Yolsuzlukla mücadelede Afrika: Ertelenen kalkınma savaşı

Ekonomik istikrarı, yönetişim kalitesini, vatandaş güvenini, yatırım çekiciliğini ve 2063 gündeminin uygulanmasının hızlandırılmasını doğrudan etkileyen bir kalkınma ve siyasi sınav

Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)
Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)
TT

Yolsuzlukla mücadelede Afrika: Ertelenen kalkınma savaşı

Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)
Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)

Haşim Ali Hamid Muhammed

Geri kalmışlıktan ve savaşlar döngüsünden çıkmak, Afrikalı elitlerin ve başında Afrika Birliği'nin (AfB) bulunduğu bölgesel kuruluşların ortak ilgi alanlarından birini oluşturuyor. Ancak yolsuzluk sorunu, Afrika toplumlarına devletlerin işleyişini aksatarak, istikrarlarını, ulusal bileşenlerinin uyumunu ve kararlarının bağımsızlığını olumsuz etkileyerek yansıyan en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Peki yolsuzluk, Afrika ülkelerini ne ölçüde engelliyor ve Afrika ile bağımsızlığının ardından meşru bir hedef olan kalkınma arasında ne kadar mesafe bulunuyor?

Yolsuzluk ve şeffaflık, Afrika ülkelerinin gidişatını şekillendiren iki zıt kutbu temsil ediyor. Yolsuzluk oranları geriledikçe ve şeffaflık güçlendikçe, istikrar ve büyüme fırsatları artıyor. Ancak yolsuzluğun yaygınlaşması, devlet kurumlarının zayıflamasına, çatışmaların uzamasına, kaynakların tükenmesine ve halkların yaşadığı sıkıntıların artmasına yol açıyor. Afrika kıtası, modern tarihinde sömürgecilik dönemlerinden ve zorlu mücadele süreçlerinden geçerek, sonunda elde edilen bağımsızlık dönemine ulaştı. Bunu, bazıları kendi ülkelerinde istikrarlı bir gerçeklik yaratmayı başaran, buna karşın birçok diğer Afrika ülkesinin ise iktidar mücadeleleri sonucu siyasi ve toplumsal istikrarsızlık ve toplumsal adaleti sağlamaya yönelik şeffaf siyasi sistemler ile etkin yasaların bulunmaması nedeniyle yaygınlaşan yolsuzluk koşullarına hapsolduğu ulusal hükümetler dönemi izledi.

2026 yılı Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü vesilesiyle Afrika Birliği Komisyonu Başkanı, Komisyonun dürüstlüğü güçlendirmeye yönelik istikrarlı bağlılığını teyit ederek, "yolsuzlukla mücadelenin Afrika Birliği için stratejik bir öncelik olmaya devam ettiğini" vurguladı.

Dürüstlüğün güçlendirilmesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Afrikalı liderlerin peşinde koştukları hedefler arasında, kalkınmanın, istikrarın ve Afrika halklarının kalkınmasının önündeki bir engel olarak yolsuzluğun ortadan kaldırılması ve şeffaflığın sağlanması yer alıyor. AfB, bu yılki gündemi doğrultusunda, AfB Komisyonu ve bu alanda uzmanlaşmış komiteler aracılığıyla yolsuzlukla mücadeleye yönelik birçok plan benimsedi.

2026 yılı Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü vesilesiyle AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf, Komisyonun dürüstlüğü güçlendirmeye yönelik istikrarlı bağlılığını teyit ederek, ‘yolsuzlukla mücadelenin AfB için stratejik bir öncelik olmaya devam ettiğini’ vurguladı. Yusuf, AfB Danışma Konseyi ile Yolsuzlukla Mücadele Komitesi'nin çalışmalarına sürekli destek sözü vererek, hükümetleri, kurumları, sivil toplumu, özel sektörü ve vatandaşları dürüstlüğü güçlendirme ve yolsuzlukla mücadele çalışmalarında kolektif bir şekilde hareket etmeye çağırdı.

Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü, her yıl 11 Temmuz'da Afrika düzeyinde kutlanan bir etkinlik niteliği taşıyor. Bu özel gün,  şeffaflığı güçlendirmeyi, dürüstlüğü pekiştirmeyi, benimsenen politikaları değerlendirmeyi ve AfB'nin yolsuzluğu önleme sözleşmesinin uygulanmasına yönelik kıta çapındaki ve uluslararası bağlılığı yenilemeyi amaçlıyor.

Yusuf, 2026 yılı yolsuzlukla mücadele temasının, ‘Afrika genelinde dürüstlüğün ve yolsuzlukla mücadele çalışmalarının güçlendirilmesinin kapsamının genişletilmesi’ sloganıyla belirlendiğini ve bunun AfB’nin ortak değerler üzerine kurulu demokratik yönetişim vizyonunu yansıttığını belirtti. Yusuf, kıta çapında entegrasyonun üye devletler arasında güven gerektirdiğini, bu güvenin ise ancak dürüstlük, şeffaflık ve güçlü hesap verebilirlik sistemleri aracılığıyla korunabileceğini vurguladı.

Yusuf, AfB Yolsuzlukla Mücadele Danışma Konseyi'ni, AfB'nin yolsuzluğu önleme ve mücadele sözleşmesinin uygulanmasını güçlendirmedeki sürekli liderliğinden dolayı takdir ederek, yasal ve kurumsal çerçevelerin tek başına yeterli olmadığını belirtti. Yusuf, Afrika toplumlarında ahlak, dürüstlük ve hesap verebilirlik değerlerini kök salacak daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşüm çağrısında bulunarak, AfB Komisyonu'nun üye devletlerin ulusal dürüstlük ve ahlak stratejilerini benimsemesi ve uygulaması için verdiği desteği teyit etti. Bunun yanı sıra varlıkların geri kazanılmasını hızlandırmak ve kıta genelinde yolsuzlukla mücadele çabalarını birleştirmek amacıyla çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Afrika ve küresel şeffaflık ortalaması

Bazı uluslararası ve bölgesel kuruluşlar bu vesileyle açıklamalar yayımladı. Bunlar arasında Afrika Birliği'nin açıklaması, üye devletlerin AB’nin yolsuzluğu önleme ve mücadele sözleşmesini uygulama konusundaki bağlılıklarının boyutuna odaklandı ve birkaç önemli sonuca dikkati çekti. Bazı Afrika ülkelerinin yasa çıkarma ve yolsuzlukla mücadeleye özgü kurumlar oluşturma konusunda ilerleme kaydettiği belirtildi. Raporda, mevzuat ile bunların sahada uygulanması arasında hâlâ belirgin bir uçurum bulunduğu vurgulandı.

Raporda, kamu ihalelerindeki yolsuzluk, doğal kaynak yönetimi ve vergi kaçakçılığının en önemli zorluklar arasında yer aldığı belirtilirken, yargının ve denetim kurumlarının bağımsızlığının zayıf olmasının, bazı ülkelerde yolsuzlukla mücadelenin etkinliğini sınırladığına dikkat çekildi. Rapor, şeffaflığın güçlendirilmesi, yolsuzluk ihbarında bulunanların korunması ve çalınan malların geri kazanılması için ülkeler arası iş birliğinin genişletilmesi çağrısında bulundu.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu (UNECA) tarafından yapılan açıklamada yolsuzluk ile ekonomik kalkınma arasında bağlantı kurdu. Açıklamada, yolsuzluğun rüşvetle sınırlı olmadığı, aynı zamanda kıtanın kaynaklarını tüketen yasa dışı mali akışları da kapsadığı belirtildi. Açıklamada, kıtanın her yıl para kaçakçılığı, yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı nedeniyle milyarlarca dolar kaybettiği, bunun da eğitime, sağlığa ve altyapıya yönlendirilebilecek kaynaklardan kıtayı mahrum bıraktığı vurgulandı. Komisyon, yönetişim ve şeffaflığın iyileştirilmesinin, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması ve yatırımların çekilmesi için temel şartlar olduğunu teyit etti.

dfvbfg
Yolsuzluk, Afrika kıtasındaki onur ve gelişme ruhunu yok etti (AFP)

Komisyon, raporunun sonunda, devlet hizmetlerinde dijitalleşmenin güçlendirilmesi, denetim kurumlarının güçlendirilmesi, çalınan varlıkların geri kazanılması ve mali suçlarla mücadelede uluslararası iş birliğinin iyileştirilmesi tavsiyelerinde bulundu.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI) raporunun ortaya koyduğu en önemli sonuç ise, yolsuzluğun Afrika'da kalkınma ve istikrarın önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ettiği yönünde. Zira kıtadaki ülkelerin büyük çoğunluğu, küresel şeffaflık ortalamasının altında puanlar kaydetti. Rapor, Botsvana, Yeşil Burun Adaları ve Seyşeller gibi bazı Afrika ülkelerinin, kurumlarının gücü ve hukukun üstünlüğü sayesinde daha iyi sonuçlar elde ettiğine dikkati çekti.

Buna karşın Güney Sudan, Somali ve Libya gibi çatışma veya kurumsal kırılganlık yaşayan ülkeler en düşük puanları alıyor. CPI raporu, yolsuzluğun devlet kurumlarına duyulan güveni zayıflattığını, kamu hizmetlerini kötüleştirdiğini ve yatırım ile ekonomik büyümeyi engellediğini vurguladı. Rapor ayrıca, yolsuzlukla mücadelenin, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, yolsuzluk ihbarında bulunanların korunması ve kamu malı yönetiminde şeffaflık ile hesap verebilirliğin güçlendirilmesini gerektirdiğini değerlendirdi.

Başka bir düzeyde, Mo İbrahim Vakfı'nın Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü vesilesiyle yayımladığı Afrika Yönetişim Endeksi (IIAG) raporu, kıtadaki yolsuzlukla mücadele çabalarının, 2018-2020 yılları arasında yaşanan belirgin gerilemenin ardından son yıllarda ivmesinin bir kısmını yeniden kazandığını ortaya koydu. Ancak reformların yavaşlığı ve siyasi söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumun sürmesi nedeniyle genel bilanço hâlâ beklentilerin altında kalıyor.

Rapora göre kıta genelinde yolsuzlukla mücadelede kaydedilen ilerleme oranı 2016 yılından bu yana 0,5 puanı aşmadı. Bu durum, birçok Afrika ülkesinde çok sayıda girişim ve hükümet taahhüdüne rağmen, açıklanan kamu politikalarının etkisinin sınırlı kaldığını yansıtıyor. Rapor, Fas'ı 2021 yılından bu yana yolsuzlukla mücadele endeksinde iyileşme kaydeden ülkeler listesinde, Senegal, Fildişi Sahili, Mali, Gabon ve Malavi ile birlikte sıralarken ilerleme kaydeden ülkelerin büyük çoğunluğunun Batı ve Kuzey Afrika'ya ait olduğuna dikkati çekti.

Kalkınma ve siyasi bir sınav

Üç uluslararası ve bölgesel kuruluşun görüşleri, Afrika'daki yolsuzluğun yalnızca ahlaki veya hukuki bir mesele olmadığı, aksine ekonomik istikrarı, yönetişim kalitesini, vatandaş güvenini, yatırım çekiciliğini ve Afrika 2063 gündeminin uygulanmasının hızlandırılmasını doğrudan etkileyen bir kalkınma ve siyasi sınav olduğu, kurumsal dürüstlüğün iyileştirilmesinin sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için temel bir şart olduğu noktasında birleşti.

AfB'nin, Afrika için uzun vadeli stratejik kalkınma yol haritası olarak başlattığı 2063 gündemine ilişkin olarak Mahmud Ali Yusuf, AfB Komisyonu’nun, Afrika gündeminin gerçekleştirilmesi için vazgeçilmez temel dayanaklar olan dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik istikrarlı bağlılığını’ teyit etti ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ‘yolsuzluk bir hastalıksa, dürüstlük ve şeffaflık kıtamızın yeniden doğuşu için temel tedavilerdir’ sözlerine atıfta bulundu.

AfB’nin 2013 yılında ‘İstediğimiz Afrika’ sloganıyla kıtanın kalkınması için bir yol haritası olarak ortaya koyduğu 2063 gündemi, 1963 yılında kurulan ve daha sonra AfB'ye dönüşen Afrika Birliği Örgütü’nün kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutlamak amacıyla hazırlandı.

Yüz milyarlarca dolarlık kayıplar

Afrika Boynuzu meseleleri uzmanı ve akademisyen Abdurrahman Ahmed, yolsuzluğu ‘başta yolsuzluğun büyük ölçüde görüldüğü Afrika ülkeleri olmak üzere dünyadaki tüm ülkeler için büyük bir sınav’ olarak nitelendirdi ve bunun devlet kurumları için büyük bir zorluk oluşturduğunu belirtti. Ahmed, ‘AfB'nin yolsuzlukla mücadele eden komiteler ve kurumlar oluşturduğunu, ancak temel sorunun, bu kurumların yolsuzluktan mustarip ülkeleri bu alanda kurumsallaşma ve yönetişimi güçlendirmeye zorlayamaması olduğunu’ kaydetti.

Ahmed sözlerine şöyle devam etti:

“Yolsuzluğun neden olduğu kayıplar son derece büyük ve Afrika'nın ekonomik, siyasi ve toplumsal olmak üzere tüm alanlarda yaşadığı büyük geri kalmışlığın nedeni bu. Aynı şekilde Afrika'daki kurumların yaşadığı belirgin geri kalmışlığın temel ve ana nedeni de yolsuzluktur. Büyük ulusal projeler bulunsa bile gerek kamu sektöründe gerekse kendisi de devasa bir yolsuzluktan mustarip olan özel sektörde, devlet kurumlarındaki yolsuzluk nedeniyle bu projeler kısa sürede başarısızlığa uğruyor.

Yolsuzluk tüm ülkelerde yaygın, ancak Afrika'daki yaygınlığı daha büyük. Örneğin, üzerinden 20 veya 30 yılı aşan süreler geçmesine rağmen başarıya ulaşamayan ve kendilerine tekrar tekrar bütçe ayrılmasına rağmen hiçbir fayda sağlanmayan projeler var. Bu durum devleti yönetimlerini, denetim komitelerini veya hatta ilgili bakanı değiştirmeye itiyor. Kamu ve özel şirketlerin birçoğu, proje görevlerini yerine getirmeden veya herhangi bir başarı elde etmeden devasa bütçeler tüketiyor. Bu nedenle birçok ülkede tüm projeler yolsuzluk nedeniyle durma noktasına geldi.

Yolsuzluğun Afrika kıtasındaki gayret ve gelişim ruhunu öldürdüğünü söyleyebiliriz ve hükümetlerin bu tehlikeli olguyla mücadelede çok büyük sorumlulukları var. Bazı bilgiler, Afrika ülkelerinde yolsuzluk nedeniyle israf edilen paranın toplamının yılda 200 milyar doları aştığına işaret ediyor. Bu devasa miktarların projeleri şeffaf bir şekilde uygulansaydı, Afrika kıtasının çehresini değiştirebilirdi.

Ancak, yolsuzluk denen bu korkutucu hayalete rağmen, Afrika kıtasında örneğin Ruanda gibi önemli başarılar elde eden ülkeler var; ayrıca Yeşil Burun Adaları ve Mauritius da bu ülkeler arasında yer alıyor. Diğer bazı ülkeler de bu tehlikeli olguyla mücadelede yollarını bulmaya başladı.”

100 üzerinden 50'nin altında

AfB Siyasi İşler Dairesi Barış ve Güvenlik Yapısı Sekretaryası Başkanı ve Baş İnsan Hakları Sorumlusu Büyükelçi Salah Hammad, ‘yolsuzluğun birçok Afrika ülkesinde kalkınmayı ve istikrarı engelleyen en büyük sınavlardan biri olduğunu, rüşvet, kamu malının zimmete geçirilmesi, kayırmacılık, nüfuz istismarı, kara para aklama ve kamu ihalelerinde usulsüzlük gibi çok sayıda biçimde ortaya çıktığını’ söyledi. Hammad, uluslararası şeffaflık göstergelerinin, Sahra Altı Afrika'nın yolsuzlukla mücadelede en zayıf performans gösteren bölgelerden biri olduğunu, bölgesel ortalamanın düşük seyrettiğini ve çok sayıda ülkenin 100 üzerinden 50 puanın altında kaldığını teyit ettiğini de sözlerine ekledi.

Hammad sözlerine şöyle sürdürdü:

“Afrika'da yolsuzluğun etkileri, kamu kaynaklarının israf edilmesi ve eğitim, sağlık ve altyapıdan uzaklaştırılması şeklinde ortaya çıkıyor; devlet kurumlarının, yargının ve idarenin zayıflığına, yoksulluk ve işsizliğin artmasına, toplumsal eşitsizliklerin genişlemesine, vatandaşların hükümetlere duyduğu güvenin gerilemesine ve yerli ile yabancı yatırımın engellenmesine yansıyor. Bazı durumlarda ise yolsuzluk, siyasi istikrarsızlık ve çatışmalarla ilişkilendiriliyor."

Mücadele çabalarının karşılaştığı en önemli zorlukların, mevcut metin ve anlaşmalara rağmen yasaların uygulanmasındaki zayıflık olduğunu, ayrıca yargı ve denetim kurumlarının bağımsızlığını sınırlayan siyasi müdahalelerin bulunduğunu belirten Hammad’a göre bunun yanı sıra denetim kurumları için kaynak ve finansman yetersizliği, ihbarcılar ve tanıkların korunmasındaki zayıflığı, sınır ötesi yolsuzluk ve para kaçakçılığı, zaman zaman sivil alanın daralmasının basının ve sivil toplumun rolünü zayıflatıyor.

Hammad, AfB'nin yolsuzluğa ilişkin vizyonuna dair son olarak şunları söyledi:

“AfB, yolsuzluğu iyi yönetişimin, kalkınmanın ve Afrikalı vatandaşın onurunun önündeki bir engel olarak görüyor. Vizyonu, yalnızca faillerini cezalandırmak değil, yolsuzluğu önlemek üzerine kurulu; dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirliği güçlendirmeyi, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını pekiştirmeyi, sivil toplumu ve medyayı sürece dahil etmeyi, Afrika ülkeleri arasında önleme, kovuşturma ve varlıkların geri kazanılması konularında iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor.”



Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
TT

Cezayir ve Nijer: Ateş koridorları ve Sahel'de nüfuz yarışı

Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)
Başkent Cezayir'in yaklaşık bin 600 kilometre güneydoğusundaki İn Amenas'taki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutan Cezayir askeri (AFP)

Rabia Abdusselam

1973'ten bu yana ilk kez, parlamentonun her iki kanadının da Halk Ulusal Ordusu birliklerinin ülke sınırları dışına konuşlandırılmasını resmen onaylamasının ardından, Cezayir ordusunun ilk konvoyu Nijer'e ulaştı. Sahada, petrol tankerlerinin geçişini güvence altına almaya ve Cezayir’in Sonatrach Şirketinin Kafra sahasındaki ve çevresindeki stratejik petrol yatırımlarını korumaya başladı. Nijerli yetkililerle doğrudan bir anlaşmaya dayanan bu konuşlandırma, ulusal güvenliği sağlama ve ülkenin güney komşusundaki tehditlerle önleyici mücadele doktrinini güçlendiriyor.

25 Ekim Pazar günü, Cezayir'in savunma politikası, parlamentonun Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un Halk Ulusal Ordusu birliklerini Nijer'e gönderme talebini resmen onaylamasının ardından yeni bir aşamaya girdi. Bu, diplomatik ilkelerine dayanarak silahlı kuvvetlerini yurt dışında konuşlandırmaktan her zaman çekinen ülke için önemli ve istisnai bir adım sayılıyor. 2020’deki anayasa değişikliği, politikadaki bu değişime yasal çerçeveyi sağladı ve artık parlamentonun her iki kanadının da üçte iki çoğunlukla onaylaması koşuluyla yurt dışında asker konuşlandırılmasına izin verilir oldu.

Cezayir parlamentosunun onayı genel nitelikte olup konuşlandırmanın coğrafi konumunu resmi olarak belirtmese de diplomatik ve medya kaynakları muhtemel konuşlanma noktasını açıkladı. Eski Cezayir büyükelçisi Ammar Belani, Facebook sayfasında bu kuvvetlerin Libya sınırına yakın, Nijer'in kuzeyindeki Madama Askeri Üssüne konuşlandırılabileceğini belirtti. Eskiden bir Fransız askeri karakolu olan bu üs, geliştirilmiş ve genişletilmiş olup, bugün Sahel bölgesini ve sınır ötesi kara yollarını izlemek için önemli bir stratejik öneme sahip.

Coğrafi olarak Madama Nijer'in kuzeyinde, Libya'nın Fezzan bölgesindeki el-Wigh Askeri Üssünden yaklaşık 263 kilometre (kuş uçuşu) uzaklıkta yer alıyor. El-Wigh, Mareşal Halife Hafter'in güçleriyle bağlantılı hayati önemde bir askeri tesis ve Libya'nın güneybatısında önemli bir destek ve operasyon merkezi olarak hizmet veriyor; bu da Cezayir'in yeni konuşlandırılma adımına hassas ve doğrudan güvenlik boyutları katıyor.

Sahra altı enerji koridorlarının güvenliği

Cezayir askeri konuşlandırması, Niamey ile aylar süren kademeli yakınlaşmanın ardından geldi. 2025 yılında Cezayir güçlerinin bir Mali insansız hava aracını (İHA) düşürmesinin ardından Nijer'in Mali ve Burkina Faso ile dayanışma içinde Cezayir'deki büyükelçisini geri çağırmasıyla ilişkiler diplomatik bir kriz yaşamıştı. Gelgelelim, Cezayir'in General Abdufrahman Tchiani hükümetine karşı bir darbe girişiminin ardından Nijer'in başkentine askeri uçak göndermesiyle askeri iş birliği ağustos ayı sonunda açıkça yeniden başladı.

Güvenlik alanındaki bu yakınlaşma, Cezayir parlamentosundaki oylamadan sadece dört gün önce, 21 Ekim'de Nijer Savunma Bakanı Salifou Mody tarafından Cezayir'de askeri iş birliği protokolünün imzalanmasıyla doruğa ulaştı.

cdfgt
Cezayir askerleri, Cezayir'in İn Amenas kentindeki Tiguentourine gaz kompleksinde nöbet tutuyor, 31 Ocak 2013 (AFP)

Cezayir'in Nijer'deki askeri konuşlanması, sınırları korumanın ötesine geçerek, ekonomik çıkarları güvence altına almayı ve Sahel’de nüfuzu güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir değişimi temsil ediyor

Ekonomi ve jeopolitik alanda uzman Cezayirli araştırmacı Seyfeddin Kaddaş, bu sahneye dair şu değerlendirmede bulundu: “Cezayir'in Nijer'e yönelik operasyonel hamlesi, geleneksel bir askeri varlığın ötesine geçen stratejik boyutlar taşıyor. Bu hamle, Niamey'de iç istikrarı sağlamaya ve mevcut Nijer rejimini zayıflatma girişimlerinin önüne objektif engeller koymaya yönelik doğrudan bir jeopolitik araçtır.”

Şöyle devam etti: “Güç dengesi açısından bakıldığında, askeri varlık bölgesel güvenlik denkleminde gerçek bir yeniden yapılanmayı temsil ediyor. Cezayir, Cezayir ve Niamey'i birbirine bağlayan eksen aracılığıyla Sahel'deki pratik nüfuzunu yeniden kazanmayı ve bu ikili ekseni her iki ülkenin ve bölgenin ortak ulusal güvenliğini korumak için sağlam bir temel haline getirerek sahadaki güvenlik ve yıkıcı zorluklarla mücadele etmeyi amaçlıyor.”

Ekonomik açıdan bakıldığında, Kaddaş’ın analizi güvenlik istikrarını yatırımları genişletme dinamikleriyle ilişkilendiriyor. Cezayir'in fiilen denetlediği petrol sahaları, boru hattı ağları ve enerji santralleri de dahil olmak üzere enerji altyapısının güvence altına alınması sadece önleyici bir adım değil, aynı zamanda ekonomik projelerin başarısını sağlamak ve uygulama veya işletme sırasında onları hedef alacak risklere karşı koymak için temel bir adımdır.

“Salvador Koridoru”, DEAŞ’ın Büyük Sahra'daki hareketliliği ve Boko Haram hücrelerinin Libya, Nijer ve Cezayir sınırları boyunca silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı ağlarıyla kesiştiği güvenlik açısından sıcak bir nokta olarak yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti

Bu projeler, Cezayir’in Sonatrach Şirketi ile Nijer’in Sonidep Şirketi’nin Kafra petrol sahasında dört arama kuyusu açmasıyla sahada somutlaştı. İki şirket, Kafra Sud-Est-1 adı verilen ilk kuyuda çalışmalara çoktan başladılar. Lisans, Cezayir sınırına yakın Agadez bölgesinde 23 bin kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyor. Bu yatırım, Nijer gazını Nijer üzerinden Cezayir'e ve oradan da Avrupa pazarlarına taşımayı amaçlayan Trans-Sahara Doğalgaz Boru Hattı projesini tamamlıyor.

Jeopolitik kısıtlamalar ve Salvador Koridoru kompleksi

Ancak, Afrika'nın Sahel bölgesini çevreleyen güvenlik komplekslerinin büyüklüğü göz önüne alındığında, bu görev kolay olmayacak gibi görünüyor. Bu komplekslerin başında, geniş çöl alanları boyunca uzanan lojistik tedarik hatlarının güvenliğinin sağlanması geliyor.

Sahaya dair Nijer'den yapılan bir değerlendirmede, Nijerli siyasi aktivist Ömer el-Ansari şunları söyledi: “Enerji tesislerini ve ortak çıkarları korumayı amaçlayan sınırlı Cezayir askeri varlığı, sahada gerçek meydan okumalarla karşı karşıya. Bunların başında öncelikle kuzey Nijer'e yayılmış silahlı örgütlerin faaliyetleri geliyor. Söz konusu örgütlerin Çad ve Libya sınırlarının ötesinde uzantıları var ve hareketlerini ve kaçakçılık operasyonlarını gerçekleştirmek için Salvador Koridoru'nu kullanıyorlar.”

Bu güvenlik uyarısı, bölgenin jeopolitik özelliklerine dayanıyor; zira “Salvador Koridoru” veya Salvador Üçgeni olarak bilinen bölge, bu denklemdeki en hassas güvenlik cephesini oluşturuyor. Cezayir, Nijer ve Libya sınırlarının kesiştiği noktada bulunan ıssız bir çöl bölgesi olan bu koridor, Libya'nın güneybatısındaki Fezzan bölgesini Afrika Sahel'inin kalbine bağlayan kara yollarının doğal bir kavşağı olması nedeniyle stratejik öneme sahip.

Güvenlik açısından, bölge, silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yapan yasadışı ticaret ağları ve uluslararası kaçakçılık ağları için en aktif koridorlardan biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, silahlı ve radikal örgütler tarafından güney Libya'daki arka üsleri ile Nijer'in kuzey bölgeleri arasında faaliyet göstermek için kullanılan önemli bir geçiş güzergahı görevi görüyor.

cdvfgbty
Nijer'in petrol merkezi Port Harcourt yakınlarındaki Okrika bölgesinden geçen doğalgaz boru hattında yürüyen bir kız çocuğu, 4 Aralık 2012 (Reuters)

Salvador Üçgeni, Nijer'in orta ve doğusunda silahlı örgütlerin ve suç ağlarının faaliyetlerinde benzeri görülmemiş bir artışın ardından, yeniden istihbarat aygıtlarının izleme listesinin başına yerleşti. Bu da Cezayir ile Libya'yı çevreleyen güvenlik kuşağı boyunca risk haritasını yeniden çiziyor. Bu yapısal tehditler, başta Büyük Sahra'da DEAŞ'ın savaş gücünü yeniden kazanması, uluslararası askeri varlığın azalmasından faydalanan Boko Haram hücrelerinin manevralarının artması olmak üzere dört operasyonel alanda kesişiyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu durum, Libya’daki silah, uyuşturucu ve yakıt kaçakçılığı yollarının güvenliğini sağlama konusunda karşılıklı çıkarlar yoluyla organize suçun kurumsallaşması ve fidye için adam kaçırma taktiklerinin kullanılmasıyla daha da karmaşık hale geldi.

En tehlikeli gelişme ise isyan stratejilerinin enerji altyapısını hedef almaya yönelmesidir; bunun en belirgin örneği, Mahmud Salah liderliğindeki Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin Nijer ve Benin arasındaki petrol boru hattına yönelik eylemleridir. Bu, Sahra bölgesindeki enerji koridorlarının ve ortak bölgesel projelerin isyancı örgütler için doğrudan hedef haline geldiğinin önemli bir göstergesidir.

 İnsansız hava araçları savaşı ve bölgesel ajandaların çatışmasının riskleri

Operasyonel düzeyde, Ansari şuna işaret etti: “Bu örgütlerin motosiklet ve İHA’ları kullanmaları ile birlikte savaş taktikleri gelişti. Bu da sürekli teyakkuz ve sürekli operasyonel adaptasyon gerektiriyor. Buna bir de geniş çöl bölgesinin coğrafi zorlukları ve uzun mesafeler boyunca tedarik hatlarının güvenliğini sağlamanın zorluğu, ayrıca doğrudan coğrafi yakınlık avantajına sahip yeni bir oyuncunun varlığından endişe duyan diğer bölgesel ve uluslararası aktörlerle rekabet göstergelerinin ortaya çıkması ekleniyor.”

Çatışmanın doğasındaki bu teknik değişim temel bir faktör, çünkü İHA’ların hızla artan kullanımı, bu teknoloji sahadaki çatışmalarda önemli bir silah haline geldikten sonra, Afrika'nın Sahel bölgesindeki askeri ve güvenlik sahnesini yeniden şekillendirdi.

Bu bölgede İHA kullanımı artık büyük uluslararası güçler tarafından yürütülen gözetleme operasyonları ve hava saldırıları ile sınırlı değil. Yerel aktörleri ve düzensiz silahlı örgütleri de içerecek şekilde genişledi. Radikal örgütler ve uluslararası organize suç ağları, patlayıcılar taşımak veya düzenli orduların hareketlerini gözlemlemek ve takip etmek için teknik olarak modifiye edilmiş düşük maliyetli İHA’ları kullanmaya başladılar. Bu durum, bu örgütlere uçsuz bucaksız çöl alanlarında alışılmadık bir savaş avantajı sağlıyor ve bölgede konuşlandırılmış güçler için önemli denetim zorlukları yaratıyor.

Bu askeri konuşlandırmanın karşılaşacağı en büyük meydan okuma, özellikle Afrika'nın Sahel bölgesindeki aktörlerin çokluğu ve ajandalarının çeşitliliği göz önüne alındığında, uluslararası varlık olabilir. Bu bağlamda, Ömer Ansari, “Bu kesişim, Cezayir'in rolü ile diğer bölgesel ve uluslararası güçlerin rolleri arasındaki potansiyel çatışma ve bunun sonucunda sahada ortaya çıkabilecek rekabet veya yanlış anlamalar konusunda meşru endişeler doğuruyor” yorumunda bulundu.

Cezayir'in hamlesi, Paris ve Rabat ile yaşanan krizlerin ortasında, vekalet savaşlarına sürüklenmeden Sahel'deki varlığını pekiştirme çabasıyla, “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rus varlığı ve Türk genişlemesiyle kesişiyor

Sahadan gelen değerlendirmeler, bu konumlandırmanın Cezayir ile iyi ilişkileri, karşılıklı anlayışları ve koordinasyonu olan Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin yanı sıra, Fas ve Fransa gibi ilişkilerinde siyasi ve diplomatik kriz yaşadığı ülkeler gibi Sahel'de konuşlanmış çeşitli ülkelerin eylemleriyle kesiştiğine işaret ediyor. Birinci eksende, Cezayir'in sahadaki varlığı, Nijer, Mali ve Burkina Faso'daki askeri konseylerin güvenlik ortağı olan “Afrika Lejyonu” aracılığıyla Rusya'nın varlığıyla kesişmekte, aynı zamanda hem ekonomik hem de askeri olarak artan Türk varlığıyla da örtüşmektedir.

Karşı tarafta ise siyasi krizler yaşadığı Fas ve Fransa ekseni öne çıkıyor. Yakın zamana kadar Niamey'in isteği üzerine geri çekilen Fransa’nın “Barkhane” operasyonunun kilit noktası olan Madama Üssündeki konuşlanma, Fransız askeri varlığının kalıntılarını ortadan kaldırıyor; bu nedenle söz konusu hamle Paris tarafından açık bir güvenlik ve siyasi endişeyle izleniyor.

zxcdfvgb
Nijer'in Niamey kentindeki Diori Hamani askeri havaalanında Barkhane Operasyonu birliğinden bir Fransız askeri, 2 Ocak 2015 (AFP)

Sahadaki bu engellere rağmen Ansari: “Cezayir ordusunun terörizmle mücadele ve sınırları koruma konusundaki birikmiş deneyimi, ona Doğu ve Batı arasında hassas bir dengeyi koruma yeteneği kazandırıyor. Cezayir, Nijer'e bir hegemonya veya kutuplaşma projesiyle değil, resmi bir talebe cevap olarak ve coğrafi yakınlık ve açık ortak çıkarlar motivasyonuyla geldi” vurgusunda bulundu. Cezayir'in, ulusal egemenliğe saygı ve çatışma yerine koordinasyon, dışlama yerine entegrasyon temelinde bütün taraflara ikna edici bir yaklaşım sunabilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ona göre bu, Cezayir'in sahada gerçek bir istikrar sağlayıcı güç olarak rol oynamasını ve bölgeyi eksenler ve vekalet savaşları mantığından uzaklaştırmasını sağlıyor.

Bu iç içe geçmiş saha ve teknik verilere dayanarak, Afrika Sahel bölgesi ve Salvador Üçgeni çevresindeki jeo-ekonomik denklemin artık geleneksel çözümleri kaldıramayacağı açıkça ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarını genişletme hırsları ve engebeli jeopolitik ortamın kısıtlamaları arasında, Cezayir ve Niamey arasındaki ortak operasyonel konumlandırma, alışılmadık savaş taktiklerine ve sınır ötesi İHA savaşına uyum sağlama konusunda gerçek bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
TT

ABD'de seçimler neden salı günü ve özellikle kasım ayında yapılıyor?

ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)
ABD'nin Arizona eyaletindeki bir seçim merkezi (AP)

Seçimlerin pazar günü yapıldığı birçok ülkenin aksine ABD'de seçimler, 19'uncu yüzyıldan bu yana geleneksel olarak salı günleri düzenleniyor.

Peki, bu geleneğin geçmişi ve ortaya çıkış nedeni ne?

Şarku’l Avsat’ın ABD'nin NBC televizyonundan aktardığı habere göre bu gelenek 1845 yılına dayanıyor. O dönemde ABD nüfusunun büyük bölümü kırsal bölgelerde yaşıyordu. Ulaşım koşulları da bugünkünden oldukça farklıydı. Kırsal bölgelerden seçim merkezlerine ulaşmak bazı durumlarda saatler, hatta günler alabiliyordu.

Ayrıca her eyalet, başkanlık seçimlerini birkaç haftaya yayılan farklı tarihlerde gerçekleştirebiliyordu. Bu durum bir soruna yol açıyordu. Erken oy kullanan eyaletlerde açıklanan sonuçlar, henüz sandık başına gitmemiş eyaletlerdeki seçmenleri etkileyebiliyordu.

Bu sorunu ortadan kaldırmak isteyen Kongre, seçim sürecini düzenlemeye karar verdi. 23 Ocak 1845'te kabul edilen yasayla başkanlık seçimleri için ortak bir tarih belirlendi. Buna göre seçimler, kasım ayının ilk pazartesisini izleyen salı günü yapılacaktı.

Bu kural günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Neden özellikle kasım ayında salı günü?

Kasım ayının seçilmesinde ekonomik ve iklimsel koşullar belirleyici oldu. 19'uncu yüzyılda tarım, ekonominin temelini oluşturuyordu ve seçmenlerin önemli bir bölümü şehir merkezlerinden uzaktaki çiftliklerde yaşıyordu. Bu nedenle yasa koyucular, insanların tarımsal faaliyetlerini ciddi biçimde aksatmadan oy kullanabilecekleri bir tarih belirlemek zorundaydı.

Kasım ayı bu açıdan uygun bir dönemdi. Ülkenin büyük bölümünde sonbahar hasadı bu ay itibarıyla tamamlanıyor, kışın sert koşulları ise henüz başlamamış oluyordu. Böylece seçmenlerin seyahat etmesi için nispeten elverişli bir ortam sağlanıyordu.

Salı gününün tercih edilmesinde ise dini, sosyal ve ekonomik gerekçeler etkili oldu.

Pazar günü, Hristiyan nüfusun önemli bir bölümü için dinlenme ve ibadet günüydü. Bu nedenle o gün seyahat etmek uygun görülmüyordu. Pazartesi günü ise seçmenlerin seçim merkezlerine ulaşabilmeleri için seyahat etmelerine ayrılması gereken bir gündü.

Çarşamba günleri de birçok tarım topluluğunda çiftçilerin ürünlerini sattığı “pazar günü” olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle salı günü, seçim yapmak için en uygun gün olarak öne çıktı.

Ayrıca kasım ayının ilk gününden de kaçınıldı. Bunun nedenleri arasında bu tarihin ABD'de kutlanan “Azizler Günü”ne denk gelebilmesi ve tüccarların ticari hesaplarını yaptıkları dönemle çakışması yer alıyordu.

Seçim tarihinin değiştirilmesi yönündeki çağrılar

Salı günü seçim yapılması 19'uncu yüzyılın koşullarına uygun olsa da günümüzde bazı seçmenler açısından önemli bir engel oluşturuyor.

Özellikle uzun saatler çalışanlar, işlerinden izin almakta zorlananlar, ailevi sorumlulukları bulunanlar ve oy kullanma merkezlerine ulaşım konusunda güçlük yaşayanlar bu durumdan etkileniyor.

Latin Amerika kökenli toplulukların bazı üyeleri de bu sorunlarla daha sık karşılaşıyor. Bunun nedenleri arasında bu topluluğun önemli bir bölümünün restoran, otel, inşaat, temizlik, ulaşım ve sağlık sektörlerinde çalışması bulunuyor. Bu sektörlerde çalışanların birkaç saatliğine bile işlerinden izin almaları zaman zaman zor olabiliyor.

Seçimlerin hafta sonuna alınması veya seçim gününün federal resmî tatil ilan edilmesi yönünde farklı dönemlerde çeşitli öneriler gündeme getirildi. Ancak bu önerilerin hiçbiri federal seçimlerin genel tarihini değiştirmedi.


Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.