İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Trump'ın yaptırımları yeni bir aşama başlatıyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Trump yönetiminin başlattığı “ekonomik dışlama” kampanyası, Washington'un düşmanlarından birine uyguladığı en büyük mali yaptırımları temsil ediyor ve İran rejiminin ekonomisinin can damarlarını kesmeyi amaçlıyor. Bu yaptırımlar sadece ABD'nin Tahran ile ilişkilerini yasaklamakla kalmıyor, aynı zamanda onunla iş yapan üçüncü tarafların Amerikan finans sistemine erişimini de engelleme tehdidinde bulunuyor. Bu, Trump'ın daha önce 2019'un sonunda imzaladığı “Sezar Yasası” aracılığıyla Beşşar Esed rejimine karşı kullandığı bir mekanizma.

Esed deneyimi ve diğerleri, yaptırımların otoriter rejimleri zayıflatabileceğini ve onları taviz vermeye zorlayabileceğini, ancak nadiren kendi başlarına devirebileceğini gösteriyor. Bu rejimler liderliği, güvenlik aygıtını ve dar çevreleri korurken, maliyeti vatandaşların sırtına yüklerler. Baskıyı haklı çıkarmak için “dış düşmanı” kullanırlar ve yoksulluk, yolsuzluk ve kötü yönetimi yaptırımlara bağlarlar. Yaptırımlar, sertlik yanlılarını güçlendirirken reformcuları zayıflatır. Yönetimin miras bırakılması sürecini hızlandırır ve seçimleri erteler.

Küba'da, ABD ambargosu 1962'de başladı, ekonomiyi zayıflattı ancak rejimi devirmedi. İktidar Fidel Castro'dan kardeşi Raul'e, ardından Miguel Díaz-Canel'e geçti. Venezuela'da, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro'nun yetkililerine karşı yaptırımlar 2015'te başladı ve 2017'de genişletildi. Ekonomi daraldı ve milyonlarca insan göç etti, ancak yaptırımlar rejimi devirmedi. Rejimi deviren, bu yılın başındaki ABD operasyonu oldu.

Kuzey Kore'de ise iktidar Kim Il-sung'dan oğlu Kim Jong-il'e geçti. Yaptırımlar, Pyongyang'ın nükleer programını geliştirmesini engellemedi. Rejim, bombayı bir sigorta poliçesi olarak gördü ve ilk nükleer denemesini 2006'da gerçekleştirdi. İktidar, 2011 yılının sonunda torun Kim Jong-un'a geçti.

Arap dünyasında, Güvenlik Konseyi, 1990'da Kuveyt'i işgalinden sonra Irak'a yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar, rejimi kitle imha silahı programlarını denetime açmaya ve imha etmeye zorladı, ancak Saddam Hüseyin'i devirmedi. 2003'teki ABD işgali onu devirdi. Muammer Kaddafi, yaptırımlar ve izolasyon ile aynı yılın sonunda kimyasal silah cephaneliğinden vazgeçmek zorunda kaldı, ancak rejimi 2011'deki Libya ayaklanması ve NATO müdahalesine kadar devrilmedi. Sudan'da da yaptırımlar Ömer el-Beşir rejimini devirmedi, ancak 2019'daki protestoların baskısı altında devrilmeden önce davranışlarını değiştirmesine katkıda bulundu. Bunun üzerine yaptırımlar kaldırıldı. 2013'te “iki generalin savaşı”nın patlak vermesinin ardından Washington, her iki tarafı da yeniden yaptırımlarla hedef aldı.

Suriye, İran'a en yakın örneği sunuyor. Washington, 1979'da Suriye'yi terörizmi destekleyen devletler listesine aldı, ancak Hafız Esed 2000'deki ölümüne kadar iktidarda kaldı; ardından oğlu Beşşar Esed, yaptırımların ve izolasyonun gölgesinde 24 yıldan fazla bir süre iktidarda kaldı. 2013'teki kimyasal saldırıdan sonra ABD'nin askeri müdahale tehdidi, Esed'i kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etmeye zorladı. Bu baskı davranışlarını değiştirdi, ancak onu devirmedi.

Onu deviren, 2024'ün sonunda Sezar Yasası'nın sonuçlarının ortasında başlatılan askeri bir saldırı oldu; o sırada Rusya Ukrayna'daki savaşla meşguldü ve İran ile Hizbullah yoğun İsrail baskısı altındaydı. Müttefiklerinin korumasını kaybettiğinde ve güçleri Ahmed eş-Şara liderliğindeki gruplar karşısında dağıldığında, Moskova'ya kaçtı.

Peki, İran yaptırımlarla nasıl başa çıkacak? Büyük olasılıkla aynı taktikleri uygulayacaktır. Trump'ın ekonomik yaptırım kampanyasına, 40 yılı aşkın süredir biriktirdiği araçlarla, yani gölge filolar, paravan şirketler, kaçakçılık ağları, vekil güçler, komşu ülkelerle ticaret, takas ve kripto paralar, paralel bir finans sistemi kurma ve Çin ve Rusya ile iş birliğini derinleştirmeyle karşılık verecektir. Ayrıca bölgesel nüfuzunu müzakerelerde kaldıraç olarak ve yaptırımları aşmak için kullanacaktır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre içeride rejim, yaptırımları bir “ekonomik savaş” olarak gösterecek, enflasyon ve yoksulluktan Washington'u sorumlu tutarken, kendi kötü yönetimini, askeri harcamalarını ve vekil güçlerine desteğini görmezden gelecektir. Hatta daha fazla baskıyı haklı çıkarmak için dış baskıyı bile kullanabilir.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, rejimi daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır

Ancak hata, Tahran'ın başkalarının deneyimlerinden çıkarabileceği ders olabilir. Kaddafi alışılmadık programından vazgeçti ve rejimi düşmeden önce 8 yıl daha iktidarda kaldı. Esed 2013'te kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etti, ancak 11 yıl daha iktidarda kaldı. Kuzey Kore nükleer bombasını korudu ve kimse rejimini askeri olarak devirmeye cesaret edemedi.

Ayrıca Kuzey Kore ve Suriye'de babadan oğula, Küba'da ise büyük kardeşten küçük kardeşe iktidar devir teslimi, Tahran'da da tekrarlandı; Mücteba, babası Ali Hamaney'in yerine ülkenin Dini Lideri oldu. NATO Libya'ya müdahale etmeseydi, Seyfül İslam babasının yerine geçebilirdi ve Amerikan müdahalesi olmasaydı Uday veya Kusay hâlâ Saddam'ın saraylarında yaşıyor olabilirdi.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran'ın ideolojik rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, onu daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır, hatta müzakere masasına oturmaya bile itebilir. Öte yandan, baskılar onu tam tersi yöne; bölgeye yönelik tehditlerinin ve maceralarının dozunu artırma, ülke içindeki kontrolünü sıkılaştırma ve nükleer bomba edinme ve Kuzey Kore modeline yönelme çabasını hızlandırmaya da itebilir.

Soru sadece yaptırımların rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır

İşte “yanlış ders” burada gizli. İran nükleer silahı, sadece dış baskılara karşı caydırıcı bir unsur olarak değil, rejimin hayatta kalmasının nihai garantisi olarak görüyor; dahası rejim değişikliğine karşı bir sigorta poliçesi olarak değerlendiriyor.

“İsrail faktörü” hesapları değiştiriyor. İsrail, 1981'de Irak reaktörünü vurdu, 2007'de Deyrizor yakınlarındaki Suriye nükleer tesisini imha etti ve İran'ın nükleer ve füze programlarına karşı suikastlar, sabotaj operasyonları, siber saldırılar ve askeri saldırılar gerçekleştirdi.

İsrail, İran nükleer programını bir pazarlık kozu olarak değil, 7 Ekim 2023'ten sonra yoğunlaşan varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Tahran'ın bir bombanın gerçeğe dönüşeceği noktaya ulaşmasına izin vermeyebilir.

Trump'ın yaptırımları İran'da yeni bir aşama başlattı. Soru sadece rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır. Ve “yanlış dersin” tehlikesi de işte burada yatıyor.



Washington, İran’a tüm bombaların anası ile saldırmayı değerlendiriyor

ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
TT

Washington, İran’a tüm bombaların anası ile saldırmayı değerlendiriyor

ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)
ABD’nin Florida eyaletindeki Eglin Hava Üssü’nde bulunan tüm bombaların anasının tarihsiz fotoğrafı (Reuters)

ABD’nin, Başkan Donald Trump’ın savaşta yeni bir tırmanış başlatmaya karar vermesi halinde İran’ı elindeki en güçlü nükleer olmayan bombayla vurmayı değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın çıkmaza girmesi üzerine Washington yeni askeri seçenekleri masaya yatırıyor.

CNN’e konuşan bilgi sahibi kaynaklar, ABD ordusunun tüm bombaların anası olarak bilinen GBU-43/B tipi bombanın İran’ın enerji altyapısını ve nükleer tesislerini hedef almak için olası kullanımını değerlendirdiğini aktardı.

Donald Trump, geçen hafta 3 Kasım’da yapılması planlanan ara seçimlerden önce İran’a saldırı düzenlenmesi ihtimalini dışlamış ve Tahran’la verimli görüşmeler yürütüldüğünü söylemişti.

Bu açıklama, İran’a karşı yürütülen savaşın ve bunun emtia ile akaryakıt fiyatları üzerindeki etkilerinin Trump’ın kamuoyu desteğini düşürdüğü bir dönemde geldi. ABD Başkanı’nın seçimlere kısa süre kala anketlerde gerilemesi dikkat çekiyor.

ABD ve İsrail, saldırıların amacının İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu savunuyor. Tahran ise nükleer silah geliştirdiği iddiasını reddederek barışçıl nükleer program yürütme hakkını vurguluyor.

Washington ile Tahran, Pakistan’ın arabuluculuğunda geçen haziranda bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Ancak İran’ın temmuzda Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve ABD’nin İran’a askeri saldırılarla karşılık vermesinin ardından mutabakat çöktü. O tarihten bu yana müzakerelerde ilerleme sağlanamıyor.

Buna rağmen çok sayıda medya kuruluşu, Beyaz Saray’ın Pentagon’dan seçimler öncesinde İran’daki hedeflere yönelik saldırı seçenekleri hazırlamasını istediğini bildirdi.

CNN’e konuşan kaynaklardan biri, Trump’ın askeri planlamanın geniş çaplı enerji altyapısının hedef alınmasını ve tüm bombaların anası olarak bilinen mühimmatın kullanılma ihtimalini de kapsaması yönünde talimat verdiğini söyledi.

Ancak bazı yetkililer, söz konusu bombanın ne ölçüde etkili olabileceği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Özellikle İran’ın yer altındaki nükleer tesislerini imha etme kapasitesi tartışma konusu.

Planlara ilişkin bilgi sahibi bir kaynak, CNN’e yaptığı açıklamada, bombanın geniş alanları tahrip etmede etkili olduğunu ancak bunun ötesinde bir kapasite sunmadığını belirtti. Kaynak, mühimmatın tahkim edilmiş hedefleri delmek üzere tasarlanmadığına dikkat çekti.

Bu tür bombaların kullanılması, siviller arasında can kaybı yaşanması riskini de beraberinde getiriyor.

ABD ordusu, Trump’ın ilk başkanlık döneminde, 2017’de tüm bombaların anasını ilk kez kullanarak Afganistan’da terör örgütü DEAŞ’a ait sığınakları ve tünelleri hedef almıştı. Saldırıda 90’dan fazla örgüt mensubu öldürülmüştü.


Trump, Fort Hood saldırganının idamının canlı yayımlanmasından vazgeçti

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
TT

Trump, Fort Hood saldırganının idamının canlı yayımlanmasından vazgeçti

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ekim 2026'da Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'ne gelişinin ardından (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Fort Hood askeri üssüne düzenlenen saldırının faili Nidal Malik Hasan’ın kurşuna dizilerek idam edilmesinin canlı yayımlanmayacağını açıkladı. Trump’ın kararı, idamın canlı yayınlanacağının duyurulmasının hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar arasında tepki çekmesinin ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in infazı izlemeyeceğini söylemesinin ardından geldi.

Trump, perşembe günü sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, idamın kamuoyuna açık şekilde yayımlanmasının “dünyaya güçlü bir caydırıcılık mesajı verebileceğini ve Amerika’nın Hasan gibilerinden, teröristlerden ve aşağılık kişilerden nasıl hesap sorduğunu gösterebileceğini” belirtti. Ancak Trump, “Çok sayıda iyi niyetli ve düzgün insan, onun ölümünü ister canlı yayında ister başka bir görsel yolla olsun, izlememeyi tercih ediyor” ifadelerini kullandı.

Savunma Bakanlığı, Hasan’ın idamının gelecek 3 Aralık’ta gerçekleştirileceğini açıklamıştı. Trump, kurbanların yakın aile üyelerinin istemeleri halinde infazı bizzat izleyebileceklerini de belirtti.

Savunma Bakanı Pete Hegseth’in bu ayın başında Hasan’ın idamının kamuya açık şekilde gerçekleştirileceğini duyurması, ardından Pentagon’un infazın canlı yayımlanacağını açıklaması, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında geniş çaplı eleştirilere yol açmıştı. Çok sayıda isim, idam görüntülerinin aşırılığı ve radikalleşmeyi körüklemek amacıyla kullanılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Başkan Yardımcısı JD Vance’e bu ayın başında kamuya açık bir infazın Hristiyan inancıyla ne ölçüde bağdaştığı sorulmuştu. Vance, “Bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyorum” yanıtını vermişti.

fvgbhj
Nidal Hasan, 29 Haziran 2012 (Reuters)

Vance, infaz yöntemine ilişkin tartışmalardan bağımsız olarak, “İnsanların bu adamın çok sayıda masum insanı vahşice öldürdüğünü unutmamasını umuyorum” demişti. Associated Press’in aktardığına göre Vance, sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Bununla birlikte, infaz sonunda canlı yayımlanırsa ben izlemeyeceğim.”

ABD ordusunda binbaşı rütbesiyle görev yapan psikiyatrist Nidal Malik Hasan, 5 Kasım 2009’da Fort Hood askeri üssündeki bir sağlık binasına girmişti. O sırada askerler, yurt dışındaki görevlere gönderilmeden önce aşı olmak ve gerekli sağlık onaylarını almak için uzun kuyruklarda bekliyordu.

Hasan, lazer nişangâhıyla donatılmış bir tabancayla ateş açmış, otoparka doğru kaçmaya çalışan askerleri arkalarından vurmuştu.

Hasan, saldırıyı Afganistan’a giderek kendi dininden Müslümanları öldürmelerini önlemek amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti. Ancak 2013’teki yargılaması sırasında askeri mahkeme, bu gerekçeyi savunmasında kullanmasına izin vermemişti.

Bir kolluk görevlisinin sırtından vurması sonucu vücudunun alt kısmı felç olan Hasan, bugün tekerlekli sandalye kullanıyor. Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre Hasan, idam cezasının infazını uzun süre erteletmek için hukuki yollara başvurabilir. Ancak yargılama sırasındaki tutumu, böyle bir erteleme istemeyebileceğine işaret ediyor.


Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz’de gerilim tırmanıyor: Gemilerin geçişine yönelik kısıtlamalar sıkılaşıyor

Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nda, Umman’ın Müsendem kıyısından görülen demirlemiş gemiler (Reuters)

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkileri, Washington ile Tahran arasında denizde karşılıklı adımların atıldığı ve gemi geçişlerine yönelik kısıtlamaların sıkılaştırıldığı bir dönemde Körfez ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğine de yayılıyor.

ABD ordusu İran’la bağlantılı bir gemiyi imha ettiğini açıklarken Tahran, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan petrol tankerinde yangın çıktığını bildirdi. İranlı bir askeri yetkili de Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için silahlı kuvvetlerle koordinasyon sağlanması gerektiğini vurguladı.

Krizin etkileri askeri çatışmayla sınırlı kalmıyor. Deniz taşımacılığındaki aksamalar tarımsal ürünleri tehdit ederken küresel gıda fiyatlarında artış riskini de yükseltiyor.

İran’la bağlantılı gemi imha edildi

Bölgedeki askeri operasyonları yürüten ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), geçen hafta Umman Körfezi’nde keşif görevi yapan İran’la bağlantılı bir geminin ABD güçleri tarafından vurularak imha edildiğini açıkladı. CENTCOM’un X platformundaki açıklamasına göre gemi, ABD donanmasına ait gemileri hedef almıştı. Açıklamada, saldırıdan önce gemi mürettebatının güvenli bir yere tahliye edildiği belirtildi.

cdfvghj
İran Deniz Kuvvetleri, Hürmüz Boğazı’nın doğusunda bir petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu (Fars)

Açıklama, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana ABD ile İran arasında denizde tırmanan gerilimin ortasında geldi. Savaş öncesinde Körfez’i Umman Körfezi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği büyük ölçüde kesintisiz sürüyordu.

Ancak İran’ın tehditleri ve saldırıları, bu stratejik geçitte deniz trafiğinin neredeyse durmasına yol açtı. ABD güçleri de iki ülke arasında tırmanan çatışmalar kapsamında İran’a ait sivil gemilere yönelik tekrarlanan saldırılar düzenledi.

Petrol tankerinde yangın

İran ordusu ise perşembe günü, yasaklı bir bölgeden geçmeye çalışan bir petrol tankerinde Umman Körfezi’nde yangın çıktığını duyurdu. Haberi İran devlet televizyonu aktardı.

Televizyonun askeri bir açıklamaya dayandırdığı habere göre, deniz kuvvetlerine bağlı gözetleme ekipleri, olayın duyurulmasından birkaç saat önce alev alan ve kuralları ihlal ettiği belirtilen bir petrol tankerini tespit etti.

Açıklamada, tankerin takip sistemlerini kapattığı ve yasaklı bölgeden geçmeye çalıştığı belirtildi. Yangının nedeni veya gemide meydana gelen hasarın boyutu hakkında ise ayrıntı paylaşılmadı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Olay, Tahran’ın bölgedeki gemi trafiği üzerindeki denetimini sıkılaştırmaya yönelik adımları nedeniyle önem taşıyor. İran, geçen eylül ayında Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman Körfezi’nin bir bölümünü de kapsayan yasaklı bir bölge oluşturduğunu açıklamıştı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı deniz kuvvetleri de boğazdan geçiş sırasında seyir sistemlerini devre dışı bırakan her geminin “düşman” kabul edileceği ve bu gemilere karşı sert önlemler alınacağı uyarısında bulunmuştu.

dfvgh
Mesud Pezeşkiyan

Güvenlik verileri, savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’nda gemileri hedef alan saldırılarda belirgin bir artış yaşandığını gösteriyor. Bu durum, küresel enerji taşımacılığının en önemli güzergâhlarından birinde deniz ticaretini tehdit eden risklerin büyüdüğüne işaret ediyor.

Tahran: Hürmüz’den geçiş için koordinasyon şart

İran’ın sert tutumunu yineleyen İran ordusunun koordinasyondan sorumlu komutan yardımcısı Tuğamiral Habibullah Seyyari, perşembe günü yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın kapalı olduğunu ve buradan geçiş yapmak isteyen tüm gemilerin İran silahlı kuvvetleriyle koordinasyon sağlaması gerektiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın resmî haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Seyyari, silahlı kuvvetlerin bölgede yüzde 100 kontrol ve gözetim sağladığını belirtti. Seyyari, Devrim Muhafızları’na bağlı deniz kuvvetlerinin boğazın batısında güçlü bir varlık gösterdiğini, İran ordusunun ise boğazın doğusunda ve Umman Denizi’nin kuzeyine kadar uzanan bölgede konuşlandığını ifade etti.

Koordinasyon sağlanmadan geçiş yapılmasının gemileri, ayrıntıları zaman içinde haberlerde ortaya çıkan önlemlerle karşı karşıya bırakacağını söyleyen Seyyari, ABD’de ve diğer ülkelerde akaryakıt fiyatlarının yükselmesini boğazdan petrol akışının aksamasına örnek gösterdi.

Bu açıklamalar, ABD’nin Tahran’ın savaşın başlamasından bu yana fiilen kapattığı Hürmüz Boğazı’na karşılık İran limanlarına deniz ablukası uyguladığı bir dönemde geldi.

Pezeşkiyan ablukanın ağırlığını kabul etti

Siyasi cephede ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’yi İranlılar üzerindeki ekonomik baskıyı artırarak halkın öfkesini körüklemeye ve ülke içinde protestoları tetiklemeye çalışmakla suçladı. Pezeşkiyan, ülkesinin 1979 Devrimi’nden bu yana en ağır abluka ve savaş koşullarıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Devrimden sonraki onlarca yıl boyunca İran’ın benzer düzeyde bir abluka, savaş ve zorluk yaşamadığını belirten Pezeşkiyan, Washington’ın siyasi hedeflerine ulaşmak amacıyla vatandaşların hayatını zorlaştırarak onları protestolara yöneltmeye çalıştığını öne sürdü.

Tahran, ABD ve İsrail’i ülke içindeki huzursuzluğu körüklemeye çalışmakla defalarca suçladı.

İran Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları, ekonomik baskının giderek arttığı ve ülkede geçen yıl aralık ayının sonlarında hayat pahalılığı nedeniyle başlayan protestoların daha sonra hükûmet karşıtı bir harekete dönüştüğü bir dönemde geldi.