Amerikan politikasında Filistin: İsrail’in kendini savunma hakkının ötesinde

ABD siyasetinde ve seçimlerinde İsrail çıkarlarının nüfuzunu açıkça tartışan Amerikalıların sayısı artıyor

Görsel: Noelia de Alda
Görsel: Noelia de Alda
TT

Amerikan politikasında Filistin: İsrail’in kendini savunma hakkının ötesinde

Görsel: Noelia de Alda
Görsel: Noelia de Alda

Asel Rad

Amerikan iç ve dış politikasının ve Filistin'in özgürlük davasının son yirmi yılı aşkın bir süre boyunca yakından takip edildiğinde, yalnızca ‘‘ABD'nin İsrail'e karşı sarsılmaz ve koşulsuz bağlılığı’ mesajı açık ve net olarak kaldı. Dünyada iki taraf arasında bu kadar köklü bir mutabakata sahne olan meseleler çok azdır. Çünkü İsrail'e verilen destek Amerikan siyasi bilincinde o kadar derinden kök salmıştı ki, onlarca yıldır neredeyse sorgulanamaz görünüyordu. Bu destekteki herhangi bir tereddüt, başlı başına Amerikalı bir siyasetçi için siyasi bir yüke dönüşmeye yeterliydi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun ABD’de iktidara gelen yönetimler, diplomatik koruma ve maddi yardımlarla sözlü ve fiili olarak İsrail'e olan katı desteklerini teyit etmeye her zaman özen gösterdiler. Bu yüzden Filistin'in nihayet Amerikan ana akım siyasi söyleminin merkezine girmesi ve İsrail'i eleştirmenin pek çok yarışta seçmen nezdinde bir siyasi kazanca dönüşmesi, kamuoyunda meydana gelen değişimin büyüklüğünü yansıtmakta ve aynı zamanda İsrail'in Gazze'de işlediği soykırımın vahametini gözler önüne seriyor.

Çünkü Filistin topraklarının yasadışı İsrail işgali, Gazze ablukası, apartheid politikaları ve Filistinlilere yönelik günlük ihlallerin hepsi köklü gerçeklerdir. Ancak Amerikan kamuoyu, keskin değişimine ancak İsrail bugüne kadarki en şiddetli Gazze saldırısını başlattıktan sonra başladı.

Bu değişimin böylesine benzeri görülmemiş büyüklükte toplu katliamları ve yıkımı beraberinde getirmemesi gerekirdi. Ne var ki Gazze'nin dehşet verici manzaralarının kesintisiz akışı, uzun süredir ‘İsrail'in kendini savunma hakkı’ anlatısını kurumsallaştıran devasa bir propaganda makinesini ve medya sistemini nihayet delmeyi başardı. Bu sırada söz konusu yapılar, işgal ve baskı altında yaşayan bir Filistin halkının direnişinin neredeyse tüm biçimlerini fiilen kınıyordu.

Amerikalılar kendilerini neredeyse katlanılması imkânsız görüntüler karşısında buldular. Bu görüntülerde çocuklarının parçalanmış bedenlerini plastik poşetlerde taşıyan babalar, anestezisiz ameliyat edilen ve uzuvları kesilen çocuklar, yerle bir edilen mahalleler ve sayısız yıkım ile felaket manzaraları... Aynı zamanda, Batılı hükümetlerin ve medya kuruluşlarının tutumlarındaki bariz çelişkiye doğrudan tanık oluyorlardı. Çünkü kendilerine sunulan resmi anlatılar, gözleriyle gördükleriyle keskin bir tezat oluşturuyordu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan Biden yönetimi yetkililerine ve Hillary Clinton gibi önde gelen siyasi figürlere kadar İsrailli ve Amerikalı yetkililer ise İsrail'e yöneltilen suçlamaları reddederek, eleştirileri asılsız antisemitizm suçlamalarıyla savuşturarak ve artan halk öfkesini gençlerin saf dilliliğine veya sosyal medyanın etkisine bağlayarak karşılık verdiler.

2024 seçimleri sırasında ve Amerikan üniversitelerindeki protestoların yayılmasıyla birlikte, Başkan Joe Biden protestocuların taleplerinin özünü büyük ölçüde görmezden geldi ve yalnızca ‘düzen’ çağrısı yapmakla yetindi. İsrail'in işlediği soykırıma verilen ABD desteğinin sonlandırılmasını talep eden göstericiler tarafından seçim etkinlikleri boykot edilmeye başlandığında, başkan adayı Kamala Harris onlara mesafeli yaklaştı, seslerini bastırdı ve daha sonra Biden'ın yaptıklarından farklı bir şey yapmayacağını açıkladı. 2024 seçimlerindeki yenilgiyi inceleyen ‘seçim yenilgisi otopsisi’ raporunun sahibi de geniş çapta bilinen bir gerçeği doğruladı ve Gazze, siyasi olarak Harris'e zarar vermişti.

Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile bu savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı.

2025 yılı boyunca İsrail'e yönelik halk eleştirilerinin tırmanışı, Filistin ve Filistinlilere yönelik tutumlardaki değişimle paralel olarak devam etti. O yılın baharına gelindiğinde, siyasi yelpazenin genelinde İsrail'e yönelik olumlu bakış açısı geriledi ve bu gerileme Demokratlar arasında daha belirgindi. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi'nin yaptığı bir anket, ilk kez ‘Demokratların İsrail'e yönelik değerlendirmesinin, Konseyin yaklaşık beş on yıldır yaptığı anketlerde 50 puanın altına düştüğünü’ kaydetti. İki ay sonra Brookings Enstitüsü'nün yaptığı bir anket, benzer bir eğilimi ortaya koydu. Seçmenlerin daha büyük bir kısmı İsrail'in saldırılarının devam etmesini haksız bulurken, yüzde 84'ü derhal ateşkes ilan edilmesini destekledi.

2025 New York Belediye Başkanlığı seçimleri de ABD’nin İsrail ve Filistin'e yönelik tutumları açısından bir başka önemli test haline geldi. Yerel bir seçim olmasına rağmen İsrail, adayların münazaralarında öne çıkan bir yer tuttu ve Zohran Mamdani, İsrail politikalarına yönelttiği açık eleştirileriyle temayüz etti. Antisemitizmle yaftalama girişimlerine rağmen Mamdani, 2025 New York Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı ve şehir sakinleri arasında yüzde 69'luk bir destek oranına sahip olmaya devam etti.

fgthyju
New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani, New York’un Brooklyn semtindeki Brooklyn Paramount Tiyatrosu’nda düzenlenen bir seçim etkinliği sırasında, 4 Kasım 2025 (AFP)

Mamdani'nin bu yılın haziran ayında New York'taki Demokrat ön seçimlerde elde ettiği yetkinin gücü, desteğini açıkladığı tüm adayların kazanmasıyla tescillendi. Mamdani, Belediye başkanlığını devraldığından bu yana, İsrail uygulamalarına yönelik eleştirilerini hafifletme konusunda hiçbir eğilim göstermedi. Öyle ki geçtiğimiz temmuz ayında yayımladığı resmi bir videolu açıklamada, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu bir savaş suçlusu ve ‘Filistin halkına karşı işlenen korkunç bir soykırımın mimarı’ olarak nitelendirdi. Netanyahu ise Mamdani'yi Yahudileri ‘güvende hissettirmemekle’ suçlayarak karşılık verdi. Ancak kamuoyu yoklamaları, Mamdani'nin Amerikan Yahudileri arasında Netanyahu'dan daha popüler olduğunu gösteriyor.

Filistinlilere duyulan sempati ile paralel olarak ABD'nin İsrail'e yönelik tutumlarındaki gerileme 2025'in sonlarında da devam etti ve bu seyir 2026'ya uzandı. Pew Araştırma Merkezi'nin geçtiğimiz yılın ekim ayında yaptığı bir anket, Amerikalıların İsraillilere yönelik olumlu bakış açısında üç yıl boyunca büyük bir düşüş yaşandığını ve İsrail hükümetine yönelik olumsuz bakış açısının tırmandığını ortaya koydu. Bu yılın şubat ayına gelindiğinde anketler benzeri görülmemiş bir değişimi kaydetti. Amerikalılar İsraillilerden ziyade Filistinlilere daha fazla sempati duymaya başladı. İki on yılı aşkın süreyi kapsayan bir dizi anket çerçevesinde bu durum, Gazze'deki soykırımın üç yılı boyunca Amerikan kamuoyunda derin bir dönüşümü temsil etti.

Ayrıca ABD'nin İsrail politikası, parti aidiyetleri ne olursa olsun genç seçmenler arasında artan bir incelemenin konusu haline geldi. 18-49 yaş arası Cumhuriyetçiler arasında yüzde 57'si artık İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip bulunuyor. Bu değişim Cumhuriyetçi kamp içindeki öne çıkan isimler arasında da kendini gösterdi. Nitekim aralarında Tucker Carlson, Megyn Kelly, Candace Owens ve Marjorie Taylor Greene'in de bulunduğu, daha önce Başkan Donald Trump'ı güçlü bir şekilde desteklemiş olan bir dizi tanınmış isim, ABD'nin İsrail politikalarının bazı yönlerini eleştirmekte daha açık sözlü hale geldi.

Bu gelişmeler bir bütün olarak Amerikan siyasetinde derin dönüşümleri ve ana akım siyasi söylemin sınırlarının yeniden çizildiğini gözler önüne seriyor.

kuı
Gazze şehrinde savaş sırasında yıkılan konut binalarının enkazları arasında yürüyen Filistinliler, 15 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail'in Gazze'deki Filistinli erkeklere, kadınlara ve özellikle de çocuklara karşı işlediği ahlaksız ve savunulamaz toplu katliamlar üzerine düşünmek, daha geniş bir eleştiri ve hesap verebilirlik alanının kapısını araladı. Zira bugün sorulan sorular, soykırımı ve Filistin'in süregelen işgalini aşarak, birçok Amerikalının içeride artan ekonomik ve geçim sıkıntıları altında ezildiği bir dönemde, Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının bu vahşetleri finanse etmek için nasıl kullanıldığına uzanıyor.

Aynı zamanda, Amerikan siyasetinde ve seçimlerinde İsrail çıkarlarının nüfuzunu açıkça tartışan Amerikalıların sayısı artıyor. Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) gibi İsrail yanlısı grupların, İsrail eleştirmenlerini mağlup etmek için rekor meblağlar harcamasıyla birlikte, daha fazla Amerikalı siyasetçi ABD içinde İsrail'e ve onu destekleyen baskı ağlarına karşı seslerini yükseltmeye başladı. Örneğin Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, AIPAC'in paralarının kendi partisine zarar verdiğini söyledi. Ayrıca, bu değişimin partilerüstü bir nitelik kazandığının bir göstergesi olarak, Demokrat Temsilci Ro Khanna'nın ortak sponsorluğunda ABD'nin İsrail'e yaptığı yardımları azaltmaya yönelik bir değişiklik önergesi sundu. Massie, “Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının soykırımı finanse etmek için kullanılmasına karşı oy kullanacağım" dedi.

Filistin meselesinin kapsamı dışında, İsrail ile bağlantılı dış politika dosyaları da Amerikalı seçmenler ve siyasetçiler arasında giderek artan bir endişe uyandırdı. Trump yönetiminin Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı ve yazarın yasadışı olarak nitelendirdiği savaş, ABD'nin yeni bir savaşa girmesine yönelik tarihin en düşük halk desteği seviyesi ortasında başladı ve Amerikalıların çoğu başından beri buna karşı çıktı. Ardından, Amerikan istihbarat teşkilatlarının savaş öncesinde İran'ın bir tehdit oluşturmadığı ve nükleer silah geliştirmeye çalışmadığı yönünde sonuca vardığını bildiren raporların gelmesiyle -net bir hedef veya belirli bir strateji de yokken- halkın hoşnutsuzluğu daha da arttı. ABD Dışişleri Bakanlığına göre İsrail savaşı başlatmış, ABD ise ‘İsrailli müttefikinin talebi üzerine ve onun ortak savunması çerçevesinde’ savaşa dahil olmuştu.

Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Savaşın ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı. Aynı şekilde, Amerikalı siyasetçiler de başkanın savaşı, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını engellemek için gerekli olduğu şeklindeki gerekçesine açıkça itiraz ettiler. Temsilci Thomas Massie, “Açık konuşalım, İsrail uğruna galon başına dört dolar ödüyorsunuz” diye yazarken Eski Temsilci Marjorie Taylor Greene ise, “Şahit olduğumuz yabancı nüfuz İsrail'den ve onun finansörlerinden geliyor... Amerika'yı, Amerikan halkının desteklemediği İran'la saçma bir savaşa sürüklediler” ifadelerini kullandı.

İsrail'e yönelik halk desteğinin gerilemeye devam etmesiyle birlikte, İsrail'i açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor.

Gazze'deki soykırım sırasında Amerikan siyasi manzarası öyle bir değişti ki, geçmişte adaylar için bir güç kaynağı olan ve ülke genelinde partilerüstü destek çekebilen AIPAC, giderek siyasi bir yüke dönüşmüştür. Buna karşılık, ‘Track AIPAC’ gibi gruplar, kuruluşa bağlı paralar alan siyasetçileri izlemeyi ve İsrail lobisinin tamamının ABD üzerindeki ‘anti-demokratik etkisi’ olarak nitelendirdikleri şeyi ifşa etmeyi görev edinen geniş platformlar kurdular.

Michigan'daki ABD Senatosu ön seçimlerindeki son yarış, bu değişimin boyutuna çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Temsilci Haley Stevens, İsrail'in en önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Abdul es-Sayed'i mağlup etme girişimiyle, büyük kısmı AIPAC ile bağlantılı 62 milyon dolarlık devasa bir harcamadan yararlanmıştı. Ancak ön seçimleri Abdul es-Sayed kazandı.

cvfghyju
ABD'nin New York kentindeki "Gazze İçin Ayağa Kalkın" gösterisine katılan Filistin yanlısı göstericiler, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Bu olguların münferit durumlar olduğu söylenemez. Bununla birlikte İsrail'e yönelik halk desteğindeki düşüş devam ederken, onu açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor. Ülke genelindeki adaylar -aralarında Florida eyaletinden kongre adayı olan Oliver Larkin de dâhil olmak üzere- çok daha büyük bir özgüven ve netlikle konuşuyor.

Larkin, geçtiğimiz temmuz ayında Fox News kanalında yayımlanan bir röportajda, makalenin atıfta bulunduğu bir kamuoyu yoklamasına göre Amerikalıların yarısının desteklediği bir tutumla, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından çıkarılan tutuklama emri uyarınca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tutuklanması çağrısında bulundu. Ayrıca, bugün İsrail etrafında birleşen eleştiri hatlarının çokluğuna işaret ederek ‘İran'a karşı yürütülen yasadışı savaş’ olarak nitelendirdiği durumu eleştirdi. Haftalar sonra, yerel bir kanaldaki programına katıldığı ve sunucunun İsrail'in soykırım işlediğini kabul etmeyi reddettiği anların yer aldığı bir kesit geniş çapta yayıldı. Geri adım atmayan Larkin, “İster Fox News ister yerel bir kanal olsun, gerçeği söylemekten asla tereddüt etmeyeceğim: İsrail bir soykırım işliyor” dedi.

Birkaç yıl önce bu tür açıklamaları ve siyasi sonuçları hayal etmek bile imkansızdı. Gazze, tartışmanın doğasını ve bununla birlikte Amerikan siyasetinin çehresini değiştirdi. Pew Araştırma Merkezi'nin son yaptığı anket, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 60'ının bugün İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi. İsrail bölgedeki saldırgan tutumunu ve Filistinlilere yönelik soykırımını sürdürdüğü sürece bu rakamların iyileşmesi olası görünmüyor. Baraj yıkıldı, çocukların parçalanmış bedenlerinin ve Gazze'nin enkazı altında tüm fertleriyle birlikte defnedilen ailelerin görüntüleri kamu oyunun hafızasından öyle kolay kolay da silinmeyecek.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News