Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

İsrail Başbakanı'nın durumu, Trump yönetiminin Gazze ve Lübnan'daki misyonunu zorlaştırıyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
TT

Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)

Emel Şehade

Güney Lübnan'daki “Ali et-Tahir” dağ silsilesindeki savaşta Lübnan'a yönelik güvenlik gerilimlerinin artması ve İsrail ordusunun durumu yatıştırma çabalarına rağmen uzun süreli çatışma olasılığına hazır olduğunu açıklamasıyla birlikte, Tel Aviv İran'a karşı hazırlığını en yüksek seviyede tutmaya devam ediyor, güvenlik ve askeri yetkililerinden gelen sürekli uyarılara rağmen ABD ordusuyla birlikte saldırılara katılmayı bekliyor.

Bu iki dosya, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin Temsilcisi Jared Kushner, BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nikolay Mladenov ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'i bir araya getiren ve Trump'ın Gazze Şeridi planının ikinci aşamasına geçişi hızlandırma çabalarının devamı olan toplantıda da ele alındı.

Jerusalem Post, diplomatik bir yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Bütün taraflar, ateşkesi pekiştirmenin ve yeniden inşa için koşullar yaratmanın yanı sıra, bölgenin yönetimini Filistinli teknokrat bir komisyona devretmekle ilgileniyor.”

Konuyla ilgili İsrail iç araştırmalarına aşina olan İsrailli siyasi kaynaklar, İsrail'in Gazze'deki tampon bölgeleri kontrol etmeye devam etme konusundaki tutumunu büyük olasılıkla koruyacağını değerlendiriyor. Savunma Bakanı Yisrael Katz da bazılarınca “güvenlik kuşakları” olarak adlandırılan Gazze, Lübnan ve Suriye'deki tampon bölgelerin korunmasıyla ilgili İsrail kararından bahsederken, söz konusu tutumun altını çizmişti.

İsrail'deki ılımlı akım

Ulusal Güvenlik Konseyi Eski Başkanı Tzachi Hanegbi ise, Kushner'in Tel Aviv'e gelmeden önce, Ortadoğu'daki mevcut fırsatı değerlendirmenin ve diplomatik anlaşmaları ilerletmenin gerekliliği hakkında verdiği mesajını karşılıksız bırakmayarak ve toplantıyı ciddiye alarak, kendisinden faydalanılması çağrısında bulundu.  

Hanegbi, “Kushner'in hangi alanda bir atılım beklediğini bilmiyorum. Gazze'de Barış Konseyi tarafından olumlu adımlar atılıyor, ancak Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına yönelik ilerleme eğer gerçekleşirse, yavaş ve hayal kırıklığı yaratıcı olması bekleniyor” dedi. Şöyle devam etti: “Suriye'ye gelince, yeni Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ılımlı ve ciddi görünüyor, ancak İsrail'in Golan Tepeleri'nden asla vazgeçmeyeceğini anladığına dair hiçbir işaret görülmüyor. Geriye sadece Lübnan kalıyor, eğer Kushner mesajında ​​onu kastediyorsa kesinlikle haklı.”

Hanegbi, mevcut durumun Lübnan hükümetiyle diplomatik sürecin tamamlanmasının mümkün olduğunu doğruladığını vurguladı ve şunları söyledi: “Değerli aylar, seçimleri ve sonuçlarının ışığında ortaya çıkacak siyasi süreci bekleyerek boşa harcanmamalıdır. Başkan Trump'ın Kasım ayındaki kongre seçimlerinden sonraki politikalarının öngörülemez olması nedeniyle, bu konuya gösterilen mevcut Amerikan ilgisinden yararlanmak her iki ülkenin de açıkça çıkarınadır. Daha da önemlisi, iki ülke arasındaki tüm anlaşmazlıklar çözülebilir. Mülteci sorunu yok, kutsal yerler yok, ataların topraklarında inşa edilmiş Yahudi yerleşim yerleri yok ve kanlı tarihi izler yok. Elbette asıl sorun Hizbullah'ın direnişinde yatıyor ve taraflar iyi niyet ve siyasi bilgelik göstererek ve risklerin bilinçli bir şekilde yönetilmesine olanak tanıyan kırmızı çizgiler belirleyerek bu konuya odaklanmalıdır.”

Hanegbi, İsrail'de ılımlı olarak nitelendirilebilecek ve güvenlik, askeri ve siyasi çevrelerden gelen ve herhangi bir cephede gerilimin artmasından kaçınmayı ve diplomatik çözüm arayışını savunan sesleri kapsayan bir akımı temsil ediyor.

Ali Tahir düğümü

Lübnan, Ali Tahir tepeleri çevresindeki son gerilimlerin ardından bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. İsrailliler, stratejik açıdan önemli bu bölgenin kontrolünü ellerinde tutmakta ısrar ederken, aynı zamanda Hizbullah savaşçılarına da boyun eğdirmek istiyorlar. Hiçbirinin teslim olmayacağını tahmin etseler de bu senaryoya dayanarak operasyonlarına, bombardımanlarına ve kontrollerini sıkılaştırmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda, Hizbullah'ın nihayetinde savaşçılarına hayati önem taşıyan malzemeleri ulaştırmaya veya onları kaçırmaya olanak tanıyacak aldatıcı bir manevra da dahil olmak üzere, bölgeyi çevreleyen İsrail askerlerine karşı sofistike eylemler düzenlemesinden duydukları korkuyu da gizlemiyorlar. Ancak bu senaryo ışığında İsrail, hepsini ortadan kaldırmak amacıyla tünellerde konuşlanmış olan unsurlarına karşı istisnai bir saldırı düzenlemesi olasılığını Hizbullah'ın göz ardı etmediğine inanıyor.

Çeşitli senaryolar arasında, Netanyahu ve Katz'ın, yaklaşık iki buçuk ay sonra yapılması beklenen parlamento seçimlerinden önce partileri Likud'un sürekli gerilemesini durdurmayı umarak, Lübnan'daki çatışmanın kapsamını genişletecek istenmeyen bir karar alma olasılığını göz ardı etmeyen İsrailli kaynaklar da var.

İç politika da sahadaki denklemin bir parçası

Maariv gazetesi, böyle bir senaryodan korkan ve Netanyahu'nun içerideki durumunun tamamen farkında olan, ayrıca, mevcut güvenlik durumunun Netanyahu ve partisinin popülaritesini artırmak için kullanılması olasılığını dışlamayan Amerikalı yetkililerin görüşlerine dayanan bir haber yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre şu ifadelere yer verildi: “İsrail iç politikası siyasi denklemin bir parçasıdır. Netanyahu, sadece Lübnan'ın vaatlerine dayanarak toprak teslim eden biri gibi görünmeyi göze alamaz. Öte yandan, Hizbullah'ın gerçek anlamda silahsızlandırılması taahhüdü mümkün olmadan önce İsrail tanklarının Güney Lübnan'dan çekilme görüntüsü, siyasi açıdan patlayıcı madde gibidir.” Maariv’in haberinde ayrıca, “Buna karşılık Trump uzlaşıları sonuçlandırmayı hedefliyor ve onun için Lübnan, çok daha büyük bölgesel girişimin bir halkası” denildi.

Maariv şöyle devam etti: “Trump'ın hedefleri arasında Gazze barış planının ilerletilmesi, İsrail ile Suriye arasında bir güvenlik anlaşması ve İran ile yaşanan krizdeki mevcut çıkmazın aşılması da yer alıyor. Beyaz Saray, İsrail'deki seçimlerin bütün bu süreçleri dondurabileceğini anlıyor. Trump'ın ilk döneminde, barış planı İsrail'deki siyasi karmaşa nedeniyle defalarca ertelenmişti. Bu kez Washington'da, İsrail siyasetinin başkanın gündemini tekrar rayından çıkarmasına izin verme niyeti yok.”

İsrailli gazete, ABD'nin Netanyahu'ya karşı tutumunun son zamanlarda seçim kampanyasının ihtiyaçları ile aldığı kararları birbirinden ayırmaya dayandığını işaret ediyor. Nitekim Netanyahu, Ortadoğu Barış Konseyi'nin Hamas'ı silahsızlandırma planını açıkça reddettikten sonra, Amerikalılar bunu seçim dönemi politikalarıyla ilgili bir tutum olarak yorumladılar. Netanyahu’ya iletilen mesaj ise çok daha pragmatikti: Washington, İsrail sık sık saldırıları kısıtladığı ve barış sürecinin ilerlemesine izin verdiği için söylemlerinin bir kısmına uyum sağlamaya hazırdır. Nitekim Netanyahu, Kushner'e plana bir şans vereceğine ve Gazze'deki operasyonları azaltacağına söz verdi.

Netanyahu'nun siyasi durumu

Netanyahu'nun siyasi durumu Amerikan hesaplarını daha da karmaşıklaştırıyor. Mevcut koalisyonu, hükümet kurmak için gereken Knesset'teki 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmaktan çok uzak. Ne var ki Netanyahu, muhalif kampa çoğunluğu vermemenin yeterli olduğuna inanıyor. Zira eğer kimse hükümet kurmayı başaramazsa, bir sonraki seçime kadar geçici hükümetin başında kalacak. Bu olasılık özellikle Washington'u endişelendiriyor. Çünkü bu, Trump'ın bölgesel ajandasının birkaç ay daha İsrail politikasına bağlı kalacağı anlamına geliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun seçimlerdeki rakipleri, durumu kendi lehine kullanmasını engellemeye çalışıyorlar. Netanyahu'nun en güçlü rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Yair Lapid'e yakın isimler Trump'ın yakın çevresine mesajlar ileterek, seçimlerde tarafsız kalmasını istediler. Bu, ABD başkanının tutumunun, müdahale edip etmeyeceğine karar vermeden önce bile, İsrail seçim kampanyasında bir faktör olarak etkisini gösteriyor.

Bütün bu senaryolar ve artan gerilim arasında bir ön rapor, savaşın kayıplarının yaklaşık 140 milyar dolara ulaştığını, bunun İsrail tarihinin en yüksek maliyeti olduğunu ortaya koydu. The Market tarafından yayınlanan habere göre ise maliyetin yakında 339 milyar dolara (1 trilyon şekel) ulaşması bekleniyor.

Haberde, eski bir genelkurmay başkanının şu sözlerine yer verildi: “Bir günlük zayıflığın bedeli çok yüksek, bu yüzden tekrarlanmamalı.” Ayrıca şu uyarıda bulundu: “Mevcut güvenlik durumu, önümüzdeki yıllarda bütçeye yüz milyarlarca şekellik yükün yanı sıra, ulusal bir şok ve tehlikeli bir psikolojik durum da dayatacaktır.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."



Ukrayna Başsavcısı, yolsuzluk suçlamaları üzerine istifa etti

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko (Reuters)
Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko (Reuters)
TT

Ukrayna Başsavcısı, yolsuzluk suçlamaları üzerine istifa etti

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko (Reuters)
Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko (Reuters)

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, yolsuzluk suçlamalarının ardından dün istifa etti. Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ekipleri, yasa dışı çağrı merkezlerine ilişkin soruşturma kapsamında hafta sonu Kravçenko’nun ofislerinde arama yapmıştı.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Kiev yönetimi, Rusya’nın işgali sırasında da devam eden ve zaman zaman Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yakın çevresine kadar uzanan yolsuzlukla mücadele etmek için yıllardır çalışmalar yürütüyor.

Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ile Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcılığı, cumartesi günü, “Başsavcılık bünyesindeki bir yetkilinin liderliğinde” yürütülen kara para aklama şebekesinin ortaya çıkarıldığını ve operasyon kapsamında baskınlar düzenlendiğini açıkladı.

Soruşturmacılara göre şebeke, telefon dolandırıcılığı yapan çağrı merkezlerini korumak karşılığında para aldı ve “milyonlarca dolar değerindeki varlıkları akladı”.

Telefon dolandırıcılığı vakaları, dört yılı aşkın süredir devam eden savaş boyunca Ukrayna ve Rusya’da büyük ölçüde arttı.

Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu, rüşvet olarak alınan paraların gayrimenkul, mücevher ve diğer değerli eşyaların satın alınmasında kullanıldığını bildirdi.

Kravçenko, pazar günü sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada suçlamaları “reddettiğini”, iddiaların “herhangi bir temelden yoksun olduğunu” belirterek, herhangi bir ihlalde bulunduğunu inkâr etti.

Kravçenko, dün Telegram üzerinden yaptığı açıklamada ise “Başsavcılık görevimden istifa ettim. Başsavcılık makamının siyasi mücadelede bir araç olarak kullanılmasını istemiyorum. Suçlamalara ilişkin tutumum değişmedi” ifadelerini kullandı.

Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu, içinde deste deste dolar banknotlarının bulunduğu bir kasanın fotoğraflarını yayımladı. Büro, söz konusu planın arkasında bulunan 5 kişinin tespit edildiğini, ancak isimlerini açıklamadığını bildirdi.

İsviçre merkezli Küresel Sınıraşan Organize Suçlarla Mücadele Girişimi’ne göre, Ukrayna’da yasa dışı çağrı merkezlerinde yaklaşık 60 bin kişi çalışıyor.


Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
TT

Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün (pazartesi) yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

Bekayi 28 Şubat’tan bu yana devam eden çatışmayı İran’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik “açık bir askeri saldırı” olarak nitelendirdi. Çatışmanın boyutunu küçümseyen veya bunu savaş olarak tanımlamaktan kaçınan ABD açıklamalarını reddetti.

ABD’nin askeri çatışmayı başlattığını ve daha sonra deniz ablukası ile “ekonomik savaş” da dahil olmak üzere farklı biçimlerde sürdürdüğünü söyleyen Bekayi mevcut durumun değiştirilmesinden Washington’ın sorumlu olduğunu belirtti.

Bekayi ABD’nin bölgedeki güvenlik krizini ve Hürmüz Boğazı meselesini çözmek istemesi halinde “tüm saldırgan ve müdahaleci uygulamalara, ekonomik yaptırımlara ve deniz ablukasına” son vermesi gerektiğini söyledi.

Bekayi müzakerenin “kendi başına ne kötü ne de iyi” olduğunu belirterek Tahran’ın bunu çıkarlarına ve ulusal güvenliğine hizmet ettiği zaman kullandığı bir araç olarak gördüğünü ifade etti.

İran diplomasisinin “rejimin diğer unsurlarıyla uyum içinde” ve “silahlı kuvvetleri destekleyecek şekilde” hareket ettiğini belirten Bekayi Dışişleri Bakanlığının ulusal güvenlik kurumları tarafından alınan kararlara bağlı kalacağını söyledi.

Tanker savaşı

Bekayi özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde son dönemde yaşanan deniz gerilimini tanımlamak için kullanılan “tanker savaşı” ifadesini reddetti. ABD’nin savaşın başlamasından bu yana gemileri hedef almaya başladığını savunan Bekayi son dönemde İran tankerlerinin vurulmasının ise İran’ın ABD’ye ait askeri unsurlara yönelik operasyonlarının ardından gerçekleştiğini söyledi.

Son gelişmelerin İran’ın ABD savaş gemilerine karşı savunma tedbirleri açısından “belirleyici bir dönüşüm” oluşturduğunu belirten Bekayi Washington’ın bu gelişmeleri İran’a ait ticari gemileri hedef almak için bahane olarak kullandığını ifade etti.

İran’ın iki ABD savaş gemisine füze fırlattığı ve ardından Washington’ın üç İran tankerini hedef aldığı yönündeki ABD anlatımına ilişkin Bekayi “ABD’nin anlatısı kesinlikle doğru değil” dedi.

Bununla birlikte İran’ın ABD’ye ait üs ve askeri gemilere “savunma amaçlı saldırılar” düzenlediğini kabul eden Bekayi bu saldırıların Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde güvence altına alınan meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğunu söyledi.

Ticari gemilerin hedef alınmasını “uluslararası hukuka aykırı” ve “terör eylemi” olarak nitelendiren Bekayi ABD Savunma Bakanının bu operasyonlarla övünmesinin “ticari gemilere karşı savaş suçu işlendiğinin itirafı” anlamına geldiğini söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) cumartesi günü İran Devrim Muhafızları’nın bir ABD uçak gemisi ile bir destroyere doğru balistik füzeler fırlatmasının ardından üç İran tankerinin hedef alındığını açıklamıştı.

CENTCOM iki savaş gemisinin saldırılardan herhangi bir ABD askerinin yaralanmadığı şekilde kaçındığını ve ABD güçlerinin “Downey” ve “Stark 1” tankerlerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını, “Kailo” tankerini ise Umman Körfezi’nde imha ettiğini bildirmişti.

Devrim Muhafızları daha sonra Hürmüz Boğazı’nda “izin verilmeyen bir güzergâh” kullandığını söylediği üç tankerin yanı sıra başka bölgelerde ABD ile bağlantılı üç geminin hedef alındığını duyurmuştu.

Son saldırılar

Bekayi Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksamasından İran’ın sorumlu tutulmasını reddetti. Boğazın İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının başlamasının ve Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki ülkelerin topraklarının kullanılmasının ardından güvensiz hale geldiğini söyledi.

İran’ın boğazdaki güvenlik sorununun kaynağı olarak gösterilmesini “açık bir yalan” olarak nitelendiren Bekayi “Mevcut durum devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin yeniden sağlanmasından söz etmek temelden mümkün değil” dedi.

Bekayi geçen hafta yaşanan gelişmeler arasında kıyı kenti Sirek’e yönelik ABD saldırısını en önemli gelişme olarak değerlendirdi. ABD’nin deniz ablukası ve “İran’ın ticari gemilerine yönelik saldırılar” yoluyla çatışmayı sürdürdüğünü söyleyen Bekayi bunun devam etmesinin İran’a kendisini savunmak için tedbirler alma imkânı verdiği uyarısında bulundu.

cvdfukınjh
ran hükümetinin medya kuruluşu tarafından yayımlanan fotoğrafta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi basın toplantısı sırasında görülüyor.

ABD’nin ekonomik tedbirlerini askeri çatışmanın devamı olarak nitelendiren Bekayi mevcut “ekonomik savaşın” yalnızca İran’ı değil “uluslararası toplumu” ve egemenlik ile ticaret özgürlüğü ilkelerini de hedef aldığını söyledi.

Bekayi Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakatı savunarak anlaşmanın müzakereleri çevreleyen koşullar dikkate alınarak hazırlandığını ve “İran’ın ulusal çıkarlarını güvence altına aldığını” söyledi.

ABD’nin mutabakatı imzalanmasından 22 veya 23 gün sonra ihlal ettiğini belirten Bekayi “bazı ABD’li yetkililerin anlaşmaya en başından beri ikna olmadığını” söyledi.

“Anlaşmayı ilk bozan taraf hiçbir zaman biz olmadık” diyen Bekayi Washington’ın mutabakatı ihlal etmesinin Tahran’ı yürüttüğü diplomatik sürecin sonuçlarını sorgulamaya itmemesi gerektiğini ifade etti.

Mutabakatın ilk maddesinin İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulmasını içerdiğini belirten Bekayi Tahran açısından anlaşmaların isimleri veya formüllerinin değil İran’ın çıkarlarının güvence altına alınmasının temel mesele olduğunu vurguladı.

Umman ile Hürmüz mutabakatı

Bekayi İran ve Umman’ın kıyıdaş iki ülke olarak Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği için güvenli güzergâhların belirlenmesine yönelik “ciddi ve ileri düzeyde” müzakereler yürüttüğünü söyledi.

Müzakerelerin “son aşamaya” ulaştığını belirten Bekayi önümüzdeki günlerde deniz trafiği için “geçici ve güvenli bir güzergâh” oluşturulmasına yönelik İran-Umman mutabakatının Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayda geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Önceki aşamalarda müzakerelerin tıkanmasına “üçüncü tarafların” müdahalesinin yol açtığını söyleyen Bekayi sürecin yeni müdahalelere maruz kalmamasını umduğunu belirtti.

Bekayi gerilimin düşürülmesine yönelik bölgesel temaslar kapsamında Katarlı bir heyetin pazar günü Tahran’ı ziyaret ettiğini doğruladı. Heyetin Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile “iyi görüşmeler” gerçekleştirdiğini söyleyen Bekayi Katar’ın girişimlerinin son haftalarda Umman ve Pakistan tarafından yürütülen benzer çabaların devamı olduğunu belirtti.

İran ile bölge ülkeleri arasındaki temasların sürdüğünü söyleyen Bekayi Tahran’ın çıkarlarını korumak amacıyla diplomasiyi kullanmaya devam edeceğini ifade etti.

Bekayi İran Genelkurmay Başkanlığından teknik bir heyetin son günlerde üç İranlı pilotun durumunu takip etmek üzere Katar’ı ziyaret ettiğini ve pilotlarla ilgili teknik görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Söz konusu konunun Tahran’ın Katar tarafıyla “her ziyarette ve her temasta” gündeminde yer aldığını belirten Bekayi İran’ın bu konunun takibini bırakmayacağını vurguladı.

İran’ın Kuveyt’te gözaltında bulunan İran vatandaşlarının durumunu da takip etmeyi sürdürdüğünü belirten Bekayi İran Büyükelçiliğinin geçen hafta gerçekleştirilen konsolosluk ziyaretinin ardından konuyla ilgilenmeye devam ettiğini söyledi.

Avrupa’ya uyarı

Nükleer dosya konusunda ise Bekayi ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’yı UAEA Guvernörler Kurulu’nda İran dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yeniden taşınmasının önünü açabilecek bir karar tasarısını ilerletmemeleri konusunda uyardı.

Söz konusu dört ülkeyi “durumu tırmandırmaya” çalışmakla suçlayan Bekayi Tahran’ın böyle bir adım atılması halinde “gerekli tedbirleri” alacağını söyledi.

Bekayi UAEA’nın raporunu ve Genel Direktörü Rafael Grossi’yi eleştirerek Batılı tarafları ajansı İran’a siyasi baskı uygulamak için bir araç olarak kullanmakla suçladı.

İran’dan nükleer tesislerine erişim izni verilmesinin istenmesinin ABD ve İsrail’in bu tesislere yönelik saldırılarının İran’ın anlatımına göre mevcut duruma yol açtığı gerçeğini göz ardı ettiğini söyleyen Bekayi bu talebin mevcut koşulları dikkate almadığını belirtti.

Bekayi Avrupa’nın üç büyük ülkesinin daha önce İran’la gerilimi tırmandırma yolunu seçtiğini ve bunun sonucunda Washington tarafından “marjinalleştirildiklerini” savundu.

Avrupalı şirketlerin ABD’nin ikincil yaptırımlarına uymasının Avrupa yasalarıyla çeliştiğini belirten Bekayi Avrupa’ya kendi çıkarları ile “ABD’yi memnun etme” politikasını sürdürmek arasında seçim yapması çağrısında bulundu.

Çin ile ilişkiler

Tahran ile Pekin arasındaki ilişkilere dair soruları yanıtlayan Bekayi İran’ın Çin ile “çok iyi” ilişkilere sahip olduğunu söyledi. Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında iki ülke liderleri arasında uzun süreli bir görüşme yapılmamış olmasının siyasi bir anlam taşıdığını reddetti.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın zirve kapsamında Çinli mevkidaşıyla kısa bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Bekayi iki liderin bu görüşmede “önemli konular” hakkında fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi.

İki ülke arasındaki temasların farklı düzeylerde sürdüğünü belirten Bekayi önümüzdeki BRICS toplantılarının Tahran ile Pekin arasında istişare için ilave fırsatlar sunacağını ifade etti.

Bekayi Güney Kore’yi Hürmüz Boğazı’yla bağlantılı herhangi bir ABD operasyonuna katılmaması konusunda uyardı. Bu uyarı Seul’ün muhtemel olarak çatışmaya muharip olmayan ve istihbarat alanında katkı sunabileceğine ilişkin haberlerin ardından geldi.

Güney Kore’nin ABD operasyonlarına herhangi bir şekilde katılmasının Tahran tarafından “açık bir askeri saldırıya ortaklık” olarak değerlendirileceğini belirten Bekayi bunun deniz yollarının daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamayacağını söyledi.

İran’ın Seul Büyükelçiliğinin konuyla ilgili Güney Koreli yetkililerle temas kurduğunu belirten Bekayi daha geniş kapsamda diğer ülkeleri de bölgedeki ABD operasyonlarının “aracı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.


Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe
TT

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla askeri ve ekonomik çatışmada yeni bir aşamaya girdi. Denizcilik verileri bugün (pazartesi) Hürmüz Boğazı’ndan geçen temel emtia taşıyan gemilerin günlük ortalama sayısının son 10 günde 10’a gerilediğini gösterdi. Bu rakam mayıs ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Bekayi haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada Umman Sultanlığı ile yürütülen görüşmelerin son aşamaya geldiğini ve önümüzdeki günlerde Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için geçici ve güvenli bir güzergâh konusunda mutabakata varılmasının beklendiğini söyledi. Bekayi söz konusu mutabakatın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayıt altına alınabileceğini belirtti.

Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, ajansın son dönemde İran’dan ilan edilmiş nükleer maddelerinin ve tesislerinin durumuna ilişkin herhangi bir bilgi almadığını ve saha denetimleri gerçekleştirmek amacıyla bunların hiçbirine erişemediğini söyledi.

Grossi bu durumu “nükleer silahların yayılması açısından ciddi bir endişe kaynağı” olarak nitelendirerek mevcut durumun “azami aciliyetle” ele alınması çağrısında bulundu.