Türk-İsrail ilişkileri: Stratejik ortaklıktan açık kopuşa

Karşılıklı suçlamalar, hukuki çekişme ve sembolik misilleme

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon
TT

Türk-İsrail ilişkileri: Stratejik ortaklıktan açık kopuşa

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon

Michael Horowitz

Haziran ayı sonlarında, İsrail hükümeti, on yıllarca süren resmi tereddüdü sona erdirerek Ermeni soykırımını resmen tanıdı. Karar, Gazze savaşı, Türk ekonomik baskısı ve iki taraf arasındaki artan hukuki çekişmenin körüklediği uzun ve kademeli bir bozulmanın ardından Türk-İsrail ilişkilerinin yıllar içinde en düşük seviyeye ulaştığı bir dönemle eş zamanlı geldi.

Türk yetkililer bu adımı siyasi olarak tanımlayarak kınadılar ve İsrail'i dikkatleri Gazze'deki savaştan uzaklaştırmaya çalışmakla suçladılar. İsrailli yetkililer ise bu adımı uzun zamandır gecikmiş bir ahlaki ve tarihi düzeltme olarak sundular. Gerçekte bu adımın iki iç içe geçmiş boyutu vardı; bir ilke beyanı ve Tel Aviv'in Ankara ile ilişkileri göz önünde bulundurarak bu konuyu ağırdan almaya devam etmekte artık stratejik yarar görmediğine dair bir mesaj.

Uygulamada, karar bir ilke beyanı ve İsrail'in Ankara ile ilişkileri göz önünde bulundurarak kendini tutmaya devam etmekte artık stratejik yarar görmediğine dair bir mesajdı. Tanımanın üzerinden sadece birkaç hafta geçtikten sonra Netanyahu bir adım daha ileri giderek, Başkan Trump'a Türkiye'ye F-35 hayalet savaş uçaklarının satışına izin vermemesi çağrısında bulundu. Bu adım, onu, Washington’un Türkiye'yi savaş uçağı programından dışlama kararından geri adım atabileceği imasında bulunan ABD Başkanıyla fiilen karşı karşıya getirdi.

Tüm bunların daha geniş sonucu açık; İsrail, Haziran 2026'da Ermeni soykırımını tanıdı çünkü on yıllarca bu adımı atmasını engelleyen stratejik kısıtlamalar önemli ölçüde azalmıştı. Bakanlar Kurulu kararı oyladığında, Türkiye zaten ticareti askıya almış, ulaşım kısıtlamalarını sıkılaştırmış, İsrail'e karşı yasal işlemleri desteklemiş ve İsrail karşıtı söylemi bölgesel duruşunun temel taşı haline getirmişti. Tanıma bir ayrılık yaratmadı, aksine, ayrılığın zaten derin olduğunu teyit etti ve her iki taraf da ilişkilerin yakın bir zamanda onarılmasını beklemiyor.

Stratejik ortaklıktan siyasi kopuşa

1990'ların büyük bölümünde İsrail ve Türkiye, Ortadoğu'daki en yakın stratejik ortaklar arasındaydı. Aralarındaki ilişki, askeri iş birliği, istihbarat paylaşımı ve başta Suriye ve devlet dışı silahlı örgütler olmak üzere bölgesel tehditlere ilişkin ortak endişelere dayanıyordu. Bu ortaklık her iki tarafa da bölgesel nüfuz kazandırdı ve Türkiye'nin Batı güvenlik alanındaki yerini sağlamlaştırmasına yardımcı oldu.

Ermeni Soykırımını tanıma kararı, Washington ve Ankara arasındaki ısınan ilişkiden daha derin bir İsrail endişesini yansıtıyor

İlişki, Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) 2002'de iktidara gelmesinden sonra değişmeye başladı. Ardından, İsrail komandolarının Gazze'ye giden bir gemiye baskın düzenlediği 2010’daki Mavi Marmara olayından sonra iki ülke arasında gerilim tırmandı. 2022'deki sınırlı normalleşme girişimi, pragmatik iş birliğinin hâlâ mümkün olduğunu gösterdi, ancak bu iş birliği kırılgan bir zeminde kaldı ve iki liderlik arasında daha derin olan siyasi güvensizliği aşamadı.

sgtngt
Filistin yanlısı aktivistleri taşıyan Mavi Marmara gemisi, insani yardım filosu kapsamında İstanbul Sarayburnu limanından ayrılıyor, 22 Mayıs 2010 (Reuters)

7 Ekim 2023'ten sonra patlak veren Gazze savaşı, iki ülke arasındaki ilişkileri tamamen farklı bir boyuta taşıdı. Erdoğan, Hamas üyelerini öven ve “mücahit” diye tanımlayan, İsrail'in Gazze'deki eylemlerini defalarca Nazi vahşetleriyle karşılaştıran sert bir söylem benimsedi. Nisan 2024'te Türkiye, birçok ürünün İsrail'e ihracına kısıtlamalar getirdi. Mayıs 2024'te Ankara, yıllık yaklaşık 7 milyar dolar değerindeki İsrail ile bütün ticareti askıya aldı. İsrail'in bakış açısından Türkiye artık zor bir ortak değil, söylemi ekonomik önlemler ve yasal baskıyla birleştirmeye hazır, açıkça düşman bir bölgesel aktör haline gelmişti.

Peki, neden şimdi tanıdı?

İki taraf arasındaki gerilim giderek arttı ve her iki taraf da birbirini önce retorik saldırılar, ardından da giderek yoğunlaşan pratik baskılar için bir hedef olarak kullanmaya başladı. Ancak bu tek başına İsrail'in hamlesini açıklamaz. Ermeni soykırımını tanıma kararı, Washington ve Ankara arasındaki ısınan ilişkiden daha derin bir İsrail endişesini yansıtıyor.

Trump ve Erdoğan arasındaki dostluk, İsrail hükümetinin, özellikle Ankara'nın yeni Suriye hükümetiyle ilişkileri yoluyla bölgedeki artan varlığı konusunda giderek daha fazla endişe duyduğu bir döneme denk geldi

Ankara ve Washington arasındaki ilişkiler son on yıldır belirgin şekilde gergindi. Birkaç yapısal sorun, Türkiye'nin Rus hava savunma sistemini satın almasıyla başlayan ve F-35 savaş uçağı programından dışlanmasına yol açan bir dizi krize neden oldu. Buna bir de Ankara'nın genel olarak Rusya'ya karşı belirsiz tutumu eklendi. Ukrayna'ya verdiği desteğe rağmen Rusya ile ticari ilişkilerini sürdürmesi, Hamas'a verdiği destek ve Erdoğan'a yönelik siyasi muhalefete karşı aldığı önlemlerin artması da bu krizler arasında yer alıyor.

Ancak Başkan Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşü bu endişelerin çoğunu bir anda ortadan kaldırmış gibi görünüyor. ABD Başkanı, daha önce “iyi bir dost” ve “güçlü bir adam” olarak tanımladığı Erdoğan ile yakın ilişkisiyle tanınıyor. Trump'ın Ukrayna konusundaki tutumu ve Rusya ile ilişkileri düzeltme çabaları da Ankara için daha elverişli bir ortam yarattı. En önemlisi, ABD Başkanı, Türkiye'ye uygulanan önceki yaptırımların kaldırılması ve F-35 savaş uçaklarının satışına devam edilmesi olasılığına da işaret etti.

fergg
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump, Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO zirvesi kapsamında düzenlenen resmi karşılama töreninde, 7 Temmuz 2026 (AFP)

Trump, bu gelişmiş savaş uçaklarının Ankara'ya satılabileceğini defalarca ima etti ve bu İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kendisine doğrudan ve açık bir çağrıda bulunmaya itti. İsrail, uzun zamandır diğer bölgesel güçler üzerindeki askeri üstünlüğünü korumaya çalışıyor ve daha önce Abraham Anlaşmaları kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) bu savaş uçaklarını edinmesi konusunda endişelerini dile getirmişti. Ancak, Türkiye'nin bu uçakları edinme olasılığı daha büyük bir endişe uyandırıyor, çünkü İsrail, BAE'nin aksine Ankara'yı giderek bir müttefikten ziyade bölgesel düşman olarak görüyor. Bu durum, olası bir anlaşmayı tehlike habercisi ve doğrudan güvenlik tehdidi haline getiriyor.

Washington'un Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da Erdoğan'a çok yakın olduğu ve Washington ile Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye hükümeti arasında hızlı bir normalleşmeyi teşvik etmeye çok istekli olduğu gerekçesiyle İsrail ve İsrail yanlısı çevrelerden giderek artan eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Şara İsrail'e karşı pragmatik bir tavır sergilemiş olsa da Başbakan Binyamin Netanyahu, kendisini siyasi olarak yeniden tanımlayan eski bir cihatçı olarak nitelendirilen yeni Suriye liderini, erken aşamada kontrol altına almayı tercih ettiği potansiyel bir tehdit olarak görüyor.

İsrail'i daha da şaşırtan husus ise Türkiye'nin İran'a karşı savaşa açıkça karşı çıkmasına Başkan Trump'ın kayda değer bir tepki göstermemesi oldu. Trump, çatışma sırasında yardım etmeyi reddettikleri için Avrupalı ​​müttefiklerini sert bir şekilde eleştirirken, Erdoğan'ın savaşa yönelik eleştirileri, genellikle ateşli sosyal medya paylaşımlarını diplomasi ve lobi faaliyetleri için bir kanal olarak kullanan başkandan benzer bir tepki almadı. Dahası Türkiye'nin, İran İslam Cumhuriyeti'ni devirme planının bir parçası olarak, İran'ın batısındaki Kürt örgütleri silahlandırma girişimini engellemeye katkıda bulunduğuna dair haberler yayınlandı.

Trump ile Erdoğan arasındaki bu yakın ilişki gerçek bir zemine dayanıyor. Bu durum, Ankara'nın özellikle yeni Suriye hükümetiyle geliştirdiği ilişkiler üzerinden bölgede artan etkisinin, İsrail hükümetinde giderek büyüyen bir endişeye yol açtığı bir döneme denk geliyor.

Türk-Amerikan ilişkilerinin, en azından Trump döneminde sağlam kalması ve Türk-İsrail rekabetinin artması, Türkiye'de Erdoğan döneminin sonunun yaklaştığına dair hiçbir göstergenin olmamasıyla birlikte, İsrail daha agresif adımlar atmaya ve daha açık bir diplomatik çatışmaya yönelmeye başladı

İsrail'in Ankara'nın kendisine karşı artan bir “dezenformasyon” kampanyasına katıldığıyla ilgili iddiaları, gerilimi daha da artırıyor. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, Ermeni soykırımını tanıma kararını duyuran açıklamasında, Türkiye'yi “İsrail'e karşı yanlış anlatılar yaymakla” eleştirdi. Türkiye ile bağlantılı medya kuruluşları İsrail'e yönelik eleştirilerini zaten yoğunlaştırmış durumda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu eleştiriler yeni değil, ancak şimdi daha geniş çapta İngilizce olarak yayınlanıyorlar ve bu, İsrail'in ABD içindeki imajındaki giderek artan gerilemeyi derinleştirme çabası olabilir.

Son ve belki de en önemli faktör ise Erdoğan'ın uzun süreli iktidarıdır. Yıllardır İsrail, Türk devletiyle bağlarını tamamen koparmayıp asgari düzeyde de olsa korumayı gözeterek, İsrail karşıtı söylemin bir gün sona erebilecek “Erdoğan dönemi”nin özelliği olduğu varsayımıyla hareket ederek, Türkiye'ye karşı en sert adımlardan bazılarını atmaktan kaçındı. Ancak bu varsayım giderek daha az ikna edici hale geliyor. İlerleyen yaşına ve büyüyen iç muhalefete rağmen, Türkiye Cumhurbaşkanı iktidarını sürdürüyor. Bir askeri darbe girişimini, giderek daha sesli hale gelen muhalefeti, yıkıcı bir depremi ve Türk dış politikasını büyük bir baskı altına alan bir dizi bölgesel çatışmayı atlattı. Aynı zamanda, cumhurbaşkanı olarak gücünü pekiştirdi, parlamentoyu marjinalleştirdi, ardı ardına seçimler kazandı ve en popüler rakiplerinin hapse atılmasına şahit oldu. Erdoğan kalıcı gibi ve onunla birlikte Türk-İsrail rekabetinin de devam etmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

sdreght
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 78. oturumu sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmede, 19 Eylül 2023 (AFP)

Türk-Amerikan ilişkilerinin, en azından Trump döneminde sağlam kalması, Türk-İsrail rekabetinin etki ve siyasi söylem açısından tırmanması ve Türkiye'de Erdoğan döneminin sonunun yaklaştığına dair hiçbir gösterge olmamasıyla birlikte (İsrail bunu uzun süre geçici bir aşama olarak değerlendirmişti), İsrail daha agresif adımlar atmaya ve daha açık bir diplomatik çatışmaya yönelmeye başladı.

Bundan sonra ne olacak?

Kabine’nin kararının yürürlüğe girmesi için Knesset’in onayına ihtiyacı var, ancak İsrail’den gelen haberler, Başbakan Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere hükümetin en üst düzeylerinde kendisine geniş bir destek olduğunu gösteriyor. Karar onaylanırsa, İsrail, giderek artan Ermeni Soykırımını resmen tanıyan ülkeler listesine katılacak. Ancak, gerçek önemi hukuki olmaktan çok politik, çünkü bu karar, İsrail'in Türkiye ile gelecekte uzlaşma için bir marj bırakmanın artık değeri olmadığı sonucuna vardığı anı işaret edecektir.

Türkiye'nin, diplomatik küçülmeyi de içeren, gerilimi tırmandırmak için hâlâ seçenekleri var, ancak önemli araçların çoğu zaten kullanıldı. Bu nedenle, Haziran 2026 kararı yeni bir krizin başlangıcı olmaktan ziyade, uzun süredir devam eden krizin doruk noktası gibi görünüyor. En önemli soru, bu ayrılığın bölgesel politikanın kalıcı bir özelliği haline gelip gelmeyeceği veya İsrail, Türkiye veya Washington'da gelecekteki bir liderlik değişikliğinin normalleşmeye kapıyı yeniden açıp açmayacağıdır.

Şimdilik cevap açık görünüyor. Bir zamanlar stratejik ittifak içinde iki büyük bölgesel gücü bir araya getiren ilişki, şimdi karşılıklı suçlamalara, hukuki bir çekişmeye ve sembolik misillemeye indirgenmiş bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



ABD-İran saldırıları şiddetleniyor... Beyaz Saray: Tahran anlaşma istiyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD-İran saldırıları şiddetleniyor... Beyaz Saray: Tahran anlaşma istiyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran ile ABD arasındaki karşılıklı saldırılar perşembe günü daha da şiddetlendi. Yaklaşık bir haftadır süren gerilim, geçen ay varılan ateşkesin geleceğini tehlikeye atarken, İran'ın bir ABD vatandaşını serbest bırakması ise tarafların kapsamlı bir savaşa yeniden sürüklenmesini önleyebilecek diplomatik bir kanalın hâlâ açık olabileceğine işaret etti.

İran haber ajansları, ABD'nin Hürmüz Boğazı yakınındaki Kişm (Qeshm) Adası çevresine hava saldırıları düzenlediğini bildirdi. İran devlet televizyonu ise ülkenin güneyindeki kıyı kenti Bender Abbas'ın perşembe akşamı "Amerikan düşmanı" tarafından hedef alındığını duyurdu.

Beyaz Saray ise eş zamanlı olarak İran'ın ABD ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve bir anlaşmaya varmak istediğini açıkladı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, "Son birkaç gündür yaşanan saldırıların nedeni, İran'ın bizimle imzaladığı mutabakat zaptını ihlal etmesidir" dedi.

Leavitt, "İmzalanan mutabakat zaptında, Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilere ateş açılmaması açıkça yer alıyordu. Ancak ne yazık ki İran bu yükümlülüğünü ihlal ederek trajik bir karar aldı" ifadelerini kullandı.

Karoline Leavitt ayrıca, İran limanlarına gitmeyen veya bu limanlardan ayrılmayan gemiler için Hürmüz Boğazı'nın açık olduğunu belirterek, ABD Donanması'nın bunun devamını sağlamak amacıyla bölgede varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran'da tutulan bir ABD vatandaşının serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılayarak bunu "iyi niyet göstergesi" olarak nitelendirdi.

İnsan hakları avukatı Jared Genser, serbest bırakılan kişinin Dina Karari olduğunu açıkladı. Genser, Karari'nin Aralık 2024'ten bu yana "asılsız suçlamalarla İran'da mahsur kaldığını", şu anda güvende olduğunu ve ABD'ye dönmek üzere yola çıktığını söyledi.

İran tarafından konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.


Trump yönetimi göçmenleri sınır dışı edecek havayolu şirketi arıyor

Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)
Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)
TT

Trump yönetimi göçmenleri sınır dışı edecek havayolu şirketi arıyor

Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)
Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının işletilmesini üstlenecek havacılık şirketleri arıyor ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor (AFP)

Trump yönetimi, sınır dışı uçuşlarının yürütülmesini üstlenecek havacılık şirketleri arayışına girdi ve İç Güvenlik Bakanlığı bilfiil kendi filosunu oluşturuyor.

Bu adım, yönetimin sınır dışı etme çalışmalarını 464,5 milyon dolarlık ek bütçeyle güçlendirme planının bir parçası. Ayrıca sınır dışı operasyonlarında askeri uçaklar veya charter uçuşlar yerine farklı bir yönteme geçildiğine işaret ediyor.

Yönetimin Ödül Yönetim Sistemi internet sitesindeki duyuruda, "Yönetim, sınır dışı etme, gönüllü geri dönüş, yüksek riskli charter operasyonları, kriz müdahale personelinin konuşlandırılması, tıbbi tahliyeler ve süreklilik direktifleriyle diplomatik etkileşimi desteklemek amacıyla üst düzey yetkililerin taşınması için kullanılan uçak filosuna uçuş operasyonları, bakım ve yüklenici lojistik desteği sağlamak üzere bir yükleniciye ihtiyaç duymaktadır" dendi.

İlk kez Bloomberg'ün aktardığı ilanda, konumların "uzak, gelişmemiş veya zorlu ortamları içerebileceği" belirtildi.

İlanda ayrıca, ihaleyi kazanan yüklenicinin iki adet C-37B veya eşdeğeri Gulfstream 650ER'la 7 adet Boeing 737-700 veya muadili uçağın işletilmesinden ve 24 saat, yılın 365 günü, "kısa süre önceden verilen görev talimatlarına" hazır şekilde operasyonları yürütmekten sorumlu olacağı belirtildi.

Sözleşmelerin değeri belirtilmedi.

The Independent, yorum almak için İç Güvenlik Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Eski İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, bakanlığın kendi filosuna sahip olması için ilk adımı atmıştı. Satın alımları arasında, o dönemde "yüksek önemli sınır dışı işlemlerini" gerçekleştirmek için kullanılmak üzere ayrılan, çift kişilik yatak, duş, mutfak, 4 adet düz ekran TV ve kokteyl barı bulunan bir Boeing 737 Max 8 de vardı.

Ayrıca 70 milyon dolarlık bir Gulfstream G700 de satın almıştı. Bu jetler, Noem'in bakanlığın başında olduğu dönemdeki harcamaları, özellikle de kendisinin yer aldığı 220 milyon dolarlık reklam kampanyasıyla ilgili yasa yapıcılar tarafından sorgulanmasının ardından görevden alınmasında etkili bir faktör oldu.

Jetlerin son operasyon sözleşmesine dahil edilip edilmeyeceği belli değildi ancak Noem'in yerine geçen İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, yasa yapıcılara G700'ü zaman zaman Oklahoma'daki eviyle Washington DC arasında seyahat etmek için kullandığını söyledi.

Demokrat meclis üyeleri, 3 Haziran'daki kongre oturumunda Mullin'ı uçakları satmaya çağırmış ve jetleri "vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen en çirkin israf sembolleri" diye nitelemişti.

Mullin oturumda "Neden satmam gerekiyor?" diye yanıt vermişti.

Şirketlerin başvuru için 22 Temmuz'a kadar süresi var.

Independent Türkçe


Far Cry dizi oluyor: Steve Buscemi kadroya katıldı

Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)
Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)
TT

Far Cry dizi oluyor: Steve Buscemi kadroya katıldı

Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)
Steve Buscemi, Coen kardeşlerin 1996 yapımı klasiği Fargo'da Carl Showalter adında geveze, nevrotik ve beceriksiz suçluyu canlandırmıştı (PolyGram Filmed Entertainment)

Ubisoft'un dünya çapında milyonlar satan video oyunu serisi Far Cry, televizyona uyarlanıyor. 

FX için hazırlanan antoloji dizisinin kadrosuna Steve Buscemi de katıldı.

Heyecan yaratan projede Buscemi'ye, başrolleri paylaşacak Rob McElhenney (Rob Mac) ve Lizzy Caplan eşlik edecek.

Fargo ruhlu bir video oyunu uyarlaması

Dizinin arkasında, televizyon dünyasının iki mühim ismi yer alıyor: FX'in fenomen antoloji dizisi Fargo ve Alien: Earth'ün yaratıcısı Noah Hawley'yle It's Always Sunny in Philadelphia'nın yaratıcısı Rob McElhenney. 

Tıpkı oyun serisi gibi dizinin her sezonu da farklı bir mekanda geçecek; yeni karakterlerle yepyeni bir hikaye anlatacak.

Projeye neden katıldığını açıklayan Noah Hawley, şu ifadeleri kullandı:

Far Cry serisinde beni cezbeden en önemli unsur, her yeni oyunda tamamen farklı bir hikaye anlatılması, yani bir antoloji olmasıydı. Ben de Fargo'ya bu şekilde yaklaşıyorum. Sıradan insanların hayatta kalabilmek için giderek vahşileştiği hikayeleri her sezon farklı karakterlerle anlatma fikri beni çok heyecanlandırdı.

Buscemi yeni bir kötüyü mü canlandıracak?

Dizinin resmi X hesabı, Buscemi'nin kadroya katılmasını "FX'in FAR CRY dünyasına hoş geldin Steve Buscemi. Umuyoruz ki deliliğin sınırlarında gezinmeye ve bu süreçte felaketle sonuçlanacak çok kötü kararlar almaya hazırsındır" sözleriyle duyurdu. 

Buscemi'nin hangi karaktere hayat vereceği şimdilik gizlense de bu paylaşım, usta oyuncunun serinin alametifarikası olan ikonik bir "kötü adamı" canlandırabileceği yorumlarına yol açtı.

8 Emmy adaylığı bulunan oyuncu Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs), Fargo, Con Air ve Boardwalk Empire gibi yapımlarda suç dünyasındaki unutulmaz karakterleri canlandırmıştı. 

Kariyeri boyunca Büyük Lebowski (The Big Lebowski) ve The Sopranos gibi kült yapımlarda rol alan Buscemi, son olarak Netflix'in fenomen dizisi Wednesday'in ikinci sezonunda Jenna Ortega'yla kamera karşısına geçmişti.

2004-2021'de çıkan 6 ana oyun ve 7 yan hikayeyle dev bir evrene dönüşen Far Cry'ın ilk sezonunun konusu ise sır gibi saklanıyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety, GamesRadar