Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

İsrail Başbakanı'nın durumu, Trump yönetiminin Gazze ve Lübnan'daki misyonunu zorlaştırıyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
TT

Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)

Emel Şehade

Güney Lübnan'daki “Ali et-Tahir” dağ silsilesindeki savaşta Lübnan'a yönelik güvenlik gerilimlerinin artması ve İsrail ordusunun durumu yatıştırma çabalarına rağmen uzun süreli çatışma olasılığına hazır olduğunu açıklamasıyla birlikte, Tel Aviv İran'a karşı hazırlığını en yüksek seviyede tutmaya devam ediyor, güvenlik ve askeri yetkililerinden gelen sürekli uyarılara rağmen ABD ordusuyla birlikte saldırılara katılmayı bekliyor.

Bu iki dosya, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin Temsilcisi Jared Kushner, BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nikolay Mladenov ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'i bir araya getiren ve Trump'ın Gazze Şeridi planının ikinci aşamasına geçişi hızlandırma çabalarının devamı olan toplantıda da ele alındı.

Jerusalem Post, diplomatik bir yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Bütün taraflar, ateşkesi pekiştirmenin ve yeniden inşa için koşullar yaratmanın yanı sıra, bölgenin yönetimini Filistinli teknokrat bir komisyona devretmekle ilgileniyor.”

Konuyla ilgili İsrail iç araştırmalarına aşina olan İsrailli siyasi kaynaklar, İsrail'in Gazze'deki tampon bölgeleri kontrol etmeye devam etme konusundaki tutumunu büyük olasılıkla koruyacağını değerlendiriyor. Savunma Bakanı Yisrael Katz da bazılarınca “güvenlik kuşakları” olarak adlandırılan Gazze, Lübnan ve Suriye'deki tampon bölgelerin korunmasıyla ilgili İsrail kararından bahsederken, söz konusu tutumun altını çizmişti.

İsrail'deki ılımlı akım

Ulusal Güvenlik Konseyi Eski Başkanı Tzachi Hanegbi ise, Kushner'in Tel Aviv'e gelmeden önce, Ortadoğu'daki mevcut fırsatı değerlendirmenin ve diplomatik anlaşmaları ilerletmenin gerekliliği hakkında verdiği mesajını karşılıksız bırakmayarak ve toplantıyı ciddiye alarak, kendisinden faydalanılması çağrısında bulundu.  

Hanegbi, “Kushner'in hangi alanda bir atılım beklediğini bilmiyorum. Gazze'de Barış Konseyi tarafından olumlu adımlar atılıyor, ancak Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına yönelik ilerleme eğer gerçekleşirse, yavaş ve hayal kırıklığı yaratıcı olması bekleniyor” dedi. Şöyle devam etti: “Suriye'ye gelince, yeni Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ılımlı ve ciddi görünüyor, ancak İsrail'in Golan Tepeleri'nden asla vazgeçmeyeceğini anladığına dair hiçbir işaret görülmüyor. Geriye sadece Lübnan kalıyor, eğer Kushner mesajında ​​onu kastediyorsa kesinlikle haklı.”

Hanegbi, mevcut durumun Lübnan hükümetiyle diplomatik sürecin tamamlanmasının mümkün olduğunu doğruladığını vurguladı ve şunları söyledi: “Değerli aylar, seçimleri ve sonuçlarının ışığında ortaya çıkacak siyasi süreci bekleyerek boşa harcanmamalıdır. Başkan Trump'ın Kasım ayındaki kongre seçimlerinden sonraki politikalarının öngörülemez olması nedeniyle, bu konuya gösterilen mevcut Amerikan ilgisinden yararlanmak her iki ülkenin de açıkça çıkarınadır. Daha da önemlisi, iki ülke arasındaki tüm anlaşmazlıklar çözülebilir. Mülteci sorunu yok, kutsal yerler yok, ataların topraklarında inşa edilmiş Yahudi yerleşim yerleri yok ve kanlı tarihi izler yok. Elbette asıl sorun Hizbullah'ın direnişinde yatıyor ve taraflar iyi niyet ve siyasi bilgelik göstererek ve risklerin bilinçli bir şekilde yönetilmesine olanak tanıyan kırmızı çizgiler belirleyerek bu konuya odaklanmalıdır.”

Hanegbi, İsrail'de ılımlı olarak nitelendirilebilecek ve güvenlik, askeri ve siyasi çevrelerden gelen ve herhangi bir cephede gerilimin artmasından kaçınmayı ve diplomatik çözüm arayışını savunan sesleri kapsayan bir akımı temsil ediyor.

Ali Tahir düğümü

Lübnan, Ali Tahir tepeleri çevresindeki son gerilimlerin ardından bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. İsrailliler, stratejik açıdan önemli bu bölgenin kontrolünü ellerinde tutmakta ısrar ederken, aynı zamanda Hizbullah savaşçılarına da boyun eğdirmek istiyorlar. Hiçbirinin teslim olmayacağını tahmin etseler de bu senaryoya dayanarak operasyonlarına, bombardımanlarına ve kontrollerini sıkılaştırmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda, Hizbullah'ın nihayetinde savaşçılarına hayati önem taşıyan malzemeleri ulaştırmaya veya onları kaçırmaya olanak tanıyacak aldatıcı bir manevra da dahil olmak üzere, bölgeyi çevreleyen İsrail askerlerine karşı sofistike eylemler düzenlemesinden duydukları korkuyu da gizlemiyorlar. Ancak bu senaryo ışığında İsrail, hepsini ortadan kaldırmak amacıyla tünellerde konuşlanmış olan unsurlarına karşı istisnai bir saldırı düzenlemesi olasılığını Hizbullah'ın göz ardı etmediğine inanıyor.

Çeşitli senaryolar arasında, Netanyahu ve Katz'ın, yaklaşık iki buçuk ay sonra yapılması beklenen parlamento seçimlerinden önce partileri Likud'un sürekli gerilemesini durdurmayı umarak, Lübnan'daki çatışmanın kapsamını genişletecek istenmeyen bir karar alma olasılığını göz ardı etmeyen İsrailli kaynaklar da var.

İç politika da sahadaki denklemin bir parçası

Maariv gazetesi, böyle bir senaryodan korkan ve Netanyahu'nun içerideki durumunun tamamen farkında olan, ayrıca, mevcut güvenlik durumunun Netanyahu ve partisinin popülaritesini artırmak için kullanılması olasılığını dışlamayan Amerikalı yetkililerin görüşlerine dayanan bir haber yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre şu ifadelere yer verildi: “İsrail iç politikası siyasi denklemin bir parçasıdır. Netanyahu, sadece Lübnan'ın vaatlerine dayanarak toprak teslim eden biri gibi görünmeyi göze alamaz. Öte yandan, Hizbullah'ın gerçek anlamda silahsızlandırılması taahhüdü mümkün olmadan önce İsrail tanklarının Güney Lübnan'dan çekilme görüntüsü, siyasi açıdan patlayıcı madde gibidir.” Maariv’in haberinde ayrıca, “Buna karşılık Trump uzlaşıları sonuçlandırmayı hedefliyor ve onun için Lübnan, çok daha büyük bölgesel girişimin bir halkası” denildi.

Maariv şöyle devam etti: “Trump'ın hedefleri arasında Gazze barış planının ilerletilmesi, İsrail ile Suriye arasında bir güvenlik anlaşması ve İran ile yaşanan krizdeki mevcut çıkmazın aşılması da yer alıyor. Beyaz Saray, İsrail'deki seçimlerin bütün bu süreçleri dondurabileceğini anlıyor. Trump'ın ilk döneminde, barış planı İsrail'deki siyasi karmaşa nedeniyle defalarca ertelenmişti. Bu kez Washington'da, İsrail siyasetinin başkanın gündemini tekrar rayından çıkarmasına izin verme niyeti yok.”

İsrailli gazete, ABD'nin Netanyahu'ya karşı tutumunun son zamanlarda seçim kampanyasının ihtiyaçları ile aldığı kararları birbirinden ayırmaya dayandığını işaret ediyor. Nitekim Netanyahu, Ortadoğu Barış Konseyi'nin Hamas'ı silahsızlandırma planını açıkça reddettikten sonra, Amerikalılar bunu seçim dönemi politikalarıyla ilgili bir tutum olarak yorumladılar. Netanyahu’ya iletilen mesaj ise çok daha pragmatikti: Washington, İsrail sık sık saldırıları kısıtladığı ve barış sürecinin ilerlemesine izin verdiği için söylemlerinin bir kısmına uyum sağlamaya hazırdır. Nitekim Netanyahu, Kushner'e plana bir şans vereceğine ve Gazze'deki operasyonları azaltacağına söz verdi.

Netanyahu'nun siyasi durumu

Netanyahu'nun siyasi durumu Amerikan hesaplarını daha da karmaşıklaştırıyor. Mevcut koalisyonu, hükümet kurmak için gereken Knesset'teki 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmaktan çok uzak. Ne var ki Netanyahu, muhalif kampa çoğunluğu vermemenin yeterli olduğuna inanıyor. Zira eğer kimse hükümet kurmayı başaramazsa, bir sonraki seçime kadar geçici hükümetin başında kalacak. Bu olasılık özellikle Washington'u endişelendiriyor. Çünkü bu, Trump'ın bölgesel ajandasının birkaç ay daha İsrail politikasına bağlı kalacağı anlamına geliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun seçimlerdeki rakipleri, durumu kendi lehine kullanmasını engellemeye çalışıyorlar. Netanyahu'nun en güçlü rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Yair Lapid'e yakın isimler Trump'ın yakın çevresine mesajlar ileterek, seçimlerde tarafsız kalmasını istediler. Bu, ABD başkanının tutumunun, müdahale edip etmeyeceğine karar vermeden önce bile, İsrail seçim kampanyasında bir faktör olarak etkisini gösteriyor.

Bütün bu senaryolar ve artan gerilim arasında bir ön rapor, savaşın kayıplarının yaklaşık 140 milyar dolara ulaştığını, bunun İsrail tarihinin en yüksek maliyeti olduğunu ortaya koydu. The Market tarafından yayınlanan habere göre ise maliyetin yakında 339 milyar dolara (1 trilyon şekel) ulaşması bekleniyor.

Haberde, eski bir genelkurmay başkanının şu sözlerine yer verildi: “Bir günlük zayıflığın bedeli çok yüksek, bu yüzden tekrarlanmamalı.” Ayrıca şu uyarıda bulundu: “Mevcut güvenlik durumu, önümüzdeki yıllarda bütçeye yüz milyarlarca şekellik yükün yanı sıra, ulusal bir şok ve tehlikeli bir psikolojik durum da dayatacaktır.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."



Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un'la görüşmek istediğini söylese bile iki lider arasında toplantı ihtimali giderek azalıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Güney Kore istihbaratı geçen ay, iki liderin 18-19 Kasım'da Çin'de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde bir araya gelme ihtimalini yüzde 50 olarak değerlendirmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan kaynaklar ise iki liderin bu yıl bitmeden bir araya gelme ihtimalinin daha da azaldığını savunuyor.

ABD Başkanı'ndan da görüşme ihtimaline dair karışık mesajlar geldi. Trump geçen hafta APEC zirvesinde Kim'le bir araya gelebileceğini söylerken, pazartesi günkü açıklamasında "Bilemiyorum, tarafların görüşme talep ettiğini sanmıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Beyaz Saray'dan bir yetkili, Trump'ın Kim'le "ön koşulsuz" görüşmeye açık olduğunu ancak şimdilik bir toplantı planlanmadığını belirtti. Yetkili, liderlerin "doğru zamanda" bir araya geleceğini söyledi.

Kuzey Kore devlet medyası ise Pyongyang'ın ikili zirveye onay vermek için Batı yaptırımlarının hafifletilmesi gibi koşullar öne sürebileceğini bildiriyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan Ankit Panda, Trump'la Kim'in APEC zirvesinde görüşme ihtimalinin yüzde 10'un altında olduğunu savunuyor. Analiste göre Washington'ın Güney Kore'yle askeri tatbikatları azaltma kararı, Pyongyang'ın istediği düzeyde bir siyasi mesaj vermeye yetmedi.

Trump'la Kim, 2018 ve 2019'da üç kez görüşmüş ancak Pyongyang'ın nükleer programı ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların ele alındığı bu zirvelerden somut sonuç çıkmamıştı.

Diğer yandan New York Times'ın analizinde, Pyongyang ve Seul arasındaki silahlanma yarışının son dönemde hızlandığına dikkat çekiliyor.

Kuzey Kore ordusu, bu ay başında nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip olduğu belirtilen balistik füzeleri test etmişti. Güney Kore de bunun ardından ilk hipersonik balistik füze testini gerçekleştirmişti.

Analize göre Pyongyang ve Kremlin arasında artan savunma işbirliği sayesinde Kuzey Kore, füze ve drone kapasitesini hızla geliştiriyor. Kuzey Kore, askerlerini Rusya safında savaşmaları için Ukrayna cephesine gönderirken, Kremlin'in savaş alanından elde ettiği deneyim ve verilere erişiyor. Moskova drone üretiminde Kuzey Koreli işçileri de istihdam ediyor.

Seul yönetimiyse Pyongyang'ın ilerleyen füze teknolojisine karşı ABD'nin caydırıcılığına güvenirken, kendi füze önleme sistemlerini ve misilleme saldırısı stratejilerini de geliştiriyor.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times, AFP


Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
TT

Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)

Çin, Uygurlara yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası tepki çekerken, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ni ticaret ve lojistik merkezine dönüştürüyor.

Şi Cinping yönetimi, bölgede güneş enerjisi santralleri, veri merkezleri ve ulaşım altyapısı inşa ediyor.

Xinhua'nın Mart 2026'da aktardığı verilere göre, merkezi hükümetin doğrudan yönettiği kamu iktisadi teşebbüsleri 2021-2025 döneminde bölgeye toplam 1,1 trilyon yuan (yaklaşık 8 trilyon TL) yatırım yaptı. Bu miktarın 265,7 milyar yuanı (yaklaşık 2 trilyon TL) 2025'te gerçekleştirildi.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Sincan'ın petrol ve doğalgaz üretimi Pekin'in büyüme stratejisinde önemli yer tutuyor. Bölgenin yıllık petrol üretimi 2021-2025 döneminde yaklaşık yüzde 13 arttı. Urumçi çevresinde güneş enerjisine büyük yatırımlar yapılırken Çin, bölgeyi kış sporları ve uluslararası turizm merkezi olarak da tanıtmaya çalışıyor.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times'ın geçen ayki analizinde Ritz-Carlton, Westin ve InterContinental gibi uluslararası otel zincirlerinin Sincan'da yeni projeler üzerinde çalıştığı aktarılmıştı.

Bölgede 2025'te 323 milyon turistik ziyaret kaydedildi ve turizmden 370 milyar yuan (yaklaşık 2,8 trilyon TL) gelir elde edildi.

Bölgenin Çin'in ihracatı için önemli bir geçiş noktasına dönüştürülmesi de hedefleniyor. Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı'nda 42 milyar yuanlık (yaklaşık 315 milyar TL) genişletme projesi kapsamında yeni terminal ve pistler inşa edildi. Kazakistan sınırındaki bir geçiş noktasından geçen yıl yaklaşık 450 bin araç ihraç edildi.

Sincan'ı Kırgızistan ve Özbekistan'a bağlayarak Avrupa'ya uzanan ticaret güzergâhlarını güçlendirmesi beklenen demiryolunun ise 2030 civarında faaliyete geçmesi planlanıyor.

Ancak Şi yönetiminin bölgedeki yatırımlarla ekonomik büyümeyi güçlendirme çalışmaları, Uygurlara yönelik baskı politikalarıyla ilgili tartışmaların gölgesinde ilerliyor.

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, Uygurların zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Xinhua, Global Times


Sırbistan'da Z kuşağı rüzgarı: Artık ülkeyi yönetmek istiyorlar

Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
TT

Sırbistan'da Z kuşağı rüzgarı: Artık ülkeyi yönetmek istiyorlar

Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)
Sırbistan'ı sallayan öğrenci eylemlerine karşı seçime giren Vucic, siyasi kariyerindeki en zor sınavlardan birine hazırlanıyor (AP)

Sırbistan 25 Ekim'de düzenlenecek seçimlere hazırlanırken, Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in tekrar kazanıp kazanamayacağı merak ediliyor.

Ülkedeki protestolardan doğan "Öğrenci Listesi" (Studentska lista -SL) bloku, dün akşam Belgrad'da seçim yasağı öncesi son mitingini düzenledi.

Yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı mitingde konuşan SL'li adaylardan Jugoslav Gasic "14 yıllık aşağılanmaya, kaosa, ihanete son veriyoruz" dedi.

"Öğrenciler kazanıyor" sloganları atan kalabalığı temsil eden SL, adaylarını öğrenci meclisleri aracılığıyla belirledi ve ana muhalefet partileriyle arasına mesafe koydu.

Hareketin 11 maddelik programında yolsuzlukla mücadele, protestoculara yönelik müdahalelerde kuralları ihlal eden yetkililerin tasfiyesi ve medya üzerindeki siyasi etkinin engellenmesi gibi hedefler var.

Sırbistan Parlamentosu'nda 250 sandalye bulunuyor. Seçimde 18 aday listesi yarışacak. Listelerin Parlamento'da temsil edilebilmesi için oyların yüzde 3'ünden fazlasını alması gerekiyor. Bazı muhalefet partileri, bu doğrultuda Öğrenci Listesi'ni desteklemek için seçimden çekilmişti.

Ülkedeki protestolar 1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başlamıştı.

6 yaşında bir çocuğun da yaşamını yitirdiği olay, istasyonun yenileme çalışmalarında ihmal ve yolsuzluk iddialarını gündeme taşımış, öğrenciler de yolları kapatarak eylem düzenlemişti.

Gösteriler daha sonra hükümet karşıtı bir harekete dönüşerek ivme kazandı. ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Belgrad'daki otel projesi de büyük tepki çekmişti.

Başkentin merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu. Vucic yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner'ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump'ın damadı projeyi iptal etmişti.

Vucic, geçen ay cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek başbakanlığa aday olmuştu.

Sağcı Sırp İlerleme Partisi'nin (SNS) öncülüğünde kurulan "Birleşik Sırbistan" (UA) listesinin başındaki Vucic, Belgrad'daki bir spor salonunda dün düzenlediği mitingde, protestoların "yabancı güçlerce desteklendiğini" ve ülkeyi zayıflatma amacı taşıdığını öne sürdü.

Politico'nun analizinde, öğrenci hareketinin Vucic hükümetine karşı ciddi bir muhalefete dönüştüğü yazılıyor. Makalede, "Z kuşağından öğrenciler iki yıl boyunca sokaklarda protesto gösterileri düzenledi. Artık hükümeti yönetmek istiyorlar" ifadelerine yer veriliyor.

Diğer yandan Avrupa medyasındaki analizlerde, sandıkta UA ve SL'nin yakın sonuçlar kazanması ve iki tarafın da karşılıklı zafer ilan etmesi durumunda seçim sonrasında ülkede kaos ortamı oluşabileceğine dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe, Politico, DW, BBC, Guardian