydırıcılığı güçlendirmek için gerekli bir adım olsa da sürdürülebilir bir Avrupa güvenliği inşa etmek için tek başına yeterli değil. Askerî güç ne kadar büyük olursa olsun, demokrasinin zayıflığını, kurumların kırılganlığını veya siyasi bütünlüğün aşınmasını telafi edemez. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın güvenliği yalnızca sahip olduğu tank ve uçakların sayısıyla değil, aynı zamanda demokratik modelini koruma ve dış tehditler karşısında iç birlikteliğini güçlendirme kapasitesiyle de ölçülecek.



Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma
TT

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

ABD Gizli Servisi, İran devlet televizyonunun ABD Başkanı Donald Trump'ın en küçük oğlu Barron Trump'ı hedef alan bir video yayınladığından haberdar olduğunu doğruladı.

ABD Gizli Servisi Sözcüsü Nate Herring yaptığı açıklamada, “ABD Gizli Servisi, videonun farkında ve korumakla yükümlü olduğu kişilere yönelik tehdit olarak değerlendirilebilecek her konuyu soruşturuyor” dedi.

Herring, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Operasyonel güvenlik nedeniyle, korumaya dair istihbarat bilgileriyle ilgili meseleleri tartışmıyoruz."

ABD'nin İran Dini Lideri Ali Hamaney'e düzenlediği suikasttan bu yana İran basını, birçok kez Başkan Trump’a ve aile üyelerine yönelik tehditler içeren içerikler yayımladı.

Hamaney suikastı, Trump'ın İsrail ile birlikte İran'a karşı başlattığı savaşın başlarında gerçekleşmişti.

Barron Trump'a yönelik tehdidin ortaya çıkması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, İran'ın oğullarından birini öldürmeye çalıştığını açıklamasından bir gün sonra geldi. Netanyahu, hedefteki oğlunun kim olduğunu, planın zamanlamasını veya suikast girişimine ne kadar yaklaşıldığını belirtmemişti.

Netanyahu, pazartesi günü İsrail televizyonu Kanal 14’de verdiği röportajda, “İran, oğullarımdan birini hedef aldı. İran oğullarımdan birini öldürmeye çalıştı" ifadelerini kullandı. Netanyahu, aile üyelerine yönelik güvenlik korumasının ‘bir lüks olmadığını’ da sözlerine ekledi. İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği ise Reuters'ın bu suçlamaya yönelik yorum talebine yanıt vermedi.

Netanyahu'nun hangi oğlunu kastettiği netlik kazanmazken, en büyük oğlu Yair'in Miami'de yaşadığı biliniyor.

CNN kanalı da daha önce Gizli Servis'in Barron Trump'a yönelik tehditten haberdar olduğunu bildirmişti.


Katz Suriye'deki İsrail birliklerini ziyaret ederken “tehditler sürdükçe” bölgede kalma sözü verdi

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

Katz Suriye'deki İsrail birliklerini ziyaret ederken “tehditler sürdükçe” bölgede kalma sözü verdi

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

Fransız haber ajansı AFP, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün Suriye'nin güneyinde konuşlu İsrail birliklerini ziyaret ettiğini aktardı. AFP’ye göre Katz, ‘ülkesinin güvenliğine yönelik tehditler sürdükçe’ bu birlikleri bölgede tutma sözünü yineledi.

Bu ziyaret, İsrail'in, tesise Türk birliklerinin konuşlanmasını engellemek istediği iddiasıyla Suriye'nin kuzeybatısındaki devre dışı kalmış Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü bombalamasından bir hafta sonra gerçekleşti. Ankara, üsse herhangi bir heyet gönderilmediğini açıklamıştı.

Beşşar Esed yönetiminin 2024 yılı sonlarında düşmesinden bu yana İsrail güçleri Suriye'nin güneyinde bir ‘güvenlik bölgesinde’ konuşlanmış durumda.

İsrail güçleri, Birleşmiş Milletler (BM) devriyelerinin görev yaptığı ve 1974'ten bu yana İsrail işgali altındaki Suriye'nin Golan Tepeleri'nde İsrail ile Suriye güçlerini birbirinden ayıran tampon bölgeye konuşlu.

Katz'ın ofisinden yayımlanan görüntülü bir açıklamaya göre İsrail Savunma Bakanı, "Burada tehditleri boşa çıkarmak, eski rejimin kalıntılarını ortadan kaldırmak ve yeni rejimin tehlikeli bir şekilde kök salmasını önlemek için her gün faaliyet yürütülüyor" dedi.

Katz şunları da ekledi:

“Suriye başkanına verilen mesaj da açıktır: Sabah Şam'daki sarayınızda uyanıp Hermon Dağı'na (Cebel eş-Şeyh) baktığınızda ve İsrail ordusunu gördüğünüzde, bizim burada kasabalarımızı ve sınırlarımızı korumak için bulunduğumuzu anlarsınız.”

İsrail Savunma Bakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tehditler var oldukça İsrail ordusu güvenliğimizi sağlamak için burada kalmaya devam edecektir. Şu ana kadar yaptığımız buydu ve gelecekte de yapmaya devam etmeyi planladığımız şey bu.”

İsrail, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye'de yüzlerce saldırı düzenledi ve defalarca Suriye topraklarının içlerine doğru ilerledi.

İsrailli yetkililer ayrıca, İsrail'in daha geniş bir silahsızlandırılmış bölge kurmayı amaçladığı ‘güvenlik bölgesinde’ asker bulundurma taahhüdünü birçok kez dile getirdi.

İsrail Genelkurmay Başkanı General Eyal Zamir de geçen hafta bölgedeki birlikleri ziyaret etmiş ve ordunun sınırlarda tehditlerin ‘kök salmasına’ izin vermeyeceğini vurgulamıştı.

Dünkü ziyareti sırasında Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü hedef alan saldırıya da değinen Katz, İsrail'in ‘Türkiye'nin Suriye'de varlık gösterme çabasına karşı, İsrail'in güvenlik çıkarlarını tehdit ettiği gerekçesiyle harekete geçtiğini’ söyledi.

Suriye ise, ülkenin güneyinde konuşlu birliklerine nadir bir ziyaret gerçekleştiren Katz'ın topraklarına yönelik ‘yasa dışı girişini’ bugün kınadı.

Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Katz'ın ‘Suriye topraklarına yasa dışı girişi’ ve ‘Suriye Arap Cumhuriyeti'nin uluslararası sınırlarını aşarak ülkenin egemenliğini ile toprak bütünlüğünü açıkça ihlal etmesi’ kınandı. Açıklamada uluslararası topluma, ‘işgal makamlarını mükerrer ihlallerini durdurmaya zorlayacak gerekli önlemleri alma’ çağrısında bulunuldu.


Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Fedorov: Ukrayna'nın savaşta yenilgiden kaçınmak için değişikliklere ihtiyacı var

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
TT

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Fedorov: Ukrayna'nın savaşta yenilgiden kaçınmak için değişikliklere ihtiyacı var

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, Reuters'a yaptığı açıklamada ülkesinin Rusya'ya karşı yürüttüğü savaşı yavaş yavaş kaybetmekte olduğunu belirtti. Federov, güç dengesini kendi lehlerine çevirmek için gerekli kritik kararları alabilmek adına Kiev'in önünde sadece birkaç ay kaldığı uyarısında bulundu.

Geçtiğimiz ay görevden alınması haftalarca süren protestolara yol açan genç reformcu Fedorov, Ukrayna'nın dört yıldır süren bu savaşı nasıl kazanacağına dair kapsamlı bir vizyondan yoksun olduğunu ve inovasyon konusundaki başarısızlığının da bir engel teşkil ettiğini ifade etti.

Fedorov verdiği röportajda, kök salmış yolsuzluk ve kayırmacılık ağlarının yanı sıra devlet kurumlarının siyasi bağımsızlığının olmamasının da Ukrayna'nın ilerlemesini engellediğini sözlerine ekledi.

Kiev'in resmi söyleminin dışına çıkan belirgin bir açıklamada bulunan Fedorov, “Şu an gelecekteki rotamızı belirleyecek bir kırılma noktasında olduğumuzu düşünüyorum, ancak görünüşe göre kademeli ve yavaş bir şekilde kaybediyoruz” dedi.

Ukrayna'nın savaşı kazanmak için halen ‘tüm fırsatlara’ sahip olduğunu, ancak acilen savaşı sona erdirecek bir plana ihtiyaç duyduğunu da sözlerine ekledi.

Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi ise Fedorov'un bu yorumlarına, kendisinin bakanlıktayken savaşın gidişatı konusunda iyimser olduğu ve değişen tek şeyin kendi kişisel statüsü olduğu şeklinde yanıt verdi.

Önleyici füze eksikliği Ukrayna'yı zora sokuyor

Rusya, Ukrayna'daki fabrikaları ve depoları her ay onlarca balistik füzeyle hedef alırken, önleyici füze stokları giderek azalan Ukrayna, çoğu zaman bu saldırıları savuşturamıyor. Rusya'nın geçtiğimiz yıla kıyasla elde ettiği kazanımlar daha az olsa da Donbas bölgesindeki yavaş ilerleyişi sürüyor. Öte yandan Ukrayna, cephe hattına dağılmış piyade siperlerinde ise çoğunlukla motivasyondan yoksun olarak silah altına alınan askerler görev yapıyor.

Ukrayna ise buna karşılık olarak, Rusya topraklarının derinliklerine yönelik insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırılarını yoğunlaştırarak bazı kilit öneme sahip askeri fabrikaları hedef aldı. Bu durum, petrol rafinerilerinde ağır hasara yol açarken ülke çapında yakıt sıkıntısına neden oldu.

Temmuz ayı sonlarında yapılan bir ankete göre Ukraynalıların yüzde 82'si Ukrayna'nın galip geleceğine inanıyor; ancak katılımcıların büyük bir kısmı savaşın 2027 yılına veya daha sonrasına kadar sürmesini bekliyor.

Göreve gelmesinden altı ay sonra görevden alınan 35 yaşındaki Fedorov, tedarik ve seferberlik alanlarında başlattığı reformların ardından askeri bürokrasi ve siyasi rakipleriyle karşı karşıya gelmişti.

Yönetimdeki ‘sistematik’ bir krizi eleştirerek savaş zamanında seçim yapılması çağrısında bulunan ilk önde gelen siyasi figür olarak geçen hafta Ukrayna siyaset sahnesini sarsmıştı.

Pazartesi günü kendisiyle yapılan röportajda Fedorov, savaşın gidişatını değiştirmek için yapay zeka destekli otonom insansız hava araçlarının, Rus hava saldırılarını durduracak ucuz önleyici füzelerin ve Ukrayna'nın kendi balistik füze programının geliştirilmesinin önemini vurguladı.

Ukraynalı üreticilerin halihazırda bu teknolojiler üzerinde çalıştığını belirten Fedorov, ancak Kiev'in bu sistemler sahaya sürüldüğünde etkilerini en üst düzeye çıkarmak için entegre (kapsamlı) bir stratejiye ihtiyacı olduğunu ifade etti.

İnsan varlığını asgari düzeye indirmek amacıyla karada ve havada insansız araçların görev yaptığı, düşmanı tespit etmek için elektronik sensörlerle donatılmış bir cephe hattı vizyonu ortaya koyan Fedorov şunları söyledi:

"Rusları tamamen durdurabilecek teknolojiler halihazırda mevcut, ancak vizyon eksikliğimiz... bunları uygulamadığımız anlamına geliyor."

Fedorov ayrıca, potansiyelin heba edilmesini ve ‘yüzde beş verimlilikle’ çalıştığını savunduğu Ukrayna devletinin yetersizliğini eleştirdi.

Bütçe açığında suçlama oyunu

Fedorov, Ukrayna'nın güneyinin işgal altındaki kesiminde Rus yakıt tedarikini ve askeri lojistiğini hedef alarak cephe hattındaki Moskova güçlerine zorluk çıkaran bu yılki İHA saldırı kampanyasının arkasındaki itici güç olduğunu söylüyor.

Rusya'nın Ukrayna'nın taktiklerine karşılık vermenin bir yolunu bulmasından önce, Rusya’nın işgali altındaki Kırım Yarımadası'nı izole etmeyi amaçlayan bu operasyonu ilerletmek için hala birkaç aylık bir fırsat penceresi bulunduğunu açıkladı.

Söz konusu saldırı kampanyası, Ukrayna'nın şansına dair söylemleri değiştirmede önemli bir faktör olmuştu.

Fedorov daha önce, kampanyanın başarısında 2026'nın ikinci yarısı için ayrılan ödenekleri öne çekme kararının etkili olduğunu belirtmişti.

Fedorov'un eski siyasi destekçisi ve yeni rakibi Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise hafta sonu yaptığı açıklamada, harcamaların öne çekilmesinin bakanlık bütçesinde 27 milyar dolarlık bir açığa yol açtığını ve dış yardımlara bağımlı olan Ukrayna'nın bu soruna bir çözümünün olmadığını söyledi.

Zelenskiy'nin bu rakamı nereden çıkardığını bilmediğini ifade eden Fedorov, bakanlığın yeni tedarik ihalelerinden elde edilecek bütçe fazlasına ve uluslararası desteğe dayanan bir harcama planı hazırladığını sözlerine ekledi.

Fedorov, Savunma Bakanlığı'na ilk geldiğinde, Ukraynalı savunma sanayii şirketlerinin kendi çıkarlarını gözetmek amacıyla yaptıkları talepler doğrultusunda atanmış daire başkanlarıyla karşılaştığını iddia etti.

Açıklamalarını sürdüren Fedorov, “Bizim planlamamıza göre yıl sonu itibarıyla bütçe açığı yaklaşık beş milyar dolar civarındaydı ve bu parayı nereden bulacağımızı da biliyorduk. Belki de planlar değişti ve böylesine büyük bir bütçe gerektiren yeni projeler ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.

Seçim çağrısı

Fedorov'un seçim çağrısı bazı Ukraynalılar tarafından endişeyle karşılanırken, kamuoyu yoklamaları savaş zamanında seçim yapılmasına yönelik hevesin düşük olduğunu istikrarlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Zelenskiy, Rusya ile savaşıldığı bir dönemde Ukrayna'yı yıkıma sürükleyebileceği gerekçesiyle Fedorov'un seçim çağrısını sert bir dille eleştirdi.

Ukrayna, Rusya’nın işgalinin başladığı 2022 yılının şubat ayından bu yana güvenlik gerekçesiyle seçimlerin yapılmasını yasaklayan sıkıyönetim altında yönetiliyor.

Devlet Başkanı Zelenskiy, Fedorov'un seçim çağrısı yapmak için dış güçlerin baskısına maruz kalmış olabileceğini belirtirken, Fedorov bu iddiayı kesin bir dille yalanladı.

Savaş zamanında seçim yapmanın devasa lojistik zorlukları barındırmasına rağmen Fedorov, Ukrayna'nın yenilikçi çözümler bulacağını ifade etti. Bununla birlikte, devlet başkanlığına aday olup olmayacağını söylemek için henüz çok erken olduğuna dikkati çekti.

Bu arada Fedorov'un zamanını, Ukrayna'da yeniden seçim yapılmasına yönelik çabaları ile yaklaşan ABD ziyareti sırasında sermaye toplamayı planladığı bir yatırım fonunun da aralarında bulunduğu yenilikçi askeri teknolojilere odaklanan projeler arasında paylaştırmayı planladığı belirtiliyor.