Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

‘İstisnai bir fırsatın’ heba edilmemesi çağrısında bulunan Hatemi, halk ile yönetim arasındaki ‘kanlı hattın’ büyümesine karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
TT

Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ABD ile yürütülen müzakereleri savundu ve savaşı durduran mutabakat zaptının öngördüğü 60 günlük ateşkes süresinin dolmasına saatler kala, savaşın durmasıyla yakalanan ‘istisnai bir fırsatın’ heba edilmesine karşı uyarıdı.

Savaşın durmasının ardından 11-12 Nisan tarihlerinde İslamabad'da gerçekleştirilen müzakereler, Tahran ile Washington arasında yeni bir müzakere sürecinin kapısını aralamış ve bu süreç daha sonra Cenevre'ye taşınarak 17 Haziran'da mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmıştı.

Reformist basında yer alan haberlere göre Hatemi, bir grup gazeteciyle yaptığı görüşmede “Savaştan sonra ülke ve halk için istisnai bir fırsat doğdu” şeklinde konuştu. Hatemi, bu fırsatın en net göstergesinin iki lider tarafından imzalanan mutabakat zaptı olduğunu da sözlerine ekledi.

Daha önce kaçırılan fırsatların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulayan Hatemi, “Ne yazık ki daha önce defalarca olduğu gibi, umarım bu kez yakalanan fırsat da heba edilmez. Çünkü bu fırsat kaçırılırsa tehditler daha da şiddetlenecektir” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan'a destek

Hatemi, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi ve askeri yetkililerin uzlaşmaya yönelme kararını takdir ederken, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in de bu karara onay verdiğine işaret etti. Hatemi, “Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin, böylesine büyük bir karara imza atan komutanların ve bunu destekleyen liderliğin hakkı teslim edilmeli” dedi.

Hatemi ayrıca, “Mutabakat zaptını imzalayarak İran'a büyük bir onur yaşatan Sayın Cumhurbaşkanı'nın cesareti ve fedakarlığı da takdir edilmeli” ifadelerini kullandı.

Hatemi, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ı destekleyen bu açıklamaları, katı muhafazakar güçlerin, müzakere konusundaki ısrarı nedeniyle Pezeşkiyan hükümetine yönelttiği eleştirilerin ardından yaparken mutabakat süresi dolmadan önce bu seçeneğe verilmiş açık bir destek olarak değerlendiriliyor.

Savaşın ardından oluşan tabloyu, İran'a ‘nispi bir onur (itibar) konumu’ kazandıran bir durum olarak nitelendiren Hatemi, yönetimin ‘kendi bekasını ve varlığını’ düşmanlarına kabul ettirmeyi başardığını ifade etti.

ghyju
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

“Bugün bekamızı ve varlığımızı düşmana kabul ettirmiş durumdayız” diyen Hatemi, “Elde edilen bu konumun İran'a gerilimden kaçınma, ülkenin çıkarlarını güvence altına almaya çalışma ve İranlıların durumunu iyileştirme imkanı sunduğu değerlendirmesinde bulundu.

Her iki tarafa da mutabakat zaptına sadık kalma ve yeni bir karşılıklı ihlal döngüsüne sürüklenmeme çağrısı yaptı.

Hatemi, “Taraflardan hiçbiri mutabakat zaptını ihlal etmemelidir. İhlale ihlalle karşılık verilmemeli ve gerilimi artıracak hiçbir eyleme kalkışılmamalıdır” diye konuştu.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmaya sadece tek bir tarafın tüm taleplerini elde etmesi temelinde yaklaşılmasına da karşı çıkarak “Her mutabakatta tavizler verilir ve tavizler alınır” ifadelerini kullandı.

“Savaşla yaşayamayız”

Mutabakat zaptını ‘onurlu bir barış’ olarak nitelendiren eski Cumhurbaşkanı, savaşı sürdürmenin İran toplumunun katlanabileceği bir seçenek olmadığını savundu.

‘Onurlu barış’ ifadesini ‘pratik alanında aklın hükmüne uymak’ şeklinde açıklayan Hatemi, “Savaş büyük bir kötülük, barış ise büyük bir iyiliktir” diye ekledi.

"Düşmanın karşısında savaşla sonuna kadar durulabileceğini savunan görüş, yanlış bir görüştür” değerlendirmesinde bulundu.

Sözlerine şöyle devam etti:

“Değerli dostlarım, savaşla yaşayamayız; yani insanlar buna katlanamaz. Savaş ortamında hayatın devam etmesi, geçim gereksinimlerinin sağlanması ve toplumun yönetilmesi mümkün değildir.”

Diplomatik yolu açıkça savunmasına rağmen Hatemi, bunun ABD'ye duyulan güvenden kaynaklanmadığını vurguladı. “Amerika'ya güven yok" diyen Hatemi, İsrail'in ‘gerilimin ve çatışmanın sürmesi için hiçbir eylemden geri durmayacağını’ değerlendirdi.

Ancak bu durumla ‘tedbir ve hesaplanmış diplomasi’ yoluyla yüzleşilmesi, savaşın yeniden başlamasının önüne geçilmesi ve ‘ne savaş ne barış’ halinden çıkılması çağrısında bulunan Hatemi, İran'ın ‘gerilimden kaçınarak’ çıkarlarını, onurunu ve geleceğini koruyabileceğini; ayrıca geçim baskılarıyla ve daha iyi bir geleceğe dair umut kaybıyla karşı karşıya kalan İranlılara yeni bir alan açabileceğini belirtti.

Hatemi, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Gerilimden kaçınarak kamu çıkarlarını, toplumun iyiliğini, İran'ın onurunu ve geleceğini güvence altına alabilir, çok ciddi dar boğazlar içinde yaşayan insanların önünde (yeni) yaşam alanları açabiliriz."

Bu yolun ‘müreffeh ve başı dik bir İran'a’ çıkması gerektiğini belirten Hatemi, “İşte onurlu barışın anlamı budur” dedi.

Toplumla devlet arasında “kanlı hat”

Hatemi'nin konuşması yalnızca dış politikayla sınırlı kalmadı; savaşın etkilerinin aşılmasını iç reformların yapılmasına ve devlet ile toplum arasındaki uçurumun giderilmesine bağladı.

“Dışarıdan saldırıların ve topyekûn bir savaşın İran'a diz çöktüremeyeceğini” söyleyen Hatemi, bunun ancak savaş sonrasında yönetim sisteminin, halkın da yardımıyla ‘eksiklikleri, kusurları ve toplumun çoğunluğunun uzaklaşmasına yol açan faktörleri’ çözmekte aciz kalması halinde mümkün olacağını ifade etti.

Mevcut krizin aşılmasının iktidarı çok daha zorlu görevlerle karşı karşıya bırakacağı konusunda uyarıda bulunan Hatemi; toplumun durumunu iyileştirmek için ‘yapısal, yöntemsel ve stratejik reformlar’ yapılması çağrısında bulundu.

DFRGTH
İran polisi, Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı gösteride göz yaşartıcı gaz kullandı, 8 Ocak 2026 (Arşiv - AP)

Hatemi, “Bu zor aşamanın atlatılmasıyla birlikte iktidar için asıl zor iş başlıyor” diyerek, bu işin bir boyutunun da artan ‘karşılıklı hoşnutsuzluk ve korkular’ gölgesinde İran'ın dünyayla ve ‘özellikle de komşularla’ ilişkilerini yeniden tanımlamak olduğunu belirtti.

Son yıllarda ülkeyi sarsan protestolara üstü kapalı bir şekilde atıfta bulunan Hatemi, yönetim kurumları ile İranlılar arasındaki mesafeyi tanımlamak için sert bir ifadeyle “Şunu unutmamalıyız ki; bu yıllar zarfında halk ile hükümet arasında mesafe yaratan kanlı hat artık son derece belirgin bir hale gelmiştir” dedi.

Ayrıca üretim, fiyat artışları, ekonomi, geçim sıkıntısı ve işsizlik konularına da değinerek bunların ‘günden güne daha da kötüleşen’ sorunlar olduğunu belirten Hatemi, bu sorunların halkın katılımıyla ve ‘uygun stratejiler’ belirlenerek çözülmesi çağrısında bulundu.

İnternet kısıtlamaları

Hatemi, Pezeşkiyan hükümetine internet meselesini çözme çağrısında bulunarak, savaştan sonra da devam eden kısıtlamaları sona erdirmek için ciddi adımlar atmasını talep etti.

Bazı kısıtlamaların ‘savaş sırasında anlaşılabilir ve haklı görülebilir’ olabileceğini belirten Hatemi, ancak bunların devam etmesinin artık ‘zararlı, hatta imkansız’ hale geldiğini sözlerine ekledi.

‘Starlink’ ve ‘VPN’ ağlarına yönelik artan ilgiye dikkati çeken Hatemi, İranlılar için internete erişimin tüm yollarını kapatmanın ‘mümkün olmadığını’ ifade etti.

Toplumun büyük bir kesiminin işlerinin internete bağlı hale geldiğini, birçok işletme sahibinin, düşünürün, araştırmacının ve hatta sıradan vatandaşın işlerinin, kısıtlamaların devam etmesi halinde durma noktasına gelebileceğini sözlerine ekledi.

dfrgthy
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda, ABD karşıtı bir propaganda afişinin yanında yürüyen iki İranlı kadın (EPA)

Erişim engellerinin kısıtlamaları aşma eğilimini artırdığını belirten Hatemi, internet kullanıcılarının maruz kaldığı zararların, sansür atlatma araçlarının ticaretini yapanlar için kâra dönüştüğünü savundu.

Doğrudan Pezeşkiyan'a seslenen Hatemi, “Umarım Sayın Cumhurbaşkanı, bazı durumlarda kendisinde gördüğümüz aynı cesaret, samimiyet ve kararlılıkla, bu üzücü açmazı çözmek için de inisiyatif alır” ifadelerini kullandı.



Washington, İran’a tüm bombaların anası ile saldırmayı değerlendiriyor

ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
TT

Washington, İran’a tüm bombaların anası ile saldırmayı değerlendiriyor

ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)

ABD’nin, Başkan Donald Trump’ın savaşta yeni bir tırmanış başlatmaya karar vermesi halinde İran’ı elindeki en güçlü nükleer olmayan bombayla vurmayı değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın çıkmaza girmesi üzerine Washington yeni askeri seçenekleri masaya yatırıyor.

CNN’e konuşan bilgi sahibi kaynaklar, ABD ordusunun tüm bombaların anası olarak bilinen GBU-43/B tipi bombanın İran’ın enerji altyapısını ve nükleer tesislerini hedef almak için olası kullanımını değerlendirdiğini aktardı.

Donald Trump, geçen hafta 3 Kasım’da yapılması planlanan ara seçimlerden önce İran’a saldırı düzenlenmesi ihtimalini dışlamış ve Tahran’la verimli görüşmeler yürütüldüğünü söylemişti.

Bu açıklama, İran’a karşı yürütülen savaşın ve bunun emtia ile akaryakıt fiyatları üzerindeki etkilerinin Trump’ın kamuoyu desteğini düşürdüğü bir dönemde geldi. ABD Başkanı’nın seçimlere kısa süre kala anketlerde gerilemesi dikkat çekiyor.

ABD ve İsrail, saldırıların amacının İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu savunuyor. Tahran ise nükleer silah geliştirdiği iddiasını reddederek barışçıl nükleer program yürütme hakkını vurguluyor.

Washington ile Tahran, Pakistan’ın arabuluculuğunda geçen haziranda bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Ancak İran’ın temmuzda Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve ABD’nin İran’a askeri saldırılarla karşılık vermesinin ardından mutabakat çöktü. O tarihten bu yana müzakerelerde ilerleme sağlanamıyor.

Buna rağmen çok sayıda medya kuruluşu, Beyaz Saray’ın Pentagon’dan seçimler öncesinde İran’daki hedeflere yönelik saldırı seçenekleri hazırlamasını istediğini bildirdi.

CNN’e konuşan kaynaklardan biri, Trump’ın askeri planlamanın geniş çaplı enerji altyapısının hedef alınmasını ve tüm bombaların anası olarak bilinen mühimmatın kullanılma ihtimalini de kapsaması yönünde talimat verdiğini söyledi.

Ancak bazı yetkililer, söz konusu bombanın ne ölçüde etkili olabileceği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Özellikle İran’ın yer altındaki nükleer tesislerini imha etme kapasitesi tartışma konusu.

Planlara ilişkin bilgi sahibi bir kaynak, CNN’e yaptığı açıklamada, bombanın geniş alanları tahrip etmede etkili olduğunu ancak bunun ötesinde bir kapasite sunmadığını belirtti. Kaynak, mühimmatın tahkim edilmiş hedefleri delmek üzere tasarlanmadığına dikkat çekti.

Bu tür bombaların kullanılması, siviller arasında can kaybı yaşanması riskini de beraberinde getiriyor.

ABD ordusu, Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2017’de tüm bombaların anasını ilk kez kullanarak Afganistan’da terör örgütü DEAŞ’a ait sığınakları ve tünelleri hedef almıştı. Saldırıda 90’dan fazla örgüt mensubu öldürülmüştü.


Trump, Fort Hood saldırganının idamının canlı yayımlanmasından vazgeçti

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
TT

Trump, Fort Hood saldırganının idamının canlı yayımlanmasından vazgeçti

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Fort Hood askeri üssüne düzenlenen saldırının faili Nidal Malik Hasan’ın kurşuna dizilerek idam edilmesinin canlı yayımlanmayacağını açıkladı. Trump’ın kararı, idamın canlı yayınlanacağının duyurulmasının hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar arasında tepki çekmesinin ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in infazı izlemeyeceğini söylemesinin ardından geldi.

Trump, perşembe günü sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, idamın kamuoyuna açık şekilde yayımlanmasının “dünyaya güçlü bir caydırıcılık mesajı verebileceğini ve Amerika’nın Hasan gibilerinden, teröristlerden ve aşağılık kişilerden nasıl hesap sorduğunu gösterebileceğini” belirtti. Ancak Trump, “Çok sayıda iyi niyetli ve düzgün insan, onun ölümünü ister canlı yayında ister başka bir görsel yolla olsun, izlememeyi tercih ediyor” ifadelerini kullandı.

Savunma Bakanlığı, Hasan’ın idamının gelecek 3 Aralık’ta gerçekleştirileceğini açıklamıştı. Trump, kurbanların yakın aile üyelerinin istemeleri halinde infazı bizzat izleyebileceklerini de belirtti.

Savunma Bakanı Pete Hegseth’in bu ayın başında Hasan’ın idamının kamuya açık şekilde gerçekleştirileceğini duyurması, ardından Pentagon’un infazın canlı yayımlanacağını açıklaması, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında geniş çaplı eleştirilere yol açmıştı. Çok sayıda isim, idam görüntülerinin aşırılığı ve radikalleşmeyi körüklemek amacıyla kullanılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Başkan Yardımcısı JD Vance’e bu ayın başında kamuya açık bir infazın Hristiyan inancıyla ne ölçüde bağdaştığı sorulmuştu. Vance, “Bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyorum” yanıtını vermişti.

fvgbhj
Nidal Hasan, 29 Haziran 2012 (Reuters)

Vance, infaz yöntemine ilişkin tartışmalardan bağımsız olarak, “İnsanların bu adamın çok sayıda masum insanı vahşice öldürdüğünü unutmamasını umuyorum” demişti. Associated Press’in aktardığına göre Vance, sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Bununla birlikte, infaz sonunda canlı yayımlanırsa ben izlemeyeceğim.”

ABD ordusunda binbaşı rütbesiyle görev yapan psikiyatrist Nidal Malik Hasan, 5 Kasım 2009’da Fort Hood askeri üssündeki bir sağlık binasına girmişti. O sırada askerler, yurt dışındaki görevlere gönderilmeden önce aşı olmak ve gerekli sağlık onaylarını almak için uzun kuyruklarda bekliyordu.

Hasan, lazer nişangâhıyla donatılmış bir tabancayla ateş açmış, otoparka doğru kaçmaya çalışan askerleri arkalarından vurmuştu.

Hasan, saldırıyı Afganistan’a giderek kendi dininden Müslümanları öldürmelerini önlemek amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti. Ancak 2013’teki yargılaması sırasında askeri mahkeme, bu gerekçeyi savunmasında kullanmasına izin vermemişti.

Bir kolluk görevlisinin sırtından vurması sonucu vücudunun alt kısmı felç olan Hasan, bugün tekerlekli sandalye kullanıyor. Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre Hasan, idam cezasının infazını uzun süre erteletmek için hukuki yollara başvurabilir. Ancak yargılama sırasındaki tutumu, böyle bir erteleme istemeyebileceğine işaret ediyor.


Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkileri, Washington ile Tahran arasında denizde karşılıklı adımların atıldığı ve gemi geçişlerine yönelik kısıtlamaların sıkılaştırıldığı bir dönemde Körfez ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğine de yayılıyor.

ABD ordusu İran’la bağlantılı bir gemiyi imha ettiğini açıklarken Tahran, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan petrol tankerinde yangın çıktığını bildirdi. İranlı bir askeri yetkili de Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için silahlı kuvvetlerle koordinasyon sağlanması gerektiğini vurguladı.

Krizin etkileri askeri çatışmayla sınırlı kalmıyor. Deniz taşımacılığındaki aksamalar tarımsal ürünleri tehdit ederken küresel gıda fiyatlarında artış riskini de yükseltiyor.

İran’la bağlantılı gemi imha edildi

Bölgedeki askeri operasyonları yürüten ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), geçen hafta Umman Körfezi’nde keşif görevi yapan İran’la bağlantılı bir geminin ABD güçleri tarafından vurularak imha edildiğini açıkladı. CENTCOM’un X platformundaki açıklamasına göre gemi, ABD donanmasına ait gemileri hedef almıştı. Açıklamada, saldırıdan önce gemi mürettebatının güvenli bir yere tahliye edildiği belirtildi.

cdfvghj
İran Deniz Kuvvetleri, Hürmüz Boğazı’nın doğusunda bir petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu (Fars)

Açıklama, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana ABD ile İran arasında denizde tırmanan gerilimin ortasında geldi. Savaş öncesinde Körfez’i Umman Körfezi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde kesintisiz sürüyordu.

Ancak İran’ın tehditleri ve saldırıları, bu stratejik geçitte deniz trafiğinin neredeyse durmasına yol açtı. ABD güçleri de iki ülke arasında tırmanan çatışmalar kapsamında İran’a ait sivil gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar düzenledi.

Petrol tankerinde yangın

İran ordusu ise perşembe günü, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan bir petrol tankerinde Umman Körfezi’nde yangın çıktığını duyurdu. Haberi İran devlet televizyonu aktardı.

Televizyonun askeri bir açıklamaya dayandırdığı habere göre, deniz kuvvetlerine bağlı gözetleme ekipleri, olayın duyurulmasından birkaç saat önce alev alan ve kuralları ihlal ettiği belirtilen bir petrol tankerini tespit etti.

Açıklamada, tankerin takip sistemlerini kapattığı ve yasaklı bölgeden geçmeye çalıştığı belirtildi. Yangının nedeni veya gemide meydana gelen hasarın boyutu hakkında ise ayrıntı paylaşılmadı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Olay, Tahran’ın bölgedeki gemi trafiği üzerindeki denetimini sıkılaştırmaya yönelik adımları nedeniyle önem taşıyor. İran, geçen eylül ayında Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman Körfezi’nin bir bölümünü de kapsayan yasaklı bir bölge oluşturduğunu açıklamıştı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı deniz kuvvetleri de boğazdan geçiş sırasında seyir sistemlerini devre dışı bırakan her geminin “düşman” kabul edileceği ve bu gemilere karşı sert önlemler alınacağı uyarısında bulunmuştu.

dfvgh
Mesud Pezeşkiyan

Güvenlik verileri, savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’nda gemileri hedef alan saldırılarda belirgin bir artış yaşandığını gösteriyor. Bu durum, küresel enerji taşımacılığının en önemli güzergâhlarından birinde deniz ticaretini tehdit eden risklerin büyüdüğüne işaret ediyor.

Tahran: Hürmüz’den geçiş için koordinasyon şart

İran’ın sert tutumunu yineleyen İran ordusunun koordinasyondan sorumlu komutan yardımcısı Tuğamiral Habibullah Seyyari, perşembe günü yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı olduğunu ve buradan geçiş yapmak isteyen tüm gemilerin İran silahlı kuvvetleriyle koordinasyon sağlaması gerektiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın resmî haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Seyyari, silahlı kuvvetlerin bölgede yüzde 100 kontrol ve gözetim sağladığını belirtti. Seyyari, Devrim Muhafızları’na bağlı deniz kuvvetlerinin boğazın batısında güçlü bir varlık gösterdiğini, İran ordusunun ise boğazın doğusunda ve Umman Denizi’nin kuzeyine kadar uzanan bölgede konuşlandığını ifade etti.

Koordinasyon sağlanmadan geçiş yapılmasının gemileri, ayrıntıları zaman içinde haberlerde ortaya çıkan önlemlerle karşı karşıya bırakacağını söyleyen Seyyari, ABD’de ve diğer ülkelerde akaryakıt fiyatlarının yükselmesini boğazdan petrol akışının aksamasına örnek gösterdi.

Bu açıklamalar, ABD’nin Tahran’ın savaşın başlamasından bu yana fiilen kapattığı Hürmüz Boğazı’na karşılık İran limanlarına deniz ablukası uyguladığı bir dönemde geldi.

Pezeşkiyan ablukanın ağırlığını kabul etti

Siyasi cephede ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’yi İranlılar üzerindeki ekonomik baskıyı artırarak halkın öfkesini körüklemeye ve ülke içinde protestoları tetiklemeye çalışmakla suçladı. Pezeşkiyan, ülkesinin 1979 Devrimi’nden bu yana en ağır abluka ve savaş koşullarıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Devrimden sonraki onlarca yıl boyunca İran’ın benzer düzeyde bir abluka, savaş ve zorluk yaşamadığını belirten Pezeşkiyan, Washington’ın siyasi hedeflerine ulaşmak amacıyla vatandaşların hayatını zorlaştırarak onları protestolara yöneltmeye çalıştığını öne sürdü.

Tahran, ABD ve İsrail’i ülke içindeki huzursuzluğu körüklemeye çalışmakla defalarca suçladı.

İran Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları, ekonomik baskının giderek arttığı ve ülkede geçen yıl aralık ayının sonlarında hayat pahalılığı nedeniyle başlayan protestoların daha sonra hükûmet karşıtı bir harekete dönüştüğü bir dönemde geldi.