Trump, Kanada mallarına yüzde 50 gümrük vergisi uygulanması emrini verdi

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Kanada mallarına yüzde 50 gümrük vergisi uygulanması emrini verdi

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, alkollü içecekler, otomotiv ve süt ürünleri sektörlerindeki "ayrımcı muameleyi" gerekçe göstererek, dün bazı Kanada mallarına yüzde 50 oranında yeni gümrük vergileri getiren kararnameleri imzaladı.

Beyaz Saray'a göre yeni gümrük vergileri 30 gün içinde yürürlüğe girecek.

Amerika başkanlığı, enerji, potas ve belirli sektörel vergilere tabi olan bazı ithalat kalemlerinin bu vergilerden muaf tutulacağını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Beyaz Saray yeni tedbirlerin ABD-Meksika-Kanada Ticaret Anlaşması (USMCA) çerçevesinde Amerika'ya giren malları da kapsayacağını belirtti.

Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde imzalanan anlaşma, 16 yıl süreyle uzatılması için en geç 1 Temmuz'a kadar yenilenmesini öngörüyor.

Ancak ABD, ay başında yaptığı açıklamada anlaşmayı yenilemeyeceğini duyurdu; bu durum, üye ülkelerden biri resmi olarak çekilmediği sürece anlaşmanın yıllık bazda uzatılacağı maddesini işleme koyuyor.

Kanada ve Meksika, ABD'nin en önemli ticaret ortakları arasında yer alırken, Trump'ın Ocak 2025'te Beyaz Saray'a dönmesinin ardından uyguladığı gümrük vergilerinin de ilk hedefleri arasında yer almışlardı.



Vance’in Rızai’ye yazdığı mektup, ABD’nin savaşlarından önce gelen uyarıları akla getiriyor

Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
TT

Vance’in Rızai’ye yazdığı mektup, ABD’nin savaşlarından önce gelen uyarıları akla getiriyor

Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in perşembe günü kamuoyuna duyurulan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği mektup, ABD dış politikasının tarihsel ve geleneksel bir örüntüsünün devamı olabilir. Bu örüntü, kaçınılmaz görünen saldırılardan kaçınmak için son bir fırsat sunmak ile müzakere koşullarını kesin şartlar üzerinden yeniden şekillendirmek arasında gidip geliyor.

ABD’nin yürüttüğü savaşların tarihi, Washington yönetiminin dünyanın farklı bölgelerindeki rakipleriyle karşı karşıya gelmeden veya çatışmayı genişletmeden önce ‘son dakika’ mesajları gönderdiğini gösteriyor.

Washington’ın herhangi bir gerilimi azaltma adımının ön koşulu olarak İran’ın nükleer silah edinmesinin ‘kesinlikle’ engellenmesini şart koştuğu, buna karşılık Tahran’ın yıpranmış ekonomisini yeniden inşa etmesine yardımcı olmak amacıyla yaptırımların hafifletilmesini teklif ettiği Vance’in mesajına görece yakın dönemde verilmiş tarihsel örnekler de bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Tahran, söz konusu mesajı aldığını doğrularken ‘yedi şarta’ bağlı kalacağını duyurdu ve önceden herhangi bir taviz vermeyi reddetti. Bu durum, mesajı ya son diplomatik fırsat ya da yakın bir askerî çatışmanın habercisi haline getiriyor.

Irak ordusunun 1991’de İkinci Körfez Savaşı’nın sona ermesiyle Kuveyt’ten çekilmesinin ardından ateşe verdiği petrol kuyularının üzerinde uçan Amerikan savaş uçakları (Arşiv – Pentagon)
Irak ordusunun 1991’de İkinci Körfez Savaşı’nın sona ermesiyle Kuveyt’ten çekilmesinin ardından ateşe verdiği petrol kuyularının üzerinde uçan Amerikan savaş uçakları (Arşiv – Pentagon)

James Baker ve Tarık Aziz

İran’ın şu ana kadar kamuoyuna açıkladığı ret tutumu, ABD Başkanı George H. W. Bush’un, Çöl Fırtınası Harekâtı’nın başlamasından kısa süre önce dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e gönderdiği mektubun koşullarıyla büyük benzerlik taşıyor.

9 Ocak 1991’de, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Irak’a Kuveyt’ten çekilmesi için tanıdığı sürenin dolmasına bir hafta kala, ABD Dışişleri Bakanı James Baker, son uzlaşma fırsatını değerlendirmek amacıyla Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile tarihe geçen bir görüşme gerçekleştirdi.

ABD diplomatik arşivleri, Baker’ın, Bush tarafından imzalanan ve doğrudan Saddam Hüseyin’e hitaben kaleme alınan bir mektubu Aziz’e teslim ettiğini ortaya koydu. Daha sonra yayımlanan mektupta şu ifadeler yer alıyordu: “Savaşın eşiğindeyiz... BM Güvenlik Konseyi kararına uymamanız ve Kuveyt’ten koşulsuz olarak çekilmemeniz halinde Irak kapsamlı bir yıkım ve sayısız felaketle karşı karşıya kalacak. Askerî hesaplarınız sizi bu sonuçlardan kurtaramayacak.”

Savaşın ardından aktarılan bilgilere göre Tarık Aziz, mektubun tercümesini okuduktan sonra belgeyi masanın üzerine bırakmış, teslim almayı ve Bağdat’a iletmeyi reddetmişti. Aziz, Baker’a mektubun dilinin, devletler arasındaki ilişkilere yakışmayan aşağılayıcı ve üstenci bir tehdit içerdiğini söylemişti.

Görüşme başarısızlıkla sonuçlandı ve birkaç gün sonra Çöl Fırtınası Harekâtı başladı.

Pentagon raporlarına göre, 20 yıl boyunca 800 binden fazla ABD askeri Afganistan Savaşı’na katıldı.
Pentagon raporlarına göre, 20 yıl boyunca 800 binden fazla ABD askeri Afganistan Savaşı’na katıldı.

Washington’dan Taliban’a uyarı

2000 yılında gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından, ABD’nin misilleme ve intikam arzusunun etkisiyle Washington, alışılagelmiş müzakere kanallarına başvurmak yerine kesin ifadeler içeren bir mektup kaleme alarak bunu Pakistan’ın resmî kanalları aracılığıyla Taliban’a iletti. Mesaj, kamuoyuna açıklanan bir ‘son ültimatom’ niteliği taşıyordu.

20 Eylül 2001’de Başkan George W. Bush, ABD’nin taleplerini Kongre önünde açıklayarak şu ifadeleri kullandı: “Topraklarınızda saklanan El Kaide örgütünün bütün liderlerini ABD makamlarına teslim edin. Terörist eğitim kamplarının tamamını derhal ve kalıcı olarak kapatın... Bu talepler müzakereye veya tartışmaya açık değildir. Taliban harekete geçmeli ve bunu derhal yapmalı; aksi takdirde teröristlerle aynı akıbeti paylaşacaktır.”

Birkaç gün içinde Taliban lideri Molla Ömer, ültimatomu reddettiğini açıkladı. Ömer, Usame bin Ladin teslim edilmeden önce ABD yönetiminin onun saldırılara karıştığına dair kanıt sunmasını istedi. Washington ise bu tutumu tanınan sürenin resmen reddedilmesi olarak değerlendirdi ve 7 Ekim 2001’de Afganistan’a yönelik hava saldırılarını başlattı.

1945 yılına ait bu fotoğraf, Hiroşima’ya atılan nükleer bombanın ardından bir binanın kalıntılarını gösteriyor… Bu kalıntılar günümüze kadar bir anıt olarak korunmuş durumda (AFP)
1945 yılına ait bu fotoğraf, Hiroşima’ya atılan nükleer bombanın ardından bir binanın kalıntılarını gösteriyor… Bu kalıntılar günümüze kadar bir anıt olarak korunmuş durumda (AFP)

Japonya ve Potsdam Deklarasyonu

İkinci Dünya Savaşı’nın son aşamasında, ABD Başkanı Harry Truman, Japonya’ya İsviçre kanalları aracılığıyla iletilen ve Potsdam Deklarasyonu başlığını taşıyan bir mesaj yayımladı. O dönemde bu bildiri, ‘Japonya’nın karadan işgalini önlemeye yönelik son ültimatom’ olarak nitelendirildi.

Mesaj, Truman’ın yanı sıra İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Çin Devlet Başkanı Çan Kay Şek tarafından kaleme alındı. Toplantıda hazır bulunmayan Çan Kay Şek ise imzasını telsiz aracılığıyla gönderdiği bir telgrafla iletti.

Bildirinin son bölümünde şu ifadeler yer alıyordu: “Japonya hükümetini, bütün Japon silahlı kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetini ilan etmeye çağırıyoruz... Japonya için diğer seçenek ise hızlı ve mutlak yıkımdır.”

Diğer örneklerde olduğu gibi, dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki de bir basın toplantısı düzenleyerek hükümetinin cevabını açıkladı. Suzuki, Japon siyasi terminolojisinde ‘küçümseyerek tamamen görmezden gelmek’ anlamına gelen ‘Mokusatsu’ kelimesini kullandı. Bu tutumun ardından Truman, Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması emrini verdi.


Pakistan Ordusu: İran ile ABD arasındaki arabuluculuğa ilişkin ihtiyatlı iyimserlik

Pakistan Ordu Sözcüsü Ahmed Şerif Çaudri. (Reuters)
Pakistan Ordu Sözcüsü Ahmed Şerif Çaudri. (Reuters)
TT

Pakistan Ordusu: İran ile ABD arasındaki arabuluculuğa ilişkin ihtiyatlı iyimserlik

Pakistan Ordu Sözcüsü Ahmed Şerif Çaudri. (Reuters)
Pakistan Ordu Sözcüsü Ahmed Şerif Çaudri. (Reuters)

Pakistan ordusu sözcüsü dün yaptığı açıklamada, askeri kurumun İran ile ABD arasında yürüttüğü arabuluculuk girişimlerine ilişkin “ihtiyatlı bir iyimserlik” taşıdığını söyledi. Açıklama, üst düzey bir heyetin bu hafta Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından verilen ilk röportajda yapıldı.

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir, bu ay içinde iki kez Tahran’ı ziyaret etti. Münir’in pazartesi günü gerçekleştirdiği ikinci ziyaretine Suudi Arabistanlı ve Türk yetkililer eşlik etti.

Münir, sekiz aydır devam eden İran savaşında gerilimi düşürmeye yönelik Pakistan’ın diplomatik girişimlerinde başlıca arabulucu rolünü üstleniyor.

Ordu Sözcüsü Ahmed Şerif Çaudri, iki ziyaretin olumlu işaretler taşıyıp taşımadığına ilişkin bir soruya, “Mareşal Münir, olumlu bir gelişme ihtimali olmasaydı neden Tahran’ı iki kez ziyaret etsin? Dolayısıyla evet, kesinlikle” cevabını verdi.

Pakistan Silahlı Kuvvetleri Halkla İlişkiler Genel Müdürlüğü Başkanı Çaudri, “Her zaman kullandığımız ifade şu: İhtiyatlı bir iyimserlik içindeyiz” dedi. Çaudri, çatışmanın kendi çıkarlarına hizmet ettiğini düşünen ve süreci sabote etmeye çalışan “güçlü aktörlerin” hâlâ bulunduğunu belirtti, ancak herhangi bir tarafın adını vermedi.

Pakistan Silahlı Kuvvetleri karargâhının bulunduğu Ravalpindi’den konuşan Çaudri, görüşmelerin içeriği veya ABD’nin İran ziyaretine destek verip vermediği konusunda ayrıntı paylaşmaktan kaçındı.

Suudi Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ile Türkiye Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı İbrahim Kalın da pazartesi günü Tahran’da Münir’e eşlik etti.

Üç ülke, geçen yıl 7 Ağustos’ta ortak savunma anlaşması imzalamış ve taraflardan herhangi birine yönelik saldırının bütün taraflara yapılmış sayılacağını açıklamıştı.

Üç imzacı ülke anlaşmanın kolektif caydırıcılık ve bölgesel güvenliği amaçladığını belirtirken, analistler anlaşmanın bölgesel güçlerin İran ile ABD arasındaki çatışmanın sonuçlarını yönetme çabalarıyla yakından bağlantılı olduğunu değerlendiriyor.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazartesi günkü görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, bölgenin güvenliğinin dış müdahale olmaksızın bölge ülkeleri tarafından sağlanması gerektiğini söyledi.

Çaudri, İran’ın anlaşmaya katılma ihtimaliyle ilgili bir soruya, anlaşmanın mevcut hükümlerinin yeni üyelerin kabul edilmesini engellemediğini belirterek yanıt verdi. “Kolektif caydırıcılık ve bölgesel barış konusunda ortak bir vizyonu benimseyen herhangi bir taraf neden katılmasın? Herkese kapımız sonuna kadar açık” diyen Çaudri, kararın üç ana tarafın siyasi liderlerine ait olduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Çaudri’ye, anlaşma kapsamında Pakistan’ın Suudi Arabistan’a daha fazla asker gönderip göndermeyeceği de soruldu. Sözcü, bunun sahadaki gelişmelere ve iki ülkenin siyasi liderliklerinin kararına bağlı olduğunu ifade etti.

Pakistan’ın Suudi Arabistan’ı ve Mekke ile Medine’deki kutsal mekânları savunma konusundaki kararlılığını da yineledi.


Trump ve Clinton, kritik seçim öncesinde seçmenleri harekete geçirmek için kampanya yürütüyor

ABD Başkanı Donald Trump, Florida eyaletinin Daytona Beach kentinde Senatör Ashley Moody ile birlikte. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Florida eyaletinin Daytona Beach kentinde Senatör Ashley Moody ile birlikte. (AP)
TT

Trump ve Clinton, kritik seçim öncesinde seçmenleri harekete geçirmek için kampanya yürütüyor

ABD Başkanı Donald Trump, Florida eyaletinin Daytona Beach kentinde Senatör Ashley Moody ile birlikte. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Florida eyaletinin Daytona Beach kentinde Senatör Ashley Moody ile birlikte. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Florida eyaletinde Cumhuriyetçi destekçileriyle düzenlenen bir seçim mitingine katılırken, eski Başkan Bill Clinton da komşu Mississippi eyaletinde Demokratlara hitap etti. Her iki isim de Kongre’de hangi partinin çoğunluğu sağlayacağını belirleyecek ara seçimlerde seçmenleri sandığa gitmeye çağırdı.

Trump, Daytona kentinde toplanan kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada, “Bu, şimdiye kadarki en önemli ara seçim” dedi. Bundan yalnızca bir saat önce Tupelo kentinde konuşan Clinton da benzer bir değerlendirmede bulundu ve Cumhuriyetçi Partili üçüncü bir ABD başkanına atıfta bulundu.

Clinton konuşmasında, “Dostum George Bush bir keresinde demokrasinin kendi kendini düzelttiğini söylemişti. Mississippi’de bunun doğru olup olmadığını öğrenmek üzereyiz” ifadelerini kullandı. Clinton, konuşmasını Demokratların Senato adayı Scott Colom’a oy verilmesi çağrısıyla tamamladı.

Seçimler, Trump’ın Beyaz Saray’daki görev süresinin son iki yılının Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Kongre’nin desteğiyle sorunsuz geçip geçmeyeceğini ya da Demokratların muhalefeti ve engellemeleriyle karşılaşıp karşılaşmayacağını belirleyecek.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığı ajansın oy kullanma verileri üzerinde yaptığı analize göre, seçimlere beş gün kala erken oy kullanan Amerikalıların sayısı, 2022 ara seçimlerinin aynı dönemine kıyasla yaklaşık 10 milyon arttı.