Washington, özel kuvvetlerin tatbikatlarıyla Asya'daki caydırıcılığını güçlendiriyor

Beyaz Saray, Çin'i 40 ülke üzerinden Trump tarafından uygulanan gümrük tarifelerinden “kaçınmakla” suçladı

ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)
ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)
TT

Washington, özel kuvvetlerin tatbikatlarıyla Asya'daki caydırıcılığını güçlendiriyor

ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)
ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Filipinler'in başkenti Manila'da, 13 Ağustos 2026 (AP)

ABD Özel Harekat Komutanlığı (SOCOM) Komutanı Amiral Frank Bradley, Çin ile ABD arsında devam eden gerilimlerin gölgesinde bu hafta, güvenlik ittifakını güçlendirmek ve bölgedeki olası büyük bir çatışmayı caydırmaya katkıda bulunmak amacıyla kuvvetlerinin, Filipinler ve diğer Asya ülkelerindeki mevkidaşlarıyla muharebeye hazırlık eğitimlerini yoğunlaştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Filipinler, Güney Kore ve Japonya'yı ziyaret eden Amiral Bradley, ABD’nin İran ile olan savaşıyla meşgul olmasına rağmen bölgeye verdiği sözü tutma konusunda güvence vermek üzere Asya'daki başlıca müttefikleri ziyaret eden ABD Savunma Bakanlığından (Pentagon) son üst düzey yetkili oldu.

Yaklaşık 80 bin personeli bünyesinde barındıran ve Florida eyaletinin Tampa kentindeki MacDill Hava Üssü’nde konuşlu olan Bradley'nin komutasındaki SOCOM, Amerikan ordusundaki en hassas ve tehlikeli gizli operasyonları yürütüyor. Bradley ayrıca, kuvvetlerinin dünya genelinde 80'den fazla ülkede konuşlandırıldığını açıkladı.

Amiral Bradley, Filipinlerin başkenti Manila'da mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmelerde, Filipin ordusunu modernize etme, ABD ve müttefikleriyle muharebe eğitimlerini yoğunlaştırma ve Çin'in Güney Çin Denizi'nde giderek artan düşmanca eylemlerini caydırmak için güvenlik ittifaklarının kapsamını genişletme yönünde sürdürdüğü çabaları ele aldı.

Tartışmalı sular, Çin ile aralarında Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei ve Tayvan'ın da bulunduğu daha küçük rakip ülkeler arasında aralıksız bir gerilime sahne oluyor. Gerçekten de bu ülkeler, onlarca yıldır gergin bölgesel çekişmelerin (karşı karşıya gelmelerin) içine çekilmiş durumda. Ancak söz konusu gerilimler, son dönemde özellikle Çin ve Filipin kuvvetleri arasında belirgin bir şekilde tırmanış gösterdi.

ABD'nin taahhüdü

Washington, Asya'daki en eski müttefiki olan Filipinler'in olası bir silahlı saldırıya maruz kalması durumunda, onu savunma taahhüdünü yineledi. Amiral Bradley, her birinin kendi savunmasına yatırım yaptığı ve herhangi bir acil duruma karşı muharebeye hazırlık amacıyla düzenli olarak ortak tatbikatlar gerçekleştirdiği ülkeler arasındaki kenetlenmiş ittifakın, olası büyük bir çatışmaya karşı en iyi caydırıcı güç olduğunu vurguladı.

Amiral Bradley sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir çatışmayı caydırmanın en iyi yolu; onu alevlendirmek isteyebilecek herhangi bir hasma, bu çatışmadan asla galip çıkamayacağını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlayabilme kapasitesidir. Güçlü ittifak yapılarımızın bulunduğu hiçbir yerde... krizler çatışma boyutuna ulaşmadı. Birlikte daha güçlüyüz ve bu çatışmaların kapımıza dayanmasını ancak birlikte hareket ederek engelleyebiliriz.”

ABD ve Filipin orduları arasında gerçekleştirilen geniş çaplı muharebe tatbikatları, son yıllarda Japonya, Avustralya, Kanada ve Fransa gibi daha fazla müttefik ve dost ülkenin katılımına sahne oldu. Söz konusu tatbikatlar, Filipinler'in Güney Çin Denizi'ndeki topraklarının savunulmasına odaklandı.

ABD Özel Kuvvetleri, gerçekleştirilen bu yıllık muharebe tatbikatlarının yanı sıra takımadaların Güney Çin Denizi'ne kıyısı olan batı eyaletlerinde ve ülkenin en kuzeyinde, Tayvan yakınlarında bulunan Batanes eyaletinde Filipinli mevkidaşlarıyla birlikte daha küçük çaplı muharebe tatbikatlarına da katıldı.

Öte yandan ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, geçtiğimiz yıl Manila'ya yaptığı ziyaret sırasında ABD ve Filipin özel kuvvetlerinin Batanes'te ortak tatbikatlar düzenlemesine yönelik bir planı açıklamış; Başkan Donald Trump yönetiminin, Güney Çin Denizi'ndeki Çin saldırganlığı da dahil olmak üzere dünya genelindeki tehditlere karşı caydırıcılığı güçlendirmek için müttefiklerle birlikte çalışacağını vurgulamıştı.

Batanes eyaleti, takımadaların en kuzeyinde, Çin'in kendi eyaleti olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ettiği kendi kendini yöneten (özerk) ada Tayvan ile olan deniz sınırında yer alan bir adalar grubunu kapsıyor.

Tatbikatlara katılan ABD Özel Kuvvetler personeli sayısı ve icra edilen tatbikat türleri gibi konulara değinmeyen, ancak tatbikatların devam ettiğini ve genişletilebileceğini belirten Amiral Bradley, “Gelecekte bu tatbikatların kapsamı; Filipinler'in egemenlik ihtiyaçlarına ve Filipin hükümetinin iş birliği yapmak isteyebileceği alanlara göre belirlenecektir; ancak biz daima güçlü bir ortak olma taahhüdümüzü koruyacağız” dedi.

Gümrük vergilerinden “kaçınma”

Öte yandan Beyaz Saray tarafından ‘Büyük Aktarma (Yeniden Yükleme) Dolandırıcılığı Operasyonu’ hakkında hazırlanan bir raporda Çin'in, Başkan Trump'ın 2018'de uyguladığı gümrük tarifelerinden kaçınmak için milyarlarca dolar değerindeki sevkiyatları Meksika ve İsrail'in de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 ülke üzerinden yönlendirdiği ortaya çıktı.

Raporda, şu anda Çin'in gümrük tarifelerinden kaçınması için kullanılan gizli bir küresel aktarma (yeniden yükleme) ağından söz edildi. Beyaz Saray, ABD’ye daha düşük gümrük vergisi ödemek amacıyla malların üçüncü bir ülke üzerinden yönlendirilmesine dayanan bu uygulama sonucunda, vergi gelirlerinde yıllık 19 ila 26 milyar dolar arasında kayıp yaşandığını belirtti. Raporda ayrıca, ihracatçıların ürünün kaynağını gizlemek için ürünü yeniden paketledikleri, etiketlerini değiştirdikleri ve ABD’ye göndermeden önce başka bir ülkede sınırlı montaj işlemleri gerçekleştirdikleri vurgulandı.

Beyaz Saray Ticaret Danışmanı Peter Navarro gazetecilere yaptığı açıklamada, "Yıllardır Büyük Aktarma (Yeniden Yükleme) Dolandırıcılığı Operasyonu, komünist Çin'in ihracatını aklamasına olanak tanıdı" dedi.

Raporda ayrıca Kanada, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Japonya ve Güney Kore, Beyaz Saray'ın Çin mallarının yeniden yönlendirilmesi konusunda yüksek riskli olarak değerlendirdiği ülkeler arasında sayıldı. Bununla birlikte, ABD’nin başlıca ticaret ortaklarından olan bu ülkelerin aynı zamanda büyük hacimli meşru (yasal) ticaret yürüttüğü de kabul edildi.

Söz konusu raporda bu uygulamanın boyutuna dair çeşitli tahminlere atıfta bulunuldu. ABD Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan ayrı bir analizde ise geçtiğimiz yıl yaklaşık 67 milyar dolar değerindeki malın Çin'den Meksika, Hindistan ve Vietnam üzerinden yeniden sevk edildiği ve bunun da gümrük vergisi gelirlerinde yaklaşık 28 milyar dolarlık bir kayba yol açtığı tahmin edildi.



Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
TT

Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün (pazartesi) yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

Bekayi 28 Şubat’tan bu yana devam eden çatışmayı İran’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik “açık bir askeri saldırı” olarak nitelendirdi. Çatışmanın boyutunu küçümseyen veya bunu savaş olarak tanımlamaktan kaçınan ABD açıklamalarını reddetti.

ABD’nin askeri çatışmayı başlattığını ve daha sonra deniz ablukası ile “ekonomik savaş” da dahil olmak üzere farklı biçimlerde sürdürdüğünü söyleyen Bekayi mevcut durumun değiştirilmesinden Washington’ın sorumlu olduğunu belirtti.

Bekayi ABD’nin bölgedeki güvenlik krizini ve Hürmüz Boğazı meselesini çözmek istemesi halinde “tüm saldırgan ve müdahaleci uygulamalara, ekonomik yaptırımlara ve deniz ablukasına” son vermesi gerektiğini söyledi.

Bekayi müzakerenin “kendi başına ne kötü ne de iyi” olduğunu belirterek Tahran’ın bunu çıkarlarına ve ulusal güvenliğine hizmet ettiği zaman kullandığı bir araç olarak gördüğünü ifade etti.

İran diplomasisinin “rejimin diğer unsurlarıyla uyum içinde” ve “silahlı kuvvetleri destekleyecek şekilde” hareket ettiğini belirten Bekayi Dışişleri Bakanlığının ulusal güvenlik kurumları tarafından alınan kararlara bağlı kalacağını söyledi.

Tanker savaşı

Bekayi özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde son dönemde yaşanan deniz gerilimini tanımlamak için kullanılan “tanker savaşı” ifadesini reddetti. ABD’nin savaşın başlamasından bu yana gemileri hedef almaya başladığını savunan Bekayi son dönemde İran tankerlerinin vurulmasının ise İran’ın ABD’ye ait askeri unsurlara yönelik operasyonlarının ardından gerçekleştiğini söyledi.

Son gelişmelerin İran’ın ABD savaş gemilerine karşı savunma tedbirleri açısından “belirleyici bir dönüşüm” oluşturduğunu belirten Bekayi Washington’ın bu gelişmeleri İran’a ait ticari gemileri hedef almak için bahane olarak kullandığını ifade etti.

İran’ın iki ABD savaş gemisine füze fırlattığı ve ardından Washington’ın üç İran tankerini hedef aldığı yönündeki ABD anlatımına ilişkin Bekayi “ABD’nin anlatısı kesinlikle doğru değil” dedi.

Bununla birlikte İran’ın ABD’ye ait üs ve askeri gemilere “savunma amaçlı saldırılar” düzenlediğini kabul eden Bekayi bu saldırıların Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde güvence altına alınan meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğunu söyledi.

Ticari gemilerin hedef alınmasını “uluslararası hukuka aykırı” ve “terör eylemi” olarak nitelendiren Bekayi ABD Savunma Bakanının bu operasyonlarla övünmesinin “ticari gemilere karşı savaş suçu işlendiğinin itirafı” anlamına geldiğini söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) cumartesi günü İran Devrim Muhafızları’nın bir ABD uçak gemisi ile bir destroyere doğru balistik füzeler fırlatmasının ardından üç İran tankerinin hedef alındığını açıklamıştı.

CENTCOM iki savaş gemisinin saldırılardan herhangi bir ABD askerinin yaralanmadığı şekilde kaçındığını ve ABD güçlerinin “Downey” ve “Stark 1” tankerlerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını, “Kailo” tankerini ise Umman Körfezi’nde imha ettiğini bildirmişti.

Devrim Muhafızları daha sonra Hürmüz Boğazı’nda “izin verilmeyen bir güzergâh” kullandığını söylediği üç tankerin yanı sıra başka bölgelerde ABD ile bağlantılı üç geminin hedef alındığını duyurmuştu.

Son saldırılar

Bekayi Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksamasından İran’ın sorumlu tutulmasını reddetti. Boğazın İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının başlamasının ve Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki ülkelerin topraklarının kullanılmasının ardından güvensiz hale geldiğini söyledi.

İran’ın boğazdaki güvenlik sorununun kaynağı olarak gösterilmesini “açık bir yalan” olarak nitelendiren Bekayi “Mevcut durum devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin yeniden sağlanmasından söz etmek temelden mümkün değil” dedi.

Bekayi geçen hafta yaşanan gelişmeler arasında kıyı kenti Sirek’e yönelik ABD saldırısını en önemli gelişme olarak değerlendirdi. ABD’nin deniz ablukası ve “İran’ın ticari gemilerine yönelik saldırılar” yoluyla çatışmayı sürdürdüğünü söyleyen Bekayi bunun devam etmesinin İran’a kendisini savunmak için tedbirler alma imkânı verdiği uyarısında bulundu.

cvdfukınjh
ran hükümetinin medya kuruluşu tarafından yayımlanan fotoğrafta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi basın toplantısı sırasında görülüyor.

ABD’nin ekonomik tedbirlerini askeri çatışmanın devamı olarak nitelendiren Bekayi mevcut “ekonomik savaşın” yalnızca İran’ı değil “uluslararası toplumu” ve egemenlik ile ticaret özgürlüğü ilkelerini de hedef aldığını söyledi.

Bekayi Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakatı savunarak anlaşmanın müzakereleri çevreleyen koşullar dikkate alınarak hazırlandığını ve “İran’ın ulusal çıkarlarını güvence altına aldığını” söyledi.

ABD’nin mutabakatı imzalanmasından 22 veya 23 gün sonra ihlal ettiğini belirten Bekayi “bazı ABD’li yetkililerin anlaşmaya en başından beri ikna olmadığını” söyledi.

“Anlaşmayı ilk bozan taraf hiçbir zaman biz olmadık” diyen Bekayi Washington’ın mutabakatı ihlal etmesinin Tahran’ı yürüttüğü diplomatik sürecin sonuçlarını sorgulamaya itmemesi gerektiğini ifade etti.

Mutabakatın ilk maddesinin İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulmasını içerdiğini belirten Bekayi Tahran açısından anlaşmaların isimleri veya formüllerinin değil İran’ın çıkarlarının güvence altına alınmasının temel mesele olduğunu vurguladı.

Umman ile Hürmüz mutabakatı

Bekayi İran ve Umman’ın kıyıdaş iki ülke olarak Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği için güvenli güzergâhların belirlenmesine yönelik “ciddi ve ileri düzeyde” müzakereler yürüttüğünü söyledi.

Müzakerelerin “son aşamaya” ulaştığını belirten Bekayi önümüzdeki günlerde deniz trafiği için “geçici ve güvenli bir güzergâh” oluşturulmasına yönelik İran-Umman mutabakatının Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayda geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Önceki aşamalarda müzakerelerin tıkanmasına “üçüncü tarafların” müdahalesinin yol açtığını söyleyen Bekayi sürecin yeni müdahalelere maruz kalmamasını umduğunu belirtti.

Bekayi gerilimin düşürülmesine yönelik bölgesel temaslar kapsamında Katarlı bir heyetin pazar günü Tahran’ı ziyaret ettiğini doğruladı. Heyetin Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile “iyi görüşmeler” gerçekleştirdiğini söyleyen Bekayi Katar’ın girişimlerinin son haftalarda Umman ve Pakistan tarafından yürütülen benzer çabaların devamı olduğunu belirtti.

İran ile bölge ülkeleri arasındaki temasların sürdüğünü söyleyen Bekayi Tahran’ın çıkarlarını korumak amacıyla diplomasiyi kullanmaya devam edeceğini ifade etti.

Bekayi İran Genelkurmay Başkanlığından teknik bir heyetin son günlerde üç İranlı pilotun durumunu takip etmek üzere Katar’ı ziyaret ettiğini ve pilotlarla ilgili teknik görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Söz konusu konunun Tahran’ın Katar tarafıyla “her ziyarette ve her temasta” gündeminde yer aldığını belirten Bekayi İran’ın bu konunun takibini bırakmayacağını vurguladı.

İran’ın Kuveyt’te gözaltında bulunan İran vatandaşlarının durumunu da takip etmeyi sürdürdüğünü belirten Bekayi İran Büyükelçiliğinin geçen hafta gerçekleştirilen konsolosluk ziyaretinin ardından konuyla ilgilenmeye devam ettiğini söyledi.

Avrupa’ya uyarı

Nükleer dosya konusunda ise Bekayi ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’yı UAEA Guvernörler Kurulu’nda İran dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yeniden taşınmasının önünü açabilecek bir karar tasarısını ilerletmemeleri konusunda uyardı.

Söz konusu dört ülkeyi “durumu tırmandırmaya” çalışmakla suçlayan Bekayi Tahran’ın böyle bir adım atılması halinde “gerekli tedbirleri” alacağını söyledi.

Bekayi UAEA’nın raporunu ve Genel Direktörü Rafael Grossi’yi eleştirerek Batılı tarafları ajansı İran’a siyasi baskı uygulamak için bir araç olarak kullanmakla suçladı.

İran’dan nükleer tesislerine erişim izni verilmesinin istenmesinin ABD ve İsrail’in bu tesislere yönelik saldırılarının İran’ın anlatımına göre mevcut duruma yol açtığı gerçeğini göz ardı ettiğini söyleyen Bekayi bu talebin mevcut koşulları dikkate almadığını belirtti.

Bekayi Avrupa’nın üç büyük ülkesinin daha önce İran’la gerilimi tırmandırma yolunu seçtiğini ve bunun sonucunda Washington tarafından “marjinalleştirildiklerini” savundu.

Avrupalı şirketlerin ABD’nin ikincil yaptırımlarına uymasının Avrupa yasalarıyla çeliştiğini belirten Bekayi Avrupa’ya kendi çıkarları ile “ABD’yi memnun etme” politikasını sürdürmek arasında seçim yapması çağrısında bulundu.

Çin ile ilişkiler

Tahran ile Pekin arasındaki ilişkilere dair soruları yanıtlayan Bekayi İran’ın Çin ile “çok iyi” ilişkilere sahip olduğunu söyledi. Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında iki ülke liderleri arasında uzun süreli bir görüşme yapılmamış olmasının siyasi bir anlam taşıdığını reddetti.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın zirve kapsamında Çinli mevkidaşıyla kısa bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Bekayi iki liderin bu görüşmede “önemli konular” hakkında fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi.

İki ülke arasındaki temasların farklı düzeylerde sürdüğünü belirten Bekayi önümüzdeki BRICS toplantılarının Tahran ile Pekin arasında istişare için ilave fırsatlar sunacağını ifade etti.

Bekayi Güney Kore’yi Hürmüz Boğazı’yla bağlantılı herhangi bir ABD operasyonuna katılmaması konusunda uyardı. Bu uyarı Seul’ün muhtemel olarak çatışmaya muharip olmayan ve istihbarat alanında katkı sunabileceğine ilişkin haberlerin ardından geldi.

Güney Kore’nin ABD operasyonlarına herhangi bir şekilde katılmasının Tahran tarafından “açık bir askeri saldırıya ortaklık” olarak değerlendirileceğini belirten Bekayi bunun deniz yollarının daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamayacağını söyledi.

İran’ın Seul Büyükelçiliğinin konuyla ilgili Güney Koreli yetkililerle temas kurduğunu belirten Bekayi daha geniş kapsamda diğer ülkeleri de bölgedeki ABD operasyonlarının “aracı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.


Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe
TT

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla askeri ve ekonomik çatışmada yeni bir aşamaya girdi. Denizcilik verileri bugün (pazartesi) Hürmüz Boğazı’ndan geçen temel emtia taşıyan gemilerin günlük ortalama sayısının son 10 günde 10’a gerilediğini gösterdi. Bu rakam mayıs ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Bekayi haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada Umman Sultanlığı ile yürütülen görüşmelerin son aşamaya geldiğini ve önümüzdeki günlerde Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için geçici ve güvenli bir güzergâh konusunda mutabakata varılmasının beklendiğini söyledi. Bekayi söz konusu mutabakatın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayıt altına alınabileceğini belirtti.

Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, ajansın son dönemde İran’dan ilan edilmiş nükleer maddelerinin ve tesislerinin durumuna ilişkin herhangi bir bilgi almadığını ve saha denetimleri gerçekleştirmek amacıyla bunların hiçbirine erişemediğini söyledi.

Grossi bu durumu “nükleer silahların yayılması açısından ciddi bir endişe kaynağı” olarak nitelendirerek mevcut durumun “azami aciliyetle” ele alınması çağrısında bulundu.


ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
TT

ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlere çocuk bakım sübvansiyonu verilmesini öngören yeni bir politikayı değerlendiriyor.

The New York Times, konu hakkında bilgi sahibi kişilere dayandırdığı haberinde, taslak plana göre belirli gelir gruplarındaki evli çiftlerin, eşlerden biri haftada en az 35 saat çalışırken diğeri evde kalıp çocuğa bakıyorsa ödemelerden yararlanabileceğini aktardı. Evli olmayan çiftler ve çalışmayan bekar ebeveynler bu haktan yararlanamayacak.

Finansman, 1990'larda düşük ve orta gelirli ebeveynlere yardımcı olmak için kurulan Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı 12 milyar dolarlık Çocuk Bakımı ve Geliştirme Fonu'ndan sağlanacak. Fon, çocuk başına yılda yaklaşık 9 bin dolar destek sağlıyor ve halihazırda yaklaşık 1,3 milyon çocuğu kapsıyor. Bu çocukların büyük çoğunluğu, genellikle annelerin geçimini sağladığı, çalışan bekar ebeveynlerin bulunduğu hanelerde yaşıyor.

Bu teklif, Beyaz Saray'ın geleneksel aileleri teşvik etme ve doğum oranını artırma yönündeki daha geniş kapsamlı çabalarının bir parçası. Bu çabaya öncülük eden Başkan Yardımcısı JD Vance, daha fazla annenin çocuklarına bakmak için evde kalmasını savunuyor.

Başkan Yardımcısı, bir keresinde X'te "normal" Amerikalıların, çocuklarını ücretli iş gücünde daha fazla "özgürlüğün" tadını çıkarabilmeleri için berbat kreşlere göndermeye zorlamayan bir "aile politikasını" arzuladığını yazmıştı.

2021 tarihli bir makalesinde de "Küçük çocuklar, günlerini bir ebeveynle evde geçirdiklerinde açıkça daha mutlu ve sağlıklıdırlar" demişti.

Plan, değişiklikler sonucunda çalışan bekar ebeveynlerin daha kötü durumda kalabileceği uyarısında bulunan uzmanlar tarafından eleştirildi.

Düşünce kuruluşu Niskanen Center'ın sosyal politika direktörü Joshua McCabe, Times'a "Evde kalan ebeveynlere daha fazla destek verilmesinin büyük bir savunucusuyum. Ancak bunu bu şekilde yapmayı tercih etmezdim" diye konuştu.

Ayrılan kaynağı artırmadan uygunluk kriterlerini genişletmek, daha fazla ebeveynin aynı fondan pay almak için rekabet etmesi ve özellikle çalışan bekar ebeveynler olmak üzere daha fazla kişinin daha kötü durumda kalması anlamına gelir.

Gazetenin haberine göre Trump yönetiminde görev yapan bazı hukukçular, çocuk bakım sübvansiyonlarından yararlananların evli olmalarının zorunlu kılınmasının yasal olup olmayacağını da tartıştı.

Önerilen değişiklik için Kongre'nin onayı gerekmiyor. Beyaz Saray'ın onay vermesi halinde teklif internette kamuoyunun görüşüne sunulacak ve nihai hale getirilirse 2027'de yürürlüğe girebilecek.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Independent Türkçe