Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi'nin işgal altındaki Kudüs'e gerçekleştirdiği ziyaret, İsrail'in Afrika'daki varlığını kalıcı kılma çabalarını, İsrail'in nüfuzunu ve görünürlüğünü artırmasından duyulan bölgesel endişelerin ortasında yeniden gündeme getirdi.
Tshisekedi, 2021 yılında gerçekleştirdiği ziyaretinden bu yana yaklaşık beş yıl içindeki ikinci ziyareti olan ve üç gün süren çalışma ziyaretinin ardından dün İsrail'den ayrıldı. Ziyaret sırasında Kudüs'te Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüşmelerde bulundu.
Şarku'l Avsat'a konuşan Afrika işleri uzmanları, Tel Aviv'in çıkarlarını genişletme ve nüfuzunu artırmak için baskı unsurları elde etme çabalarına dikkati çekerek, ekonomik ve güvenlik kazançları sağlama arayışıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkeler ve ayrılıkçı Somaliland gibi bölgelerle yakınlaşma çizgisinde hareket ettiğine işaret ediyor.
Öte yandan Mısır, Türkiye ve Somali dahil olmak üzere birden fazla Arap ve İslam ülkesi, İsrail'in Somaliland’deki varlığına karşı çıktıklarını ifade ederek bunun bölgedeki istikrarı tehdit ettiği konusunda uyarılarda bulundu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabından yapılan açıklamaya göre ziyaret sırasında Tshisekedi'nin Netanyahu ile görüşmeleri tarım, enerji, altyapı ve ileri teknoloji alanlarının yanı sıra güvenlik ve savunma konularına odaklandı.
Fransa Uluslararası Radyosu'nun aktardığına göre Kongo Cumhurbaşkanı ülkesinin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığını yinelerken, aynı zamanda sivillerin korunması, uluslararası hukuka saygı duyulması ve bölgesel krizleri ele almanın bir yolu olarak diyalogun sürdürülmesi çağrısında bulundu.
Kongo ve İsrail giderek birbirine yaklaşırken Herzog, 2025 yılının kasım ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ni ziyaret etmişti.
İlişkiler ve çıkarlar
Ortadoğu Araştırmaları Ulusal Merkezi’nden Afrika İşleri Uzmanı Hüseyin el-Behiri, ziyaretin iki tarafın da çeşitli çıkarlar elde etmesi amacıyla ilişkilerde bir gelişmeyi ifade ettiğini belirtiyor. Buna göre Kongo, isyancılarla yaşadığı iç krizlere karşı güvenlik ve askeri destek almayı amaçlarken İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarındaki ihlallerinden kaynaklanan uluslararası baskıları örtbas etmek ve dış ortaklıklarını çeşitlendirme yeteneğini kanıtlamak amacıyla genel olarak Afrika kıtasında, özel olarak da Nil Havzası ülkelerinde nüfuzunu genişletmeyi hedefleyen bir dış politika izliyor.
Behiri, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin, İsrail için bakır, alüminyum, lityum ve kobalt gibi işlenmemiş doğal kaynaklar ve değerli madenler elde etmede önemli bir kaynak oluşturduğunu ekledi. Bu madenler, bataryalar ve insansız hava araçları (İHA) gibi stratejik endüstrilerde kullanılmakta olup, İsrail'e aynı zamanda dikkat çekici ekonomik kazançlar sağlıyor.
Afrika işleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa ise Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ziyaretin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin ülkenin doğusunda karşılaştığı zorluklar, ordu ve güvenlik teşkilatlarının kapasitesini geliştirme ihtiyacı ile istihbarat, gözetleme, eğitim ve savunma alanlarındaki İsrail tecrübe ve teknolojilerinden yararlanma arzusu çerçevesinde siyasi, güvenlik, ekonomik ve teknolojik yönleri kapsayan daha geniş bir ortaklığa geçişi yansıttığına inandığını ifade etti.
İsrail’in Afrika’da daha görünür olması
İsrail, Afrika'daki varlığını güçlendirmeye çalışıyor. Geçtiğimiz yılın sonlarında, Mısır, Somali, Arap ve Türk devletlerinin bu adıma yönelik itirazlarının ortasında ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımıştı.
İsrail'in Etiyopya, Güney Sudan ve Uganda gibi Afrika ülkeleriyle ilişkileri bulunuyor ve Ağustos 2025'te Zambiya'nın başkenti Lusaka'daki büyükelçiliğini yeniden açtı. Ayrıca Çad, Nijerya ve Kamerun gibi ülkelerle güvenlik, askerî ve ticari ilişkilere sahip bulunuyor.
İsrail ayrıca Ruanda ile askerî iş birliği ilişkilerini sürdürüyor. Öyle ki ülkenin Kigali'deki büyükelçisi geçtiğimiz mart ayında Ruanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile bir araya gelerek iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirmenin yollarını ele almıştı.
Behiri, İsrail'in Afrika'daki ve Nil Havzası'ndaki nüfuz artışının -ki bunun öncesinde Bab’ul-Mendeb ve uluslararası deniz nakliye hatlarının yakınındaki Somaliland bölgesini tanımak suretiyle Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de bir ayak izi sağlaması gelmiştir- ‘Mısır için stratejik bir derinlik teşkil eden bölgedeki güçlü İsrail varlığı nedeniyle Mısır'ın ulusal güvenliğini doğrudan ve dolaylı olarak etkilediğini, bunun da Tel Aviv'e, iki taraf arasındaki bazı askıda kalan dosyaları çözmek için havza ülkeleriyle olan ilişkilerini bir baskı unsuru olarak kullanma alanı açtığını’ belirtiyor.
İsrail Cumhurbaşkanı, resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı'nı kabul etti (Somaliland Bölgesi Başkanı’nın X hesabı)
İsa, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Afrika'daki İsrail varlığının artması, birbirinden bağımsız hareketler silsilesi olmaktan ziyade, her sahanın kendine has özelliklerine göre seçici bir şekilde uygulanan ortak özelliklere sahip bir strateji olma eğiliminde.”
İsa ayrıca, güvenlik boyutunun ekonomik ve diplomatik çıkarların yanı sıra İsrail'in Afrika ülkeleriyle ilişkilerini genişletmesinde merkezi bir unsur haline geldiğine dikkati çekti.
Ortaklık ağı
İsa’ya göre Somaliland durumu, İsrail politikasının ‘jeopolitik boyutunu’ gözler önüne seriyor; zira bu bölgenin Aden Körfezi üzerindeki konumu ve Bab’ul-Mendeb'e yakınlığı, özellikle Husilerin artan tehdidiyle birlikte, onu seyrüsefer ve Kızıldeniz güvenliği açısından doğrudan bir öneme sahip kılıyor.
İsrail, ikili ilişkilerin ötesine geçerek stratejik açıdan son derece hassas bir bölgede yeniden konumlanma boyutları taşıyan bir adımla, Somaliland’ı resmi olarak tanıyan ilk hükümet oldu.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ne gelince, burada nispeten farklı çıkarlar ön plana çıkıyor. Çünkü yakınlaşma, büyük oranda güvenlik ve teknoloji iş birliği ihtiyacının yanı sıra yatırım fırsatları ve devasa maden kaynaklarından yararlanma isteğiyle de ilişkili.
İsa'ya göre bu durum, İsrail'in Afrika'da tek bir araç değil, devletin doğasına, konumuna ve ihtiyaçlarına göre güvenlik, teknoloji, yatırım ve diplomasinin bir karışımını kullandığını gösteriyor. Dolayısıyla İsrail'in Afrika'daki politikası, ayrıntıları tek tip olan bir plan değil, esnek bir strateji olarak görülebilir.
İsa, sözlerine şöyle devam etti:
“Genel hedef, İsrail'in güvenlik, seyrüsefer ve ticaret alanındaki çıkarlarına hizmet edecek, İran nüfuzuyla mücadele edecek ve siyasi destek kazandıracak geniş bir ortaklıklar ağı inşa etmektir; araçlar ise ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor.”
İsrail'in Afrika'daki artan nüfuzu, İsrail varlığının dağınık diplomatik ve ekonomik ilişkilerden güvenliğe, limanlara, deniz geçitlerine ve teknolojiye daha fazla dayanan bir varlığa dönüşmesi yoluyla, özellikle Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de bazı bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilir.
İsa, Somaliland bölgesinde bir İsrail ortağının varlığının, yeni güvenlik ve istihbarat düzenlemelerine kapı aralayabileceğine ve bölgede halihazırda var olan güçler arasındaki rekabeti artırabileceğine inanıyor.