İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Trump'ın yaptırımları yeni bir aşama başlatıyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Trump yönetiminin başlattığı “ekonomik dışlama” kampanyası, Washington'un düşmanlarından birine uyguladığı en büyük mali yaptırımları temsil ediyor ve İran rejiminin ekonomisinin can damarlarını kesmeyi amaçlıyor. Bu yaptırımlar sadece ABD'nin Tahran ile ilişkilerini yasaklamakla kalmıyor, aynı zamanda onunla iş yapan üçüncü tarafların Amerikan finans sistemine erişimini de engelleme tehdidinde bulunuyor. Bu, Trump'ın daha önce 2019'un sonunda imzaladığı “Sezar Yasası” aracılığıyla Beşşar Esed rejimine karşı kullandığı bir mekanizma.

Esed deneyimi ve diğerleri, yaptırımların otoriter rejimleri zayıflatabileceğini ve onları taviz vermeye zorlayabileceğini, ancak nadiren kendi başlarına devirebileceğini gösteriyor. Bu rejimler liderliği, güvenlik aygıtını ve dar çevreleri korurken, maliyeti vatandaşların sırtına yüklerler. Baskıyı haklı çıkarmak için “dış düşmanı” kullanırlar ve yoksulluk, yolsuzluk ve kötü yönetimi yaptırımlara bağlarlar. Yaptırımlar, sertlik yanlılarını güçlendirirken reformcuları zayıflatır. Yönetimin miras bırakılması sürecini hızlandırır ve seçimleri erteler.

Küba'da, ABD ambargosu 1962'de başladı, ekonomiyi zayıflattı ancak rejimi devirmedi. İktidar Fidel Castro'dan kardeşi Raul'e, ardından Miguel Díaz-Canel'e geçti. Venezuela'da, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro'nun yetkililerine karşı yaptırımlar 2015'te başladı ve 2017'de genişletildi. Ekonomi daraldı ve milyonlarca insan göç etti, ancak yaptırımlar rejimi devirmedi. Rejimi deviren, bu yılın başındaki ABD operasyonu oldu.

Kuzey Kore'de ise iktidar Kim Il-sung'dan oğlu Kim Jong-il'e geçti. Yaptırımlar, Pyongyang'ın nükleer programını geliştirmesini engellemedi. Rejim, bombayı bir sigorta poliçesi olarak gördü ve ilk nükleer denemesini 2006'da gerçekleştirdi. İktidar, 2011 yılının sonunda torun Kim Jong-un'a geçti.

Arap dünyasında, Güvenlik Konseyi, 1990'da Kuveyt'i işgalinden sonra Irak'a yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar, rejimi kitle imha silahı programlarını denetime açmaya ve imha etmeye zorladı, ancak Saddam Hüseyin'i devirmedi. 2003'teki ABD işgali onu devirdi. Muammer Kaddafi, yaptırımlar ve izolasyon ile aynı yılın sonunda kimyasal silah cephaneliğinden vazgeçmek zorunda kaldı, ancak rejimi 2011'deki Libya ayaklanması ve NATO müdahalesine kadar devrilmedi. Sudan'da da yaptırımlar Ömer el-Beşir rejimini devirmedi, ancak 2019'daki protestoların baskısı altında devrilmeden önce davranışlarını değiştirmesine katkıda bulundu. Bunun üzerine yaptırımlar kaldırıldı. 2013'te “iki generalin savaşı”nın patlak vermesinin ardından Washington, her iki tarafı da yeniden yaptırımlarla hedef aldı.

Suriye, İran'a en yakın örneği sunuyor. Washington, 1979'da Suriye'yi terörizmi destekleyen devletler listesine aldı, ancak Hafız Esed 2000'deki ölümüne kadar iktidarda kaldı; ardından oğlu Beşşar Esed, yaptırımların ve izolasyonun gölgesinde 24 yıldan fazla bir süre iktidarda kaldı. 2013'teki kimyasal saldırıdan sonra ABD'nin askeri müdahale tehdidi, Esed'i kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etmeye zorladı. Bu baskı davranışlarını değiştirdi, ancak onu devirmedi.

Onu deviren, 2024'ün sonunda Sezar Yasası'nın sonuçlarının ortasında başlatılan askeri bir saldırı oldu; o sırada Rusya Ukrayna'daki savaşla meşguldü ve İran ile Hizbullah yoğun İsrail baskısı altındaydı. Müttefiklerinin korumasını kaybettiğinde ve güçleri Ahmed eş-Şara liderliğindeki gruplar karşısında dağıldığında, Moskova'ya kaçtı.

Peki, İran yaptırımlarla nasıl başa çıkacak? Büyük olasılıkla aynı taktikleri uygulayacaktır. Trump'ın ekonomik yaptırım kampanyasına, 40 yılı aşkın süredir biriktirdiği araçlarla, yani gölge filolar, paravan şirketler, kaçakçılık ağları, vekil güçler, komşu ülkelerle ticaret, takas ve kripto paralar, paralel bir finans sistemi kurma ve Çin ve Rusya ile iş birliğini derinleştirmeyle karşılık verecektir. Ayrıca bölgesel nüfuzunu müzakerelerde kaldıraç olarak ve yaptırımları aşmak için kullanacaktır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre içeride rejim, yaptırımları bir “ekonomik savaş” olarak gösterecek, enflasyon ve yoksulluktan Washington'u sorumlu tutarken, kendi kötü yönetimini, askeri harcamalarını ve vekil güçlerine desteğini görmezden gelecektir. Hatta daha fazla baskıyı haklı çıkarmak için dış baskıyı bile kullanabilir.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, rejimi daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır

Ancak hata, Tahran'ın başkalarının deneyimlerinden çıkarabileceği ders olabilir. Kaddafi alışılmadık programından vazgeçti ve rejimi düşmeden önce 8 yıl daha iktidarda kaldı. Esed 2013'te kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etti, ancak 11 yıl daha iktidarda kaldı. Kuzey Kore nükleer bombasını korudu ve kimse rejimini askeri olarak devirmeye cesaret edemedi.

Ayrıca Kuzey Kore ve Suriye'de babadan oğula, Küba'da ise büyük kardeşten küçük kardeşe iktidar devir teslimi, Tahran'da da tekrarlandı; Mücteba, babası Ali Hamaney'in yerine ülkenin Dini Lideri oldu. NATO Libya'ya müdahale etmeseydi, Seyfül İslam babasının yerine geçebilirdi ve Amerikan müdahalesi olmasaydı Uday veya Kusay hâlâ Saddam'ın saraylarında yaşıyor olabilirdi.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran'ın ideolojik rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, onu daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır, hatta müzakere masasına oturmaya bile itebilir. Öte yandan, baskılar onu tam tersi yöne; bölgeye yönelik tehditlerinin ve maceralarının dozunu artırma, ülke içindeki kontrolünü sıkılaştırma ve nükleer bomba edinme ve Kuzey Kore modeline yönelme çabasını hızlandırmaya da itebilir.

Soru sadece yaptırımların rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır

İşte “yanlış ders” burada gizli. İran nükleer silahı, sadece dış baskılara karşı caydırıcı bir unsur olarak değil, rejimin hayatta kalmasının nihai garantisi olarak görüyor; dahası rejim değişikliğine karşı bir sigorta poliçesi olarak değerlendiriyor.

“İsrail faktörü” hesapları değiştiriyor. İsrail, 1981'de Irak reaktörünü vurdu, 2007'de Deyrizor yakınlarındaki Suriye nükleer tesisini imha etti ve İran'ın nükleer ve füze programlarına karşı suikastlar, sabotaj operasyonları, siber saldırılar ve askeri saldırılar gerçekleştirdi.

İsrail, İran nükleer programını bir pazarlık kozu olarak değil, 7 Ekim 2023'ten sonra yoğunlaşan varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Tahran'ın bir bombanın gerçeğe dönüşeceği noktaya ulaşmasına izin vermeyebilir.

Trump'ın yaptırımları İran'da yeni bir aşama başlattı. Soru sadece rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır. Ve “yanlış dersin” tehlikesi de işte burada yatıyor.



Irak’ın Erbil kenti yakınlarında İranlı Kürt muhaliflerin kampına SİHA saldırısı

Irak’ın Erbil kentinde insansız hava aracıyla düzenlenen saldırının ardından yükselen dumanlar ve alevler. (Arşiv – Reuters)
Irak’ın Erbil kentinde insansız hava aracıyla düzenlenen saldırının ardından yükselen dumanlar ve alevler. (Arşiv – Reuters)
TT

Irak’ın Erbil kenti yakınlarında İranlı Kürt muhaliflerin kampına SİHA saldırısı

Irak’ın Erbil kentinde insansız hava aracıyla düzenlenen saldırının ardından yükselen dumanlar ve alevler. (Arşiv – Reuters)
Irak’ın Erbil kentinde insansız hava aracıyla düzenlenen saldırının ardından yükselen dumanlar ve alevler. (Arşiv – Reuters)

Güvenlik kaynakları Reuters’a yaptıkları açıklamada, patlayıcı yüklü bir insansız hava aracının (SİHA) dün Irak’ın Erbil kentinin kuzeydoğusunda bulunan İranlı Kürt muhaliflere ait bir kampa saldırı düzenlediğini bildirdi.

Güvenlik kaynakları, geçen çarşamba günü de Irak’ın Erbil kentinin kuzeydoğusundaki İranlı Kürt muhaliflere ait bir kampa füze atıldığını belirtmişti.

ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında, yıllardır Irak’ın kuzeyindeki kamp ve üslerde konuşlanan İranlı Kürt muhalif gruplara ait noktalar, İran’ın İHA ve füze saldırılarına maruz kaldı.

Savaşın başlarında ABD Başkanı Donald Trump, İranlı Kürt savaşçıların İran’a saldırı düzenlemesini desteklediğini açıklamıştı. Ancak daha sonra geri adım atan Trump, “çok dostane ilişkilerimiz bulunan” Kürtlerin çatışmaya dâhil olmasını “istemediğini” söyledi.

İran, son yıllarda Irak’ın kuzeyindeki İranlı Kürt muhalif gruplara defalarca saldırı düzenledi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre  Tahran yönetimi, bu grupları İran içinde gerçekleştirilen saldırılara karışmakla ve İsrail ile Tahran karşıtı Batılı ülkelerin çıkarlarına hizmet etmekle suçluyor.


İran’dan, ABD ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya hazır olduğu mesajı

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
TT

İran’dan, ABD ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya hazır olduğu mesajı

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)

İran’ın İslamabad Büyükelçisi, Tahran’ın çatışmayı sona erdirmek amacıyla Pakistan’ın haziran ayında arabuluculuğunu yaptığı geçici anlaşma çerçevesinde ABD ile müzakerelere hâlâ açık olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Büyükelçi Washington’u, Hürmüz Boğazı konusunda diplomatik çabaları baltalamak ve çatışmayı uzatmakla suçladı.

Büyükelçi Rıza Amiri Mukaddem, Tahran’ın yakın zamanda Pakistan’a, Washington’un İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırması hâlinde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya hazır olduğunu bildirdiğini söyledi. Ancak Mukaddem, ABD Başkanı Donald Trump’ı İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürmekte ısrar ederek, bu öneriyi reddetmekle suçladı.

Pakistan ve Katar, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden başlamasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasını ve İran’ın nükleer programını da kapsayan daha kapsamlı bir anlaşmaya yönelik müzakerelerin başlatılmasını amaçlayan haziran ayındaki anlaşmanın sağlanmasına yardımcı olmuştu.

Mukaddem, İslamabad’da düzenlenen bir panelde yaptığı açıklamada, İranlı yetkililerin Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’in Tahran ziyaretleri sırasında kendisine, Washington’un ablukayı sona erdirmesi şartıyla boğazı yeniden açmaya hazır olduklarını bildirdiklerini söyledi.

Mukaddem ayrıca İran’ın, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’yi kapsayan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı destekleyip desteklemeyeceğine karar vermeden önce inceleyeceğini belirtti. Söz konusu anlaşmanın birliği güçlendirebilecek bir araç olabileceğini ifade eden Mukaddem, “Mekke Anlaşması’nı inceleyeceğiz. Eğer iyi bir anlaşmaysa destekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.


ABD Kongresi’nde cinsel tacize ilişkin kurallar gözden geçiriliyor

ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)
ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)
TT

ABD Kongresi’nde cinsel tacize ilişkin kurallar gözden geçiriliyor

ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)
ABD Kongre üyeleri Kat Cammack ve Teresa Leger Fernández. (AP)

ABD Kongresi’nde cinsel suistimalle mücadele etmek amacıyla bu ilkbaharda kurulan çalışma grubunda görev almaya başlayan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Kat Cammack, kısa süre içinde eski kadın çalışanlardan telefonlar almaya başladı. Florida temsilcisi Cammack, bu kadınların yaşadıklarını ve tanıklıklarını paylaşmak istediğini belirtti.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Cammack, kadınların “bir anda ortaya çıktığını” belirtti. Kadınların, maruz kaldıkları olayları bildirmeleri hâlinde büyük emek vererek kurdukları kariyerlerinin sona ereceğine ilişkin yaygın inanış nedeniyle yıllarca sessiz kaldıklarını ifade etti.

Cammack, “Bunlar şimdiye kadar yaptığım en zor konuşmalardan bazılarıydı. Anlatılanlar son derece yürek burkucuydu” ifadelerini kullandı.

Temsilciler Meclisi Etik Komitesi’nin cinsel suistimal iddialarına ilişkin yürüttüğü soruşturmalarda bu yıl yaşanan büyük artış, Kongre yönetimini yeni bir çalışma grubu oluşturmaya yöneltti. Gruba Cammack ile New Mexico eyaletinin Demokrat temsilcisi Teresa Leger Fernández başkanlık ediyor.

Cammack, grubun ulaştığı bulguların “endişe verici” olduğunu belirtti.

Mağdurların yardım almak için hangi mercilere başvurabileceklerini yeterince bilmediklerini belirten Cammack, ayrıca faillerin yaptırımlarla karşılaşacağına dair güvenlerinin de bulunmadığını ifade etti.

Cammack, mevcut taciz bildirim prosedürlerinin de ters etki yaratabildiğine dikkat çekti. Bu kapsamda, iddia edilen ihlalin ardından şikâyette bulunmak için tanınan 180 günlük süreyi örnek göstererek, bu sürenin mağdurlar üzerinde bir “geri sayım saati” baskısı oluşturduğunu söyledi.

Cammack, “Bu, felaket boyutunda bir durum. Kongre’deki sistemin tamamı, aslında mağdurların şikâyette bulunmasını caydıracak şekilde tasarlanmış” değerlendirmesinde bulundu.

Çalışma grubunun, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından değişiklik önerilerini açıklaması bekleniyor. Amaç, yıl sonundan önce gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi için adım atmak.