İsrail’in Afrika'daki etki alanını genişletmesi: Daha görünür olması ve bölgesel endişeler

Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi’nin Kudüs ziyaretinin ardından yaşanan gelişmeler

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)
TT

İsrail’in Afrika'daki etki alanını genişletmesi: Daha görünür olması ve bölgesel endişeler

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi'nin işgal altındaki Kudüs'e gerçekleştirdiği ziyaret, İsrail'in Afrika'daki varlığını kalıcı kılma çabalarını, İsrail'in nüfuzunu ve görünürlüğünü artırmasından duyulan bölgesel endişelerin ortasında yeniden gündeme getirdi.

Tshisekedi, 2021 yılında gerçekleştirdiği ziyaretinden bu yana yaklaşık beş yıl içindeki ikinci ziyareti olan ve üç gün süren çalışma ziyaretinin ardından dün İsrail'den ayrıldı. Ziyaret sırasında Kudüs'te Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüşmelerde bulundu.

Şarku'l Avsat'a konuşan Afrika işleri uzmanları, Tel Aviv'in çıkarlarını genişletme ve nüfuzunu artırmak için baskı unsurları elde etme çabalarına dikkati çekerek, ekonomik ve güvenlik kazançları sağlama arayışıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkeler ve ayrılıkçı Somaliland gibi bölgelerle yakınlaşma çizgisinde hareket ettiğine işaret ediyor.

Öte yandan Mısır, Türkiye ve Somali dahil olmak üzere birden fazla Arap ve İslam ülkesi, İsrail'in Somaliland’deki varlığına karşı çıktıklarını ifade ederek bunun bölgedeki istikrarı tehdit ettiği konusunda uyarılarda bulundu.

fghyju
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, işgal altındaki Kudüs'te İsrailli mevkidaşıyla yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabından yapılan açıklamaya göre ziyaret sırasında Tshisekedi'nin Netanyahu ile görüşmeleri tarım, enerji, altyapı ve ileri teknoloji alanlarının yanı sıra güvenlik ve savunma konularına odaklandı.

Fransa Uluslararası Radyosu'nun aktardığına göre Kongo Cumhurbaşkanı ülkesinin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığını yinelerken, aynı zamanda sivillerin korunması, uluslararası hukuka saygı duyulması ve bölgesel krizleri ele almanın bir yolu olarak diyalogun sürdürülmesi çağrısında bulundu.

Kongo ve İsrail giderek birbirine yaklaşırken Herzog, 2025 yılının kasım ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ni ziyaret etmişti.

İlişkiler ve çıkarlar

Ortadoğu Araştırmaları Ulusal Merkezi’nden Afrika İşleri Uzmanı Hüseyin el-Behiri, ziyaretin iki tarafın da çeşitli çıkarlar elde etmesi amacıyla ilişkilerde bir gelişmeyi ifade ettiğini belirtiyor. Buna göre Kongo, isyancılarla yaşadığı iç krizlere karşı güvenlik ve askeri destek almayı amaçlarken İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarındaki ihlallerinden kaynaklanan uluslararası baskıları örtbas etmek ve dış ortaklıklarını çeşitlendirme yeteneğini kanıtlamak amacıyla genel olarak Afrika kıtasında, özel olarak da Nil Havzası ülkelerinde nüfuzunu genişletmeyi hedefleyen bir dış politika izliyor.

Behiri, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin, İsrail için bakır, alüminyum, lityum ve kobalt gibi işlenmemiş doğal kaynaklar ve değerli madenler elde etmede önemli bir kaynak oluşturduğunu ekledi. Bu madenler, bataryalar ve insansız hava araçları (İHA) gibi stratejik endüstrilerde kullanılmakta olup, İsrail'e aynı zamanda dikkat çekici ekonomik kazançlar sağlıyor.

Afrika işleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa ise Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ziyaretin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin ülkenin doğusunda karşılaştığı zorluklar, ordu ve güvenlik teşkilatlarının kapasitesini geliştirme ihtiyacı ile istihbarat, gözetleme, eğitim ve savunma alanlarındaki İsrail tecrübe ve teknolojilerinden yararlanma arzusu çerçevesinde siyasi, güvenlik, ekonomik ve teknolojik yönleri kapsayan daha geniş bir ortaklığa geçişi yansıttığına inandığını ifade etti.

İsrail’in Afrika’da daha görünür olması

İsrail, Afrika'daki varlığını güçlendirmeye çalışıyor. Geçtiğimiz yılın sonlarında, Mısır, Somali, Arap ve Türk devletlerinin bu adıma yönelik itirazlarının ortasında ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımıştı.

İsrail'in Etiyopya, Güney Sudan ve Uganda gibi Afrika ülkeleriyle ilişkileri bulunuyor ve Ağustos 2025'te Zambiya'nın başkenti Lusaka'daki büyükelçiliğini yeniden açtı. Ayrıca Çad, Nijerya ve Kamerun gibi ülkelerle güvenlik, askerî ve ticari ilişkilere sahip bulunuyor.

İsrail ayrıca Ruanda ile askerî iş birliği ilişkilerini sürdürüyor. Öyle ki ülkenin Kigali'deki büyükelçisi geçtiğimiz mart ayında Ruanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile bir araya gelerek iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirmenin yollarını ele almıştı.

Behiri, İsrail'in Afrika'daki ve Nil Havzası'ndaki nüfuz artışının -ki bunun öncesinde Bab’ul-Mendeb ve uluslararası deniz nakliye hatlarının yakınındaki Somaliland bölgesini tanımak suretiyle Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de bir ayak izi sağlaması gelmiştir- ‘Mısır için stratejik bir derinlik teşkil eden bölgedeki güçlü İsrail varlığı nedeniyle Mısır'ın ulusal güvenliğini doğrudan ve dolaylı olarak etkilediğini, bunun da Tel Aviv'e, iki taraf arasındaki bazı askıda kalan dosyaları çözmek için havza ülkeleriyle olan ilişkilerini bir baskı unsuru olarak kullanma alanı açtığını’ belirtiyor.

İsrail Cumhurbaşkanı, resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı'nı kabul etti (Somaliland Bölgesi Başkanı’nın X hesabı)

İsa, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Afrika'daki İsrail varlığının artması, birbirinden bağımsız hareketler silsilesi olmaktan ziyade, her sahanın kendine has özelliklerine göre seçici bir şekilde uygulanan ortak özelliklere sahip bir strateji olma eğiliminde.”

İsa ayrıca, güvenlik boyutunun ekonomik ve diplomatik çıkarların yanı sıra İsrail'in Afrika ülkeleriyle ilişkilerini genişletmesinde merkezi bir unsur haline geldiğine dikkati çekti.

Ortaklık ağı

İsa’ya göre Somaliland durumu, İsrail politikasının ‘jeopolitik boyutunu’ gözler önüne seriyor; zira bu bölgenin Aden Körfezi üzerindeki konumu ve Bab’ul-Mendeb'e yakınlığı, özellikle Husilerin artan tehdidiyle birlikte, onu seyrüsefer ve Kızıldeniz güvenliği açısından doğrudan bir öneme sahip kılıyor.

İsrail, ikili ilişkilerin ötesine geçerek stratejik açıdan son derece hassas bir bölgede yeniden konumlanma boyutları taşıyan bir adımla, Somaliland’ı resmi olarak tanıyan ilk hükümet oldu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ne gelince, burada nispeten farklı çıkarlar ön plana çıkıyor. Çünkü yakınlaşma, büyük oranda güvenlik ve teknoloji iş birliği ihtiyacının yanı sıra yatırım fırsatları ve devasa maden kaynaklarından yararlanma isteğiyle de ilişkili.

İsa'ya göre bu durum, İsrail'in Afrika'da tek bir araç değil, devletin doğasına, konumuna ve ihtiyaçlarına göre güvenlik, teknoloji, yatırım ve diplomasinin bir karışımını kullandığını gösteriyor. Dolayısıyla İsrail'in Afrika'daki politikası, ayrıntıları tek tip olan bir plan değil, esnek bir strateji olarak görülebilir.

İsa, sözlerine şöyle devam etti:

 “Genel hedef, İsrail'in güvenlik, seyrüsefer ve ticaret alanındaki çıkarlarına hizmet edecek, İran nüfuzuyla mücadele edecek ve siyasi destek kazandıracak geniş bir ortaklıklar ağı inşa etmektir; araçlar ise ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor.”

İsrail'in Afrika'daki artan nüfuzu, İsrail varlığının dağınık diplomatik ve ekonomik ilişkilerden güvenliğe, limanlara, deniz geçitlerine ve teknolojiye daha fazla dayanan bir varlığa dönüşmesi yoluyla, özellikle Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de bazı bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilir.

İsa, Somaliland bölgesinde bir İsrail ortağının varlığının, yeni güvenlik ve istihbarat düzenlemelerine kapı aralayabileceğine ve bölgede halihazırda var olan güçler arasındaki rekabeti artırabileceğine inanıyor.



Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
TT

Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)

Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz'deki saldırılar artarken, çatışmalar NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için de güvenlik tehdidine dönüşüyor.

CNN'in analizine göre Rusya'nın son dönemde Karadeniz'de en az 12 ticari gemiye düzenlediği drone saldırılarında 30'dan fazla denizci öldü veya kayboldu. Saldırılar, Ukrayna'nın bölgedeki tahıl ihracatını engellemeyi hedeflerken Romanya ve Bulgaristan'ın karasularına kadar uzanarak NATO ülkelerini de tehdit ediyor.

Ekim başında Mısır'dan Romanya'nın Sulina limanına giden Alfa Watan gemisinin drone'larla vurulması sonucu 9 Suriyeli ve bir Mısırlı mürettebat hayatını kaybetti. Denizcilik analiz firması Equasis'in verilerine göre Togo bayraklı gemi, merkezi Mersin'de yer alan Baraka Shipping'e aitti.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra da Gine Bissau bayraklı HS Dignity benzer bir saldırıya uğradı. Bulgaristan açıklarındaki saldırıda çoğu Suriyeli 11 denizci öldü.

15 Ekim'de de Romanya karasuları ve münhasır ekonomik bölgesindeki 4 ticari gemi hedef alındı ve 8 kişi hayatını kaybetti. Bunlar arasında Sulina Kanalı yakınlarında kimyasal madde taşıyan Wine Trader ve Yara J adlı iki tanker de bulunuyordu.

Birleşik Krallık (BK) merkezli denizcilik güvenlik şirketi Ambrey Analytics'in açıklamasında, "Rus kuvvetlerinin, NATO'ya üye iki devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde kalan ve Ukrayna'nın ticari faaliyetleriyle bağlantılı gemileri vurduğu" belirtiliyor. Şirket, Romanya ve Bulgaristan yakınlarındaki suların artık güvenli olduğunun varsayılamayacağı uyarısında bulunuyor.

Ambrey Analytics'in verilerine göre Rusya ve Ukrayna, mayıs-ekim döneminde Karadeniz ve Azak Denizi'nde toplam 317 ticari ve diğer gemiye saldırdı. Bu sayı önceki 6 aylık döneme kıyasla 4 kattan fazla artışa denk geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Ukrayna gemilere 137, Rusya ise 92 saldırı düzenledi. Ekimde ise tablo tersine döndü. Verilere göre Rusya 38, Ukrayna 5 saldırı gerçekleştirdi.

Rusya'nın saldırıları Ukrayna'nın tahıl ihracatını da düşürdü. Ukrayna eylülde 1,09 milyon ton buğday ihraç etti. Bu miktar geçen yılın aynı ayında 2,05 milyon tondu. Ukrayna'nın ihracatını Tuna Nehri üzerindeki daha küçük limanlara kaydırma girişimleri de Rus saldırılarından olumsuz etkilendi.

Askeri analistler son saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor. Moskova ise Rusya'nın, Ukrayna'ya komşu ülkeleri insansız hava araçlarıyla hedef aldığı iddialarını reddediyor. Ayrıca Avrupa hükümetlerinin Ukrayna'ya askeri yardım sağlayarak savaşı tırmandırdığını savunuyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, bazı saldırılarda hedef alınan gemilerin Ukrayna ordusu için "askeri ve çift kullanımlı yük" taşıdığını ileri sürmüştü.  

Avrypa Birliği, Karadeniz'deki ticari gemileri korumak amacıyla bölgeye bir askeri misyon göndermeyi de planlıyor ancak Brüksel'de konuyla ilgili herhangi bir görüş birliği yok. Rus haber ajansı TASS, bunun "Rusya'yla doğrudan çatışma tehlikesini beraberinde getireceğini" yazarken, Türkiye'nin böyle bir hamleye izin vermeye yanaşmayabileceği yorumu paylaşılıyor. 

Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan barış gücü tatbikata hazırlanıyor

Diğer yandan BK ve Fransa liderliğinde, Ukrayna'da çatışmaların sona ermesinin ardından ülkenin güvenliğini desteklemek üzere oluşturulan Çok Uluslu Güç-Ukrayna'nın (MNF-U) ilk büyük tatbikatı 9-22 Kasım'da düzenlenecek. Polonya'da yapılacak Koalicja Tatbikatı'na Türkiye, BK ve Fransa'nın yanı sıra Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Hollanda, İspanya ve İsveç katılacak.

Guardian'ın aktardığına göre, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan MNF-U askerlerinin, Rus saldırılarına misilleme yapmasına izin verilecek.

Donald Trump ise Amerikan askerlerinin MNF-U bünyesinde Ukrayna'ya konuşlandırılmayacağını söylemişti. Adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan bir yetkili, MNF-U'nun Elon Musk'ın Starlink'i gibi ABD menşeli sistemleri kullanmayacağını ve "neredeyse tamamen Avrupalı unsurlar" içereceğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters, Guardian, TASS


Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
TT

Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)

Donald Trump'ın ikinci döneminde Amerikan istihbaratının işleyişinde birçok aksaklık yaşanıyor.

Reuters'ın özel haberine göre ABD'de, İran savaşı başta olmak üzere birçok kritik konuyla ilgili istihbaratın Kongre ve federal kurumlarla paylaşımı yavaşladı, bazı durumlarda geçici olarak durdu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililer, sorunların Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görev yaptığı dönemde başladığını söylüyor. Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ve CIA arasında yaşanan gerilimler, Gabbard'ın haziranda görevinden ayrılmasının ardından azalsa da kurumlar arasındaki anlaşmazlıkların sonuçları devam ediyor.

Habere göre CIA, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'yle (NIC) ortak değerlendirme raporları hazırlamayı bıraktı. CIA, konseyle istihbarat paylaşımını sürdürse de 18 istihbarat kurumunun görüşlerini bir araya getiren NIC raporlarının hazırlanmasında aksamalar yaşanıyor.

Kaynaklara göre Ulusal İstihbarat Konseyi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşına ilişkin herhangi bir değerlendirme raporu hazırlamadı.

Ayrıca Kongre üyeleri ve çalışanları, Haziran 2025'te İran'a düzenlenen askeri müdahalenin ve Ocak 2026'da Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından, Gabbard'ın ofisinden bir süre istihbarat raporu alamamış.

İstihbarat paylaşımındaki sorunların, Trump yönetiminin ulusal güvenlik kurumlarında yaptığı kesintilerle derinleştiği belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca istihbarat kurumlarında çalışan bazı analistlerin siyasi misilleme korkusuyla Beyaz Saray'ın görüşleriyle çelişen değerlendirmeler hazırlamaktan kaçındığını söylüyor.

Bu aksaklıkların, Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni saldırıları değerlendirdiği bir dönemde yaşanması da dikkat çekiyor.

Trump, 3 Kasım'daki ara seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylemişti ancak ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na dün "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği bugün basına yansıdı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)

Polonya'da merkez sağ Donald Tusk hükümetinin Anayasa Mahkemesi'ne çevik kuvvet göndermesiyle başlayan siyasi kriz, Rusya'nın da devreye girmesiyle büyüyor.

Polonya Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde 30 Ekim'de Mahkeme Başkanı Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Sochanski'nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarına ilişkin duyuru yayımlanmıştı.

Gelişmeler üzerine muhalefetteki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski, eski Başbakan Mateusz Morawiecki ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Julia Przylebska'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkeme binası önünde toplanmıştı.  Polis de binayı ablukaya almıştı.

Senegal'e gitmek üzere havalanan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin uçağı, olaylar nedeniyle ülkeye dönmüştü. Anayasa Mahkemesi binasına gelen Nawrocki'yle mahkeme üyeleri arasında arbede yaşanmıştı.

Tusk, olayın ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda PiS, eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve mevcut Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Polonya'da hukukun üstünlüğünü yok etmeye çalıştığını öne sürdü. Bunun parçası olarak da "Anayasa Mahkemesi'ne ve yargıçlarına saldırdıklarını" iddia etti.

New York Times'ın analizine göre Rusya, muhafazakar kanattaki muhaliflerin Tusk yönetimine yönelttiği darbe suçlamalarını destekleyerek ülkenin Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, pazar günkü açıklamasında Polonya'da "anayasal darbenin sürdüğünü" öne sürdü. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Polonya'nın 2014'te Ukrayna'da yaşanan siyasi krize benzer bir "çöküş ve trajediyle" karşı karşıya olduğunu savundu.

Tusk, hafta sonu yaptığı açıklamada mahkemede şiddet olaylarının yaşandığına dair sosyal medya paylaşımlarının gerçeği yansıtmadığını, bunun Rusya destekli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu iddia etti.

Savaşta Ukrayna'ya desteğiyle tanınan Tusk, geçen ay düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu'nda Rusya'ya yönelik AB yaptırımlarının artırılması çağrısında bulunmuştu.

NYT'nin analizinde, sadece Rusya'nın değil Avrupa'daki AB karşıtı radikal sağcıların da Polonya'daki kriz üzerinden Tusk yönetimine yüklendiğine dikkat çekiliyor. Fransa'dan Marine Le Pen, Birleşik Krallık'tan Nigel Farage ve Hollanda'dan Geert Wilders gibi radikal sağcı siyasetçiler, Polonya muhalefetinin darbe suçlamalarını gündeme taşımıştı.

Kaliningrad'da özel operasyon başlatıldı

Öte yandan Tusk yönetimi, "sabotaj" girişimlerine karşı Kaliningrad sınırında özel operasyon başlattı. Polonya Emniyet Genel Müdürü Marek Boron, geçen hafta askeri istihbarat ve müttefik servislerden uyarı aldıklarını, sınıra takviye ekipler sevk edildiğini söyledi. Rusya'nın en batıdaki toprağı Kaliningrad, 1991'den bu yana ülkenin ana topraklarıyla kara bağlantısı bulunmayan bir eksklav.

Kaliningrad Uluslararası ve Bölgeler Arası İlişkiler, Güvenlik ve Asayiş Komisyonu Başkan Yardımcısı Yevgeny Mişin ise TASS'a açıklamasında, Polonya'nın "Rusya'dan hayali tehditlere değil, iç politikaya daha fazla önem vermesi gerektiğini" belirtti.

Anayasa Mahkemesi'yle ilgili anlaşmazlık, PiS'in 2015'te iktidara gelmesiyle başlamıştı. Parti, Parlamento'nun daha önce atadığı bazı yargıçların göreve başlamasını engelleyerek kendi adaylarını mahkemeye yerleştirmişti. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) daha sonra bunu hukuka aykırı bulmuş, sözkonusu atamalara dayanan mahkeme kararlarının geçersiz olduğuna hükmetmişti.

PiS'in 2023'teki seçim yenilgisinin ardından iktidara gelen Başbakan Donald Tusk liderliğindeki koalisyon, önceki hükümetin yaptığı değişiklikleri geri almaya çalışmıştı. Ancak PiS'e yakın Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Parlamento'nun atadığı 5 yeni yargıcın yemin törenlerine katılmayarak göreve başlamalarını engellemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Notes from Poland, TASS