Balta Dağı... İran’ın en derin nükleer tesisi hedefte

21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)
21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)
TT

Balta Dağı... İran’ın en derin nükleer tesisi hedefte

21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)
21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer programının en önemli tesislerinden biri olan Natanz yakınlarında, yerin derinliklerine inşa edilen ve yüksek koruma seviyesine sahip Balta Dağı olarak bilinen tesisi hedef alma tehdidinde bulundu.

Trump, 13 Temmuz’da verdiği bir röportajda, “Balta Dağı’nı yok edeceğiz. İranlılara hazırlıklı olmalarını söyleyin” ifadelerini kullandı.

ABD’nin söz konusu tesisi yakından izlediğini belirten Trump, “Orada herhangi bir faaliyet görmüyoruz. Nükleer programlarında iyi durumda değiller. Ne zaman bir hareketlilik duyarsak, orayı vuruyoruz. Bu yüzden bu konu hakkında konuşmayı sevmiyorlar. Ancak büyük ihtimalle Balta Dağı’na nispeten yakın bir zamanda saldırı düzenleyeceğiz” dedi.

Trump’ın tehdidi, Washington ile Tahran arasında karşılıklı saldırıların arttığı ve savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerin çıkmaza girdiği bir dönemde geldi. Bu gelişmeyle birlikte söz konusu tesis, İran’ın nükleer programıyla bağlantılı en korunaklı ve en gizemli yapılarından biri olarak yeniden gündeme taşındı.

Balta Dağı hakkında bildiklerimiz şunlar:

Nerede bulunuyor?

Balta Dağı olarak bilinen tesis, Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde yer alırken, Natanz Nükleer Kompleksi’ne yaklaşık 2 kilometre, Fordo uranyum zenginleştirme tesisine ise yaklaşık 145 kilometre mesafede bulunuyor.

Deniz seviyesinden yaklaşık bin 600 metre yükseklikte bulunan dağın zirvesi, Natanz tesisine yalnızca birkaç dakika uzaklıkta yer alıyor.

Natanz Nükleer Kompleksi, İran’ın biri yer üstünde diğeri yer altında olmak üzere iki uranyum zenginleştirme tesisine ev sahipliği yapıyor. Kompleks, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta düzenlediği saldırıların yanı sıra geçen yıl 12 gün süren savaş sırasında da hedef alınmıştı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), yer üstündeki zenginleştirme tesisinin tamamen yıkıldığını, yer altındaki tesisin ise ciddi hasar gördüğünün değerlendirildiğini açıkladı.

ABD merkezli ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi alanında faaliyet gösteren Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS) ise inşası devam eden Balta Dağı tesisinin, her iki çatışma sırasında da hedef alınmadığını bildirdi.

xscdvfbt
Airbus Defence and Space şirketine ait Pleiades Neo uydusu tarafından çekilen fotoğrafta, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum taşıyan ve 18 adet mavi konteynerle yüklü bir kamyonun, İsfahan’daki Nükleer Teknoloji Merkezi kompleksindeki bir tünele girdiği görülüyor, 9 Haziran 2025. (AP)

Geçen yıldan bu yana yayımlanan haberlerde, İran’ın nükleer programını takip eden uzmanlara dayandırılan değerlendirmelerde, söz konusu tesisin programın hassas unsurlarını gizlemek ve daha derin, daha korunaklı bir tesiste zenginleştirilmiş uranyum üretim kapasitesini artırmak için uygun bir alan olabileceği ifade edildi.

The Telegraph gazetesi de tesisin, nükleer programın hassas bölümlerinin daha güvenli yer altı tesislerine taşınması amacıyla planlanmış olabileceğini ve gelecekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde kullanılmasının ihtimal dahilinde olduğunu yazdı. Ancak Tahran yönetimi, tesiste yürütülmesi planlanan faaliyetlerin niteliğine ilişkin bugüne kadar resmî bir açıklama yapmadı.

Bu yerin tarihi ne?

İran, Balta Dağı olarak bilinen tesisin inşasına 2020 yılında, yetkililerin Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef alan bir sabotaj sonucu meydana geldiğini açıkladığı patlamanın ardından başladı.

Tahran yönetimi, sabotajın tesiste ciddi hasara yol açtığını ve uranyum zenginleştirmede kullanılan gelişmiş santrifüjlerin geliştirilmesini yavaşlatmış olabileceğini duyurdu.

Aynı yılın eylül ayında dönemin İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, ülkesinin Natanz yakınlarındaki dağın içinde, ‘her açıdan daha modern, daha büyük ve daha kapsamlı’ yeni bir tesisin inşasına başladığını açıkladı. Salihi, söz konusu tesisin gelişmiş santrifüjlerin üretimi amacıyla inşa edildiğini belirtti.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi ise mart ayında PBS’e verdiği röportajda, İran’ın daha önce bu sahada nükleer faaliyet yürütmeyi planladığını UAEA’ya bildirdiğini söyledi.

Grossi, “Bu, en hassas tesislerini yer altına taşıma yönündeki sistematik yaklaşımlarının bir parçasıydı” ifadesini kullandı.

xascdfvgh
İran’ın orta kesimindeki İsfahan eyaletinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi’ni gösteren uydu görüntüsü, 7 Mart 2026 (AFP)

UAEA, dağın içindeki tesiste yürütülmesi planlanan faaliyetlerin niteliğine ilişkin İran’dan daha ayrıntılı bilgi talep ettiğini açıkladı.

Söz konusu bölgenin nükleer programla bağlantılı çok sayıda önemli faaliyete ev sahipliği yaptığını belirten Grossi, UAEA’nın Tahran yönetimine “Orada tam olarak ne oluyor?” sorusunu yönelttiğini, ancak İran’ın “Bu sizi ilgilendirmez” şeklinde kısa bir yanıt verdiğini aktardı.

İran’ın tesisle ilgili ayrıntılı bilgi paylaşmaması, bölgenin UAEA ile Batılı ülkelerin yakın takibinde kalmasına neden olurken, Batılı ülkeler söz konusu tesisin gelecekte Tahran’ın açıklamadığı nükleer faaliyetler için kullanılabileceğinden şüphe duyuyor.

İran ne inşa etti?

Uydu görüntülerini analiz eden ISIS, Balta Dağı tesisinde dağın derinliklerine uzanan iki ana tünel kompleksinin bulunduğunu bildirdi.

Uydu görüntülerine göre tesiste en az dört giriş yer alıyor. Bunlardan ikisi doğu, ikisi ise batı yamacında bulunuyor. Bu girişlerin ya tek bir yer altı tesisine ya da birbirine bağlı iki yer altı kompleksine ulaştığı değerlendiriliyor.

ISIS, tesisin bazı bölümlerinin dağın en az 100 metre altında yer aldığını tahmin ederken, bunun tesisi İran’ın en korunaklı nükleer sahalarından biri haline getirdiğini belirtti.

ISIS’ın 14 Temmuz’da yayımladığı raporda, tesisin fiziksel savunmasının geniş bir güvenlik kuşağı ile tünel girişleri çevresinde oluşturulan kapsamlı tahkimatlardan oluştuğu ifade edildi.

Raporda ayrıca, doğu tarafındaki iki tünel girişinin son iki savaşın ardından kısmen toprakla kapatıldığı, bunun kara araçlarının girişini zorlaştırdığı ancak girişlerin tamamen kapatılmadığı kaydedildi.

Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nde araştırmacı olarak görev yapan Sam Lair, tesise ait güncel uydu görüntülerini incelemesinin ardından yaptığı değerlendirmede, tünel girişlerinin güçlendirilmesinin sığınak delici mühimmatlarla gerçekleştirilecek olası saldırıları daha da zorlaştıracağını söyledi.

Lair, yeni tahkimatların İran’ın inşaat çalışmaları devam etmesine rağmen tesisin hedef alınabileceği endişesinin sürdürdüğünü gösterdiğini belirtti.

Lair, “Buradan, İranlıların Balta Dağı’nda sürdürmek istediği faaliyetlerin devam ettiğini çıkarabiliriz. Ancak olası bir saldırı ihtimalinden hâlâ ciddi ölçüde endişe duyuyorlar ve bu nedenle savunmalarını güçlendirecek adımlar atıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Hizmete girdi mi?

Şu ana kadar tesisin faaliyete geçtiğine ilişkin kamuoyuna açıklanmış herhangi bir kanıt bulunmuyor. ABD Başkanı Donald Trump da Washington yönetiminin tesisi yakından izlemeyi sürdürdüğünü, ancak sahada herhangi bir faaliyet tespit etmediğini söyledi.

ISIS, uydu görüntülerine dayandırdığı değerlendirmede, tesisin henüz faaliyete başlamadığını, ancak inşaat çalışmalarının sürdüğünü belirtti. ISIS, yalnızca uydu görüntüleri üzerinden tesisin ne zaman hizmete gireceğinin belirlenemeyeceğini vurguladı.

Tesisin nihai kullanım amacına ilişkin belirsizlik ise devam ediyor.

İran, projeyi başlattığında amacının, Natanz’da sabotaja uğrayan tesisin yerine gelişmiş santrifüjlerin montajı ve üretimi için yeni bir merkez kurmak olduğunu açıklamıştı.

Bununla birlikte ISIS, gelişmiş santrifüj programının ve bu cihazların üretimi için gerekli bileşenlerin imalat kapasitesinin zarar görmesi nedeniyle, Tahran’ın hâlâ geniş ölçekli bir montaj tesisi kurmayı planlayıp planlamadığının net olmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre raporda ayrıca, İran’ın santrifüj üretim kapasitesini yeniden inşa etmeye başlaması halinde, Balta Dağı içinde daha küçük ölçekli bir montaj tesisi kurabileceği ve bu tesisin nükleer silah programına hizmet edebilecek kapasitede olabileceği değerlendirmesine yer verildi.

İran, nükleer silah geliştirmeye çalıştığı yönündeki iddiaları reddederken, nükleer programının tamamen barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunuyor.

Batılı ülkeler ise söz konusu tesisin gelecekte uranyum zenginleştirme faaliyetleri için kullanılabileceğinden veya nükleer programın daha hassas unsurlarının daha derin ve daha güvenli yer altı tesislerine taşınmasında rol oynayabileceğinden şüphe duyuyor. Ancak tesisin faaliyete geçtiğini ya da uranyum zenginleştirme amacıyla kullanıldığını doğrulayan herhangi bir kanıt kamuoyuna açıklanmış değil.

Bu tesise nasıl saldırılabilir?

Uzmanlar, tesisin bulunduğu derinliğin, ABD envanterindeki en güçlü sığınak delici bombaların doğrudan etkisini dahi sınırlandırabilecek düzeyde olduğunu değerlendiriyor.

ISIS, tünellerin derinliği ve girişleri çevreleyen yoğun tahkimatlar nedeniyle tesisin, ‘kara kuvvetleri tarafından düzenlenecek bir saldırı veya sabotaj için hava saldırılarına kıyasla daha uygun bir hedef olabileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte ISIS, yerin derinliklerine nüfuz edebilen mühimmatlarla gerçekleştirilecek hava saldırılarında kullanılabilecek zayıf noktaların bulunabileceğini de göz ardı etmedi.

Rapora göre olası hedefler arasında, dağın altındaki ana tesise doğrudan ulaşmaya çalışmak yerine, tünel girişleri, havalandırma sistemleri, enerji ve iletişim altyapısı ile yer üstündeki destek tesisleri yer alabilir.

Csdfgrthy
1 Şubat 2026 tarihinde çekilen uydu görüntüsünde, İsfahan nükleer tesisinde daha önce tahrip edilmiş bir binanın üzerine yeni bir çatı yapıldığı görülüyor. (Plant Labs – Reuters)

Ancak tünel girişlerinin güçlendirilmesi ve bazılarının kısmen toprakla kapatılması, gerek sığınak delici mühimmatlarla düzenlenecek saldırıları gerekse olası kara operasyonlarını daha da zorlaştırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise tehdidini hayata geçirmesi halinde Washington’ın hangi yöntemleri kullanacağına ilişkin ayrıntı vermedi. Trump ayrıca hedefin doğrudan tesisin kendisi mi, yoksa girişleri ve destek altyapısı mı olacağını da açıklamadı.

İran, tesiste yürütülmesi planlanan faaliyetlerin niteliğine ilişkin bugüne kadar resmî bir açıklama yapmazken, UAEA da tesisin faaliyete geçtiğini doğrulamış değil. Buna karşın, Natanz Nükleer Tesisi’ne yakın konumu, yerin derinliklerinde inşa edilmesi ve tahkimat çalışmalarının sürmesi nedeniyle Balta Dağı, İran’ın nükleer programı etrafındaki olası yeni bir gerilim sürecinde en dikkat çeken hedeflerden biri olarak değerlendiriliyor.



Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
TT

Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)

ABD ile varılan ateşkes anlaşmasının ardından İran yönetimi içindeki görüş ayrılıkları giderek derinleşiyor. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, ABD-İran savaşı sonrasında oluşan öfke, Washington ile herhangi bir uzlaşmayı reddeden sertlik yanlısı kanat ile yeni dönemi yönetmeye çalışan siyasi liderler arasında iç mücadeleye dönüştü.

Habere göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçen hafta Tahran’da İran eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninde tabutun yanında yürürken, siyah giysiler giyen bazı katılımcılar doğrudan kendisini hedef alarak “Müzakerecilere ölüm” sloganı attı.

CNN, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de cenaze töreni sırasında taşlı saldırıya uğradığını, ‘hain’ ve ‘ilkelerini satan kişi’ suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasının ardından tören alanından ayrılmak zorunda kaldığını aktardı.

Habere göre, üst düzey yetkililerin cenaze töreninde maruz kaldığı bu tepki, son aylarda İran’ın sertlik yanlısı çevrelerinde giderek güç kazanan bir görüşü yansıtıyor. Söz konusu görüşe göre savaş sırasında ABD ile müzakere eden ve anlaşmayı imzalayan İranlı yöneticiler, rejime karşı ‘yumuşak darbe’ gerçekleştiriyor. Bu süreçte yeni İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ise ya güvenlik endişeleri nedeniyle ya da bazı iddialara göre görevini yerine getiremediği için kamuoyundan uzak kaldığı belirtiliyor.

Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)

Radikaller, yeni liderliği Hamaney’in mirasını terk etmekle suçluyor

Habere göre cenaze törenine yoğun katılım sağlayan sertlik yanlısı kesimler, İranlı yetkililerin Ali Hamaney’in öldürülmesinin intikamını almak yerine, Mücteba Hamaney’in talimatlarına aykırı olduğunu savundukları ateşkes anlaşmasını imzalayarak teslim olduklarına inanıyor.

Ancak oğul Hameney kamuoyu önüne çıkmamayı sürdürdü. Yetkililer müzakereleri yürütürken veya ülkeyi yönetirken onun adına yönetse de o, halka doğrudan bir hitap etmedi ve otoritesini tesis ettiğini kanıtlayacak kamuoyu önünde bir görüntü vermedi.

Haberde sertlik yanlısı çevreler, Mücteba Hamaney’in yokluğunda ülkeyi yöneten ve İran’ı temsil eden mevcut siyasi kadroyu, parlamentonun çalışmalarını askıya alarak nüfuzunu artırmayı planlamakla, müzakereler sırasında Hamaney’in talimatlarını göz ardı etmekle ve son dönemde sertlik yanlısı grupların önemli bir güç merkezi haline gelen sokak gösterilerini dağıtmaya çalışmakla suçluyor.

Ali Hamaney’in cenaze töreninden birkaç gün önce, sert söylemleriyle tanınan İran Milletvekili Mahmud Nebeviyan, X platformundaki paylaşımında, “İran halkına uyarı: Bir darbe mi geliyor?” ifadelerini kullandı.

Nebeviyan, birkaç gün sonra yaptığı başka bir paylaşımda ise “Hamaney’e veda ettiğimiz bu günlerde, kanının intikamı için bayrağı yükseltiyor ve darbeye karşı kararlılıkla duruyoruz” dedi.

Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)

Mücteba’nın yokluğu, rejim içinde çatışmanın önünü açıyor

Mücteba Hamaney’in kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesiyle birlikte, savaş sonrası dönemde İran’ın yönetiminde başlıca isimler, Baş Müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi oldu.

ABD’de yaşayan İran uzmanı ve “İranlılar Ne İstiyor?” adlı kitabın yazarı Arash Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, bu isimlerin yönetim tarzından rahatsız olan sertlik yanlılarının, yeni dini lidere ulaşamamaları nedeniyle söz konusu yetkilileri darbe hazırlığı yapmakla suçladığını söyledi.

Azizi, “Mücteba’nın kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesi, onunla doğrudan temas kuramadıkları anlamına geliyor. Bu da fiilen Kalibaf ve müttefiklerinin ülkeyi yönettiği izlenimini doğuruyor. Bu nedenle sertlik yanlıları, Kalibaf ile Pezeşkiyan’ı Mücteba’ya karşı darbe planlamakla suçluyor” değerlendirmesinde bulundu.

Radikalleri iktidar merkezlerinden uzaklaştırmak

Geçtiğimiz salı günü, ABD ile varılan mutabakata sert şekilde karşı çıkan Nebeviyan, anlaşmayı eleştiren bir başka milletvekiliyle birlikte İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’ndaki görevinden alındı.

Nebeviyan, daha önce İran’ın müzakere heyetinde yer almasına rağmen daha sonra görüşmelere karşı çıktı. Geçen ay imzalanmadan önce anlaşma metnini basına sızdırarak süreci engellemeye çalıştığı da öne sürüldü.

Nebeviyan, İran’ın ABD ile yürüttüğü müzakerelerde heyetin, Dini Lider tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgileri’ göz ardı ettiğini savundu. CNN, Nebeviyan’ın konuya ilişkin görüşünü alamadığını belirtti.

Nebeviyan ve benzer görüşteki isimler, gözlemcilerin sıklıkla ‘aşırı devrimciler’ olarak tanımladığı Paydari Cephesi’ne mensup. Bu grup, kendisini Batı yanlısı monarşiyi devirerek İran İslam Cumhuriyeti’ni kuran 1979 Devrimi’nin temel ilkelerinin koruyucusu olarak görüyor.

CNN’e konuşan uzmanlara göre, İran’daki mevcut yönetim bu sertlik yanlısı çevreleri siyasi olarak etkisizleştirmeye çalışıyor.

Almanya Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde (SWP) misafir araştırmacı olarak görev yapan Hamid Rıza Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, “Kalibaf’ın bu sertlik yanlısı isimleri sistemin dışına itmek için nüfuzunu kullandığını görüyoruz. Bu kesimler rejim açısından artık ciddi bir maliyet oluşturuyor ve özellikle ülkedeki istikrarsızlığın arttığı bir dönemde iç anlaşmazlıkları kamuoyuna taşıyorlar” dedi.

Sayıları sınırlı olmasına rağmen söz konusu grubun parlamento ile İran devlet televizyonu da dahil olmak üzere ülkenin çeşitli kurumlarında etkili pozisyonlarda bulunduğu belirtiliyor. Devlet televizyonunun son dönemde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a yönelik eleştirel yayınlar yaptığına dikkat çekilirken, bu sertlik yanlısı akımın toplumdaki gerçek destek düzeyinin ise belirsizliğini koruduğu ifade edildi.


Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Mısır'ın bölgedeki askeri gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çabaları desteklediğini ve ABD ile İran arasındaki krizin diplomatik yollarla çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün yapılan açıklamaya göre Bakan Abdulati görüşmede, "ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptına bağlı kalınmasının, gerilimi azaltmak ve bölgede güvenlik ile istikrarı güçlendirmek adına yapıcı bir adım olduğunu" belirtti.

Dün gerçekleşen görüşmenin, bölgesel gelişmeleri takip etmek ve iki ülke arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla yapıldığı ifade edildi. ABD'li temsilci Witkoff’un ise Mısır’ın bölgesel istikrarı sağlama çabalarını ve Kahire'nin diyalog ortamını desteklemek için ilgili taraflarla yürüttüğü koordinasyonu takdirle karşıladığı kaydedildi.

Mısır’ın diplomatik trafiği yoğunlaşıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz pazar günü el-Alameyn’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid’i ağırlamış, ardından salı günü Bahreyn ve Katar’a ziyaretler gerçekleştirmişti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Sisi, bu görüşmelerde "Mısır'ın bölgesel istikrarı korumak ve mevcut gerilimi düşürmek için yoğun çaba harcadığını" belirterek, krizlerin barışçıl yollarla çözülmesinin önemini vurgulamıştı.

Bakan Abdulati dün ayrıca Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, bölgedeki artan gerilimin güvenlik ve istikrar üzerindeki ciddi riskleri ele alınırken, tansiyonu düşürme ve müzakere sürecine geri dönme çabaları değerlendirildi.

"Gerilimi düşürün" çağrısı

İki bakan, bölgenin daha fazla gerilime sürüklenmemesi ve çatışma alanının genişlememesi için "tırmanıştan kaçınılması" gerektiği konusunda mutabık kaldı. Siyasi çözüm yollarının krizleri aşmak için en uygun yöntem olduğu üzerinde duran bakanlar, önümüzdeki dönemde istikrarı desteklemek amacıyla yakın istişare ve koordinasyonun sürdürülmesi kararını aldı.

Öte yandan Kahire yönetimi, geçtiğimiz günlerde bazı Körfez ülkelerine yönelik gerçekleştirilen İHA ve füze saldırılarını kınayan çeşitli açıklamalar yapmış, bu eylemleri "Arap devletlerinin egemenliğini ihlal eden ve bölgedeki tansiyonu artıran tehlikeli gelişmeler" olarak nitelendirmişti.


Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
TT

Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)

Pakistan ve Kuveyt, geniş kapsamlı bir savunma anlaşması üzerinde çalışıyor.

Reuters'ın aktardığına göre Pakistan, enerji işbirliği ve yatırım karşılığında Kuveyt'e savaş jeti ve drone vermeyi değerlendiriyor.  

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan kaynaklar, görüşmelerin henüz erken aşamada olduğunu ve İran savaşının süreci karmaşıklaştırabileceğini söylüyor.

İki ülke arasındaki görüşmeler, Pakistan'ın geçen yıl Suudi Arabistan'la imzaladığı karşılıklı savunma anlaşmasının ardından geldi.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla İslamabad yönetimi, bu anlaşma yüzünden ülkenin savaşa çekilmesinden endişeleniyor.

İran destekli Husilerin pazartesi günü Suudi Arabistan'a saldırmasının ardından nükleer silaha sahip Pakistan, Tahran'la iletişime geçerek saldırıları durdurmasını istedi. İran'a gönderilen mesajda, Suudi Arabistan'a düzenlenen saldırıların Pakistan'a yapılmış sayılacağı uyarısında bulunuldu.

İslamabad yönetimi, anlaşma kapsamında mayısta Riyad'da 8 bin askeri personel, savaş uçağı filosu ve hava savunma sistemi göndermişti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in geçen yıl eylülde imzaladığı anlaşma, herhangi bir saldırıya karşı ortak caydırıcılığı artırmayı hedefliyor.

Pakistan'ın Kuveyt'le savunma anlaşmasıysa sınırlı. 2023'te imzalanan anlaşma kapsamında ortak tatbikat ve eğitim yapılıyor.

Ancak Ortadoğu'da artan tehditler nedeniyle Kuveyt yönetimi, Riyad-İslamabad anlaşmasına benzer şekilde Pakistan'dan daha güçlü güvenlik taahhütleri istiyor.

Pakistanlı bir yetkili, Kuveyt'in "binlerce asker, savaş uçağı, insansız hava aracı ve hava savunma sistemi istediğini" söylüyor. Talebin değerlendirildiğini belirtirken, şimdilik Kuveyt'e asker gönderilmesinin planlanmadığını vurguluyor.

Son dönemde İran'ın misillemelerinin hedefindeki Körfez ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine yönelik artan soru işaretleri nedeniyle alternatif savunma ortakları arıyor. Büyük bir orduya sahip olan ve kendi savaş uçaklarını üretebilen Pakistan, bölgedeki ülkeler için giderek daha cazip bir seçeneğe dönüşüyor.

Riyad ve İslamabad arasındaki anlaşma, İsrail'in Katar'a saldırmasının ardından yapılmıştı. Türkiye'nin de bu anlaşmaya katılabileceğine dair haberler çıkmıştı.

Diğer yandan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasında "dörtlü ittifak" çalışmaları da gündemde. Mısır ve Türkiye, haziranda ortak tatbikat düzenlemiş, ardından 13-14 Temmuz'da savunma işbirliği ve savunma sanayi için iki anlaşma imzalamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Islamabad