İran'ın 4000 Birimi ve Malakka ile Bangka boğazlarını hedef alma planı

Deniz terörizminin Doğu Asya'ya genişletilmesi

Ticari uçaktan çekilen bir fotoğraf, Singapur'da boğaz boyunca demirlemiş kargo gemilerini gösteriyor, 7 Nisan 2025(AFP)
Ticari uçaktan çekilen bir fotoğraf, Singapur'da boğaz boyunca demirlemiş kargo gemilerini gösteriyor, 7 Nisan 2025(AFP)
TT

İran'ın 4000 Birimi ve Malakka ile Bangka boğazlarını hedef alma planı

Ticari uçaktan çekilen bir fotoğraf, Singapur'da boğaz boyunca demirlemiş kargo gemilerini gösteriyor, 7 Nisan 2025(AFP)
Ticari uçaktan çekilen bir fotoğraf, Singapur'da boğaz boyunca demirlemiş kargo gemilerini gösteriyor, 7 Nisan 2025(AFP)

İran muhalefetinden kaynaklar, Devrim Muhafızları Ordusu'nun istihbarat teşkilatına bağlı “4000 Birimi”nden bahsetti. Muhalif medya kuruluşları, Devrim Muhafızlarının Doğu Asya sularında sabotaj eylemleri planladığını ve bu görev için Tayland ve Endonezya'dan eleman topladığını iddia etti.

Konu hakkında bilgili ve Devrim Muhafızlarına yakın iki kaynağa göre, 4000 Birimi komutanı Rahman Mukaddam’ın planladığı bu eylemlerin hedefinde, dünyanın en önemli su yollarından biri olan Malakka Boğazı ile Hint ve Pasifik Okyanuslarını birbirine bağlayan önemli bir geçit olan Bangka Boğazı, ayrıca Endonezya'daki bir liman ile Çin'deki iki liman var.

Tuhaf bir şekilde İsrail medyası, Rahman Mukaddam'ın 4 Mart 2026'daki İsrail saldırıları sırasında öldürüldüğünü açıklamıştı. Ancak İsrail'in bu yöndeki bilgilerinin yanlış olduğu ortaya çıktı.

Bu haberin İsrail medyasında yayınlanmasından bir gün sonra, İran, Azerbaycan Cumhuriyeti toprakları içindeki Nahçıvan'a doğru iki insansız hava aracı (İHA) fırlatarak bu yanlış anlatıyı destekledi. Tahran saldırıların sorumluluğunu üstlenmese de CNN kanalı, İHA saldırısını, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun İran'ın kuzey komşusunun topraklarından İsrail tarafından gerçekleştirildiğine inandığı bir saldırıda öldürülen Rahman Mukaddam'ın intikamını almak için gerçekleştirdiğini bildirdi.

Konuya yakın kaynakların verdiği bilgiler, “İsrail medyasının değerlendirmelerinin aksine, General Rahman Mukaddam’ın saldırıdan sağ kurtulduğunu ve şu anda Devrim Muhafızlarının uluslararası sulardaki dış terör eylemlerinin yeni bir aşamasını planladığını” ortaya çıkardı.

Devrim Muhafızları'nın “4000. Birlik” olarak bilinen Özel Operasyonlar Başkanlığı görevine getirilmeden önce Mukaddam, İran Savunma Bakanlığı'nda Bilgi Koruma Müdürlüğü'nde koordinatör yardımcısı olarak görev yapmıştı. Şimdi ise İran sınırları dışındaki İslam Cumhuriyeti muhaliflerine ve İsrail hedeflerine yönelik suikast ve sabotaj eylemlerinden sorumlu bir birimi yönetiyor.

İran, Endonezya ve Çin sularındaki gemileri hedef alıyor

Konuyla ilgili bilgi sahibi iki kaynak, 4000 Birimi'nin dünyanın en önemli su yollarından biri olan Malakka Boğazı ile Bangka Boğazı'ndan geçen ticari, askeri ve özel gemileri hedef aldığını söyledi. Birim tarafından görevlendirilen ajanlar, Endonezya'daki Tanjung Priok Limanı ile Çin'deki Ningbo-Zhoushan ve Şanghay limanlarına yönelik saldırılar planladı.

40 günlük savaşın başlamasından bu yana Tahran, Hürmüz Boğazı'nı kapatmış bulunuyor ve kendisinin desteklediği Yemenli milis grubu Husileri de Babu’l Mendeb Boğazı'ndan gemi geçişini engellemek için kullandı.

İki ay önce, Dini Lider Mücteba Hamaney'in danışmanı ve halihazırda Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olan Muhsin Rızai, CNN'e verdiği bir röportajda, savaş devam ederse ve deniz ablukası kaldırılmazsa, İslam Cumhuriyeti'nin savaşı Hint Okyanusu ve Akdeniz'e taşıyacağını söylemişti.

Devrim Muhafızları, sabotaj eylemleri açığa çıkarsa sorumluluğu reddedebilmek için uzun zamandır İranlı olmayan ajanları işe alıyor ve bu eylemlerin amacı, denizlerdeki terör eylemlerini Doğu Asya'ya genişletmek

Bu arada, Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı General İsmail Kaani, televizyonda yayınlanan bir röportajında, “direniş cephesinin” Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazları dışında başka deniz hedefleri de olduğunu belirtti. Hürmüz Boğazı'nın, stratejik su yollarında ABD güçleriyle mücadele kabiliyetini önemli ölçüde artırdığını da ifade etti.

İran neden Malakka ve Bangka'yı hedefine aldı?

Son aylarda, Malakka Boğazı, Hürmüz Boğazı ile birlikte sık sık anılıyor. ABD’li yetkililer, Hürmüz'ü bir baskı aracı haline getirmenin diğer uluslararası su yolları için emsal teşkil edebileceği konusunda uyarıda bulunurken, Umman da Hürmüz üzerindeki anlaşmazlığın çözümü için Malakka modelini önerdi.

Malakka Boğazı, Ortadoğu'daki enerji üreticileri ile Doğu Asya pazarları arasındaki en kısa deniz yoludur. 2025 yılının ilk yarısında, boğazdan günlük 23,2 milyon varil petrol geçti; bu da küresel deniz yoluyla gerçekleşen petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 29'unu temsil ediyor. Hem Hürmüz hem de Malakka Boğazı'nın aynı anda aksaması, Ortadoğu ve Asya arasındaki iki önemli enerji transit bağlantısı üzerinde baskı oluşturabilir. Artan nakliye maliyetleri ve enerji fiyatlarındaki ani yükselişler, küresel ticarette aksama riskini artabilir.

fv
Singapur kıyısı yakınlarında Malakka Boğazı'ndan geçen gemiler, 23 Mart 2008 (AFP)

Endonezya'daki Sumatra ve Bangka Adası arasında yer alan Bangka Boğazı, Malakka Boğazı kadar küresel öneme sahip olmasa da bölgesel nakliye ağının bir parçası. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu su yolu, Sunda Boğazı ile Singapur arasındaki en kısa rota sayılıyor ve burada güvensizlik, Endonezya sularında nakliye seçeneklerini azaltabilir ve Malakka Boğazı'ndaki olası herhangi bir aksama nedeniyle baskıyı artırabilir.

Tayland ve Endonezya'da üç din adamı hangi rolü oynuyor?

Muhalif kaynaklara göre, Devrim Muhafızları, sabotaj eylemleri açığa çıkarsa sorumluluğu reddedebilmek için uzun zamandır İranlı olmayan ajanları işe alıyor ve bu eylemlerin amacı, denizlerdeki terör eylemlerini Doğu Asya'ya genişletmek. Bu ajanlar işe alındıktan sonra İran'da eğitim gördüler ve daha sonra eylemleri gerçekleştirmeleri için Doğu Asya'ya gönderildiler.

Tayland'da İranlı olmayan Şii ajanları işe almak için Rahman Mukaddam, ülkedeki en önemli Şii yetkililerden biri olan Seyed Momen Sakitichka ile iletişime geçti. Sakitichka, iki yıl önce Tahran'ın himayesinde, Gazze'deki 31 Taylandlı rehinenin serbest bırakılması konusunda Hamas temsilcileriyle görüşmek üzere İran'a gitmişti.

O dönemde Jerusalem Post, Tahran'ın rehinelerin serbest bırakılması karşılığında Tayland'a İsrail'de çalışan 40 bin vatandaşının ülkelerine geri dönmelerini sağlaması için baskı yapmaya çalıştığını bildirmişti.

Seyed Momen Sakitichka, Süleyman Hüseyin'in en yakın çalışma arkadaşı olarak kabul ediliyor. 64 yaşında bir Taylandlı din adamı olan Hüseyin, Lübnan Hizbullah'ının eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Kum medresesinde sınıf arkadaşıydı. Tayland'daki Mehdi Vakfı'nın başkanı ve Nakhon Si Thammarat'taki Ruhullah Camii'nin imamı olan Hüseyin, el-Mustafa Uluslararası Üniversitesi ile iş birliği yapıyor. Süleyman Hüseyin'in lakabı “Tayland'ın Nasrallah'ı”dır.

Yedi ay önce, Ali Yeke Dehkan ile bağlantılı bir ağın altı üyesi, İncirlik Hava Üssü’nde casusluk amacıyla keşif yapmak ve Kıbrıs'a insansız hava aracı kaçırmaya teşebbüs etmek suçlamasıyla Türkiye'de tutuklanmıştı

Kum'da bulunan dini eğitim merkezi El-Mustafa Uluslararası Üniversitesi, İslam Cumhuriyeti'nin en önde gelen kurumlarından biri olup, Devrim Muhafızları Ordusu'nun dış operasyonları için adam devşirme ve rejimin ideolojisinin İran sınırlarının ötesine yayılmasında rol oynuyor.

2020 yılında, ABD, Devrim Muhafızlarının askeri ve istihbarat kolu olan Kudüs Gücü ile bağlantılı olduğu suçlamasıyla Mustafa Üniversitesi'ne yaptırım uyguladı. ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında, üniversitenin Kudüs Gücü'nün adam devşirme faaliyetlerini kolaylaştırmadaki rolüne işaret edildi.

On dört yıl önce, Bangkok'ta bir İsrailli diplomatı hedef alan birkaç bombalı saldırıda, Hüseyni saldırıların arkasında Mossad'ın olduğunu söylemişti. Ancak yetkililer daha sonra İstihbarat Bakanlığı ile bağlantılı üç İranlıyı tutuklayıp söz konusu terör eylemlerini gerçekleştirmekten mahkûm ettiler.

Kaynaklara göre, 4000 Birimi'nin Doğu Asya'da deniz sabotaj eylemleri yürütmeyle ilgili ana faaliyetleri Endonezya'da yoğunlaşmış bulunuyor. İran International'a konuşan kaynaklar, Rahman Mukaddam'ın sahada faaliyet gösteren ajanları iki Endonezyalı din adamı aracılığıyla işe aldığını söyledi.

csdfvghy
İran'ın Doğu Azerbaycan eyaletinin Aras bölgesinde, Devrim Muhafızları Ordusu Kara Kuvvetleri için düzenlenen askeri eğitim tatbikatı sırasında Devrim Muhafızları unsurları, 17 Ekim 2022 (Reuters)

İki kaynak, bu iki din adamının, Tayland'daki Seyed Momen Sakitichka ile birlikte, Devrim Muhafızlarına 4000 Birimi ile çalışacak kişileri tavsiye ettiğini söyledi. Aday gösterildikten sonra, bu birimin temsilcileri Muhsin Agazade ve Vahid Yeke Dehkan, yeni üyelerin işe alınmasının ve eğitilmesinin sorumluluğunu üstlendi.

Vahid Yeke Dehkan, “Doktor” takma adıyla bilinen yüksek rütbeli subay Ali Yeke Dehkan'ın kardeşi. Yedi ay önce, Ali Yeke Dehkan ile bağlantılı bir ağın altı üyesi, İncirlik Hava Üssü’nde casusluk amacıyla keşif yapmak ve Kıbrıs'a İHA kaçırmaya teşebbüs etmek suçlamasıyla Türkiye'de tutuklanmıştı.

İran muhalefeti, 4000 Birimi tarafından Doğu Asya'da deniz sabotaj eylemleri yürütmek üzere üç kişinin görevlendirildiğini iddia etti.

Söz konusu kişilerden biri, Lübnan Hizbullahı'nın resmi üyesi olan Pando Yudhawinata. Endonezya'daki üniversitesinden 1979 devriminden üç yıl sonra uzaklaştırılan Yudhawinata, daha sonra Tahran'a giderek 'İslam Cumhuriyeti'ne bağlı güvenlik birimleri tarafından devşirildi.

Yudhawinata., 32 yıl önce Bangkok'taki İsrail büyükelçiliğini hedef alan başarısız bir intihar bombası saldırısından sorumluydu ve parmak izleri Sri Lanka'daki bir dizi bombalı saldırı olayında da bulundu.

Bir diğeri, Endonezya'daki Ehl-i Beyt Teşkilatı'nın başı ve Ali Hamaney'in takipçisi olan, Devrim Muhafızlarının Endonezya'da adam devşirme konusunda kendisine güvendiği Seyyid Zuheyr Yahya'dır. Zuheyr Yahya, İslam Cumhuriyeti'nin daveti üzerine Tahran'daki Hamaney'in cenaze törenine katıldı.

Malakka, Bangka ve Çin ile Endonezya limanlarında iddia edilen saldırılar gerçekleşirse, nakliyedeki aksama Asya pazarlarına petrol ve mal taşımacılığı yolları zincirindeki başka bir halkaya da yayılabilir

Rahman Mukaddam'ın Endonezya'daki ikinci kolu ise Abdullah Sakkaf'tır. Sakkaf, Endonezya'nın Bogor şehrindeki Mustafa Üniversitesi'ne bağlı Emirü'l-Müminin İlahiyat Fakültesi'nin başkanı. Ayrıca Şura Konseyi üyesi ve Endonezya'daki Ehl-i Beyt Gençlik Derneği'nin başkanı. Sakkaf düzenli olarak Tahran ve Kum'u ziyaret ediyor.

Kendisi ve iki Endonezya vatandaşı, Ardianta Mutua ve Muhammed Hüseyin, Tahran gezileri sırasında Doğu Asya limanlarında ve su yollarında gizli operasyonlar yürütmek üzere eğitim aldılar.

fvgty5j
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında Hürmüz Boğazı haritasının önünde duruyor. Ablukanın dördüncü gününde, Washington, boğazdaki tüm gemilere İran limanlarına giriş ve çıkışı yasakladı, 16 Nisan 2026 (AFP)

26 Ağustos'ta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, X platformundaki hesabından Washington'un iki haftalık bir süre içinde Hürmüz Boğazı'ndan 130 milyon varil petrolün geçişini kolaylaştırdığını yazdı. Bessent’e göre “İslam Cumhuriyeti” bu güzergâh üzerinden petrolünü ihraç edemedi.

Bu koşullar altında, Hürmüz'den geçen petrolün çoğu Asya pazarlarına yöneliyor ve Malakka Boğazı da Doğu Asya'ya giden önemli bir enerji transit güzergahı. Malakka, Bangka ve Çin ile Endonezya limanlarında iddia edilen eylemler gerçekleşirse, nakliyedeki aksama, Asya pazarlarına petrol ve mal taşımacılığı yolları zincirindeki başka bir halkaya yayılabilir.

Böyle bir durum, özellikle Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüseferin aksaması ile eş zamanlı olursa, Ortadoğu ve Asya arasındaki önemli deniz ticaret yolları üzerindeki baskıyı artırabilir.



Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
TT

Tahran: Müzakerelerin yeniden başlaması için top Washington’un sahasında

İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın ve bir çocuk, 2 Eylül 2026’da Tahran’daki caddelerden birinde duvar resminin önünden geçiyor (AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün (pazartesi) yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

Bekayi 28 Şubat’tan bu yana devam eden çatışmayı İran’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik “açık bir askeri saldırı” olarak nitelendirdi. Çatışmanın boyutunu küçümseyen veya bunu savaş olarak tanımlamaktan kaçınan ABD açıklamalarını reddetti.

ABD’nin askeri çatışmayı başlattığını ve daha sonra deniz ablukası ile “ekonomik savaş” da dahil olmak üzere farklı biçimlerde sürdürdüğünü söyleyen Bekayi mevcut durumun değiştirilmesinden Washington’ın sorumlu olduğunu belirtti.

Bekayi ABD’nin bölgedeki güvenlik krizini ve Hürmüz Boğazı meselesini çözmek istemesi halinde “tüm saldırgan ve müdahaleci uygulamalara, ekonomik yaptırımlara ve deniz ablukasına” son vermesi gerektiğini söyledi.

Bekayi müzakerenin “kendi başına ne kötü ne de iyi” olduğunu belirterek Tahran’ın bunu çıkarlarına ve ulusal güvenliğine hizmet ettiği zaman kullandığı bir araç olarak gördüğünü ifade etti.

İran diplomasisinin “rejimin diğer unsurlarıyla uyum içinde” ve “silahlı kuvvetleri destekleyecek şekilde” hareket ettiğini belirten Bekayi Dışişleri Bakanlığının ulusal güvenlik kurumları tarafından alınan kararlara bağlı kalacağını söyledi.

Tanker savaşı

Bekayi özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde son dönemde yaşanan deniz gerilimini tanımlamak için kullanılan “tanker savaşı” ifadesini reddetti. ABD’nin savaşın başlamasından bu yana gemileri hedef almaya başladığını savunan Bekayi son dönemde İran tankerlerinin vurulmasının ise İran’ın ABD’ye ait askeri unsurlara yönelik operasyonlarının ardından gerçekleştiğini söyledi.

Son gelişmelerin İran’ın ABD savaş gemilerine karşı savunma tedbirleri açısından “belirleyici bir dönüşüm” oluşturduğunu belirten Bekayi Washington’ın bu gelişmeleri İran’a ait ticari gemileri hedef almak için bahane olarak kullandığını ifade etti.

İran’ın iki ABD savaş gemisine füze fırlattığı ve ardından Washington’ın üç İran tankerini hedef aldığı yönündeki ABD anlatımına ilişkin Bekayi “ABD’nin anlatısı kesinlikle doğru değil” dedi.

Bununla birlikte İran’ın ABD’ye ait üs ve askeri gemilere “savunma amaçlı saldırılar” düzenlediğini kabul eden Bekayi bu saldırıların Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde güvence altına alınan meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğunu söyledi.

Ticari gemilerin hedef alınmasını “uluslararası hukuka aykırı” ve “terör eylemi” olarak nitelendiren Bekayi ABD Savunma Bakanının bu operasyonlarla övünmesinin “ticari gemilere karşı savaş suçu işlendiğinin itirafı” anlamına geldiğini söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) cumartesi günü İran Devrim Muhafızları’nın bir ABD uçak gemisi ile bir destroyere doğru balistik füzeler fırlatmasının ardından üç İran tankerinin hedef alındığını açıklamıştı.

CENTCOM iki savaş gemisinin saldırılardan herhangi bir ABD askerinin yaralanmadığı şekilde kaçındığını ve ABD güçlerinin “Downey” ve “Stark 1” tankerlerini kalıcı olarak devre dışı bıraktığını, “Kailo” tankerini ise Umman Körfezi’nde imha ettiğini bildirmişti.

Devrim Muhafızları daha sonra Hürmüz Boğazı’nda “izin verilmeyen bir güzergâh” kullandığını söylediği üç tankerin yanı sıra başka bölgelerde ABD ile bağlantılı üç geminin hedef alındığını duyurmuştu.

Son saldırılar

Bekayi Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksamasından İran’ın sorumlu tutulmasını reddetti. Boğazın İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının başlamasının ve Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki ülkelerin topraklarının kullanılmasının ardından güvensiz hale geldiğini söyledi.

İran’ın boğazdaki güvenlik sorununun kaynağı olarak gösterilmesini “açık bir yalan” olarak nitelendiren Bekayi “Mevcut durum devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin yeniden sağlanmasından söz etmek temelden mümkün değil” dedi.

Bekayi geçen hafta yaşanan gelişmeler arasında kıyı kenti Sirek’e yönelik ABD saldırısını en önemli gelişme olarak değerlendirdi. ABD’nin deniz ablukası ve “İran’ın ticari gemilerine yönelik saldırılar” yoluyla çatışmayı sürdürdüğünü söyleyen Bekayi bunun devam etmesinin İran’a kendisini savunmak için tedbirler alma imkânı verdiği uyarısında bulundu.

cvdfukınjh
ran hükümetinin medya kuruluşu tarafından yayımlanan fotoğrafta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi basın toplantısı sırasında görülüyor.

ABD’nin ekonomik tedbirlerini askeri çatışmanın devamı olarak nitelendiren Bekayi mevcut “ekonomik savaşın” yalnızca İran’ı değil “uluslararası toplumu” ve egemenlik ile ticaret özgürlüğü ilkelerini de hedef aldığını söyledi.

Bekayi Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakatı savunarak anlaşmanın müzakereleri çevreleyen koşullar dikkate alınarak hazırlandığını ve “İran’ın ulusal çıkarlarını güvence altına aldığını” söyledi.

ABD’nin mutabakatı imzalanmasından 22 veya 23 gün sonra ihlal ettiğini belirten Bekayi “bazı ABD’li yetkililerin anlaşmaya en başından beri ikna olmadığını” söyledi.

“Anlaşmayı ilk bozan taraf hiçbir zaman biz olmadık” diyen Bekayi Washington’ın mutabakatı ihlal etmesinin Tahran’ı yürüttüğü diplomatik sürecin sonuçlarını sorgulamaya itmemesi gerektiğini ifade etti.

Mutabakatın ilk maddesinin İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulmasını içerdiğini belirten Bekayi Tahran açısından anlaşmaların isimleri veya formüllerinin değil İran’ın çıkarlarının güvence altına alınmasının temel mesele olduğunu vurguladı.

Umman ile Hürmüz mutabakatı

Bekayi İran ve Umman’ın kıyıdaş iki ülke olarak Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği için güvenli güzergâhların belirlenmesine yönelik “ciddi ve ileri düzeyde” müzakereler yürüttüğünü söyledi.

Müzakerelerin “son aşamaya” ulaştığını belirten Bekayi önümüzdeki günlerde deniz trafiği için “geçici ve güvenli bir güzergâh” oluşturulmasına yönelik İran-Umman mutabakatının Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayda geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Önceki aşamalarda müzakerelerin tıkanmasına “üçüncü tarafların” müdahalesinin yol açtığını söyleyen Bekayi sürecin yeni müdahalelere maruz kalmamasını umduğunu belirtti.

Bekayi gerilimin düşürülmesine yönelik bölgesel temaslar kapsamında Katarlı bir heyetin pazar günü Tahran’ı ziyaret ettiğini doğruladı. Heyetin Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile “iyi görüşmeler” gerçekleştirdiğini söyleyen Bekayi Katar’ın girişimlerinin son haftalarda Umman ve Pakistan tarafından yürütülen benzer çabaların devamı olduğunu belirtti.

İran ile bölge ülkeleri arasındaki temasların sürdüğünü söyleyen Bekayi Tahran’ın çıkarlarını korumak amacıyla diplomasiyi kullanmaya devam edeceğini ifade etti.

Bekayi İran Genelkurmay Başkanlığından teknik bir heyetin son günlerde üç İranlı pilotun durumunu takip etmek üzere Katar’ı ziyaret ettiğini ve pilotlarla ilgili teknik görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Söz konusu konunun Tahran’ın Katar tarafıyla “her ziyarette ve her temasta” gündeminde yer aldığını belirten Bekayi İran’ın bu konunun takibini bırakmayacağını vurguladı.

İran’ın Kuveyt’te gözaltında bulunan İran vatandaşlarının durumunu da takip etmeyi sürdürdüğünü belirten Bekayi İran Büyükelçiliğinin geçen hafta gerçekleştirilen konsolosluk ziyaretinin ardından konuyla ilgilenmeye devam ettiğini söyledi.

Avrupa’ya uyarı

Nükleer dosya konusunda ise Bekayi ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’yı UAEA Guvernörler Kurulu’nda İran dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yeniden taşınmasının önünü açabilecek bir karar tasarısını ilerletmemeleri konusunda uyardı.

Söz konusu dört ülkeyi “durumu tırmandırmaya” çalışmakla suçlayan Bekayi Tahran’ın böyle bir adım atılması halinde “gerekli tedbirleri” alacağını söyledi.

Bekayi UAEA’nın raporunu ve Genel Direktörü Rafael Grossi’yi eleştirerek Batılı tarafları ajansı İran’a siyasi baskı uygulamak için bir araç olarak kullanmakla suçladı.

İran’dan nükleer tesislerine erişim izni verilmesinin istenmesinin ABD ve İsrail’in bu tesislere yönelik saldırılarının İran’ın anlatımına göre mevcut duruma yol açtığı gerçeğini göz ardı ettiğini söyleyen Bekayi bu talebin mevcut koşulları dikkate almadığını belirtti.

Bekayi Avrupa’nın üç büyük ülkesinin daha önce İran’la gerilimi tırmandırma yolunu seçtiğini ve bunun sonucunda Washington tarafından “marjinalleştirildiklerini” savundu.

Avrupalı şirketlerin ABD’nin ikincil yaptırımlarına uymasının Avrupa yasalarıyla çeliştiğini belirten Bekayi Avrupa’ya kendi çıkarları ile “ABD’yi memnun etme” politikasını sürdürmek arasında seçim yapması çağrısında bulundu.

Çin ile ilişkiler

Tahran ile Pekin arasındaki ilişkilere dair soruları yanıtlayan Bekayi İran’ın Çin ile “çok iyi” ilişkilere sahip olduğunu söyledi. Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında iki ülke liderleri arasında uzun süreli bir görüşme yapılmamış olmasının siyasi bir anlam taşıdığını reddetti.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın zirve kapsamında Çinli mevkidaşıyla kısa bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Bekayi iki liderin bu görüşmede “önemli konular” hakkında fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi.

İki ülke arasındaki temasların farklı düzeylerde sürdüğünü belirten Bekayi önümüzdeki BRICS toplantılarının Tahran ile Pekin arasında istişare için ilave fırsatlar sunacağını ifade etti.

Bekayi Güney Kore’yi Hürmüz Boğazı’yla bağlantılı herhangi bir ABD operasyonuna katılmaması konusunda uyardı. Bu uyarı Seul’ün muhtemel olarak çatışmaya muharip olmayan ve istihbarat alanında katkı sunabileceğine ilişkin haberlerin ardından geldi.

Güney Kore’nin ABD operasyonlarına herhangi bir şekilde katılmasının Tahran tarafından “açık bir askeri saldırıya ortaklık” olarak değerlendirileceğini belirten Bekayi bunun deniz yollarının daha güvenli hale gelmesine katkı sağlamayacağını söyledi.

İran’ın Seul Büyükelçiliğinin konuyla ilgili Güney Koreli yetkililerle temas kurduğunu belirten Bekayi daha geniş kapsamda diğer ülkeleri de bölgedeki ABD operasyonlarının “aracı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.


Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe
TT

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

Hürmüz’de deniz trafiği geriliyor... BM’den İran’ın nükleer tesisleri konusunda endişe

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü yaptığı açıklamada müzakerelerin yeniden başlatılması ve gerilimin düşürülmesi konusunda “top Washington’ın sahasında” olduğunu söyledi. Bekayi ABD’yi İran’a karşı savaşı başlatmakla ve Tahran’la imzaladığı mutabakatı üzerinden 22 veya 23 gün geçtikten sonra ihlal etmekle suçladı.

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla askeri ve ekonomik çatışmada yeni bir aşamaya girdi. Denizcilik verileri bugün (pazartesi) Hürmüz Boğazı’ndan geçen temel emtia taşıyan gemilerin günlük ortalama sayısının son 10 günde 10’a gerilediğini gösterdi. Bu rakam mayıs ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Bekayi haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada Umman Sultanlığı ile yürütülen görüşmelerin son aşamaya geldiğini ve önümüzdeki günlerde Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için geçici ve güvenli bir güzergâh konusunda mutabakata varılmasının beklendiğini söyledi. Bekayi söz konusu mutabakatın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdinde kayıt altına alınabileceğini belirtti.

Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, ajansın son dönemde İran’dan ilan edilmiş nükleer maddelerinin ve tesislerinin durumuna ilişkin herhangi bir bilgi almadığını ve saha denetimleri gerçekleştirmek amacıyla bunların hiçbirine erişemediğini söyledi.

Grossi bu durumu “nükleer silahların yayılması açısından ciddi bir endişe kaynağı” olarak nitelendirerek mevcut durumun “azami aciliyetle” ele alınması çağrısında bulundu.


ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
TT

ABD’de evde çocuk bakan ebeveyne destek planı gündemde

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)
Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlerin devlet desteği alabileceği bir politika uygulamayı düşünüyor (AFP)

Yeni habere göre Beyaz Saray, eşlerden birinin evde kaldığı evli çiftlere çocuk bakım sübvansiyonu verilmesini öngören yeni bir politikayı değerlendiriyor.

The New York Times, konu hakkında bilgi sahibi kişilere dayandırdığı haberinde, taslak plana göre belirli gelir gruplarındaki evli çiftlerin, eşlerden biri haftada en az 35 saat çalışırken diğeri evde kalıp çocuğa bakıyorsa ödemelerden yararlanabileceğini aktardı. Evli olmayan çiftler ve çalışmayan bekar ebeveynler bu haktan yararlanamayacak.

Finansman, 1990'larda düşük ve orta gelirli ebeveynlere yardımcı olmak için kurulan Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı 12 milyar dolarlık Çocuk Bakımı ve Geliştirme Fonu'ndan sağlanacak. Fon, çocuk başına yılda yaklaşık 9 bin dolar destek sağlıyor ve halihazırda yaklaşık 1,3 milyon çocuğu kapsıyor. Bu çocukların büyük çoğunluğu, genellikle annelerin geçimini sağladığı, çalışan bekar ebeveynlerin bulunduğu hanelerde yaşıyor.

Bu teklif, Beyaz Saray'ın geleneksel aileleri teşvik etme ve doğum oranını artırma yönündeki daha geniş kapsamlı çabalarının bir parçası. Bu çabaya öncülük eden Başkan Yardımcısı JD Vance, daha fazla annenin çocuklarına bakmak için evde kalmasını savunuyor.

Başkan Yardımcısı, bir keresinde X'te "normal" Amerikalıların, çocuklarını ücretli iş gücünde daha fazla "özgürlüğün" tadını çıkarabilmeleri için berbat kreşlere göndermeye zorlamayan bir "aile politikasını" arzuladığını yazmıştı.

2021 tarihli bir makalesinde de "Küçük çocuklar, günlerini bir ebeveynle evde geçirdiklerinde açıkça daha mutlu ve sağlıklıdırlar" demişti.

Plan, değişiklikler sonucunda çalışan bekar ebeveynlerin daha kötü durumda kalabileceği uyarısında bulunan uzmanlar tarafından eleştirildi.

Düşünce kuruluşu Niskanen Center'ın sosyal politika direktörü Joshua McCabe, Times'a "Evde kalan ebeveynlere daha fazla destek verilmesinin büyük bir savunucusuyum. Ancak bunu bu şekilde yapmayı tercih etmezdim" diye konuştu.

Ayrılan kaynağı artırmadan uygunluk kriterlerini genişletmek, daha fazla ebeveynin aynı fondan pay almak için rekabet etmesi ve özellikle çalışan bekar ebeveynler olmak üzere daha fazla kişinin daha kötü durumda kalması anlamına gelir.

Gazetenin haberine göre Trump yönetiminde görev yapan bazı hukukçular, çocuk bakım sübvansiyonlarından yararlananların evli olmalarının zorunlu kılınmasının yasal olup olmayacağını da tartıştı.

Önerilen değişiklik için Kongre'nin onayı gerekmiyor. Beyaz Saray'ın onay vermesi halinde teklif internette kamuoyunun görüşüne sunulacak ve nihai hale getirilirse 2027'de yürürlüğe girebilecek.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Independent Türkçe