İran saldırı aşamasına mı geçti?

Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

İran saldırı aşamasına mı geçti?

Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)

İran, Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) füze saldırısının ardından ABD ile karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla birlikte ‘saldırı aşamasına’ geçtiğine yönelik mesajlar verdi. Bu gelişme, çatışmanın doğrudan misilleme boyutundan çıkarak bölgesel ölçekte genişlemesine işaret etti.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Feda Hüseyin Maliki dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ‘caydırıcılık aşamasını geride bırakarak saldırı aşamasına geçtiğini’ söyledi. Mevcut koşullarda ABD ile herhangi bir müzakere ihtimalini de dışlayan Maliki’nin açıklamalarını İran İşçi Haber Ajansı (ILNA) aktardı.

Maliki’nin açıklamaları, İran’ın Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından kullanılan noktalara balistik füze saldırısı düzenlemesinin ardından geldi. Ürdün ordusu beş füzenin önlendiğini açıklarken, CENTCOM ise İran tarafından fırlatılan tüm füzelerin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.

Washington buna dün sabaha karşı yaklaşık iki saat süren yoğun hava saldırılarıyla karşılık verdi. Saldırılarda DMO’ya ait onlarca hedef vurulurken, komuta merkezleri, füze ve insansız hava aracı (İHA) tesisleri ile deniz unsurları ve kıyı savunma sistemleri hedef alındı.

Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik sürpriz saldırının, Maliki’nin ‘saldırı aşamasına geçildiği’ yönündeki açıklamasıyla aynı döneme denk gelmesi, İran’ın söyleminde yaşanan değişimin şimdiye kadarki en güçlü göstergesi olarak değerlendiriliyor. Tahran, son haftalarda yürüttüğü operasyonları karşılıklı misillemeler olarak nitelendirirken, saldırıların durmasının ABD’nin operasyonlarını sona erdirmesine bağlı olduğunu savunuyordu.

Müzakere kapısı kapandı

Maliki, ILNA’ya verdiği röportajda, ABD’ye ait destek noktalarına yönelik saldırıların Washington’ın askeri planlarını sekteye uğrattığını ve İran’ın güney kıyılarına yönelik saldırıların yoğunluğunu azalttığını öne sürdü. Maliki, söz konusu saldırıların ABD’nin harekât merkezinde ciddi kayıplara yol açtığını iddia etti, ancak bu iddiaları doğrulayacak bağımsız kanıt sunmadı.

xsdfrgthy
Tahran’daki Azadi Caddesi’nde, Ayetullah Ali Hamaney’in resminin yer aldığı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 29 Temmuz 2026 (AP)

Maliki, bu gelişmenin müzakere sürecinin sona ermesiyle bağlantılı olduğunu savunarak, ABD’nin görüşmeleri yeniden başlatma çağrılarını askeri baskıyı hafifletme girişimi olarak nitelendirdi. Ayrıca İran’ın bölgedeki operasyonlarını genişletmeyi planladığını açıkladı.

Daha önce yaptığı açıklamalarda ABD saldırılarının sürmesi halinde İran’ın savunma pozisyonundan çıkacağı uyarısında bulunan Maliki, bu kez söz konusu geçişin fiilen gerçekleştiğini ifade etti.

İran Meclisi İçişleri Komisyonu Başkanı Muhammed Salih Cukar da bu söylemi destekleyerek, Ürdün’deki ABD üslerine yönelik saldırının İran’ın güvenliği söz konusu olduğunda ‘şaka yapmadığını’ gösterdiğini söyledi. Cukar, topraklarını ABD veya İsrail’in askeri operasyonları için kullandıran herhangi bir ülkenin askeri hedef haline gelebileceği uyarısında bulundu.

Bu açıklamalar, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ya da Genelkurmay tarafından yapılmış resmi bir duyuru niteliği taşımasa da, son günlerde askeri ve siyasi çevrelerden gelen benzer mesajlarla örtüşüyor ve ülke yönetimi içinde operasyonların genişletilmesini yeni bir strateji olarak benimseme eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor.

xsdfrgthy
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hamaney’in cenaze töreninde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’nin arasında duruyor. (İran Meclisi)

İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekreminiya da pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’nin hava saldırılarını sürdürmesi halinde ‘savaşın coğrafyasının’ genişleyeceği uyarısında bulundu. Ekreminiya, operasyonların Ürdün’deki ABD üsleri, Körfez ülkeleri ve Babu’l Mendeb Boğazı’na uzanmasının, Tahran tarafından hazırlanan ‘yeni stratejilerin’ uygulanmasının bir yansıması olduğunu söyledi.

Bu söylem, Ekreminiya’nın daha önce ABD’nin hava saldırılarını durdurmasının ardından İran güçlerinin operasyonlarını askıya aldığını ve Tahran’ın stratejisinin karşılıklılık esasına dayandığını belirttiği önceki açıklamalarından farklılık gösteriyor. Ayrıca bir İranlı yetkilinin Washington’a, ABD saldırılarını durdurduğu takdirde İran’ın da operasyonlarını sonlandıracağı yönünde mesaj ilettiği aktarılmıştı. Ancak İran dışındaki ABD üslerinin hedef alınması, Tahran’ın misilleme anlayışını ABD’nin bölgedeki askeri ve lojistik destek ağına kadar genişlettiğine işaret ediyor.

Çatışma cephelerinin genişlemesi

Eski DMO Komutanı ve İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı Muhsin Rızai de geçen hafta yaptığı açıklamada, ABD saldırılarının sürmesi halinde Tahran’ın sınırlı misillemelerden ‘saldırı ve tam yıkım aşamasına’ geçeceği uyarısında bulunmuştu.

Rızai, İran’ın henüz tüm askeri kapasitesini kullanmadığını belirterek, operasyonların genişlemesi durumunda geniş çaplı füze ve İHA saldırılarının yanı sıra kara kuvvetlerinin de devreye sokulabileceğini söyledi. İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Muhsini Senavi ise ABD ve İsrail çıkarlarının hedef alınması çağrısında bulunarak, müzakere seçeneğinin artık anlamını yitirdiğini savundu.

Söz konusu açıklamalar, İran parlamentosu ile bazı askeri çevrelerde sertleşen söylemi yansıtırken, ülkenin yeni bir saldırı doktrini benimsemeye ya da bölgesel ölçekte açık bir savaşa yönelmeye hazırlandığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

İran’ın stratejisinin, çatışmayı tek bir cepheyle sınırlamak yerine savaşın maliyetini ABD üslerine, deniz ulaşım hatlarına, enerji tesislerine ve Washington’ın operasyonlarını destekleyen ülkelere yaymayı hedefleyen yatay bir genişleme anlayışına dayandığı değerlendiriliyor.

Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik sürpriz füze saldırısından 10 gün önce Tahran, bölgedeki müttefik silahlı gruplarını da çatışmaya dahil edebileceği mesajını vermişti. DMO Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Tahran’ın ‘direniş cephesi’ olarak adlandırdığı yapıların lider ve mensuplarının, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in liderliğinde faaliyetlerini sürdüreceğini açıklamıştı.

Kaani’nin açıklaması, Hamaney’e atfedilen yazılı bir mesajın ardından gelmişti. Söz konusu mesajda, İran ile direniş cephesinin ABD’ye ‘unutulmaz dersler’ verecek güce sahip olduğu ifade edilmişti. Tahran, direniş cephesi ifadesini Irak, Lübnan ve Yemen’de kendisiyle müttefik silahlı grupları tanımlamak için kullanıyor.

Muhsin Rızai’nin danışmanı Mustafa Necefi de savaşın, daha üst bir aşamaya geçmeden önce yatay yönde tırmanacağını belirterek, baskının Körfez’den Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’e uzanan hatta enerji, ticaret ve deniz taşımacılığına yöneltileceğini yazdı.

Bu stratejinin merkezinde ise Hürmüz Boğazı öne çıkıyor. İran, boğazı kapatma tehdidinin ötesine geçerek gemi geçişlerine yeni düzenlemeler getirmeye, kurallara uymadığını öne sürdüğü gemileri geri çevirmeye ve izinsiz rotaları kullandığını iddia ettiği petrol tankerlerini hedef almaya başladı.

thyu
Tahran’da bir caddede, ABD Başkanı Donald Trump’ın resminin yer aldığı ve ‘İntikam kaçınılmaz’ yazan bir panonun önünden geçen yayalar, 28 Temmuz 2026 (AFP)

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran’ın kendi denetimi dışında herhangi bir güney koridorunun açılmasını kabul etmeyeceğini söyledi. ABD ile yürütülen müzakerelerde baş müzakereci olarak görev yapan Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın petrol ihracatının engellenmesi halinde diğer ülkelerin de petrol ihraç edemeyeceğini yineledi. İran Genelkurmay Başkanlığı Harekât Dairesi de İran altyapısının ABD saldırılarına hedef olması durumunda petrol, doğal gaz ve elektrik tesislerinin vurulabileceği uyarısında bulundu.

Gerilim, nükleer dosyaya da yansıdı. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, İran’ın nükleer tesislerine yönelik herhangi bir saldırının ülkenin nükleer doktrinini yeniden gözden geçirmesine yol açabileceğini söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Balta Dağı sahasını hedef alabileceklerini ima etmesinin ardından geldi. Tahran ise söz konusu bölgede herhangi bir nükleer faaliyet yürütüldüğünü reddetti.

Buna rağmen, yaşanan gelişmeler henüz kapsamlı bir saldırı savaşının ilanı anlamına gelmiyor. İran, operasyonlarını hâlâ ABD saldırılarının devam etmesine bağlarken, doğrudan müzakerelerin bulunmadığı yönündeki açıklamalara rağmen bölgesel arabuluculuk kanalları faaliyetlerini sürdürüyor.

Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetine yakın isimlerden Mahmud Vaizi de Tahran ile Washington’ın geniş çaplı bir bölgesel savaşın maliyetinin farkında olduğunu ve böyle bir senaryoyu istemediğini belirtti.

Bu çerçevede İran’ın ilan ettiği ‘saldırı aşaması’, kapsamlı bir savaş ilanından ziyade çatışmanın seyrini kendi lehine değiştirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Ancak çatışma alanlarının genişlemesi, İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin belirsizliklerin sürmesi ve olası nükleer faaliyetlerle zenginleştirme ekipmanlarının Balta Dağı sahasına taşındığı yönündeki iddialar, krize yeni bir boyut kazandırırken, tarafların şimdiye kadar kontrol altında tutmaya çalıştığı çatışmanın daha geniş bir ölçeğe yayılma riskini artırıyor.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.