Soldan sağa: Genç kuşaklara ne oluyor?

Roma'da hükümetin icraatlarını protesto eden genç göstericiler (Reuters)
Roma'da hükümetin icraatlarını protesto eden genç göstericiler (Reuters)
TT

Soldan sağa: Genç kuşaklara ne oluyor?

Roma'da hükümetin icraatlarını protesto eden genç göstericiler (Reuters)
Roma'da hükümetin icraatlarını protesto eden genç göstericiler (Reuters)

Antoine el Hac

Atlantik’in her iki yakasında ve genel olarak Batı’da son dönemde yapılan kamuoyu yoklamaları ile siyasi gelişmeler dikkat çekici bir olguya işaret ediyor: On yıllar boyunca sola daha yatkın olan gençlerin giderek daha büyük bir bölümü sağa yönelmeye başladı. Bu yönelim her zaman geleneksel ya da ılımlı muhafazakâr sağa doğru gerçekleşmiyor; kimi zaman popülist ve milliyetçi hareketlere, hatta liberal siyasi düzenin kendisini sorgulayan daha radikal akımlara yöneliş söz konusu.

ABD’de gençler tarihsel olarak Demokrat Parti’ye daha yakın durdu. Ancak özellikle Z kuşağının öncü kesimleri ile ondan önce gelen Y kuşağında, yani milenyum kuşağında, son yıllarda dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Yale Üniversitesi tarafından 2025’te yapılan bir araştırma, genç yaş grupları arasında belirgin bir farklılık olduğunu ortaya koydu. Buna göre 22-29 yaş arasındakilerin çoğunluğu Demokrat eğilimliyken, 18-21 yaş grubunda Cumhuriyetçiler çoğunlukta.

ABD'deki Kuzey Carolina Üniversitesi'ndeki öğrenciler (Reuters- Arşiv)
ABD'deki Kuzey Carolina Üniversitesi'ndeki öğrenciler (Reuters- Arşiv)

Peki, bazı gençler neden sağa yöneliyor?

Bu sorunun tek bir yanıtı yok. Gençlerin siyasi bilinçlerinin şekillendiği yıllarda yaşadıkları deneyimler; yaşa, ülkeye ve sosyal çevreye göre farklılık gösteriyor.

Söz konusu iki kuşağın daha genç üyeleri açısından Kovid-19 salgınının özel bir etkisi oldu. Birçoğu ergenlik yıllarını kapanmalar, izolasyon ve hükümet kısıtlamaları altında geçirdi. Bu deneyimin, otorite ve kurumlara bakışlarını etkilemiş olması muhtemel. İki kuşağın daha yaşlı kesimleri ilerici hareketlerden ve Instagram gibi platformlardan etkilenirken, daha genç olanlar sağcı ve popülist seslere daha fazla alan açan TikTok’un yaygınlaştığı bir ortamda büyüdü.

Bazı analistler, farklı platformlarda fitness, kişisel gelişim ve finans yönetimi alanlarında içerik üreten etkili isimlerin de gençlerin siyasi bilincinin şekillenmesinde rol oynadığına dikkat çekiyor. Bu içerikler, refah devleti yerine bireysellik ve kendi kendine yetme anlayışını öne çıkarabiliyor.

Ancak mesele yalnızca sosyal medyayla sınırlı değil. Ekonomik ve sosyal koşullarının iyileşmediğini düşünen gençler, bu sonuçlardan sorumlu gördükleri sisteme karşı daha kuşkucu bakabiliyor. Artan yaşam maliyetleri, ev sahibi olmanın güçleşmesi, iş ve gelecek kaygısı, göç ve ulusal kimlik gibi tartışmalı konular, bazı gençleri daha sert siyasi alternatifler aramaya itebiliyor.

Fransa Ulusal Cephesi Partisi Başkanı Jordan Bardella, parti lideri Marine Le Pen ile Fransa'nın kuzeyindeki Liévin kentinde (AFP)
Fransa Ulusal Cephesi Partisi Başkanı Jordan Bardella, parti lideri Marine Le Pen ile Fransa'nın kuzeyindeki Liévin kentinde (AFP)

Avrupa: Yeni kuşak sağı keşfediyor

Bu eğilim Avrupa’nın bazı bölgelerinde daha belirgin biçimde görülüyor. Sağ ve popülist partiler gençler arasındaki destekçilerini artırıyor.

Fransa bunun öne çıkan örneklerinden biri. Jordan Bardella’nın liderliğindeki Ulusal Birlik (RN), çok sayıda genci kendisine çekmeyi başardı. 30 yaşındaki Bardella’nın kendisi de etkili bir stratejinin parçası olarak öne çıkıyor. Genç, sosyal medyada güçlü bir varlık gösteriyor ve daha genç seçmenlere geleneksel partilerin dilinden farklı bir üslupla hitap ediyor. TikTok’ta milyonlarca takipçisi var.

Bu olgu Fransa’yla sınırlı değil; Avusturya, Almanya ve Belçika’da da benzer eğilimler görülüyor.

Son dönemde yaşanan savaşlar ve uluslararası çatışmalar ile jeopolitik kutuplaşmanın, Batı’daki gençlerin milliyetçilik ve güvenlik anlayışını yeniden şekillendirdiğine dikkat çekmek gerekiyor.

Genç erkek ile genç kadın arasındaki fark

Yaşanan dönüşümde belki de en dikkat çekici unsur, siyasi yönelimin cinsiyetler arasında eşit biçimde gerçekleşmemesi. Çok sayıda araştırma ve kamuoyu yoklaması, milenyum ve Z kuşağındaki kadınların daha liberal ve ilerici hale geldiğini, genç erkeklerin ise farklı derecelerde ters yönde ilerlediğini gösteriyor.

Bu nedenle genel olarak “genç kuşağın sağı”ndan ziyade, “genç erkeklerin sağı” kavramından söz etmek daha doğru olabilir.

Bu ayrışma; toplumsal cinsiyet, kimlik, erkeklik, kadın-erkek ilişkileri, göç ve ifade özgürlüğü gibi meselelerle bağlantılı olabilir. Bazı genç erkekler, hâkim ilerici söylemin kendilerini temsil etmediğini ya da kendi sorunlarıyla karşı karşıya olan bir grup olarak ele almak yerine onları sorunun bir parçası olarak gördüğünü düşünüyor.

Almanya'daki Münster Üniversitesi öğrencileri (DPA)
Almanya'daki Münster Üniversitesi öğrencileri (DPA)

İnternet, bu gençlerin alternatif siyasi topluluklar oluşturmasına imkân hazırladı. Böylece yazarların, yorumcuların ve influencer’ların dünyaya ilişkin farklı açıklamalarıyla ilgili fikirlere erişebiliyorlar.

Yeni sağ nedir?

Burada önemli olan nokta, bazı gençlerin ilgisini çeken sağın mutlaka eski sağın bir kopyası olmaması.

Geleneksel sağ, kurumların, geleneklerin ve istikrarın korunmasına odaklanıyordu. “Yeni sağ” ya da zaman zaman kullanılan ifadeyle “genç sağ” ise bazı çevrelerde mevcut düzene karşı daha isyankâr bir tutum sergiliyor. Kimi kesimler statükonun devrilmesi ve oyunun kurallarının kökten değiştirilmesi çağrısı yapıyor.

Bu da gençleri çekmesinin nedenlerinden biri olabilir. Antoine el Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre hayal kırıklığı yaşayan bir kuşak için siyaset; elitlere, kurumlara, geleneksel medyaya ve üniversitelere karşı bir isyan hareketi olarak sunulduğunda daha cazip hale gelebilir. Hatta bu hareketler, sağ ve soldaki geleneksel elitlerin çözemediği sorunlara sihirli çözümler sunabilecekleri izlenimi de verebilir.

Buradaki çelişki şu: Bazı gençler daha muhafazakâr hale geldikleri için değil, sağı daha radikal ve mevcut düzene meydan okumaya daha hazır gördükleri için sağa yönelebiliyor.

Ancak, solun da bazı gençlere yeni ve heyecan verici fikirler sunma kapasitesinde gerileme yaşadığını göz ardı etmememiz gerekiyor. İklim gibi konuların bazı seçmen grupları arasında çekiciliğini birkaç yıl öncesine göre kaybetmesi gibi, bazı sol hareketler de kendi içlerinde bölünmeler yaşıyor.

Güney Kore'nin başkenti Seul'de bir iş fuarı (Reuters)
Güney Kore'nin başkenti Seul'de bir iş fuarı (Reuters)

Genç sağ ne istiyor?

En önemli soru ise şu: Genç sağ gerçekte ne istiyor?

Bu olguyu yalnızca Donald Trump’ın şahsına ya da göç karşıtlığına indirgemek doğru olmaz. Bazı gençler farklı ekonomi politikaları istiyor, bazıları ulusal kimliğe, bazıları sosyal ve dini değerlere odaklanıyor. Diğerleri ise demokratik kurumların kendisine meydan okumak istiyor.

Dolayısıyla bu gençlerin tamamının ortak bir siyasi projeye sahip olduğunu varsaymak yanlış olur. Genç sağ homojen bir hareket değil; motivasyonları ve hedefleri ülkeden ülkeye, hatta bir sosyal gruptan diğerine bile değişebiliyor.

Aynı şekilde bu kuşağın sonsuza kadar sağda kalacağını düşünmek de hatalı olabilir. Siyasi eğilimler değişebilir ve gençler, koşulları değiştikçe siyasi pozisyonlarını da değiştirebilir.

Ancak genç kuşağın “sağcı” mı yoksa “solcu” mu olduğundan daha önemli bir mesele var: 30 yaşın altındaki giderek daha büyük bir kesim, geleneksel liberal demokrasinin sorunlarını çözme kapasitesine olan güvenini kaybediyor.

Hem sağ hem de sol için asıl sorun, hatta Aristoteles’in Politika (Politica) adlı eserinde “şehirlerin meseleleri”nden söz etmesinden bu yana düşünce, bilim ve pratik olarak siyasetin kendisi için de burada yatıyor. Gençlerin ihtiyacı, kulağa hoş gelen siyasi sloganlardan ziyade özgürce tartışılabilecek ve sınanabilecek yeni fikirler.

İşte bu, hem sol hem de sağ’ın, hatta Aristoteles’in “Politika” (Politica) adlı kitabında “şehirlerin meseleleri”nden bahsettiği günden beri siyaset olarak düşünce, bilim ve uygulama açısından karşı karşıya olduğu gerçek bir zorluktur; Çünkü gençlerin ihtiyacı, kulağa hoş gelen siyasi sloganlardan ziyade özgürce tartışılabilecek ve sınanabilecek yeni fikirlerdir.

Liberal demokrasi, yeni kuşağın güvenini tekrar kazanmak istiyorsa, mevcut sistemin reform ve değişim kapasitesine sahip olduğunu ve daha iyi bir gelecek sunabileceğini kanıtlamalıdır.  

Gençler arasında sağın yükselişi, solun hâkimiyetinin sona ermesi anlamına gelmeyebilir. Aksine, yeni bir siyasi dönemin başlangıcını gösterebilir.

Sonuçta asıl soru, “Genç kuşak sağa mı yöneliyor?” değil; “Gençlerin bir bölümü, kendisinden önceki kuşağın izlediği yola olan inancını neden kaybetti ve bunun yerine neyi inşa edecek?” sorusudur.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News