Antoine el Hac
Atlantik’in her iki yakasında ve genel olarak Batı’da son dönemde yapılan kamuoyu yoklamaları ile siyasi gelişmeler dikkat çekici bir olguya işaret ediyor: On yıllar boyunca sola daha yatkın olan gençlerin giderek daha büyük bir bölümü sağa yönelmeye başladı. Bu yönelim her zaman geleneksel ya da ılımlı muhafazakâr sağa doğru gerçekleşmiyor; kimi zaman popülist ve milliyetçi hareketlere, hatta liberal siyasi düzenin kendisini sorgulayan daha radikal akımlara yöneliş söz konusu.
ABD’de gençler tarihsel olarak Demokrat Parti’ye daha yakın durdu. Ancak özellikle Z kuşağının öncü kesimleri ile ondan önce gelen Y kuşağında, yani milenyum kuşağında, son yıllarda dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Yale Üniversitesi tarafından 2025’te yapılan bir araştırma, genç yaş grupları arasında belirgin bir farklılık olduğunu ortaya koydu. Buna göre 22-29 yaş arasındakilerin çoğunluğu Demokrat eğilimliyken, 18-21 yaş grubunda Cumhuriyetçiler çoğunlukta.

Peki, bazı gençler neden sağa yöneliyor?
Bu sorunun tek bir yanıtı yok. Gençlerin siyasi bilinçlerinin şekillendiği yıllarda yaşadıkları deneyimler; yaşa, ülkeye ve sosyal çevreye göre farklılık gösteriyor.
Söz konusu iki kuşağın daha genç üyeleri açısından Kovid-19 salgınının özel bir etkisi oldu. Birçoğu ergenlik yıllarını kapanmalar, izolasyon ve hükümet kısıtlamaları altında geçirdi. Bu deneyimin, otorite ve kurumlara bakışlarını etkilemiş olması muhtemel. İki kuşağın daha yaşlı kesimleri ilerici hareketlerden ve Instagram gibi platformlardan etkilenirken, daha genç olanlar sağcı ve popülist seslere daha fazla alan açan TikTok’un yaygınlaştığı bir ortamda büyüdü.
Bazı analistler, farklı platformlarda fitness, kişisel gelişim ve finans yönetimi alanlarında içerik üreten etkili isimlerin de gençlerin siyasi bilincinin şekillenmesinde rol oynadığına dikkat çekiyor. Bu içerikler, refah devleti yerine bireysellik ve kendi kendine yetme anlayışını öne çıkarabiliyor.
Ancak mesele yalnızca sosyal medyayla sınırlı değil. Ekonomik ve sosyal koşullarının iyileşmediğini düşünen gençler, bu sonuçlardan sorumlu gördükleri sisteme karşı daha kuşkucu bakabiliyor. Artan yaşam maliyetleri, ev sahibi olmanın güçleşmesi, iş ve gelecek kaygısı, göç ve ulusal kimlik gibi tartışmalı konular, bazı gençleri daha sert siyasi alternatifler aramaya itebiliyor.

Avrupa: Yeni kuşak sağı keşfediyor
Bu eğilim Avrupa’nın bazı bölgelerinde daha belirgin biçimde görülüyor. Sağ ve popülist partiler gençler arasındaki destekçilerini artırıyor.
Fransa bunun öne çıkan örneklerinden biri. Jordan Bardella’nın liderliğindeki Ulusal Birlik (RN), çok sayıda genci kendisine çekmeyi başardı. 30 yaşındaki Bardella’nın kendisi de etkili bir stratejinin parçası olarak öne çıkıyor. Genç, sosyal medyada güçlü bir varlık gösteriyor ve daha genç seçmenlere geleneksel partilerin dilinden farklı bir üslupla hitap ediyor. TikTok’ta milyonlarca takipçisi var.
Bu olgu Fransa’yla sınırlı değil; Avusturya, Almanya ve Belçika’da da benzer eğilimler görülüyor.
Son dönemde yaşanan savaşlar ve uluslararası çatışmalar ile jeopolitik kutuplaşmanın, Batı’daki gençlerin milliyetçilik ve güvenlik anlayışını yeniden şekillendirdiğine dikkat çekmek gerekiyor.
Genç erkek ile genç kadın arasındaki fark
Yaşanan dönüşümde belki de en dikkat çekici unsur, siyasi yönelimin cinsiyetler arasında eşit biçimde gerçekleşmemesi. Çok sayıda araştırma ve kamuoyu yoklaması, milenyum ve Z kuşağındaki kadınların daha liberal ve ilerici hale geldiğini, genç erkeklerin ise farklı derecelerde ters yönde ilerlediğini gösteriyor.
Bu nedenle genel olarak “genç kuşağın sağı”ndan ziyade, “genç erkeklerin sağı” kavramından söz etmek daha doğru olabilir.
Bu ayrışma; toplumsal cinsiyet, kimlik, erkeklik, kadın-erkek ilişkileri, göç ve ifade özgürlüğü gibi meselelerle bağlantılı olabilir. Bazı genç erkekler, hâkim ilerici söylemin kendilerini temsil etmediğini ya da kendi sorunlarıyla karşı karşıya olan bir grup olarak ele almak yerine onları sorunun bir parçası olarak gördüğünü düşünüyor.

İnternet, bu gençlerin alternatif siyasi topluluklar oluşturmasına imkân hazırladı. Böylece yazarların, yorumcuların ve influencer’ların dünyaya ilişkin farklı açıklamalarıyla ilgili fikirlere erişebiliyorlar.
Yeni sağ nedir?
Burada önemli olan nokta, bazı gençlerin ilgisini çeken sağın mutlaka eski sağın bir kopyası olmaması.
Geleneksel sağ, kurumların, geleneklerin ve istikrarın korunmasına odaklanıyordu. “Yeni sağ” ya da zaman zaman kullanılan ifadeyle “genç sağ” ise bazı çevrelerde mevcut düzene karşı daha isyankâr bir tutum sergiliyor. Kimi kesimler statükonun devrilmesi ve oyunun kurallarının kökten değiştirilmesi çağrısı yapıyor.
Bu da gençleri çekmesinin nedenlerinden biri olabilir. Antoine el Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre hayal kırıklığı yaşayan bir kuşak için siyaset; elitlere, kurumlara, geleneksel medyaya ve üniversitelere karşı bir isyan hareketi olarak sunulduğunda daha cazip hale gelebilir. Hatta bu hareketler, sağ ve soldaki geleneksel elitlerin çözemediği sorunlara sihirli çözümler sunabilecekleri izlenimi de verebilir.
Buradaki çelişki şu: Bazı gençler daha muhafazakâr hale geldikleri için değil, sağı daha radikal ve mevcut düzene meydan okumaya daha hazır gördükleri için sağa yönelebiliyor.
Ancak, solun da bazı gençlere yeni ve heyecan verici fikirler sunma kapasitesinde gerileme yaşadığını göz ardı etmememiz gerekiyor. İklim gibi konuların bazı seçmen grupları arasında çekiciliğini birkaç yıl öncesine göre kaybetmesi gibi, bazı sol hareketler de kendi içlerinde bölünmeler yaşıyor.

Genç sağ ne istiyor?
En önemli soru ise şu: Genç sağ gerçekte ne istiyor?
Bu olguyu yalnızca Donald Trump’ın şahsına ya da göç karşıtlığına indirgemek doğru olmaz. Bazı gençler farklı ekonomi politikaları istiyor, bazıları ulusal kimliğe, bazıları sosyal ve dini değerlere odaklanıyor. Diğerleri ise demokratik kurumların kendisine meydan okumak istiyor.
Dolayısıyla bu gençlerin tamamının ortak bir siyasi projeye sahip olduğunu varsaymak yanlış olur. Genç sağ homojen bir hareket değil; motivasyonları ve hedefleri ülkeden ülkeye, hatta bir sosyal gruptan diğerine bile değişebiliyor.
Aynı şekilde bu kuşağın sonsuza kadar sağda kalacağını düşünmek de hatalı olabilir. Siyasi eğilimler değişebilir ve gençler, koşulları değiştikçe siyasi pozisyonlarını da değiştirebilir.
Ancak genç kuşağın “sağcı” mı yoksa “solcu” mu olduğundan daha önemli bir mesele var: 30 yaşın altındaki giderek daha büyük bir kesim, geleneksel liberal demokrasinin sorunlarını çözme kapasitesine olan güvenini kaybediyor.
Hem sağ hem de sol için asıl sorun, hatta Aristoteles’in Politika (Politica) adlı eserinde “şehirlerin meseleleri”nden söz etmesinden bu yana düşünce, bilim ve pratik olarak siyasetin kendisi için de burada yatıyor. Gençlerin ihtiyacı, kulağa hoş gelen siyasi sloganlardan ziyade özgürce tartışılabilecek ve sınanabilecek yeni fikirler.
İşte bu, hem sol hem de sağ’ın, hatta Aristoteles’in “Politika” (Politica) adlı kitabında “şehirlerin meseleleri”nden bahsettiği günden beri siyaset olarak düşünce, bilim ve uygulama açısından karşı karşıya olduğu gerçek bir zorluktur; Çünkü gençlerin ihtiyacı, kulağa hoş gelen siyasi sloganlardan ziyade özgürce tartışılabilecek ve sınanabilecek yeni fikirlerdir.
Liberal demokrasi, yeni kuşağın güvenini tekrar kazanmak istiyorsa, mevcut sistemin reform ve değişim kapasitesine sahip olduğunu ve daha iyi bir gelecek sunabileceğini kanıtlamalıdır.
Gençler arasında sağın yükselişi, solun hâkimiyetinin sona ermesi anlamına gelmeyebilir. Aksine, yeni bir siyasi dönemin başlangıcını gösterebilir.
Sonuçta asıl soru, “Genç kuşak sağa mı yöneliyor?” değil; “Gençlerin bir bölümü, kendisinden önceki kuşağın izlediği yola olan inancını neden kaybetti ve bunun yerine neyi inşa edecek?” sorusudur.
