İran: ABD mutabakatı ihlal etti, 60 günlük süre geçerliliğini yitirdi

İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)
İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)
TT

İran: ABD mutabakatı ihlal etti, 60 günlük süre geçerliliğini yitirdi

İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)
İranlı bir adam, pazartesi günü Tahran'da bir gazete bayisinin önünde, kapağında bir ABD askerini öldüren veya esir alan kişiye 30 bin dolar ödül verileceğini duyuran Hemşehri gazetesini okuyor (EPA)

İran, ABD ile imzalanan mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin, müzakereler başlamadığı için anlamını yitirdiğini açıkladı. Tahran, sürecin sekteye uğramasından Washington'ı sorumlu tutarken, Pakistan'ın arabuluculuk girişimleri ile Hürmüz Boğazı konusunda Umman'la yürütülen görüşmelerin sürdüğünü bildirdi.

Nükleer program ve yaptırımların kaldırılması konusunda müzakerelerin yürütülmesi için mutabakat zaptında belirlenen 60 günlük süre bugün sona ererken, Tahran ile Washington müzakere masasına dönmedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Mutabakat metninde 60 günlük süre başlığı altında herhangi bir hüküm bulunmuyor” dedi. Bekayi, İran'ın “politikalarını baskı, tehdit ve süre sınırları altında belirleyen bir taraf olmadığını” söyledi. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığı habere göre Bekayi, İslamabad mutabakatında “yaptırımların kaldırılması” ve “nükleer mesele” konusunda 60 günlük bir süre içerisinde görüşmeler yapılmasının öngörüldüğünü, tarafların bir sonuca ulaşamaması halinde bu sürenin uzatılabileceğini belirtti.

Bekayi, “Mutabakat kapsamında 60 günlük süre içerisinde iki konu, yaptırımların kaldırılması ve nükleer mesele hakkında diyalog yürütülmesi öngörüldü. Bu 60 gün içinde bir sonuca ulaşamazsak süre uzatılacaktı” dedi.

Müzakere yok

Bekayi, mutabakat zaptında 60 günlük bir sürenin bulunmasıyla bunun Tahran açısından bağlayıcı bir son tarih olduğu iddiası arasında ayrım yapmaya çalıştı. Sözcü, söz konusu süre içerisinde yürütülmesi öngörülen sürecin zaten başlamadığını söyledi.

Bekayi, “Müzakereler zaten başlamadı. Çünkü ABD, 17 Haziran'da (Haziran) mutabakat zaptının imzalanmasından yalnızca birkaç hafta sonra metni ağır ve kapsamlı biçimde ihlal etti. Dolayısıyla 60 günlük süre meselesi daha en başından geçerliliğini yitirdi” ifadelerini kullandı.

dfvbgth
Bekayi, bugün Tahran'da düzenlenen haftalık basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken (ISNA)

Tahran'ın ABD'nin ihlalleri olarak nitelendirdiği gelişmeler nedeniyle mutabakatın uygulanmasının artık “etkisiz” hale geldiğini belirten Bekayi, müzakerelerin ne zaman yeniden başlayabileceğine ilişkin herhangi bir tarih vermedi.

İran'ın şu anda “ülkenin işlerini yönetmeye” odaklandığını belirten Bekayi, silahlı kuvvetlerin herhangi bir hareketliliği “gözleri açık ve tam teyakkuz halinde” izlediğini söyledi.

Bekayi'nin açıklamaları, aylar süren savaşın ardından diplomatik çabaların taraflar arasında daha kapsamlı müzakerelerin önünü açması beklenen bir mutabakat zaptıyla sonuçlanmasından, ancak doğrudan temasların kesilmesi ve iki taraf arasındaki çatışmaların yeniden başlamasından sonra geldi.

Bekayi, İran'ın müzakereler konusunda atacağı yeni adımların kendi çıkarları ve ulusal güvenlik değerlendirmelerine bağlı olacağını belirterek, Tahran'ın kararlarını başka bir tarafın belirlediği bir “tehdit” veya takvime göre almayacağını söyledi.

Pakistan'ın İran ile ABD arasındaki temaslarda hâlâ başlıca arabulucu olduğunu belirten Bekayi, Katar'ın da diplomatik süreçteki çabalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Bazı Avrupa ülkelerinin “iyi niyet girişimlerinde” bulunmaya hazır olmasının Tahran ile Washington arasında yeni bir arabulucunun ortaya çıktığı anlamına gelmediğini kaydeden Bekayi, “ABD ile ilişkilerimizdeki sorun arabulucu meselesi değil” dedi.

İranlı sözcü, anlaşmazlığın Washington'ın yaklaşımı, “hesap hataları” ve daha önce denenmiş politikalarda ısrar etmesiyle ilgili olduğunu savundu.

fgthyju
İranlılar, pazartesi günü Tahran'da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)

Bekayi, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin geçen hafta Tahran'a yaptığı ziyarete de değindi. Nakvi'nin Başbakan Şahbaz Şerif veya Ordu Komutanı General Asım Münir'den özel bir mesaj taşıdığı yönündeki haberleri yalanlayan Bekayi, ziyaretin ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelerin yanı sıra Pakistan'ın arabuluculuk çabaları çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi.

Pakistan'ın arabulucu rolünü üstlenmek için “tüm kapasitesini kullanmaya çalıştığını” belirten Bekayi, müzakereler dosyasının, İslamabad'ın “İslamabad mutabakatının hazırlanmasında oynadığı önemli rol” nedeniyle Pakistan açısından özel önem taşıdığını ifade etti.

Bekayi, ABD'yi “verdiği sözlerden dönmek ve yükümlülüklerini ihlal etmek” olarak nitelendirdiği tutumu nedeniyle arabuluculuk çabalarına zarar vermekle suçladı. İran'ın daha önce Umman'ın himayesinde yürütülen süreçte de aynı sorunla karşılaştığını söyledi.

Hürmüz görüşmeleri

Hürmüz Boğazı konusunda ise Bekayi, İran ile Umman'ın gemi güzergâhlarına ilişkin bir seyir rotası haritası konusunda anlayış birliğine vardığını, ancak nihai anlaşmanın henüz tamamlanmadığını söyledi.

Tahran ile Maskat'ın “haritanın yanı sıra ortak bir bildiri” içeren bir paket üzerinde çalıştığını belirten Bekayi, daha önce “yol haritası” şeklinde yapılan nitelemenin doğru olmadığını, söz konusu belgenin esas olarak “deniz seyrüsefer güzergâhı haritası” olduğunu açıkladı.

Bekayi, nihai anlaşmaya varılmasının gecikmesini üç faktöre bağladı. Bunlardan ilkinin konunun karmaşıklığı, ikincisinin görüşmeleri etkilemeye çalışan tarafların çokluğu, üçüncüsünün ise “kötü niyetli” tarafların süreci sekteye uğratma girişimleri olduğunu söyledi.

İki ülkenin üzerinde çalıştığı mekanizmanın, Tahran'ın “kıyıdaş iki ülkenin egemenliği ve egemenlik hakları” olarak gördüğü unsurlar ile ticari gemilerin güvenli geçişinin güvence altına alınmasını bir araya getirmeyi amaçladığını belirtti.

İran-Umman müzakerelerinin “ciddi şekilde” sürdüğünü söyleyen Bekayi, tarafların ortak bildiri metni üzerinde görüş alışverişinde bulunduğunu aktardı.

Amaçlarının “her iki tarafın çıkarlarını ve endişelerini güvence altına alan” ve aynı zamanda uluslararası deniz taşımacılığının gereklerini dikkate alan bir mekanizma oluşturmak olduğunu ifade etti.

Bekayi ayrıca İran Dışişleri Bakanlığı'nın parlamentodan Hürmüz Boğazı'nın yönetimi ve güvenliğiyle ilgili bir yasa tasarısının dondurulmasını istediği yönündeki haberleri yalanladı.

Söz konusu iddia, “Hürmüz Boğazı ve Körfez'in güvenliğini ve kalkınmasını güvence altına almak için stratejik eylem...” başlıklı tasarının görüşmelerinin durdurulması için bakanlığın parlamentoya mektup gönderip göndermediğine ilişkin bir soru üzerine gündeme geldi.

Bekayi, “Dışişleri Bakanlığı böyle bir mektup göndermedi” dedi.

Bakanlığın parlamentonun yasama süreçlerine saygı duyduğunu belirten Bekayi, söz konusu tasarıyla ilgili görüşlerini sunduklarını ve talep edilmesi halinde teknik değerlendirmelerini paylaşmayı sürdüreceklerini söyledi.

İran'ın Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi'ndeki egemenlik haklarına ilişkin daha önce kabul edilmiş yasalarının bulunduğunu belirten Bekayi, bakanlığın görüşünü oluştururken mevcut yasaları ve güncel gelişmeleri dikkate aldığını ifade etti.

Devrim Muhafızları ile gizli kanal iddiasına yalanlama

Bekayi, Washington'ın Irak Kürdistan Bölgesi üzerinden Devrim Muhafızları ile arka kapı diplomasisi yürüttüğü ve İran ordusunun müzakere heyetini desteklediğinden emin olmaya çalıştığı yönündeki bir haberi de yalanladı.

İranlı sözcü, Erbil'de İran ile ABD arasında gizli bir toplantı yapıldığı iddiasını da reddederek, “İran ile ABD arasında Erbil'de gizli bir toplantı yapıldığı haberi tamamen uydurmadır” dedi.

Erbil üzerinden bir iletişim kanalı bulunduğu yönündeki iddiaların, İran'daki kurumlar arasında savaş ve müzakereler konusunda anlaşmazlıklar bulunduğu izlenimi yaratmayı amaçlayan bir psikolojik ve medya savaşının parçası olduğunu savundu.

Son altı ayın İran'daki ilgili kurumlar arasında “barış ve savaş kararları” konusunda “eşi benzeri görülmemiş bir uyum ve mutabakat” ortaya koyduğunu belirten Bekayi, müzakere heyetinin “ülkenin savunma kurumları da dahil olmak üzere rejimin tüm unsurlarının tam güvenine sahip olduğunu” söyledi.

ABD ile diyaloğun yeniden başlatılması konusunda alınacak herhangi bir kararın ilgili tüm kurumların görüşleri dikkate alındıktan sonra verileceğini belirten Bekayi, dış politika ve müzakerelere ilişkin karar alma sürecinin yetkili kurumlar aracılığıyla yürütüldüğünü kaydetti.

Pilotların akıbeti

Bekayi, Katar'ın İran-ABD sürecine ilişkin temaslardaki rolünü sürdürdüğünü, ancak bunun Tahran'ın üç İranlı pilotun akıbeti konusunda Doha ile yaşadığı anlaşmazlığı gündeme getirmesine engel olmadığını söyledi.

Savaşın ilk günlerinde dört pilotun ABD güçlerinin kullandığı El Udeyd Hava Üssü'nü hedef alan bir görev için yola çıktığını belirten Bekayi, pilotlardan birinin cenazesinin İran'a getirildiğini, diğer üç pilotun akıbetinin ise hâlâ belirsiz olduğunu açıkladı.

Bekayi, “Pilotlarımızın durumu netleşmediği sürece onların esir düştüğünü varsayıyoruz” dedi.

Bu değerlendirme İran'ın varsayımı olarak kalırken, Doha İranlı pilotları gözaltında tuttuğu iddiasını reddediyor.

Bekayi, Tahran'ın savaşın ilk günlerinden itibaren konuyu takip etmeye başladığını ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi ile ilk yazışmanın mart ayının sonlarında yapıldığını belirtti. Sözcü, İran ve Katar büyükelçilikleri aracılığıyla da temaslar yürütüldüğünü söyledi.

İran'ın pilotların akıbetini belirlemek için “tüm ikili, çok taraflı ve hukuki imkânlarını” kullanacağını belirten Bekayi, Tahran açısından bu anlaşmazlığın Katar ile diplomatik temasların sürdürülmesine engel olmadığını vurguladı.



Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek
TT

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

Trump: İran savaşı Kongre ara seçimlerinden sonra sona erecek

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, İran’la savaşın kasım ayında gerçekleştirilecek Kongre ara seçimlerinin ardından sona ereceğine inandığını yineledi. Trump ayrıca, savaşın sona ermesiyle birlikte petrol fiyatlarının sert biçimde düşeceğini belirtti.

İrlanda’nın başkenti Dublin’de bulunan Trump, “Bunun çok yakında gerçekleşeceğini düşünüyorum. Büyük olasılıkla Kongre ara seçimlerinin hemen ardından olacağını düşünüyorum. Onlar seçimleri zorlaştırmak amacıyla mümkün olduğunca uzun süre direnmeye çalışıyor. Ancak insanların bunun farkında olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Trump, Suudi Arabistan’da Doğu-Batı petrol boru hattını hedef alan hava saldırısından İran’ın sorumlu olabileceğini öne sürdü. ABD Başkanı ayrıca, “Husiler bizimle savaşmak istemiyor” dedi.

İran tarafında ise Şarku’l Avsat’ın ISNA’dan aktardığına göre Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine işaret etti. Pezeşkiyan, bunun gerçekleşmesini Washington’un deniz ablukasına son vermesi ve İran limanlarına yönelik saldırılarını durdurması şartına bağladı.

BRICS ülkeleri zirvesine katılmak üzere Yeni Delhi’de bulunan Pezeşkiyan’ın açıklamsına göre Umman ve İran, pazartesi günü Umman’ın başkenti Maskat’ta, iki ülkenin kıyısında bulunan ve küresel petrol ve doğal gaz ticareti açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı üzerinden yeni deniz ulaşım güzergâhlarının oluşturulmasına ilişkin bir anlaşmayı imzalayacak.


Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
TT

Fransa'ya gönderilen göçmenler kayıp: Onlarca çocuğun akıbeti bilinmiyor

Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)
Muhafazakar Parti'nin gölge İçişleri Bakanı Chris Philp, BK'nin göçmenlik sisteminin "tamamen çöktüğünü" savunuyor (Reuters)

The Guardian'ın insan hakları örgütlerine dayandırdığı habere göre, Londra'yla Paris arasında imzalanan anlaşma kapsamında Birleşik Krallık'tan (BK) Fransa'ya geri gönderilen yüzlerce göçmenin izi kaybedildi.

Bunların arasında 40'tan fazla "yaşı tartışmalı çocuğun" da olduğu bildiriliyor. 

2025 yazında imzalanan anlaşma kapsamında BK, yasadışı yollarla Manş Denizi'ni geçerek topraklarına ulaşan göçmenleri Fransa'ya geri gönderebiliyor. 

Ancak iltica taleplerini meşru gördüğü, daha önce kaçak yollarla ülkeye girmemiş, Fransa topraklarındaki sığınmacılara kucak açıyor.

Geri gönderilen göçmen kadar sığınmacının kabul edilmesini öngören bu mutabakat, "biri girer, biri çıkar anlaşması" diye de biliniyor. 

Dönemin BK Başbakanı Keir Starmer'ın "çığır açan" diye nitelediği bu anlaşmanın etkisi sınırlı oldu. Eylül 2025'ten beri yaklaşık 32 bin kişi kaçak yollarla BK topraklarına ayak basarken küçük teknelerle gelip geri gönderilenlerin sayısı 1400 civarında kaldı. 

Sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, bu anlaşma kapsamında Fransa'ya gönderilen yüzlerce göçmenin kaybolduğunu bildiriyor. 

BK gazetesine konuşan Fransız siyasetçiler de zorla geri gönderilenlerden yalnızca 200'ünün hâlâ Fransız makamlarıyla iletişim halinde olduğunu, yüzlerce kişininse Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde kayıtdışı yaşamaya başladığını söyledi.

Humans for Rights Network Direktörü Maddie Harris'in aktardığına göre, kaybolanlar arasında refakatsiz çocuk olduklarını beyan eden ve yaşları belirlenememiş en az 41 kişi de yer alıyor. 

"Biri girer, biri çıkar" anlaşmasının kapsamı dışında kalan refakatsiz çocukların yetişkinlere yönelik göçmen gözaltı merkezlerinde tutulması yasalara aykırı. 

BK İçişleri Bakanlığı iddiaları kesin bir dille reddederek geri gönderilen kişilerin tamamının yetişkin olduğunu savundu. 

Bakanlık gazeteye yaptığı açıklamada, "Yaşı konusunda anlaşmazlık bulunan hiç kimse Fransa'ya geri gönderilmedi" ifadelerini kullandı.

Diğer yandan 1 Ekim'de bitecek anlaşmanın süresinin uzatılıp uzatılmayacağı henüz bilinmiyor. 

Britanya medyası, Paris'in bu anlaşmayı sonlandırıp BK'yle AB'nin tamamını kapsayan bir mutabakata varmak istediğini öne sürüyor. 

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in bu yöndeki niyetlerine dair Britanyalı mevkidaşı Shabana Mahmood'u bilgilendirdiği de haberleştirilen iddialar arasında. 

Independent Türkçe, Guardian, RT


MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
TT

MI6 Eski Başkanı: Laricani, bir anlaşmaya varabilme yeteneği nedeniyle İsrail'in suikastına kurban gitti

2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)
2014 yılının sonlarına kadar İngiliz dış istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüten John Sawers, İran’da bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığını belirtti. (Getty Images)

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten John Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekti. Sawers, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise giderek daha fazla dışlandığına ilişkin göstergeler var. Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” dedi.

Sawers, Ali Laricani’nin öldürülmesinin ardındaki hedefe ilişkin bilgiler paylaştı. Sawers, Financial Times gazetesine verdiği röportajda, İran’ın ‘zaten ağır olan ve giderek artan’ ekonomik baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtti. ABD tarafının karşı karşıya olduğu kısıtlamaların ise ekonomik olmaktan ziyade siyasi nitelik taşıdığını ifade eden Sawers, “Bir galon benzinin 4 dolara yükselmesinin Amerikalılar açısından gerçekten büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla bu durum bir süre daha devam edecek” diye konuştu. Sawers, ABD’nin kendisi açısından acı verici ve maliyetli hale gelen savaşlardan çekilme konusunda ‘uzun bir geçmişe’ sahip olduğuna dikkat çekerek Vietnam, 1983’te Lübnan, 10 yıl sonrasında Somali ve Joe Biden döneminde Afganistan örneklerini verdi. “Amerikalılar zor savaşlarda direnç göstermeleri ve savaşı sürdürmeleriyle tanınmıyor” diyen Sawers, “Bence bölge ülkeleri nihayetinde İran’la bir tür uzlaşmaya ve onunla bir arada yaşamanın formülüne ulaşacak. Ancak bunun için henüz zaman gelmedi” değerlendirmesinde bulundu.

Ali Laricani (AFP)
Ali Laricani (AFP)

Laricani, Kalibaf ve iktidar mücadelesi

2014 yılının sonlarına kadar İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başkanlığını yürüten Sawers, İran içinde bir ‘iktidar mücadelesi’ yaşandığına dikkat çekerek, “İran rejiminin giderek daha fazla askeri bir karaktere büründüğüne, sivillerin ise dışlandığına ilişkin göstergeler var” dedi.İngiliz gazetesiyle yaptığı röportajda Sawers, “Muhammed Bakır Kalibaf konusunda büyük umutlarımız vardı ancak şu anda gelişmelerin merkezinde olmadığı açık” ifadesini kullandı.

Bu açıklamalar, son aylarda İran İslami Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın adının ABD ile yürütülen barış görüşmelerinde İran rejiminin baş müzakerecisi olarak birçok kez gündeme geldiği ve Kalibaf’ın müzakerelere bizzat katıldığı bir dönemde yapıldı.

Sawers, “Bu süreçte merkezi bir rol üstlenebilecek tek kişi Ali Laricani’ydi. Ancak İsrailliler onu kasıtlı olarak öldürdü. Çünkü Laricani’nin her iki tarafın da kabul edebileceği bir barış anlaşmasına varabilecek isim olduğunu düşünüyorlardı ve bu nedenle onu tehdit olarak görüyorlardı. Dolayısıyla bölgedeki durumun geleceği konusunda ciddi endişeler var” dedi. Eski İngiliz yetkili, mevcut durumun devam edeceğini öngörerek, “Bence bu durum birkaç ay daha sürecek. Ancak ekonomik baskılar belirli bir noktada İran rejimi üzerindeki etkilerini göstermeye başlayacak” diye konuştu.

Geniş çaplı tepkiler

Sawers’ın son günlerde yaptığı açıklamalar, Farsça yayın yapan medya kuruluşları ve sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandırdı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığhabere göre öyle ki bazı çevreler, Laricani’nin en azından hayatının son döneminde İngiliz istihbarat servisiyle bağlantıları olmuş olabileceğine dair spekülasyonlarda bulundu.

Sawers’ın Kalibaf’ın karar alma mekanizmasının merkezinde yer almadığı yönündeki açıklamaları ile İran’da fiili karar alma sürecinde Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve diğer yapıların rolüne ilişkin değerlendirmeleri, rejim içindeki güç dengelerine dair yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Sawers, 2000’li yılların ortalarında İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda siyasi direktör olarak görev yapmış ve o dönemde Avrupa üçlüsü olarak bilinen İngiltere, Fransa ve Almanya’nın İran’la yürüttüğü nükleer müzakerelere katılmıştı.

İran tarafında ise Ali Laricani, 2005-2007 yılları arasında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri ve İran’ın baş nükleer müzakerecisi olarak görev yapmıştı.

Sawers, 2007 yılında bu görevinden ayrılarak New York’a geçti ve İngiltere’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi oldu.

Aynı yıl Laricani, dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği ve nükleer müzakereleri yürütme görevlerinden istifa etti. Laricani’nin yerine Said Celili getirildi.

İki yıl sonra, 2009’da, Mahmud Ahmedinejad ile Mir Hüseyin Musevi arasında yaşanan ve tartışmalı sonuçlarıyla gündeme gelen İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay sonra Sawers, New York’taki görevinden Londra’ya dönerek İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın başına geçti.

Sawers, 2014 yılına kadar beş yıl boyunca bu görevini sürdürdü.

İran’ın gücünün değerlendirilmesi

Sawers, Amerikalıların İran’ın direnme kapasitesini, İranlıların ise ABD’nin direnme kapasitesini yanlış değerlendirdiğini belirterek, “Bu nedenle şu anda bölgede yakın zamanda bir ilerleme sağlanması ihtimali bulunmuyor. Bunun nedenlerinden biri de İran’daki değişimler” dedi.

“İran’da bir tür halk ayaklanması görmeyi çok istesem de gerçek şu ki bunun bir benzeri bu yılın başında yaşandı. Rejim acımasızca müdahale etti ve buna karşılık kaç kişiyi öldürdüğünü bilmiyoruz; sayı muhtemelen binlerceydi. İç muhalefetin öncü gücü, yani sokaklardaki protestocular, kelimenin tam anlamıyla ortadan kaldırıldı” diyen Sawers, rejimin her türlü protesto belirtisini bastırma konusundaki kararlılığının çok yüksek olduğunu söyledi.

İran güvenlik güçlerinin Çin’in sağladığı gözetim teknolojilerinin de yardımıyla ülke içindeki durum üzerinde çok güçlü bir kontrol kurduğunu belirten Sawers, “Bu durum değişebilir. Eğer insanlar sofralarına yiyecek koyamaz hale gelir veya elektrik ve suya erişemez duruma düşerse tablo değişecektir. Ancak henüz bu aşamaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Amerikan yaklaşımı

ABD’nin uzun vadeli yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sawers, “Trump’ın bölgeden tamamen çekileceğini düşünmüyorum. Umman ile İran arasında Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin geçiş şartlarına ilişkin yürütülen görüşmeler gibi bazı müzakere imkanlarının bulunduğunu düşünüyorum. Bazı petrol tankerleri ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan gemilerin yeniden boğazdan geçmeye başladığını görmeye başladık. İranlılar bundan hoşlanmıyor ancak seçenekleri sınırlı. Bu nedenle bu boks maçında Amerikalıların puan üstünlüğü sağladığını düşünüyorum. İranlılar nasıl karşılık vereceklerine karar vermek zorunda. Uzun vadede ise Amerikalıların bölgedeki varlıklarını azaltmak isteyeceğini düşünüyorum” dedi.