Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

‘İstisnai bir fırsatın’ heba edilmemesi çağrısında bulunan Hatemi, halk ile yönetim arasındaki ‘kanlı hattın’ büyümesine karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
TT

Muhammed Hatemi müzakereleri savundu ve savaşın yeniden başlamasına karşı uyardı

İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ABD ile yürütülen müzakereleri savundu ve savaşı durduran mutabakat zaptının öngördüğü 60 günlük ateşkes süresinin dolmasına saatler kala, savaşın durmasıyla yakalanan ‘istisnai bir fırsatın’ heba edilmesine karşı uyarıdı.

Savaşın durmasının ardından 11-12 Nisan tarihlerinde İslamabad'da gerçekleştirilen müzakereler, Tahran ile Washington arasında yeni bir müzakere sürecinin kapısını aralamış ve bu süreç daha sonra Cenevre'ye taşınarak 17 Haziran'da mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmıştı.

Reformist basında yer alan haberlere göre Hatemi, bir grup gazeteciyle yaptığı görüşmede “Savaştan sonra ülke ve halk için istisnai bir fırsat doğdu” şeklinde konuştu. Hatemi, bu fırsatın en net göstergesinin iki lider tarafından imzalanan mutabakat zaptı olduğunu da sözlerine ekledi.

Daha önce kaçırılan fırsatların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulayan Hatemi, “Ne yazık ki daha önce defalarca olduğu gibi, umarım bu kez yakalanan fırsat da heba edilmez. Çünkü bu fırsat kaçırılırsa tehditler daha da şiddetlenecektir” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan'a destek

Hatemi, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi ve askeri yetkililerin uzlaşmaya yönelme kararını takdir ederken, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in de bu karara onay verdiğine işaret etti. Hatemi, “Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin, böylesine büyük bir karara imza atan komutanların ve bunu destekleyen liderliğin hakkı teslim edilmeli” dedi.

Hatemi ayrıca, “Mutabakat zaptını imzalayarak İran'a büyük bir onur yaşatan Sayın Cumhurbaşkanı'nın cesareti ve fedakarlığı da takdir edilmeli” ifadelerini kullandı.

Hatemi, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ı destekleyen bu açıklamaları, katı muhafazakar güçlerin, müzakere konusundaki ısrarı nedeniyle Pezeşkiyan hükümetine yönelttiği eleştirilerin ardından yaparken mutabakat süresi dolmadan önce bu seçeneğe verilmiş açık bir destek olarak değerlendiriliyor.

Savaşın ardından oluşan tabloyu, İran'a ‘nispi bir onur (itibar) konumu’ kazandıran bir durum olarak nitelendiren Hatemi, yönetimin ‘kendi bekasını ve varlığını’ düşmanlarına kabul ettirmeyi başardığını ifade etti.

ghyju
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tahran'da bir grup gazeteciyle konuştu (Jamaran)

“Bugün bekamızı ve varlığımızı düşmana kabul ettirmiş durumdayız” diyen Hatemi, “Elde edilen bu konumun İran'a gerilimden kaçınma, ülkenin çıkarlarını güvence altına almaya çalışma ve İranlıların durumunu iyileştirme imkanı sunduğu değerlendirmesinde bulundu.

Her iki tarafa da mutabakat zaptına sadık kalma ve yeni bir karşılıklı ihlal döngüsüne sürüklenmeme çağrısı yaptı.

Hatemi, “Taraflardan hiçbiri mutabakat zaptını ihlal etmemelidir. İhlale ihlalle karşılık verilmemeli ve gerilimi artıracak hiçbir eyleme kalkışılmamalıdır” diye konuştu.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmaya sadece tek bir tarafın tüm taleplerini elde etmesi temelinde yaklaşılmasına da karşı çıkarak “Her mutabakatta tavizler verilir ve tavizler alınır” ifadelerini kullandı.

“Savaşla yaşayamayız”

Mutabakat zaptını ‘onurlu bir barış’ olarak nitelendiren eski Cumhurbaşkanı, savaşı sürdürmenin İran toplumunun katlanabileceği bir seçenek olmadığını savundu.

‘Onurlu barış’ ifadesini ‘pratik alanında aklın hükmüne uymak’ şeklinde açıklayan Hatemi, “Savaş büyük bir kötülük, barış ise büyük bir iyiliktir” diye ekledi.

"Düşmanın karşısında savaşla sonuna kadar durulabileceğini savunan görüş, yanlış bir görüştür” değerlendirmesinde bulundu.

Sözlerine şöyle devam etti:

“Değerli dostlarım, savaşla yaşayamayız; yani insanlar buna katlanamaz. Savaş ortamında hayatın devam etmesi, geçim gereksinimlerinin sağlanması ve toplumun yönetilmesi mümkün değildir.”

Diplomatik yolu açıkça savunmasına rağmen Hatemi, bunun ABD'ye duyulan güvenden kaynaklanmadığını vurguladı. “Amerika'ya güven yok" diyen Hatemi, İsrail'in ‘gerilimin ve çatışmanın sürmesi için hiçbir eylemden geri durmayacağını’ değerlendirdi.

Ancak bu durumla ‘tedbir ve hesaplanmış diplomasi’ yoluyla yüzleşilmesi, savaşın yeniden başlamasının önüne geçilmesi ve ‘ne savaş ne barış’ halinden çıkılması çağrısında bulunan Hatemi, İran'ın ‘gerilimden kaçınarak’ çıkarlarını, onurunu ve geleceğini koruyabileceğini; ayrıca geçim baskılarıyla ve daha iyi bir geleceğe dair umut kaybıyla karşı karşıya kalan İranlılara yeni bir alan açabileceğini belirtti.

Hatemi, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Gerilimden kaçınarak kamu çıkarlarını, toplumun iyiliğini, İran'ın onurunu ve geleceğini güvence altına alabilir, çok ciddi dar boğazlar içinde yaşayan insanların önünde (yeni) yaşam alanları açabiliriz."

Bu yolun ‘müreffeh ve başı dik bir İran'a’ çıkması gerektiğini belirten Hatemi, “İşte onurlu barışın anlamı budur” dedi.

Toplumla devlet arasında “kanlı hat”

Hatemi'nin konuşması yalnızca dış politikayla sınırlı kalmadı; savaşın etkilerinin aşılmasını iç reformların yapılmasına ve devlet ile toplum arasındaki uçurumun giderilmesine bağladı.

“Dışarıdan saldırıların ve topyekûn bir savaşın İran'a diz çöktüremeyeceğini” söyleyen Hatemi, bunun ancak savaş sonrasında yönetim sisteminin, halkın da yardımıyla ‘eksiklikleri, kusurları ve toplumun çoğunluğunun uzaklaşmasına yol açan faktörleri’ çözmekte aciz kalması halinde mümkün olacağını ifade etti.

Mevcut krizin aşılmasının iktidarı çok daha zorlu görevlerle karşı karşıya bırakacağı konusunda uyarıda bulunan Hatemi; toplumun durumunu iyileştirmek için ‘yapısal, yöntemsel ve stratejik reformlar’ yapılması çağrısında bulundu.

DFRGTH
İran polisi, Tahran'da düzenlenen hükümet karşıtı gösteride göz yaşartıcı gaz kullandı, 8 Ocak 2026 (Arşiv - AP)

Hatemi, “Bu zor aşamanın atlatılmasıyla birlikte iktidar için asıl zor iş başlıyor” diyerek, bu işin bir boyutunun da artan ‘karşılıklı hoşnutsuzluk ve korkular’ gölgesinde İran'ın dünyayla ve ‘özellikle de komşularla’ ilişkilerini yeniden tanımlamak olduğunu belirtti.

Son yıllarda ülkeyi sarsan protestolara üstü kapalı bir şekilde atıfta bulunan Hatemi, yönetim kurumları ile İranlılar arasındaki mesafeyi tanımlamak için sert bir ifadeyle “Şunu unutmamalıyız ki; bu yıllar zarfında halk ile hükümet arasında mesafe yaratan kanlı hat artık son derece belirgin bir hale gelmiştir” dedi.

Ayrıca üretim, fiyat artışları, ekonomi, geçim sıkıntısı ve işsizlik konularına da değinerek bunların ‘günden güne daha da kötüleşen’ sorunlar olduğunu belirten Hatemi, bu sorunların halkın katılımıyla ve ‘uygun stratejiler’ belirlenerek çözülmesi çağrısında bulundu.

İnternet kısıtlamaları

Hatemi, Pezeşkiyan hükümetine internet meselesini çözme çağrısında bulunarak, savaştan sonra da devam eden kısıtlamaları sona erdirmek için ciddi adımlar atmasını talep etti.

Bazı kısıtlamaların ‘savaş sırasında anlaşılabilir ve haklı görülebilir’ olabileceğini belirten Hatemi, ancak bunların devam etmesinin artık ‘zararlı, hatta imkansız’ hale geldiğini sözlerine ekledi.

‘Starlink’ ve ‘VPN’ ağlarına yönelik artan ilgiye dikkati çeken Hatemi, İranlılar için internete erişimin tüm yollarını kapatmanın ‘mümkün olmadığını’ ifade etti.

Toplumun büyük bir kesiminin işlerinin internete bağlı hale geldiğini, birçok işletme sahibinin, düşünürün, araştırmacının ve hatta sıradan vatandaşın işlerinin, kısıtlamaların devam etmesi halinde durma noktasına gelebileceğini sözlerine ekledi.

dfrgthy
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda, ABD karşıtı bir propaganda afişinin yanında yürüyen iki İranlı kadın (EPA)

Erişim engellerinin kısıtlamaları aşma eğilimini artırdığını belirten Hatemi, internet kullanıcılarının maruz kaldığı zararların, sansür atlatma araçlarının ticaretini yapanlar için kâra dönüştüğünü savundu.

Doğrudan Pezeşkiyan'a seslenen Hatemi, “Umarım Sayın Cumhurbaşkanı, bazı durumlarda kendisinde gördüğümüz aynı cesaret, samimiyet ve kararlılıkla, bu üzücü açmazı çözmek için de inisiyatif alır” ifadelerini kullandı.



Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
TT

Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün (pazartesi) yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

Bekayi 28 Şubat’tan bu yana devam eden çatışmayı İran’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik “açık bir askeri saldırı” olarak nitelendirdi. Çatışmanın boyutunu küçümseyen veya bunu savaş olarak tanımlamaktan kaçınan ABD açıklamalarını reddetti.

ABD’nin askeri çatışmayı başlattığını ve daha sonra deniz ablukası ile “ekonomik savaş” da dahil olmak üzere farklı biçimlerde sürdürdüğünü söyleyen Bekayi mevcut durumun değiştirilmesinden Washington’ın sorumlu olduğunu belirtti.

Bekayi ABD’nin bölgedeki güvenlik krizini ve Hürmüz Boğazı meselesini çözmek istemesi halinde “tüm saldırgan ve müdahaleci uygulamalara, ekonomik yaptırımlara ve deniz ablukasına” son vermesi gerektiğini söyledi.

Bekayi müzakerenin “kendi başına ne kötü ne de iyi” olduğunu belirterek Tahran’ın bunu çıkarlarına ve ulusal güvenliğine hizmet ettiği zaman kullandığı bir araç olarak gördüğünü ifade etti.

İran diplomasisinin “rejimin diğer unsurlarıyla uyum içinde” ve “silahlı kuvvetleri destekleyecek şekilde” hareket ettiğini belirten Bekayi Dışişleri Bakanlığının ulusal güvenlik kurumları tarafından alınan kararlara bağlı kalacağını söyledi.

Tanker savaşı

Bekayi özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde son dönemde yaşanan deniz gerilimini tanımlamak için kullanılan “tanker savaşı” ifadesini reddetti. ABD’nin savaşın başlamasından bu yana gemileri hedef almaya başladığını savunan Bekayi son dönemde İran tankerlerinin vurulmasının ise İran’ın ABD’ye ait askeri unsurlara yönelik operasyonlarının ardından gerçekleştiğini söyledi.

Son gelişmelerin İran’ın ABD savaş gemilerine karşı savunma tedbirleri açısından “belirleyici bir dönüşüm” oluşturduğunu belirten Bekayi Washington’ın bu gelişmeleri İran’a ait ticari gemileri hedef almak için bahane olarak kullandığını ifade etti.

İran’ın iki ABD savaş gemisine füze fırlattığı ve ardından Washington’ın üç İran tankerini hedef aldığı yönündeki ABD anlatımına ilişkin Bekayi “ABD’nin anlatısı kesinlikle doğru değil” dedi.

Bununla birlikte İran’ın ABD’ye ait üs ve askeri gemilere “savunma amaçlı saldırılar” düzenlediğini kabul eden Bekayi bu saldırıların Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde güvence altına alınan meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğunu söyledi.

Ticari gemilerin hedef alınmasını “uluslararası hukuka aykırı” ve “terör eylemi” olarak nitelendiren Bekayi ABD Savunma Bakanının bu operasyonlarla övünmesinin “ticari gemilere karşı savaş suçu işlendiğinin itirafı” anlamına geldiğini söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) cumartesi günü İran Devrim Muhafızları’nın bir ABD uçak gemisi ile bir destroyere doğru balistik füzeler fırlatmasının ardından üç İran tankerinin hedef alındığını açıklamıştı.

CENTCOM iki savaş gemisinin saldırılardan herhangi bir ABD askerinin yaralanmadığı şekilde kaçındığını ve ABD güçlerinin “Downey” ve “Stark 1” tankerlerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını, “Kailo” tankerini ise Umman Körfezi’nde imha ettiğini bildirmişti.

Devrim Muhafızları daha sonra Hürmüz Boğazı’nda “izin verilmeyen bir güzergâh” kullandığını söylediği üç tankerin yanı sıra başka bölgelerde ABD ile bağlantılı üç geminin hedef alındığını duyurmuştu.

Son saldırılar

Bekayi Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksamasından İran’ın sorumlu tutulmasını reddetti. Boğazın İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının başlamasının ve Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki ülkelerin topraklarının kullanılmasının ardından güvensiz hale geldiğini söyledi.

İran’ın boğazdaki güvenlik sorununun kaynağı olarak gösterilmesini “açık bir yalan” olarak nitelendiren Bekayi “Mevcut durum devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin yeniden sağlanmasından söz etmek temelden mümkün değil” dedi.

Bekayi geçen hafta yaşanan gelişmeler arasında kıyı kenti Sirek’e yönelik ABD saldırısını en önemli gelişme olarak değerlendirdi. ABD’nin deniz ablukası ve “İran’ın ticari gemilerine yönelik saldırılar” yoluyla çatışmayı sürdürdüğünü söyleyen Bekayi bunun devam etmesinin İran’a kendisini savunmak için tedbirler alma imkânı verdiği uyarısında bulundu.

cvdfukınjh
ran hükümetinin medya kuruluşu tarafından yayımlanan fotoğrafta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi basın toplantısı sırasında görülüyor.

ABD’nin ekonomik tedbirlerini askeri çatışmanın devamı olarak nitelendiren Bekayi mevcut “ekonomik savaşın” yalnızca İran’ı değil “uluslararası toplumu” ve egemenlik ile ticaret özgürlüğü ilkelerini de hedef aldığını söyledi.

Bekayi Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakatı savunarak anlaşmanın müzakereleri çevreleyen koşullar dikkate alınarak hazırlandığını ve “İran’ın ulusal çıkarlarını güvence altına aldığını” söyledi.

ABD’nin mutabakatı imzalanmasından 22 veya 23 gün sonra ihlal ettiğini belirten Bekayi “bazı ABD’li yetkililerin anlaşmaya en başından beri ikna olmadığını” söyledi.

“Anlaşmayı ilk bozan taraf hiçbir zaman biz olmadık” diyen Bekayi Washington’ın mutabakatı ihlal etmesinin Tahran’ı yürüttüğü diplomatik sürecin sonuçlarını sorgulamaya itmemesi gerektiğini ifade etti.

Mutabakatın ilk maddesinin İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulmasını içerdiğini belirten Bekayi Tahran açısından anlaşmaların isimleri veya formüllerinin değil İran’ın çıkarlarının güvence altına alınmasının temel mesele olduğunu vurguladı.

Umman ile Hürmüz mutabakatı

Bekayi İran ve Umman’ın kıyıdaş iki ülke olarak Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği için güvenli güzergâhların belirlenmesine yönelik “ciddi ve ileri düzeyde” müzakereler yürüttüğünü söyledi.

Müzakerelerin “son aşamaya” ulaştığını belirten Bekayi önümüzdeki günlerde deniz trafiği için “geçici ve güvenli bir güzergâh” oluşturulmasına yönelik İran-Umman mutabakatının Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayda geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Önceki aşamalarda müzakerelerin tıkanmasına “üçüncü tarafların” müdahalesinin yol açtığını söyleyen Bekayi sürecin yeni müdahalelere maruz kalmamasını umduğunu belirtti.

Bekayi gerilimin düşürülmesine yönelik bölgesel temaslar kapsamında Katarlı bir heyetin pazar günü Tahran’ı ziyaret ettiğini doğruladı. Heyetin Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile “iyi görüşmeler” gerçekleştirdiğini söyleyen Bekayi Katar’ın girişimlerinin son haftalarda Umman ve Pakistan tarafından yürütülen benzer çabaların devamı olduğunu belirtti.

İran ile bölge ülkeleri arasındaki temasların sürdüğünü söyleyen Bekayi Tahran’ın çıkarlarını korumak amacıyla diplomasiyi kullanmaya devam edeceğini ifade etti.

Bekayi İran Genelkurmay Başkanlığından teknik bir heyetin son günlerde üç İranlı pilotun durumunu takip etmek üzere Katar’ı ziyaret ettiğini ve pilotlarla ilgili teknik görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Söz konusu konunun Tahran’ın Katar tarafıyla “her ziyarette ve her temasta” gündeminde yer aldığını belirten Bekayi İran’ın bu konunun takibini bırakmayacağını vurguladı.

İran’ın Kuveyt’te gözaltında bulunan İran vatandaşlarının durumunu da takip etmeyi sürdürdüğünü belirten Bekayi İran Büyükelçiliğinin geçen hafta gerçekleştirilen konsolosluk ziyaretinin ardından konuyla ilgilenmeye devam ettiğini söyledi.

Avrupa’ya uyarı

Nükleer dosya konusunda ise Bekayi ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’yı UAEA Guvernörler Kurulu’nda İran dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yeniden taşınmasının önünü açabilecek bir karar tasarısını ilerletmemeleri konusunda uyardı.

Söz konusu dört ülkeyi “durumu tırmandırmaya” çalışmakla suçlayan Bekayi Tahran’ın böyle bir adım atılması halinde “gerekli tedbirleri” alacağını söyledi.

Bekayi UAEA’nın raporunu ve Genel Direktörü Rafael Grossi’yi eleştirerek Batılı tarafları ajansı İran’a siyasi baskı uygulamak için bir araç olarak kullanmakla suçladı.

İran’dan nükleer tesislerine erişim izni verilmesinin istenmesinin ABD ve İsrail’in bu tesislere yönelik saldırılarının İran’ın anlatımına göre mevcut duruma yol açtığı gerçeğini göz ardı ettiğini söyleyen Bekayi bu talebin mevcut koşulları dikkate almadığını belirtti.

Bekayi Avrupa’nın üç büyük ülkesinin daha önce İran’la gerilimi tırmandırma yolunu seçtiğini ve bunun sonucunda Washington tarafından “marjinalleştirildiklerini” savundu.

Avrupalı şirketlerin ABD’nin ikincil yaptırımlarına uymasının Avrupa yasalarıyla çeliştiğini belirten Bekayi Avrupa’ya kendi çıkarları ile “ABD’yi memnun etme” politikasını sürdürmek arasında seçim yapması çağrısında bulundu.

Çin ile ilişkiler

Tahran ile Pekin arasındaki ilişkilere dair soruları yanıtlayan Bekayi İran’ın Çin ile “çok iyi” ilişkilere sahip olduğunu söyledi. Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında iki ülke liderleri arasında uzun süreli bir görüşme yapılmamış olmasının siyasi bir anlam taşıdığını reddetti.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın zirve kapsamında Çinli mevkidaşıyla kısa bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Bekayi iki liderin bu görüşmede “önemli konular” hakkında fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi.

İki ülke arasındaki temasların farklı düzeylerde sürdüğünü belirten Bekayi önümüzdeki BRICS toplantılarının Tahran ile Pekin arasında istişare için ilave fırsatlar sunacağını ifade etti.

Bekayi Güney Kore’yi Hürmüz Boğazı’yla bağlantılı herhangi bir ABD operasyonuna katılmaması konusunda uyardı. Bu uyarı Seul’ün muhtemel olarak çatışmaya muharip olmayan ve istihbarat alanında katkı sunabileceğine ilişkin haberlerin ardından geldi.

Güney Kore’nin ABD operasyonlarına herhangi bir şekilde katılmasının Tahran tarafından “açık bir askeri saldırıya ortaklık” olarak değerlendirileceğini belirten Bekayi bunun deniz yollarının daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamayacağını söyledi.

İran’ın Seul Büyükelçiliğinin konuyla ilgili Güney Koreli yetkililerle temas kurduğunu belirten Bekayi daha geniş kapsamda diğer ülkeleri de bölgedeki ABD operasyonlarının “aracı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.


Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe
TT

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla askeri ve ekonomik çatışmada yeni bir aşamaya girdi. Denizcilik verileri bugün (pazartesi) Hürmüz Boğazı’ndan geçen temel emtia taşıyan gemilerin günlük ortalama sayısının son 10 günde 10’a gerilediğini gösterdi. Bu rakam mayıs ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Bekayi haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada Umman Sultanlığı ile yürütülen görüşmelerin son aşamaya geldiğini ve önümüzdeki günlerde Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için geçici ve güvenli bir güzergâh konusunda mutabakata varılmasının beklendiğini söyledi. Bekayi söz konusu mutabakatın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayıt altına alınabileceğini belirtti.

Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, ajansın son dönemde İran’dan ilan edilmiş nükleer maddelerinin ve tesislerinin durumuna ilişkin herhangi bir bilgi almadığını ve saha denetimleri gerçekleştirmek amacıyla bunların hiçbirine erişemediğini söyledi.

Grossi bu durumu “nükleer silahların yayılması açısından ciddi bir endişe kaynağı” olarak nitelendirerek mevcut durumun “azami aciliyetle” ele alınması çağrısında bulundu.


ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
TT

ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlere çocuk bakım sübvansiyonu verilmesini öngören yeni bir politikayı değerlendiriyor.

The New York Times, konu hakkında bilgi sahibi kişilere dayandırdığı haberinde, taslak plana göre belirli gelir gruplarındaki evli çiftlerin, eşlerden biri haftada en az 35 saat çalışırken diğeri evde kalıp çocuğa bakıyorsa ödemelerden yararlanabileceğini aktardı. Evli olmayan çiftler ve çalışmayan bekar ebeveynler bu haktan yararlanamayacak.

Finansman, 1990'larda düşük ve orta gelirli ebeveynlere yardımcı olmak için kurulan Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı 12 milyar dolarlık Çocuk Bakımı ve Geliştirme Fonu'ndan sağlanacak. Fon, çocuk başına yılda yaklaşık 9 bin dolar destek sağlıyor ve halihazırda yaklaşık 1,3 milyon çocuğu kapsıyor. Bu çocukların büyük çoğunluğu, genellikle annelerin geçimini sağladığı, çalışan bekar ebeveynlerin bulunduğu hanelerde yaşıyor.

Bu teklif, Beyaz Saray'ın geleneksel aileleri teşvik etme ve doğum oranını artırma yönündeki daha geniş kapsamlı çabalarının bir parçası. Bu çabaya öncülük eden Başkan Yardımcısı JD Vance, daha fazla annenin çocuklarına bakmak için evde kalmasını savunuyor.

Başkan Yardımcısı, bir keresinde X'te "normal" Amerikalıların, çocuklarını ücretli iş gücünde daha fazla "özgürlüğün" tadını çıkarabilmeleri için berbat kreşlere göndermeye zorlamayan bir "aile politikasını" arzuladığını yazmıştı.

2021 tarihli bir makalesinde de "Küçük çocuklar, günlerini bir ebeveynle evde geçirdiklerinde açıkça daha mutlu ve sağlıklıdırlar" demişti.

Plan, değişiklikler sonucunda çalışan bekar ebeveynlerin daha kötü durumda kalabileceği uyarısında bulunan uzmanlar tarafından eleştirildi.

Düşünce kuruluşu Niskanen Center'ın sosyal politika direktörü Joshua McCabe, Times'a "Evde kalan ebeveynlere daha fazla destek verilmesinin büyük bir savunucusuyum. Ancak bunu bu şekilde yapmayı tercih etmezdim" diye konuştu.

Ayrılan kaynağı artırmadan uygunluk kriterlerini genişletmek, daha fazla ebeveynin aynı fondan pay almak için rekabet etmesi ve özellikle çalışan bekar ebeveynler olmak üzere daha fazla kişinin daha kötü durumda kalması anlamına gelir.

Gazetenin haberine göre Trump yönetiminde görev yapan bazı hukukçular, çocuk bakım sübvansiyonlarından yararlananların evli olmalarının zorunlu kılınmasının yasal olup olmayacağını da tartıştı.

Önerilen değişiklik için Kongre'nin onayı gerekmiyor. Beyaz Saray'ın onay vermesi halinde teklif internette kamuoyunun görüşüne sunulacak ve nihai hale getirilirse 2027'de yürürlüğe girebilecek.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Independent Türkçe