Trump İran'da kara harekâtı seçeneğine mi yaklaşıyor?

Tahran sokaklarından birinde duvar yazılarının yanından geçen bir kadın (AP)
Tahran sokaklarından birinde duvar yazılarının yanından geçen bir kadın (AP)
TT

Trump İran'da kara harekâtı seçeneğine mi yaklaşıyor?

Tahran sokaklarından birinde duvar yazılarının yanından geçen bir kadın (AP)
Tahran sokaklarından birinde duvar yazılarının yanından geçen bir kadın (AP)

ABD ile İran arasındaki savaş sürerken, çatışmaların hava saldırılarından İran topraklarında gerçekleştirilecek bir kara operasyonuna dönüşme ihtimali giderek daha fazla gündeme geliyor. ABD Başkanı Donald Trump bu seçeneği dışlamayı reddederken, Foreign Policy dergisine konuşan askeri uzmanlar ve eski ABD'li yetkililer, geniş çaplı bir işgalin hâlâ düşük ihtimal olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre özel kuvvet operasyonları veya stratejik adaların ele geçirilmesi gibi sınırlı operasyonlar ise hâlâ masadaki askeri seçenekler arasında bulunuyor.

Washington kara operasyonu sinyali mi veriyor?

ABD Başkanı Donald Trump, savaş devam ederken kara birliklerinin konuşlandırılması seçeneğini dışlamayı reddetti. Çatışmaların büyük ölçüde Hürmüz Boğazı'nın kontrolü etrafında yoğunlaşması, küresel enerji piyasalarında da ciddi belirsizliğe yol açıyor.

Derginin aktardığı haberlere göre ABD, askeri seçeneklerini genişletmek amacıyla bölgeye daha fazla asker gönderdi. Bölgeye sevk edilenler arasında özel kuvvetler personeli ve sağlık ekipleri de bulunuyor.

cdhyju
Nisan ayında Hürmüz Boğazı yakınlarında bir İran gemisine uyarıda bulunan ABD askerinin helikopterdeki görüntüsünden bir kare (CENTCOM)

Kongre'de bu hafta düzenlenen bir oturumda milletvekilleri, Trump yönetiminin üst düzey yetkililerine bir kara operasyonunun değerlendirilip değerlendirilmediğini sordu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, kara çatışmalarının bir sonraki adım olacağını doğrulamazken, "hava gücünün sınırları var" ifadelerini kullandı ve ABD ordusunun her zaman çok sayıda seçenek geliştirdiğine dikkat çekti.

Geniş çaplı bir işgal için 100 binden fazla asker gerekiyor

ABD'li eski askeri yetkililer ve uzmanlar, Foreign Policy dergisine yaptıkları değerlendirmelerde, mevcut göstergelerin ABD'nin İran topraklarında geniş çaplı bir kara operasyonuna hazırlandığına işaret etmediğini söyledi. Uzmanlara göre böyle bir operasyon, hâlihazırda bölgede konuşlandırılmış yaklaşık 50 bin ABD askerinden çok daha büyük bir kuvvet gerektirecek.

Buna karşılık uzmanlar, stratejik adaların, özellikle Hark Adası'nın ele geçirilmesi veya özel kuvvetlerin askeri hedeflere yönelik baskınlar düzenlemesi gibi sınırlı operasyonların gerçekleştirilme ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtti.

2016-2019 yılları arasında ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) liderlik eden emekli General Joseph Votel, dergiye yaptığı açıklamada, "Tahran'ın merkezine asker göndermeye doğru ilerlediğimizi düşünmüyorum" dedi.

Votel, Beyaz Saray'ın nükleer tesisleri hedef alan bir kara operasyonunu değerlendiriyor gibi görünmediğini belirterek, en muhtemel senaryonun İran'ın hâlihazırda faaliyetlerini sürdürmek için kullandığı kilit noktalara yönelik sınırlı baskınlar düzenlenmesi olduğunu ifade etti. Bu hedeflerin özellikle kıyı bölgelerinde ve ülkenin bazı iç kesimlerinde bulunduğunu kaydetti.

Votel'e göre hedefler arasında komuta ve kontrol merkezleri, füze fırlatma platformları, silah depoları, iletişim ağları ve İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini etkilemesini sağlayan altyapı bulunabilir.

İran topraklarında stratejik bölgelerin kontrol altına alınması zor

Votel, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz geçişini yeniden açmak amacıyla İran'ın boğaza kıyısı bulunan bölgelerinde toprak kontrolünü hedefleyen daha geniş kapsamlı bir operasyonun en az 100 bin asker gerektireceğini söyledi.

Votel, "Burası çok geniş bir bölge ve İran'ın bunu engellemek için elindeki tüm imkânlarla savaşmasını beklemeliyiz" dedi.

Votel'e göre İran ordusu dünyanın en güçlü orduları arasında yer almasa da ciddi bir direniş gösterebilecek kapasiteye sahip. Ayrıca İran'ın coğrafi yapısı, ABD açısından asker ve ikmal sevkiyatında karmaşık lojistik sorunlar yaratacak.

Kongre'de endişe

Washington'da İran'a kara birlikleri gönderilmesi fikri, Trump yönetiminin destekçileri ve muhalifleri de dahil olmak üzere Kongre üyeleri arasında geniş çaplı endişeye yol açıyor.

ABD Hava Kuvvetleri'nde daha önce görev yapmış ve Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi üyesi olan Demokrat Partili Kongre üyesi Ted Lieu, asıl sorunun ABD ordusunun toprakları kontrol altına alıp alamayacağı olmadığını, bunun ardından ne yaşanacağının belirleyici olduğunu söyledi.

Lieu, "ABD herhangi bir bölgeyi işgal edebilir ancak asıl zorluk orayı elinde tutmaktır. Washington İran'da kalmak zorunda kalırsa, sonu olmayan bir savaşla karşı karşıya kalırız" dedi.

Trump için siyasi riskler

Rapora göre İran'a kara birlikleri gönderilmesine yönelik herhangi bir karar, Trump ve Cumhuriyetçi Parti açısından önemli siyasi riskler taşıyacak. Savaşın ABD'li seçmenler arasındaki desteğinin azalması, akaryakıt fiyatlarının yükselmesi ve kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinin yaklaşması, bu riskleri daha da artırıyor.

Bununla birlikte Demokrat Partili Kongre üyesi Ted Lieu, Trump'ın geçmişteki tutumunun bu seçeneği tamamen göz ardı etmemeyi gerektirdiğini söyledi. Lieu, Trump'ın yılın başlarında Venezuela'ya kara birlikleri gönderilmesine onay verdiğini hatırlattı.

Lieu, "Donald Trump'ın yanlış ve tehlikeli kararlar alma kapasitesini asla küçümsemem. Gerçeklik algısının çarpık olduğunu ve danışmanlarından olayların bütününü göremediğini düşünüyorum. Bu nedenle İran'a kara harekâtı düzenlemenin uygulanabilir bir seçenek olduğunu düşünebilir" ifadelerini kullandı.



Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek
TT

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, İran’la savaşın kasım ayında gerçekleştirilecek Kongre ara seçimlerinin ardından sona ereceğine inandığını yineledi. Trump ayrıca, savaşın sona ermesiyle birlikte petrol fiyatlarının sert biçimde düşeceğini belirtti.

İrlanda’nın başkenti Dublin’de bulunan Trump, “Bunun çok yakında gerçekleşeceğini düşünüyorum. Büyük olasılıkla Kongre ara seçimlerinin hemen ardından olacağını düşünüyorum. Onlar seçimleri zorlaştırmak amacıyla mümkün olduğunca uzun süre direnmeye çalışıyor. Ancak insanların bunun farkında olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Trump, Suudi Arabistan’da Doğu-Batı petrol boru hattını hedef alan hava saldırısından İran’ın sorumlu olabileceğini öne sürdü. ABD Başkanı ayrıca, “Husiler bizimle savaşmak istemiyor” dedi.

İran tarafında ise Şarku’l Avsat’ın ISNA’dan aktardığına göre Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine işaret etti. Pezeşkiyan, bunun gerçekleşmesini Washington’un deniz ablukasına son vermesi ve İran limanlarına yönelik saldırılarını durdurması şartına bağladı.

BRICS ülkeleri zirvesine katılmak üzere Yeni Delhi’de bulunan Pezeşkiyan’ın açıklamsına göre Umman ve İran, pazartesi günü Umman’ın başkenti Maskat’ta, iki ülkenin kıyısında bulunan ve küresel petrol ve doğal gaz ticareti açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı üzerinden yeni deniz ulaşım güzergâhlarının oluşturulmasına ilişkin bir anlaşmayı imzalayacak.


Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
TT

Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)

The Guardian'ın insan hakları örgütlerine dayandırdığı habere göre, Londra'yla Paris arasında imzalanan anlaşma kapsamında Birleşik Krallık'tan (BK) Fransa'ya geri gönderilen yüzlerce göçmenin izi kaybedildi.

Bunların arasında 40'tan fazla "yaşı tartışmalı çocuğun" da olduğu bildiriliyor. 

2025 yazında imzalanan anlaşma kapsamında BK, yasadışı yollarla Manş Denizi'ni geçerek topraklarına ulaşan göçmenleri Fransa'ya geri gönderebiliyor. 

Ancak iltica taleplerini meşru gördüğü, daha önce kaçak yollarla ülkeye girmemiş, Fransa topraklarındaki sığınmacılara kucak açıyor.

Geri gönderilen göçmen kadar sığınmacının kabul edilmesini öngören bu mutabakat, "biri girer, biri çıkar anlaşması" diye de biliniyor. 

Dönemin BK Başbakanı Keir Starmer'ın "çığır açan" diye nitelediği bu anlaşmanın etkisi sınırlı oldu. Eylül 2025'ten beri yaklaşık 32 bin kişi kaçak yollarla BK topraklarına ayak basarken küçük teknelerle gelip geri gönderilenlerin sayısı 1400 civarında kaldı. 

Sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, bu anlaşma kapsamında Fransa'ya gönderilen yüzlerce göçmenin kaybolduğunu bildiriyor. 

BK gazetesine konuşan Fransız siyasetçiler de zorla geri gönderilenlerden yalnızca 200'ünün hâlâ Fransız makamlarıyla iletişim halinde olduğunu, yüzlerce kişininse Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde kayıtdışı yaşamaya başladığını söyledi.

Humans for Rights Network Direktörü Maddie Harris'in aktardığına göre, kaybolanlar arasında refakatsiz çocuk olduklarını beyan eden ve yaşları belirlenememiş en az 41 kişi de yer alıyor. 

"Biri girer, biri çıkar" anlaşmasının kapsamı dışında kalan refakatsiz çocukların yetişkinlere yönelik göçmen gözaltı merkezlerinde tutulması yasalara aykırı. 

BK İçişleri Bakanlığı iddiaları kesin bir dille reddederek geri gönderilen kişilerin tamamının yetişkin olduğunu savundu. 

Bakanlık gazeteye yaptığı açıklamada, "Yaşı konusunda anlaşmazlık bulunan hiç kimse Fransa'ya geri gönderilmedi" ifadelerini kullandı.

Diğer yandan 1 Ekim'de bitecek anlaşmanın süresinin uzatılıp uzatılmayacağı henüz bilinmiyor. 

Britanya medyası, Paris'in bu anlaşmayı sonlandırıp BK'yle AB'nin tamamını kapsayan bir mutabakata varmak istediğini öne sürüyor. 

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in bu yöndeki niyetlerine dair Britanyalı mevkidaşı Shabana Mahmood'u bilgilendirdiği de haberleştirilen iddialar arasında. 

Independent Türkçe, Guardian, RT


MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
TT

MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten John Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekti. Sawers, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise giderek daha fazla dışlandığına ilişkin göstergeler var. Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” dedi.

Sawers, Ali Laricani’nin öldürülmesinin ardındaki hedefe ilişkin bilgiler paylaştı. Sawers, Financial Times gazetesine verdiği röportajda, İran’ın ‘zaten ağır olan ve giderek artan’ ekonomik baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtti. ABD tarafının karşı karşıya olduğu kısıtlamaların ise ekonomik olmaktan ziyade siyasi nitelik taşıdığını ifade eden Sawers, “Bir galon benzinin 4 dolara yükselmesinin Amerikalılar açısından gerçekten büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla bu durum bir süre daha devam edecek” diye konuştu. Sawers, ABD’nin kendisi açısından acı verici ve maliyetli hale gelen savaşlardan çekilme konusunda ‘uzun bir geçmişe’ sahip olduğuna dikkat çekerek Vietnam, 1983’te Lübnan, 10 yıl sonrasında Somali ve Joe Biden döneminde Afganistan örneklerini verdi. “Amerikalılar zor savaşlarda direnç göstermeleri ve savaşı sürdürmeleriyle tanınmıyor” diyen Sawers, “Bence bölge ülkeleri nihayetinde İran’la bir tür uzlaşmaya ve onunla bir arada yaşamanın formülüne ulaşacak. Ancak bunun için henüz zaman gelmedi” değerlendirmesinde bulundu.

Ali Laricani (AFP)
Ali Laricani (AFP)

Laricani, Kalibaf ve iktidar mücadelesi

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekerek, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise dışlandığına ilişkin göstergeler var” dedi.İngiliz gazetesiyle yaptığı röportajda Sawers, “Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” ifadesini kullandı.

Bu açıklamalar, son aylarda İran İslami Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın adının ABD ile yürütülen barış görüşmelerinde İran rejiminin baş müzakerecisi olarak birçok kez gündeme geldiği ve Kalibaf’ın müzakerelere bizzat katıldığı bir dönemde yapıldı.

Sawers, “Bu süreçte merkezi bir rol üstlenebilecek tek kişi Ali Laricani’ydi. Ancak İsrailliler onu kasıtlı olarak öldürdü. Çünkü Laricani’nin her iki tarafın da kabul edebileceği bir barış anlaşmasına varabilecek isim olduğunu düşünüyorlardı ve bu nedenle onu tehdit olarak görüyorlardı. Dolayısıyla bölgedeki durumun geleceği konusunda ciddi endişeler var” dedi. Eski İngiliz yetkili, mevcut durumun devam edeceğini öngörerek, “Bence bu durum birkaç ay daha sürecek. Ancak ekonomik baskılar belirli bir noktada İran rejimi üzerindeki etkilerini göstermeye başlayacak” diye konuştu.

Geniş çaplı tepkiler

Sawers’ın son günlerde yaptığı açıklamalar, Farsça yayın yapan medya kuruluşları ve sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandırdı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığhabere göre öyle ki bazı çevreler, Laricani’nin en azından hayatının son döneminde İngiliz istihbarat servisiyle bağlantıları olmuş olabileceğine dair spekülasyonlarda bulundu.

Sawers’ın Kalibaf’ın karar alma mekanizmasının merkezinde yer almadığı yönündeki açıklamaları ile İran’da fiili karar alma sürecinde Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve diğer yapıların rolüne ilişkin değerlendirmeleri, rejim içindeki güç dengelerine dair yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Sawers, 2000’li yılların ortalarında İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda siyasi direktör olarak görev yapmış ve o dönemde Avrupa üçlüsü olarak bilinen İngiltere, Fransa ve Almanya’nın İran’la yürüttüğü nükleer müzakerelere katılmıştı.

İran tarafında ise Ali Laricani, 2005-2007 yılları arasında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri ve İran’ın baş nükleer müzakerecisi olarak görev yapmıştı.

Sawers, 2007 yılında bu görevinden ayrılarak New York’a geçti ve İngiltere’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi oldu.

Aynı yıl Laricani, dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği ve nükleer müzakereleri yürütme görevlerinden istifa etti. Laricani’nin yerine Said Celili getirildi.

İki yıl sonra, 2009’da, Mahmud Ahmedinejad ile Mir Hüseyin Musevi arasında yaşanan ve tartışmalı sonuçlarıyla gündeme gelen İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay sonra Sawers, New York’taki görevinden Londra’ya dönerek İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başına geçti.

Sawers, 2014 yılına kadar beş yıl boyunca bu görevini sürdürdü.

İran’ın gücünün değerlendirilmesi

Sawers, Amerikalıların İran’ın direnme kapasitesini, İranlıların ise ABD’nin direnme kapasitesini yanlış değerlendirdiğini belirterek, “Bu nedenle şu anda bölgede yakın zamanda bir ilerleme sağlanması ihtimali bulunmuyor. Bunun nedenlerinden biri de İran’daki değişimler” dedi.

“İran’da bir tür halk ayaklanması görmeyi çok istesem de gerçek şu ki bunun bir benzeri bu yılın başında yaşandı. Rejim acımasızca müdahale etti ve buna karşılık kaç kişiyi öldürdüğünü bilmiyoruz; sayı muhtemelen binlerceydi. İç muhalefetin öncü gücü, yani sokaklardaki protestocular, kelimenin tam anlamıyla ortadan kaldırıldı” diyen Sawers, rejimin her türlü protesto belirtisini bastırma konusundaki kararlılığının çok yüksek olduğunu söyledi.

İran güvenlik güçlerinin Çin’in sağladığı gözetim teknolojilerinin de yardımıyla ülke içindeki durum üzerinde çok güçlü bir kontrol kurduğunu belirten Sawers, “Bu durum değişebilir. Eğer insanlar sofralarına yiyecek koyamaz hale gelir veya elektrik ve suya erişemez duruma düşerse tablo değişecektir. Ancak henüz bu aşamaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Amerikan yaklaşımı

ABD’nin uzun vadeli yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sawers, “Trump’ın bölgeden tamamen çekileceğini düşünmüyorum. Umman ile İran arasında Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin geçiş şartlarına ilişkin yürütülen görüşmeler gibi bazı müzakere imkanlarının bulunduğunu düşünüyorum. Bazı petrol tankerleri ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan gemilerin yeniden boğazdan geçmeye başladığını görmeye başladık. İranlılar bundan hoşlanmıyor ancak seçenekleri sınırlı. Bu nedenle bu boks maçında Amerikalıların puan üstünlüğü sağladığını düşünüyorum. İranlılar nasıl karşılık vereceklerine karar vermek zorunda. Uzun vadede ise Amerikalıların bölgedeki varlıklarını azaltmak isteyeceğini düşünüyorum” dedi.