Pakistan, Kızıldeniz ve hedge politikasının sonu

Taahhütlerin yerine getirilmesi ve çıkarların korunması

Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)
Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)
TT

Pakistan, Kızıldeniz ve hedge politikasının sonu

Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)
Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)

Kaswar Klasra

Pakistan’ın Kızıldeniz'deki deniz taşımacılığını tehdit eden gelişmelere ilişkin son uyarısı, alışılagelen diplomatik açıklama sınırlarını aşıyor; bu durum, İslamabad'ın Ortadoğu çatışmalarına yönelik uzun süredir sürdürdüğü politikasında karakteristik özellik taşıyan stratejik belirsizliğin sona ermesine işaret ediyor olabilir.

Pakistan tarafından geçtiğimiz çarşamba günü yayımlanan son derece sert bir açıklamada, İran ile ittifak halinde olan Yemen’deki Husi Hareketi, Suudi Arabistan'ı ve ticari deniz taşımacılığını tehdit etmesi nedeniyle kınandı ve İslamabad'ın, deniz çıkarları hedef alınırsa ‘kendini savunma hakkını saklı tuttuğu’ uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı bu tehditleri ‘kabul edilemez’ ve uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirdi. Bu, Pakistan'ın giderek daha da çalkantılı hale gelen bir bölgesel sahnede açık kırmızı çizgiler belirlemeye hazır olduğuna dair nadir bir işaret niteliği taşıyor.

Açıklama, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik derhal bir deniz ablukası uygulama kararını duyurmasının ardından geldi. Bu adım, uygulanması halinde Suudi Arabistan petrol ihracatı için hayati önem kazanmış Kızıldeniz limanlarına erişimi engelleyebilir. Bu gelişme, ABD ile İran arasında yeniden alevlenen gerginliklerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi kısıtladığı bir dönemde yaşanıyor. Bu gelişmelerin tümü bir araya gelerek, Kızıldeniz'i hızla ikincil bir sahneden, Ortadoğu'nun yaşadığı daha geniş güvenlik krizinde merkezi bir cepheye dönüştürüyor. Bu gelişmeler, Pakistan açısından derin sonuçlar taşıyor.

Güvenlik aktörü

İslamabad, son on yılın büyük bölümü boyunca, bölgesel husumetlerde tarafsız bir arabulucu konumunu pekiştirmeye çalıştı. Bu sırada İran ile çalışma ilişkilerini sürdürürken Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle güvenlik ve ekonomik bağlarını derinleştirdi. Bu denge bugün eşi görülmemiş baskılarla karşı karşıya.

Husilerin deniz taşımacılığına yönelik tehditlerinin tırmanmasıyla, Washington ve Körfez ülkelerindeki karar alıcılar, kamuoyunun gözünden uzakta, Pakistan'ın küresel enerji tedarik yollarının en önemli darboğaz noktalarından biri olan Babu’l-Mendeb Boğazı'ndan geçen deniz koridorlarını korumada daha aktif bir rol üstlenme ihtimalini değerlendiriyor. Bazı haberler, görüşmelerin istihbarat paylaşımını, deniz koordinasyonunu ve ticari deniz taşımacılığı hatlarını korumak için lojistik destek sağlanmasını kapsadığına işaret ediyor.

Son Pakistan açıklaması, İslamabad'ın konumlanmasını yeniden ayarlamak üzere olabileceğine işaret ediyor. İslamabad'da yerleşik üst düzey bir güvenlik analisti, “Kullanılan dil önemli bir anlam taşıyor, zira hem endişeyi hem de hazırlığı yansıtıyor. Pakistan, gerektiğinde kendi çıkarlarını ve ortaklarının çıkarlarını savunmaya hazır olduğuna dair bir sinyal veriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kızıldeniz gibi karmaşık bir deniz ortamında olduğu gibi, herhangi bir dış konuşlanma önceliklerin titizlikle sıralanmasını gerektiriyor. Ancak Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditler söz konusu olduğunda Pakistan sınırların çok ötesine gidebilir.

Bu yeniden değerlendirme sürecinin merkezinde yer alan Suudi Arabistan, Pakistan'ın stratejik ortağı ve Pakistanlı yetkililer tarafından sıkça ‘kardeş ülke’ olarak nitelendiriliyor. İki ülke arasındaki ilişki, on yıllara dayanan askeri iş birliği, ekonomik destek ve siyasi uyuma dayanıyor. Bu yüzden Suudi Arabistan’ın ekonomik damarlarına, özellikle enerji ihracatına yönelik sürekli herhangi bir tehdit, Pakistan'ın ekonomik istikrarı ve bölgesel konumu üzerinde doğrudan sonuçlar doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İslamabad'daki diplomatik ve askeri yetkililer, özel görüşmelerde, Suudi Arabistan'ın deniz yollarını hedef alan tehditlerin, artık Pakistan'ın ulusal çıkarlarıyla kesişen daha geniş bir güvenlik perspektifi dahilinde değerlendirildiğini kabul ediyor.

Eski üst düzey bir savunma yetkilisi, yaptığı açıklamada, "Pakistan, en yakın bölgesel ortaklarının ekonomik damarları hedef alındığında kayıtsız kalamaz. Bu noktadan sonra tarafsızlık sürdürülemez hale gelen bir eşik var” ifadelerini kullandı.

Bazı analistlere göre Pakistan, bu eşiğe yaklaşmış olabilir.

Kırmızı çizgilere dair nadir bir işaret

Kızıldeniz'de Pakistan'ın olası rolüne ilişkin herhangi bir tartışma, ülkenin askeri kapasitesine dair kaçınılmaz soruları gündeme getiriyor.

Pakistanlı askeri planlamacılar, yıllardır ülkelerinin aynı anda birden fazla operasyon sahasını yönetecek doktrin ve operasyonel kapasiteyi geliştirdiğini vurguluyor. Yetkililer, silahlı kuvvetlerin, Hindistan sınırında güçlü bir geleneksel caydırıcılığı sürdürmekten Afgan sınırında terörle mücadele operasyonlarını sürdürmeye kadar eş zamanlı zorluklarla başa çıkma deneyimine dikkati çekiyor.

Pakistan savunma kurumu içindeki bazı çevreler, bu deneyimin ülkeye, gerektiğinde birden fazla cephede hareket etme konusunda daha geniş bir kapasite kazandırdığını değerlendiriyor. Bu bakış açısına göre Pakistan, teorik olarak doğuda Hindistan karşısındaki caydırıcı konumunu korurken, daha uzak bölgelerdeki deniz güvenliği çabalarına da katkı sağlayabilir.

Bağımsız analistler ise daha temkinli bir değerlendirme sunuyor.

İslamabad'da ikamet eden savunma ve strateji analisti  Mustansir Abbas, yaptığı değerlendirmede, “Pakistan ordusu yüksek kapasiteye sahip ve Husilere karşı belirleyici operasyonlar gerçekleştirebilir. Güçleri birden fazla iç cephede meşgul olsa da halen Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditleri ortadan kaldırmak için gerekli kararlılığa, deneyime ve kaynaklara sahip” dedi.

Bahria Üniversitesi'nde savunma ve strateji çalışmaları dersleri veren Abbas sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kızıldeniz gibi karmaşık bir deniz ortamında olduğu gibi, herhangi bir dış konuşlanma önceliklerin titizlikle sıralanmasını ve hedeflere ilişkin siyasi netliği gerektiriyor. Ancak Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditler söz konusu olduğunda Pakistan sınırların çok ötesine gidebilir."

dfrgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde’de Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ile yaptığı görüşme sırasında konuşurken, 15 Nisan 2026 (AFP)

Pakistan'ın askeri güvenilirliği, son yıllarda özellikle 2025'te Hindistan'la yaşanan kriz sırasında ordunun performansının ardından güçlendi. Kriz sonucuna ilişkin rakip anlatılar sürmesine rağmen, bu çatışma, bölgesel ortaklar nezdinde Pakistan'ın hâlâ disiplinli ve hızlı yanıt veren bir askeri güç olduğu algısının pekişmesine katkı sağladı; bu algı, bugün Körfez ülkelerinin beklentilerini etkiliyor.

İran kısıtlaması

Pakistan, İran ile uzun ve hassas bir sınırı paylaşıyor. İki ülke ayrıca, sınır ötesi silahlı grupların faaliyetinden mezhepsel gerginliklere kadar iç içe geçmiş güvenlik kaygılarıyla karşı karşıya. Tahran, tarihsel olarak Körfez'deki askeri iş birliğinin genişlemesine, özellikle bu iş birliği doğrudan veya dolaylı olarak ABD destekli güvenlik çerçeveleriyle bağlantılı olduğunda kuşkuyla yaklaştı.

“Husilerin tehditlerine karşı Kızıldeniz güvenlik düzenlemelerine yönelik etkili herhangi bir katılım, İran tarafından bölgesel çıkarlarına karşı bir hizalanma ve tarafsızlık ile askerileşme arasındaki sınır çizgisinin bulanıklaştırılması olarak yorumlanabilir

Bu gerginlik, İran İçişleri Bakanı İskender Mümini'nin İslamabad'a gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında ortaya çıktı. Ziyaret sırasında Başbakan Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile üst düzey görüşmeler gerçekleştirildi. Resmi açıklamalar, iş birliği ve tırmanışın azaltılması üzerinde durdu, ancak ziyaretin zamanlaması, Tahran'ın Pakistan'ın rolündeki gelişmeye ilişkin daha derin endişelerine işaret etti.

İslamabad burada hem diplomatik hem de yapısal bir zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Husilerin tehditlerine karşı koymayı amaçlayan Kızıldeniz güvenlik düzenlemelerine yönelik etkili herhangi bir katılım, İran tarafından bölgesel çıkarlarına karşı bir hizalanma olarak yorumlanabilir. Sınırlı savunma amaçlı bir rol bile, tarafsızlık ile İran karşıtı daha geniş bir güvenlik yapısına katılım arasındaki sınır çizgisini bulanıklaştırabilir.

sdfrgthyju
İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in İran'a düzenlenen ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından, Belucistan eyaletindeki Pakistan-İran sınır geçidinde yarıya indirilmiş İran bayrağı dalgalanırken, 1 Mart 2026 (AFP)

Pakistanlı eski diplomat İftihar Kazımi, Pakistan’ın teorik olarak rolünü dar bir çerçevede sınırlandırabileceğini, ancak bölgenin, pratikte bu tür ince ayrımlara göre işlemediğini söyledi. Pakistan’ın Suudi Arabistan'ın çıkarlarını koruma kapasitesine sahip olduğunu belirten Kazımi, “Bunu yapmalı” diye ekledi.

İslamabad'daki hükümet yetkilileri, gayri resmi bir açıklamada, Pakistan'ın belki de zaten Riyad'a doğru kesin bir şekilde eğilmeye başladığına işaret etti.

Üst düzey bir hükümet yetkilisi, yaptığı açıklamada, “İslamabad, Riyad'a hazır olduğunu, Suudi Arabistan'a güç konuşlandırmak için tek bir yeşil ışığın yeterli olacağını bildirdi. İran ve Husiler bunu zaten biliyor. Başbakan Şerif ve Mareşal Münir, Suudi Arabistan'ı hedef alan herhangi bir tehdidi etkisiz hale getirmek için Pakistan'ın sınırların çok ötesine gidebileceğini açıkça belirtti” şeklinde konuştu.

Türkiye, Pakistan ve Bangladeş de Husi tehditlerine karşı Suudi Arabistan'a desteklerini açıkça ilan ederek, önde gelen bazı Müslüman çoğunluklu ülkeler arasında yeni bir konuşlanmanın şekillendiğini ortaya koydu. Nükleer güce sahip bir Müslüman ülke olan Pakistan'ın, NATO'nun askeri açıdan yetkin üyesi Türkiye ve Bangladeş'le yakınlaşması, Riyad'ın izole olmadığı, aksine gerektiğinde siyasi desteği güvenlik iş birliğine dönüştürmeye hazır etkili Müslüman ülkelerin desteğine sahip olduğu yönünde daha geniş bir stratejik mesaj taşıyor.

Bu açıklamalar sadece medyaya yönelik boş sözler gibi görünmüyor. Pakistan Ordusu Sözcüsü, geçtiğimiz cuma günü, ABD ile İran arasındaki gerginliklerin tırmandığı bir dönemde, İslamabad ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik savunma ittifakını yeniden teyit ederek, 2025 yılında imzalanan ve taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının her ikisine de yapılmış bir saldırı olarak değerlendirildiği karşılıklı bir güvenlik anlaşmasına dikkati çekti.

Sözcü, operasyonel ayrıntıları açıklamadan Pakistan'ın bağlılığını vurgulayarak, iki ülke arasındaki ilişkiyi savunma ve ekonomi alanlarında köklü kurumsal bir ortaklık olarak sundu. İslamabad ayrıca, Riyad'ın Irak'ta gerçekleştirdiği son saldırıları destekleyerek, bunları uluslararası hukuk uyarınca meşru bir öz savunma olarak değerlendirdi. Bu sırada genişlemekte olan Körfez krizinde ve buna eşlik eden deniz taşımacılığı hareketliliği aksaklıklarında arabuluculuk rolünü paralel olarak korumaya çalışıyor.

Ekonomik coğrafyanın kuşatması

Jeopolitik değerlendirmelerin yanı sıra ekonomik zorunluluk da Pakistan'ın hesaplarını yönlendiriyor.

Pakistan ekonomisi üzerindeki sürekli baskılar ve enerji güvenliğinin kırılganlığı göz önüne alındığında, İslamabad'ın küresel petrol tedarik yollarının istikrarını desteklemek için güçlü nedenleri bulunuyor. Babu’l-Mendeb'de yaşanan aksaklıklar, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıkla eş zamanlı gerçekleştiğinde, Pakistan ekonomisinin dayanıklılık kapasitesi üzerinde doğrudan bir tehlike oluşturuyor.

Aynı zamanda Körfez ülkeleri güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Bu da Pakistan'a askeri iş birliğini ekonomik ve enerji kazanımlarına dönüştürme fırsatı sunuyor. Savunma ilişkilerinin genişletilmesine ilişkin görüşmeler giderek daha fazla, enerji tedarikinin güvence altına alınmasını, altyapıya yatırım yapılmasını ve mali destek sağlanmasını kapsıyor.

Pakistan'ın Kızıldeniz güvenliğindeki olası rolü, dış politikayı ekonomik varlık gerekleriyle uyumlu hale getirmeye yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak öne çıkıyor.

Güvenlik baskıları, müttefik beklentileri, ekonomik teşvikler ve bölgesel rekabetler bir araya gelerek, Pakistan'ın elindeki manevra alanını hızla daraltıyor.

Babu’l-Mendeb ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar Pakistan ekonomisinin dayanıklılığını tehdit ederken, Körfez'in güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmesi Pakistan'a askeri iş birliğini ekonomik kazanımlara dönüştürme imkanı tanıyor.

İslamabad, İran ile diplomatik ilişkiler kurmayı, Körfez güvenlik çerçevelerini desteklemeyi ve ABD ile ilişkilerini korumayı sürdürerek, şimdiye kadar hassas bir dengeyi korumayı başardı. Ancak deniz çatışma bölgelerinin Hürmüz Boğazı'ndan Kızıldeniz'e kadar genişlemesi, bu paralel süreçleri tek bir stratejik ikilemde birleştirme tehdidi oluşturuyor.

Pakistan tarafından yapılan son açıklama, ülkenin, özellikle deniz ticaretinin korunması ve Suudi Arabistan'ın güvenliğiyle ilgili olarak, çıkarları için daha net sınırlar çizmeye başladığına işaret ediyor. Soru, İslamabad'ın bu sınırları pratik adımlara dönüştürmeye ne kadar hazır olduğunda düğümleniyor.

Sona yaklaşan stratejik belirsizlik

Pakistan, bugün belirleyici bir kavşakta duruyor. Diplomasi ve arabuluculuğa odaklanmaya, gerginlikleri azaltmaya ve çatışmalara doğrudan katılımdan kaçınmaya devam edebilir. Aynı zamanda, tehdit altındaki deniz yollarını korumak için Körfez’deki ortaklarıyla beraberliğini pekiştirerek, bölgesel güvenlikte daha aktif bir role kademeli veya kararlı bir şekilde yönelebilir.

grgthy
Karaçi'de Muhammed Ali Cinnah'ın türbesinde düzenlenen Pakistan'ın 72. bağımsızlık yıl dönümü kutlama töreni sırasında Pakistan Deniz Kuvvetleri Koleji öğrencilerinden biri, 14 Ağustos 2019 (Reuters)

Her yol, bir dizi riski beraberinde getiriyor. Daha derin bir katılım, İran ile ilişkileri gerginleştirebilir ve Pakistan'ı yeni güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya bırakabilir. Sınırlı tutumun sürdürülmesi ise, Körfez ülkelerinin güvenlik bağımlılıklarını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, Pakistan'ın güvenilir bir ortak olarak güvenilirliğini tehlikeye atabilir.

Açık olan şu ki, rahat belirsizlik dönemi sona ermeye yaklaşıyor. Kızıldeniz, Ortadoğu'nun siyasi coğrafyasında yeni bir cepheye dönüşürken, Pakistan artık uzaktan izleyen bir gözlemci değil. İstese de istemese de giderek daha fazla ağırlığı olan bir tarafa dönüşme yolunda ilerliyor.



Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
TT

Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)

ABD yönetimi içinde İran’a karşı geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yeni saldırılar düzenlenmesini savunurken Başkan Donald Trump’ın danışmanlarının çoğu ekonomik baskının ve yaptırımların sürdürülmesinden yana.

Görüş ayrılığı, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçen hafta gerçekleştirdikleri temaslarda İran’ın askerî hedeflerini ve nükleer tesislerini hedef alan ortak bir ABD-İsrail operasyonu ihtimalini ele aldıklarına ilişkin haberlerin ardından gündeme geldi. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi ABD’li ve İsrailli yetkililer ile bir başka kaynak, bu olasılığın değerlendirildiğini belirtti.

Netanyahu, bugün çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’ın İsrail açısından oluşturduğu tehlikelere ilişkin uyarılarını yineledi. İsrail ordu radyosuna konuşan Netanyahu, “İran’ın kolları bu günlerde füze fırlatmaya ve saldırı operasyonları düzenlemeye çalışıyor” dedi.

fbg
ABD Başkanı Donald Trump, salı günü Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına doğru ilerlerken (AP)

Netanyahu, seçimler öncesinde mevcut aşamada Tahran’a önleyici saldırı düzenlenmesine karşı olduğunu öne sürdü. “Bana göre bu zamanlama bizim için uygun değil” diyen Netanyahu, önümüzdeki iki yıl içinde Hamas’ı ve Hizbullah’ı ortadan kaldıracağını, İran rejimini ise devireceğini savundu.

Askerî çatışmaya dönüş seçeneği masada

Görüşmeler, Trump’ın İsrail’deki seçimlerden bir hafta sonra yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde İran’a saldırmayacağını açıklamasına rağmen askerî tırmanış seçeneğinin hâlâ gündemde olduğunu gösteriyor.

ABD’li bir yetkili, Netanyahu’nun tutumuna ilişkin değerlendirmesinde İsrail Başbakanı’nın çatışmaya yeniden dönmek istiyor gibi göründüğünü söyledi. Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya hazırlık yapabileceğini ifade ettiğini ancak saldırı düzenleneceğine ilişkin somut bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

dfg
İranlı bir kadın, 14 Ekim 2026’da Tahran sokaklarından birinde İran bayrağının yer aldığı bir tabelanın yanından geçiyor (AP)

Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya “Buyur, hazırlan” dediğini aktardı. Bu ifadenin hemen harekete geçmek ya da daha sonraki bir tarihte hazırlık yapmak anlamına gelebileceğini belirten yetkili, operasyonun hiçbir zaman gerçekleştirilmemesi ihtimalinin de bulunduğunu kaydetti.

Buna karşılık Beyaz Saray’dan bir yetkili, Trump ile Netanyahu’nun savaşı yeniden başlatmayı görüştüklerine ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Yetkili, ABD Başkanı’nın ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacağını belirtti.

Netanyahu’nun ofisi ise başbakanın Trump ve yönetiminin üst düzey yetkilileriyle düzenli temaslarda bulunduğunu, ancak görüşmelerin içeriğine ilişkin yorum yapmayacağını açıkladı.

Tırmanışın zamanlaması konusunda görüş ayrılığı

Kaynaklara göre Trump başlangıçta saldırıların yeniden başlatılmasına daha sıcak bakarken zamanla daha tereddütlü bir tutum sergilemeye başladı. ABD’li bir yetkili, yönetim içinde bir sonraki adım konusunda farklı görüşler bulunması nedeniyle Trump’ın askerî seçeneği desteklemek ile bundan vazgeçmek arasında gidip geldiğini söyledi.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM, saldırıların yeniden başlatılmasını en güçlü biçimde savunan isimler ve kurumlar arasında yer alıyor. Buna karşılık Trump’ın danışmanlarının çoğu, ekonomik yaptırımların ve diğer baskı araçlarının sürdürülmesini tercih ediyor. Bu çevreler, söz konusu politikanın giderek daha fazla sonuç verdiğini düşünüyor.

ABD’li bir yetkili, bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etti:

“Ekonomik boğmanın giderek daha iyi sonuç verdiğini söylüyorlar. Öyleyse bu politikayı sürdürelim.”

Görüş ayrılığı, Tahran’la mücadelenin yönetilmesinde iki farklı seçeneği öne çıkarıyor. Bunlardan ilki İran’ın askerî ve nükleer kapasitesini hedef alan yeni bir askerî tırmanış, diğeri ise yeni bir savaş turuna girmeden Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla ekonomik baskının sürdürülmesi.

ghj
İranlılar, 14 Ekim 2026’da Tahran’daki Vanak Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden araçlarıyla geçiyor (AP)

Askerî hazırlıkların devam etmesi, çatışmaların yeniden başlatılmasına ilişkin kesin bir karar alındığı anlamına gelmiyor. Kaynaklara göre ABD ve İsrail orduları teyakkuz durumunu koruyor ve Trump’ın tutumunu değiştirmesi ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmesinden endişe ediliyor

İsrail, İran’ın nükleer programının çeşitli bileşenlerini yeniden inşa etmeye yönelik adımlar attığına işaret eden ve endişe yaratan istihbarat bulguları elde ettiğini öne sürüyor. Netanyahu’nun son temaslarında bu bilgileri Trump’a aktardığı belirtiliyor.

Görüşmelere ilişkin bilgilere göre İsrail, özellikle İran’ın Kuh-ı Tığ adlı tesisi uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanma ihtimalinden endişe duyuyor.

Trump yönetiminin üst düzey üyeleri, savaşta atılacak sonraki adımları ve saldırıların yeniden başlatılması ihtimalini görüşmek üzere 2 Ekim’de Camp David’de saatler süren bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantı, askerî seçeneklerin ABD yönetiminin en üst düzeyinde değerlendirilmeye devam ettiğini gösterdi.

Görüşmeler yalnızca nükleer tesislerle sınırlı kalmadı. Kaynaklara göre İran’ın askerî hedeflerini de kapsayacak ortak bir operasyon ihtimali ele alındı.

Söz konusu istihbarat endişelerinin yakın zamanda bir askerî karara yol açıp açmayacağı ya da devam eden müzakerelerde Tahran üzerindeki baskıyı artırmak için kullanılıp kullanılmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

Görüşmelerin zamanlaması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. İsrail’de seçimler 27 Ekim’de, ABD’deki ara seçimlerden bir hafta önce yapılacak. Bu nedenle geniş çaplı çatışmaların yeniden başlaması, her iki ülkedeki seçmenlerin tercihlerini etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Kaynakların aktardığı değerlendirmelere göre yeni bir saldırı, İran’ın İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatmasına yol açabilir. Böyle bir gelişme çatışmayı genişletebilir ve İsrail’deki seçimlerin zamanlamasını da etkileyebilir.

Müzakereler henüz çıkmaza girmiş değil

Askerî hazırlıklar sürerken diplomatik girişimler de devam ediyor. Bununla birlikte bir anlaşmaya varılması ihtimali henüz belirsizliğini koruyor.

Katar arabulucuları, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve nükleer program konusunda tavizler verilmesini öngören ABD’nin son karşı önerisine İran’ın yanıtını bekliyor.

yju
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus dizeli satın alınmasına yönelik duyurduğu anlaşma, ABD’de tepkiyle karşılandı (Reuters)

ABD’li bir yetkili, müzakerelerin tamamen sona ermediğini ancak somut bir ilerleme de kaydedilmediğini söyledi. Washington’un baskıyı artırmayı sürdürdüğünü belirten yetkili, İran içinde uzlaşmaya daha açık seslerin ağırlık kazanacağı beklentisiyle hareket edildiğini ifade etti.

Yetkili, Tahran’ın savaşın yarattığı baskı ve yaklaşan ABD ara seçimleri nedeniyle Trump’ın geri adım atacağını düşündüğünü belirtti. Ancak Trump’ın İranlılara bu hesaplamanın yanlış olduğunu gösterdiğini savundu.

Trump, salı günü İran’a yönelik eleştirilerini yineleyerek ülkeyi “başarısız bir devlet” olarak nitelendirmiş ve Washington’un İran konusunda “çok yakında” bir karar vereceğini söylemişti.


ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
TT

ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)

ABD’li federal savcılar dün, Kuzey Kore’nin uzaktan bilgi teknolojileri alanında çalışarak gelir elde etmeyi amaçladığı öne sürülen bir planın ortaya çıkarılması kapsamında iki kişinin gözaltına alındığını ve 180’den fazla bilgisayara el konulduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre ABD Adalet Bakanlığı, Teksas eyaletinde dizüstü bilgisayar çiftlikleri olarak kullanıldığından şüphelenilen 40’tan fazla adrese baskın düzenlendiğini bildirdi. Söz konusu tesislerin, Amerikalı işverenleri Kuzey Kore vatandaşlarını işe almaya ikna ederek, Pyongyang’a 3 milyon dolardan fazla gelir sağladığı belirtildi.

Ohio ve Pensilvanya eyaletlerinde kara para aklama ve kimlik hırsızlığı suçlamalarıyla iki ABD vatandaşı gözaltına alınırken, operasyon kapsamında 14 kişi hakkında daha suçlamada bulunuldu. Şüphelilerden 10’unun Çin’de yaşadığı bildirildi.

Ulusal Güvenlikten Sorumlu Başsavcı Yardımcısı John Eisenberg, “Kuzey Kore rejimi, yasa dışı faaliyetler için gelir elde etmek amacıyla geniş çaplı bilgi teknolojileri istihdam programlarından yararlanıyor. Bu faaliyetlerden sağlanan gelir, nihayetinde ABD’yi veya müttefiklerini hedef alabilecek silahların geliştirilmesinde kullanılabiliyor” dedi.

Bu olay, Kuzey Kore hükümetine yasa dışı gelir sağladığından şüphelenilen ve ABD’de faaliyet gösteren “dizüstü bilgisayar çiftliklerine” yönelik bir dizi kolluk kuvveti operasyonunun son halkasını oluşturuyor. Bu tesislerde çok sayıda bilgisayar bulunuyor ve söz konusu cihazlar yasa dışı gelir elde etmek amacıyla kullanılıyor.

Nisan ayında da iki ABD vatandaşı, yurt dışındaki kişilerin, özellikle Kuzey Korelilerin, uzaktan bağlanarak kendilerini ABD’de ikamet eden bilgi teknolojileri uzmanları gibi tanıtmalarına olanak sağlayan benzer tesisler kurdukları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmıştı.


İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
TT

İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)

İngiltere İç İstihbarat Servisi MI5 Başkanı Ken McCallum dün yaptığı açıklamada, İran’ın askeri tesisler gibi korunaklı hedeflere yönelik girişimlerini yoğunlaştırdığını, Rusya’nın ise Ukrayna’nın müttefiklerine karşı hibrit savaşını tırmandırdığını belirtti. McCallum, Tahran’ın İngiltere’deki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalıştığını ve geleneksel olarak hedef aldığı İranlı muhaliflerin ötesine geçmeyi amaçladığını ifade etti. İngiliz makamları, İran’ı vekilleri aracılığıyla Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik kundaklama ve sabotaj saldırılarının arkasında olmakla suçluyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre İngiliz yetkililer bu iddiaları soruşturuyor.

McCallum, İngiltere’nin karşı karşıya olduğu çok sayıda tehdidi ele aldığı yıllık konuşmasında, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin en büyük endişelerden birinin teröristlerin biyolojik silah geliştirmesine, hatta yeni hastalık etkenleri üretmesine imkân sağlaması olduğunu söyledi.

İngiltere’nin, 25 yıl önceki 11 Eylül saldırılarının yarattığı değişim ölçüsünde bir dönüşümün yaşandığı “yeni bir ulusal güvenlik dönemiyle” karşı karşıya olduğunu belirten McCallum, tehditlerin “kundaklama, sabotaj, siber saldırılar, zorlama ve şiddetten” başlayarak “ergenlerin yatak odalarında algoritmalar aracılığıyla maruz kaldıkları içeriklere” kadar uzandığını ifade etti.

Tehditler dört katına çıktı

McCallum, yabancı devletlerle bağlantılı tehditlerin son 10 yılda dört katına çıktığını belirterek, başta Rusya, İran ve Çin kaynaklı tehditlerle mücadele etmek için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. MI5’ın bu tehditlerle mücadeleye ayırdığı kaynakların Soğuk Savaş dönemindekinden daha fazla olduğunu kaydetti.

scdfgth
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında İran ve Rusya kaynaklı tehditlerin arttığı uyarısında bulundu (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın, ABD bombardıman uçaklarının İran’a yönelik saldırılarda kullandığı İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Fairford Üssü’nü hedef aldığı şüphesi bulunan bir planın arkasında olmasının “son derece muhtemel” olduğunu söylemişti. Olayın ardından güvenlik önlemleri artırılmış, ABD Başkanı Donald Trump da üsten bazı uçakların çekilmesi talimatını vermişti.

Burnham, söz konusu planın “neredeyse kesin olarak” İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini belirtti. Açıklama, 27 Eylül’de İngiltere’nin batısındaki Fairford Üssü yakınlarında yaşanan olaya ilişkin yapıldı. Olay sırasında onlarca kişi evlerinden tahliye edilirken, bölgeye silahlı polisler ve orduya bağlı bomba imha uzmanları sevk edildi.

Polis, daha sonra olay yerindeki üç küçük kamyonda benzin bulunduğunu, ancak patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Yirmili yaşlarındaki yedi erkek gözaltına alındı. Şüpheliler, soruşturma devam ederken kefaletle serbest bırakıldı.

Associated Press (AP), Trump yönetiminin üssün, mümkün olduğunca fazla sayıda ABD askerini öldürmeyi ve Amerikan uçaklarını imha etmeyi amaçlayan İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldığına inandığını bildirdi. Ancak İngiliz yetkililer bu değerlendirmeleri doğrulamadı.

Tahran yönetimi, Fairford olayına karıştığı yönündeki suçlamaları reddetti. İran, İngiltere’de düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını da kabul etmiyor. İngiliz makamları ise İran’ı yıllardır İranlı muhaliflere yönelik suikast planları ve girişimlerinin yanı sıra, İsrail ve Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik faaliyetlerle ilişkilendiriyor.

İran daha önce, topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her türlü askerî üssü meşru hedef olarak gördüğünü açıklamıştı. Rusya da İngiltere ve diğer Batılı ülkelerde düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddediyor. Buna karşın McCallum, Rusya’yı hâlâ “başlıca saldırgan” olarak nitelendirdi.

İran bağlantılı soruşturmalarda onlarca gözaltı

McCallum, devam eden soruşturma nedeniyle Fairford olayı hakkında yorum yapamayacağını söyledi. Ancak İran’ın bu yıl, askerî tesisler gibi daha sıkı korunan yerleri hedef alma konusundaki “niyetlerinde önemli bir değişim” yaşandığına dikkat çekti.

McCallum, “Fairford Üssü olayı münferit değil. Yalnızca İngiltere’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de benzer örnekler gördük” ifadelerini kullandı.

dfergth
İngiliz polisleri, Fairford Hava Üssü çevresinde (Reuters)

İran bağlantılı operasyonlar kapsamında geçen yıl 50’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklayan McCallum, İran’ın patlayıcı yüklü insansız hava araçları (SİHA) kullanarak karmaşık saldırılar düzenleme kapasitesine ilişkin bir soruya da ycevap verdi.

McCallum, İran’ın bu alandaki kapasitesinin İngiltere’de operasyonlarını yürütmek için kullandığı suç örgütlerinin ve vekil unsurların gelişmişlik düzeyiyle sınırlı olduğunu söyledi.

“İngiltere’de son yıllarda fiilen gördüklerimize dayanarak, bu unsurların kapasitesi söz konusu seviyeye hiçbir şekilde yaklaşmış değil” diyen McCallum, buna karşın İran Devrim Muhafızlarının, İran’a daha yakın ülkelerde geleneksel ve hibrit yöntemleri daha saldırgan ve gelişmiş biçimlerde kullanma konusunda kayda değer deneyime sahip olduğunu vurguladı.

Rusya’nın hibrit saldırıları

McCallum, diğer Avrupa istihbarat servislerinin Rusya’nın geleneksel askerî çatışma eşiğinin altında kalan taktikler kullandığı yönündeki uyarılarını yineledi.

Bu kapsamda Almanya’daki Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir SİHA aracıyla kargo uçağını hedef alma girişimini ve Polonya’nın enerji altyapısına yönelik siber saldırıyı örnek gösterdi.

Rusya’nın, “geleneksel çatışma düzeyinin altında kalan, ancak zaman zaman bu sınıra oldukça yaklaşan” taktikler kullandığını söyleyen McCallum, şu ifadeleri kullandı:

“Rus saldırganların, Ukrayna’daki askerî ilerlemeleri sınırlı kalırken ve korkunç derecede ağır maliyetlere yol açarken, diğer Avrupa ülkelerinde istikrarsızlık yaratmaya çalışması tesadüf değil.”

Rusya, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan olayla ilgili Almanya’nın suçlamalarını reddederek, iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirmişti.

Yapay zekâ tehditleri artırıyor

Yapay zekâ konusuna da değinen McCallum, bu teknolojinin siber güvenlik alanında saldırganlarla savunma tarafı arasındaki rekabeti büyük ölçüde yoğunlaştırdığını söyledi.

Terör örgütlerinin keşif, saldırı planlama ve uygulama yöntemlerini geliştirmek için yapay zekâdan yararlandığını belirten McCallum, yapay zekâ destekli İHA’ların kullanımına da dikkat çekti.

McCallum, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin henüz gerçekleşmemiş en endişe verici senaryonun, mevcut biyolojik silahların oluşturduğu risklerin niteliğini değiştirmesi veya yeni biyolojik silahların geliştirilmesini mümkün kılması olduğunu ifade etti. Bu konunun kendisi ve çalışma arkadaşları tarafından “özel bir dikkatle” ele alındığını belirterek, risklerin gerçek olduğunu vurguladı.

sdfghyju
MI5 Başkanı’nın 13 Ekim’de Londra’da düzenlediği yıllık basın toplantısından bir görüntü (AP)

Londra’daki MI5 merkezinde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan McCallum, terör örgütlerinin kimyasal, biyolojik veya radyolojik silahlara sahip olmayı güçlü biçimde arzuladığını, ancak bu silahları elde etmekte ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Yapay zekâyla bağlantılı iki temel tehlikeye dikkat çeken McCallum, ilk riskin tehlikeli bilgilerin, bu bilgilere sahip olmaması tercih edilecek kişilerin eline geçmesi olduğunu belirtti.

İkinci riskin ise yapay zekânın daha önce bilinmeyen yeni hastalık etkenleri geliştirebilmesi olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre McCallum, hızla gelişen bu teknolojiden kaynaklanan riskleri önceden değerlendirmek amacıyla MI5 bünyesinde yeni bir Yapay Zekâ Tehditlerini Değerlendirme Merkezi kurulduğunu açıkladı.

McCallum, “İnsanlık tarihinde bugüne kadar kendisinden daha zeki, düşünme konusunda insanı geride bırakabilecek bir varlıkla karşılaşmadı. Bu gerçekten emsalsiz bir durum ve iç istihbarat servisi de dâhil olmak üzere, hak ettiği ciddiyetle ele alınmayı gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.