İran’a yönelik savaşın şubat ayı sonlarında başlamasıyla birlikte ABD Başkanı Donald Trump, çatışmaların ‘dört ila beş hafta’ sürmesini beklediğini açıklamıştı. Trump daha sonra mart ayının sonunda, savaşın ‘görevi tamamlamak için belki iki hafta, belki de birkaç gün daha’ sürebileceğini söyledi.
O tarihten bu yana Trump, ABD’nin savaşı kazandığını tekrarladı.
Trump zaman zaman İran’a karşı daha yıkıcı saldırılar düzenlemekle tehdit etti, ancak Washington’ın bölgedeki müttefiklerini ve askeri üslerini korumak için ihtiyaç duyduğu savunma amaçlı önleme füzelerinin ordunun elinde yeterli miktarda bulunmaması nedeniyle bu tehditlerini geri çekti. Trump’ın askeri tırmanıştan geri adım atmasının ardından Washington, son dönemde İran yönetimini boyun eğdirmeyi hedefleyen ekonomik baskılara yöneldi. Ancak gözlemciler, İran’a yönelik ‘tam kapsamlı küresel ekonomik izolasyonun’ nasıl uygulanacağı konusunda soru işaretleri bulunduğuna dikkat çekti.
Savaşın başlamasının üzerinden yaklaşık 6 ay geçerken, Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) ABD dış politikası alanında seçkin araştırmacı olarak görev yapan James Lindsay, çatışmanın sona ereceğine ilişkin herhangi bir işaret bulunmadığını söyledi. Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre Lindsay, konsey tarafından yayımlanan analizinde ‘gerçekliğin farklı olduğunu’ belirtti. Lindsay, yoğun ABD ve İsrail hava saldırılarının çok sayıda İranlı liderin ölümüne yol açmasına ve askeri altyapıda geniş çaplı yıkıma neden olmasına rağmen İran rejiminin çökmediğini ve teslim olmadığını vurguladı.
Nisan ayında varılan kırılgan ateşkes hâlâ yürürlükte. Ancak Hürmüz Boğazı’ndan petrol tankerlerinin geçişi, savaş öncesindeki seviyelerin oldukça altında seyrediyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçtiğimiz pazartesi günü İran’ı mali ve ekonomik açıdan izole etmeyi amaçlayan ‘ekonomik’ operasyonu açıkladı. Plan, İran üzerindeki ‘baskıyı artırmayı’ gönüllü olarak reddeden ülkelere yaptırım uygulanacağı tehdidine dayanıyor.
Bu yaklaşımın geçerli bir nedeni bulunuyor. Zira Washington’ın önerdiği ve ‘ikincil yaptırımlar’ olarak bilinen tedbirlerin, Bessent’in ifadesiyle ‘küresel finans sistemini havaya uçurma’ riski taşıdığı belirtiliyor.
Ancak Lindsay, Çin’in İran petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldığını ve nadir stratejik minerallere ABD’nin erişimini engellemekle tehdit ederek Trump yönetimini Çin mallarına yüksek gümrük vergileri uygulamaktan vazgeçmeye şimdiden zorladığını belirtti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in gelecek ay Beyaz Saray’ı ziyaret etmesi bekleniyor. Lindsay, küresel ekonomide yaşanabilecek sarsıntı ve Çin’le diplomatik bir krizin tetiklenmesi ihtimalinin, çok sayıda uzmanın ABD yönetiminin İran’a yönelik ‘tam kapsamlı küresel izolasyon’ tehdidini hayata geçirip geçirmeyeceği konusunda şüphe duymasının iki temel nedeni olduğunu ifade etti.
Lindsay, Trump yönetiminin stratejisini daha iyi anlamak ve ABD’nin bir dönem Körfez’de sahip olduğu hâkim rolden vazgeçip geçmediğini değerlendirmek amacıyla CFR’deki meslektaşı Steven Cook ile bir görüşme gerçekleştirdiğini aktardı. İki analiste göre Trump yönetiminin önünde, ‘deniz ablukasının mevcut ABD yaptırımlarının etkisini daha da artırmasını ve İran yönetimini müzakere talep etmeye zorlamasını ummaktan’ başka seçenek bulunmuyor.
Analistler, bu yaklaşımın İran halkının yönetim üzerinde etkili siyasi baskı oluşturabilmesine dayandığını, ancak ‘İran’daki sertlik yanlısı liderlerin, protesto amacıyla sokaklara çıkan İranlılara karşı ölümcül güç kullanmaya hazır olduklarını zaten gösterdiğini’ belirtti.
Lindsay ve Cook, önümüzdeki yıllarda ABD’nin Körfez’deki askeri varlığının azalacağı değerlendirmesinde bulundu. Lindsay, politika yapıcıların ve uzmanların yıllardır ABD’nin Ortadoğu’daki rolünü azaltması gerektiğini savunduğunu söyledi. Cook ve diğer Ortadoğu uzmanları ise son aylarda bu sürecin zaten başladığı ve İran’la savaşın yeni bir bölgesel düzenin şekillenmesine katkıda bulunduğu görüşünü dile getirdi.

