KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Sovyetler Birliği ölmedi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
TT

KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)

Samir İlyas

Almanya'nın Leipzig-Halle Havaalanı’ndaki patlayıcılardan Rusya'yı sorumlu tutması üzerine Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki gerilim tırmandı. Avrupa Birliği (AB), Berlin ile dayanışma içinde olduğunu açıklarken, Danimarka Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı, Ukrayna'yı askerî ve ekonomik olarak destekleyen öncü ülkelerden biri olan Danimarka'daki şirketlere yönelik Rusya'nın sabotaj eylemleri düzenlemek amacıyla hazırladığı somut planlar konusunda uyarıda bulundu.

 Bloomberg News'e göre teşkilatın karşı casusluk birimi başkanı Emil Grisholm geçtiğimiz perşembe günü Danimarka gazetesi Berlingske’ye yaptığı açıklamada, teşkilatın şimdiye kadar gerçekleşmiş herhangi bir saldırıdan haberdar olmadığını, ancak savunma sanayiyle bağlantılı ve Ukrayna'ya destek veren şirketlere karşı kundaklama eylemleri de dahil olmak üzere somut sabotaj hazırlıkları tespit ettiklerini belirtti. Güvenlik yetkilisi, Rusya'nın, arkalarındaki gücün kimliğinden çoğunlukla habersiz olan yerel sakinleri fabrikaların fotoğraflarını çekmek de dahil olmak üzere çeşitli görevleri yerine getirmeleri için yönlendirmeye çalıştığına dikkati çekti.

Son gelişmeler, Rusya istihbaratının Avrupa'daki hedeflere karşı yürüttüğü ‘hibrit savaş’ hakkındaki son yıllardaki bir dizi Batılı suçlama ve istihbarat raporu kapsamında yer alıyor. Bu gelişmeler, Rusya'nın, Soğuk Savaş sırasında Batı ile mücadele stratejisinin bir parçası olarak Sovyet istihbarat teşkilatı (KGB) tarafından gerçekleştirilen operasyonlar olan ‘aktif tedbirleri’ geliştirmek için geleneksel olmayan araçlar kullanmasından duyulan endişeleri artırıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) geçtiğimiz yılın mart ayında Rusya’nın faaliyetlerine ilişkin hazırladığı bir rapora göre Rusya, Rus askeri istihbaratının öncülüğünde Avrupa'daki Avrupa ve ABD çıkarlarına karşı gerilimi tırmandırıcı ve şiddetli bir sabotaj kampanyası yürütüyor. Rapor, Rus saldırılarının sayısının 2023 ile 2024 yılları arasında yaklaşık üç katına çıktığına dikkati çekti.

Raporda, sabotaj eylemlerinin yüzde 27'sinin ulaştırma sektörünü (trenler, araçlar ve uçaklar gibi), diğer yüzde 27'sinin hükümet hedeflerini (askeri üsler ve yetkililer gibi), yüzde 21'inin kritik altyapıyı (boru hatları, deniz altı fiber optik kablolar ve elektrik şebekesi gibi) ve yüzde 21'inin sanayiyi (savunma şirketleri gibi) hedef aldığı belirtildi. Bu hedeflerin birçoğunun, Ukrayna'ya silah ve diğer malzemeleri üreten veya sevk eden şirketler gibi Batı'nın Ukrayna'ya yaptığı yardımlarla bağlantıları bulunuyordu.

Ukrayna'daki savaşın ardından Rusya'nın odak noktası, Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupa hükümetlerinin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydı.

Ukrayna savaşının ardından Avrupa'da Rusya'ya atfedilen istihbarat ve sabotaj faaliyetlerine ilişkin raporların artmasına rağmen, Rus istihbaratı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yüzyılın başında iktidara gelmesinden bu yana Batı ile mücadelede kanıtlanmış mekanizmalar olmaları ve Rusya'nın küresel bir süper güç olarak rolünü yeniden kazanmasına yönelik dış politikasını desteklemeleri temelinde ‘aktif tedbirler’ yaklaşımını yeniden benimsemeye ve geliştirmeye yöneldi.

Rus istihbarat teşkilatları bilgi alanındaki faaliyetlerini artırırken raporlara göre uzmanlaşmış ekipler aracılığıyla yanıltıcı bilgileri yaydı ve Rusya'ya yakın siyasetçilerin ağırlığını artırmak ve kendilerine düşman olanların şansını zayıflatmak için parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etti. Ayrıca Batı'daki seçimlere ve iktidar kurumlarına olan güveni sarstı.

Batılı istihbarat teşkilatları, 2015 yılından bu yana Rus istihbarat teşkilatlarını Norveç, Finlandiya ve Baltık ülkeleri sınırlarında ‘göç krizleri tetiklemekle, bölünmeler yaratmakla ve ulus devletlerin geri dönüşünü ve AB’nin mevcut yapısıyla sona erdirilmesini savunan sağ popülist akımların yükselişine katkıda bulunacak toplumsal krizler oluşturmak amacıyla göçmenler ile mülteciler tarafından işlenen suçlar ve tecavüz vakaları hakkında sahte haberler yaymakla’ suçladı. Ayrıca çevrim içi oyunlar ve Telegram gibi sosyal medya platformları kullanılarak siber uzayda casusluk ve ajan kazanma operasyonları da artırıldı.

Yeni terminoloji ve hedefler

Putin dönemindeki resmi Rus stratejik belgelerinde ‘aktif tedbirler’ terimi kullanılmıyor. Rusya’nın 2000 yılına tarihli askeri doktrininde ‘destek tedbirleri’ ve ‘özel etki araçları’ gibi terimler görülmeye başlanmış ve daha sonra ise ‘askeri olmayan araçlar’, ‘dolaylı eylem’, ‘bilgi çalışması’, ‘bilgi-psikolojik çalışma’ ve ‘bilgi-teknolojik çalışma’ gibi terimler öne plana çıkmıştır. 2014 yılının sonlarında yayımlanan askeri doktrin versiyonunda ise ‘bilgi teknolojisi’ terimine yer verilmiştir. Terminolojinin ötesinde, Rusya'nın yurt dışındaki eylemlerinin doğası, Kremlin'in strateji ve politikalarına hizmet etmek amacıyla ekonomik, istihbarat, sosyal, diplomatik ve elektronik araçları harmanlayan gelişmiş Rus ‘aktif tedbirleriyle’ birlikte Sovyet istihbarat teşkilatlarının geçmiş yaklaşımının sürdürüldüğünü teyit ediyor.

cdfgrth
1981 yılının kasım ayında Moskova'da çekilen bu fotoğrafta, KGB’nin kurucusu Felix Dzerjinski'nin anıtı ve arka planda KGB binası görülüyor (AFP)

İletişim ve teknoloji devriminin Rus istihbarat araçlarında köklü değişikliklere yol açtığına şüphe yok. Hedefler ve amaçlar da Soğuk Savaş dönemine kıyasla değişip genişleyerek 2022 yılındaki Ukrayna savaşından bu yana ‘hibrit savaş’ biçimine dönüştü.

Ukrayna savaşından önce Avrupa'daki ‘aktif tedbirler’, Avrupalı siyasi ve ekonomik elitleri etkilemek suretiyle Rusya'nın siyasi ve ekonomik nüfuz alanını korumayı ve bunu Orta ve Doğu Avrupa'da genişletmeyi amaçlıyordu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Rusya, Belarus üzerindeki kontrolünü sürdürmek ve her iki ülkenin Rusya'nın Slav halklarının birliğine dair tarihi anlatısında ifade ettiği anlam ile Batı'ya karşı bir tampon bölge rolü gereği, 2004'teki Turuncu Devrim'den sonra Ukrayna üzerindeki kontrolü her türlü yolla yeniden sağlamaya çalıştı. Eski Sovyet Baltık ülkelerinin; Rusya'nın kuzeybatısında, en büyük insan ve askeri yığınaklara, Moskova ve St. Petersburg'a yakın stratejik konumlarıyla NATO'ya katılmasıyla birlikte Rusya, bu ülkelerin istikrarını bozmaya ve eş zamanlı olarak NATO'nun doğu kanadını zayıflatmaya yöneldi. Rusya'nın Avrupalı aşırı sağ parti liderlerini ağırlaması ve bazı partilere mali destek sağlandığı yönündeki raporlar, Rusya'nın AB’yi zayıflatmak veya parçalamak amacıyla ayrılıkçı eğilimleri teşvik etmeye odaklandığını ortaya koydu. Çünkü güvenlik ve ekonomi konularında küçük devletlerle müzakere etmek, birleşmiş bir blokla müzakere etmekten çok daha iyidir. Rus medya organları bir yandan Avrupalı liderlerin yetkinlik ve dürüstlüğünü hedef alıp küçümserken, diğer yandan çeşitli Avrupa ülkelerinde ve bizzat AB kurumlarında Rusya yanlısı bir ‘lobi’ inşa etme gayreti güttü. Öte yandan Rusya, bir taraftan Atlantik'in iki yakasında Avrupa ile ABD arasında bir gedik açmaya çalışırken diğer taraftan NATO üyesi ülkelerin sınırları yakınlarındaki askeri tatbikatlar, bölgedeki NATO güçlerine karşı Rus askeri üstünlüğünün sergilenmesi, ittifak üye devletlerindeki genel moralin düşürülmesi ve savunma kapasitelerini geliştirmeyi amaçlayan projelerin küçümsenmesi dahil olmak üzere askeri-psikolojik faktörü ve güç gösterisini devreye soktu.

cdfvg
Norveç Başbakanı Jonas Gar Stuer, Almanya Başbakanı Friedrich Mierz ve Kanada Başbakanı Mark Carney, 13 Mart’ta Norveç’in Kuzey Kutbu bölgesindeki Bardufoss yakınlarında düzenlenen NATO’nun Cold Response Tatbikatı kapsamında gerçekleştirilen bir askeri manevra sırasında konuşuyorlar (Reuters)

Rus saldırılarına ilişkin Batılı raporlar ve suçlamalar zinciri gözden geçirildiğinde, Ukrayna'daki savaştan sonra Rusya'nın odak noktasının Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupalı hükümetlerin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydığı açıkça görülüyor.

Çeşitli araçlar

Rusya, önceki amaçlarına ulaşmak için bir kısmı resmi kılıflar altında, bir kısmı ise Rus istihbaratı tarafından yürütülen farklı araçlardan oluşan bir cephanelik kullandı. En önemli projelerden biri; Rusya'nın tutumuna güvenilirlik kazandıran elektronik portallar kurmak, etkili medya kuruluşlarıyla iletişim kurmak ve bilgi kargaşası yaratmak amacıyla yanıltıcı bilgileri dolaşıma sokmak suretiyle bilgi alanında etki kuruyor. Ayrıca Rusya, hedef ülkelerdeki durumu ve karşı casusluk alanındaki kapasitelerini tespit etmeyi, bu kapasiteleri sekteye uğratmaya çalışmayı ve savunma hazırlığından sorumlu kurum ile yapılara sızmayı amaçlayan istihbarat faaliyetleri yürütmeye koyuldu.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya’nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği tahmin ediliyor.

Rusya, NATO'yu eleştiren taraflarla iletişim kurarak ve aşırı sağ ile aşırı soldaki radikal partileri destekleyerek, bilerek ya da bilmeyerek Rusya'nın siyasi hedeflerinin hayata geçirilmesini destekleyen sosyal, siyasi ve entelektüel bir zemin hazırlamaya çalıştı. Ayrıca eski siyasetçileri Rus şirketlerinde istihdam etmeye ve NATO, AB ve benzeri konularda Rusya ile aynı görüşü paylaşan partileri destekleyen bazı şirketlere ticari sözleşmeler vermeye yöneldi.

İstihbarat ve araştırma raporlarına göre Rus servisleri, yerel halk arasında panik yaratmak ve kritik altyapıyı devre dışı bırakmak amacıyla siber saldırılar ve sabotaj eylemleri gibi özel yerel operasyonlar gerçekleştirdi.

Rus istihbaratının kullandığı araçlar ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Moskova ile olan ilişkilerin niteliğine, siyasi, sosyal ve kültürel koşullara bağlı olarak istenen etki; Rus ve yabancı siyasi partiler, Rusya yanlısı çevreler, Rus Evi gibi sivil toplum kuruluşları, kültürel merkezler, kilise veya Kremlin'e bağlı sermaye grupları aracılığıyla sağlanıyor.

Düşük maliyetli stratejik caydırıcılık

Rusya Savunma Bakanlığı Askerî Ansiklopedik Sözlüğü ‘stratejik caydırıcılığı’, mevcut tüm devlet araçlarını kullanarak her türlü tehdidi bertaraf etmek amacıyla askeri ve askeri olmayan önlemlerden oluşan, askeri-siyasi durumu istikrara kavuşturmayı hedefleyen koordine bir sistem olarak tanımlamaktadır. Kullanılabilir araçların sayımındaki belirsizliğe rağmen bu tanım, ‘hibrit savaş’ ve sınır ötesi savaş terimleriyle örtüşüyor. İster fiziki ister elektronik olsun sabotaj, Rus hibrit cephaneliğindeki en önemli caydırıcılık araçlarından biri olarak görülebilir. Sabotaja başvurmak etkili ve düşük maliyetli bir seçenek olup düşmanı sürekli bir kargaşa halinde tutar; zira bu, geleneksel bir savaş olarak kabul edilmez, aynı zamanda hedef ülkenin kapasitelerini tüketir ve uygun araçlar seçilerek kusursuz bir şekilde icra edilmesi durumunda ispatlanamaz.

gbhyju
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ve Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Berlin'de, Leipzig havalimanındaki İHA olayının ardından basın toplantısı düzenlerken, 1 Eylül 2026 (Reuters)

Soğuk Savaş dönemine ilişkin çeşitli sızıntılara göre -ki bunların en dikkat çekicisi, 1990'larda Batı'ya iltica eden Sovyetler Birliği Dış İstihbarat Servisi arşiv memuru Vasili Mitrohin'in sızdırdığı belgelerdir-KGB, ‘tüm aktif tedbirlerin temel değerinin, aktarılan bilgilerin doğruluğunu teyit etmenin ve gerçek kaynağı belirlemenin zor olmasında yattığı’ ilkesinden yola çıkarak hareket etti. Aktif tedbirler, asgari harcama ve çaba ile azami nihai sonuçlar elde edildiğinde etkinliklerini ve faydalarını kanıtlıyor.

Son yıllarda Rusya'ya yöneltilen suçlamaların incelenmesi, Rusya'ya atfedilen gözdağı ve sabotaj olaylarının Sovyetler Birliği dönemindekilerden kökten bir farklılığı olmadığını gösteriyor. Zira bu eylemler NATO üyelerini ortak bir yanıta mecbur bırakan 5. madde eşiğinin altında kalırken Moskova'nın sorumluluğunu net bir şekilde ortaya koymaktan kaçınan, makul düzeyde inkâr edilebilirlik sağlayan yöntem ve araçlara dayanıyor. İstihbarat ağları, Rusya devletiyle doğrudan bağlar kurmaksızın bu operasyonları gerçekleştirebilecek ajanlar yetiştirdi.

Son olaylar, vekil aktörlerin, özellikle de Rus istihbaratının sabotaj eylemleri düzenlemek üzere görevlendirdiği yabancı uyrukluların ve suç şebekelerinin artan rolünü teyit ediyor. Avrupa genelinde gerçekleştirilen tutuklamalar, Belarus ve diğer ülkelerden aracılar vasıtasıyla saldırıları icra etmek üzere Balkan kökenli ajanların ve yerel muhbirlerin kullanıldığını ortaya koyuyor. Yerel ve diğer ülkelerden ajanlara başvurulmasının, Avrupalı hükümetlerin diplomatik kisve altında casusluk yaptıklarını belirttiği Rus büyükelçilik personelinin son yıllarda toplu olarak sınır dışı edilmesinin bir sonucu olarak gerçekleştiği aşikar.

Batılı taraflarca hazırlanan raporlara dayanarak, son yıllardaki Rus istihbarat operasyonları; ekonomik istikrarın temel altyapısının hedef alınması, silah fabrikalarına veya lojistik merkezlerine yönelik saldırılar yoluyla silah üretimini, nakliyatı ve askeri hazırlığı aksatan askeri sabotajlar ve sürekli bir sabotaj tehdidi yaratarak sosyal ve siyasi bölünmeleri büyütmek ve yerel halk arasında korku yaymak suretiyle siyasi istikrarsızlık yaratılması olmak üzere üç temel gruba ayrılıyor.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya'nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği düşünülüyor. Rapor, Rusya’nın saldırılarının, hedef ülkeye verilen desteği caydırmak, 4. ve 5. maddeler kapsamındaki taahhütler de dahil olmak üzere NATO'nun birliğini ve direncini test etmek, ulusal seçimlere çeşitli biçimlerde müdahale etmek, kritik altyapıyı ifşa etmek ve zarar vermek, panik yaratmak ve Batılı hükümetler ile ittifaklara olan güveni sarsmak amacıyla bilişsel bir savaş yürütmek gibi çeşitli amaçlara ulaşmak için Ukrayna'yı en çok destekleyen ülkeleri hedef aldığına dikkati çekti.

Kullanılan taktikler arasında askeri lojistiğin aksatılması, kundaklama, siber saldırılar, kritik enerji altyapısına zarar verilmesi ve vekil grupların desteklenmesi yer aldı. Güncel operasyonlar, Sovyet dönemi uygulamalarına benzer şekilde enerji şebekelerini, ulaştırma ağlarını ve kamusal altyapıyı hedef almayı sürdürüyor.

Avrupa, geçtiğimiz yılın ağustos ayından bu yana askeri üslerin, havalimanlarının ve kritik enerji tesislerinin yakınlarında beliren insansız hava aracı (İHA) sürüleriyle başlayıp topraklarında gerçekleşen ve Rusya'nın parmağı olduğu şüphe uyandıran hava sızma operasyonlarının sayısında keskin bir artışa tanık oldu.

Siber saldırılar, dezenformasyon, sabotaj, gizli operasyonlar ve diğer aktif eylemler, Moskova'ya, Batı'nın istikrarına ve dayanışmasına meydan okumak için yüksek etkiye sahip, düşük maliyetli ve inkâr edilebilir bir yöntem sunuyor. Bu taktikler, Rusya'nın NATO ile doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken zayıf noktaları istismar etmesine olanak tanıyor. Bu operasyonlar, maliyetli geleneksel savaş eşiğinin altında sınıflandırıldığı için önemli ve cazip bir seçenek teşkil ediyor. Devletler genellikle geleneksel savaş eşiğinin altında kalan bu tür eylemlere, faile savaş ilan ederek karşılık vermezler. NATO anlaşmasının kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesi, ittifak üyelerinden birine yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış bir saldırı kabul edileceğini öngörmesine rağmen, NATO hükümetleri genellikle aktif tedbirleri kolektif meşru müdafaa gerektiren silahlı bir saldırı olarak değerlendirmiyor. Rusya'nın Avrupa'daki eylemlerini ayırt edici kılan husus, nispeten ucuz olmaları ve geleneksel savaşın aksine genel olarak büyük miktarlarda para gerektirmemesi. Siber saldırılar ve elektronik harp gibi bu eylemlerin bazıları hedef ülkenin topraklarından, üçüncü bir ülkeden veya sanal ağlar üzerinden gerçekleştirilebilir. Bu da kaynağının tespit edilmesini zorlaştırır.



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı
TT

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü ara seçimlerde oyunu kullandı. Trump, Georgia’da düzenlenen bir seçim mitinginde konuşma yapmadan önce Florida’daki tüm Cumhuriyetçi adaylara oy verdiğini söyledi.

Donald Trump ve First Lady Melania Trump, oylarını kullanmak üzere West Palm Beach’teki Palm Beach County Seçim Denetleme Kurulu ofisine birlikte geldi. Başkan, sabah saatlerini yakındaki golf sahasında geçirmişti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, oyunu kullandıktan sonra gazetecilerin seçmenler açısından öne çıkan konulardan biri olan yolsuzluk hakkındaki sorularını yanıtlarken, yolsuzluğun Demokratların kontrolündeki bölgelerde ve şehirlerde yaşandığını söyledi.

ergvr
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, ABD'nin Florida eyaletinde 2026 ara seçimleri için oylarını kullandı. (Reuters)

West Palm Beach’te, Mar-a-Lago’daki ikametgâhının yakınında bulunan oy kullanma merkezinde konuşan Trump, “Gerçek yolsuzluğa bakmalısınız. Bu, Demokratların yolsuzluğu” dedi.

2020 başkanlık seçimlerindeki yenilgisini kabul etmeyi uzun süre reddeden ve seçimlerde geniş çaplı usulsüzlük yapıldığına ilişkin hiçbir temeli olmayan iddialar ortaya atan Cumhuriyetçi milyarder, cumartesi günü bu konuda yeni suçlamalarda bulundu. Trump, Demokratların çoğunlukta olduğu Los Angeles kentinde geçersiz oy pusulalarının bulunduğunu öne sürdü.

Genellikle Beyaz Saray’ı elinde bulunduran parti açısından olumsuz sonuçlanan ara seçimlere 10 gün kala Trump, kamuoyu yoklamalarında oy oranlarının gerilemesiyle karşı karşıya. Anketler, Trump’ın Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, hatta Senato’daki kontrolü bile kaybedebileceğine işaret ediyor.

Kongrede çoğunluğu sağlayamaması durumunda 80 yaşındaki Trump, görev süresinin son iki yılında yasama programını hayata geçirmek için manevra alanı bulmakta zorlanacak.

Trump ayrıca, Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana kendisinin ve yakın çevresinin aile holding şirketi aracılığıyla gerçekleştirdiği ticari anlaşmaları mercek altına almak istediklerini açıklayan Demokratların çok sayıda kongre soruşturmasıyla da karşı karşıya kalabilir.


Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.