Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

Fraksiyonlarla silahlı çatışma seçeneği dışlandı

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler
TT

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

İyad el-Anbar

Ali el-Zeydi hükümetinin silahın devletin kontrolünde toplanması için belirlediği son tarihe kalan birkaç gün hakkında konuşmaya başladık. Zeydi'nin silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili açıklamalarındaki sakin tona ve gerilimi artırmaktan uzak durma çabalarına, “Koordinasyon Çerçevesi” içinde bazı tarafların silahların devlete tesliminden ziyade “düzenlemeye tabi tutulmasına” kayan söyleme rağmen, siyasi çekişmeler ve gergin söylemler yaygınlığını koruyor. Özellikle fraksiyonlar arasında tonu sertleşiyor; Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı siyasi figürler de bu duyguları yansıtıyor.

İran, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile başlayan, ardından İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve son olarak da Dini Lider Mücteba Hamaney'in danışmanı Muhsin Kumi'nin ziyaretleriyle devam eden bir dizi önde gelen askeri ve siyasi liderinin ziyaretleriyle olaya dahil oldu. Bu ziyaretlerin ardından yapılan tüm aleni açıklamalar veya sızdırılan mesajlar, İran'ın silahların teslimini ve Zeydi hükümetinin silahlı örgütlerin silahlarıyla ilgili Amerikan “şartlarına” tamamen uymasını kabul etmeyeceğini teyit etti.

Irak'taki devlete paralel silah sorunu, silahın sadece devletin kontrolünde olmadığı diğer kırılgan devletlerdeki benzer deneyimlerden farklı. Irak'taki fraksiyonların silahı, devletin münhasır alanı olan siyasi alana müdahale etmeyi veya onu gasp etmeyi amaçlıyor. Oysa bu alan, siyasetin biçimini ve özünü tanımlayan “dost ve düşman arasında ayrım yapmayı” devletin tekeline veren temel bir özelliğe dayanmaktadır. Dolayısıyla, “düşman”ın kim olduğunu belirlemek, savaş ilan etmeyi veya devletin tüm kaynaklarını düşmanla yüzleşmek için kullanmayı gerektirir; bu da yalnızca devlete ait egemen bir karardır.

dfrgthy
Iraklı milis grubu Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) unsurları, Irak'ın batısında, Suriye sınırındaki Kaim yakınlarında bulunan Haşdi Şabi karargahını hedef alan hava saldırısında öldürülen yoldaşları için düzenlenen cenaze töreninde, 2 Mart 2026, Bağdat (Reuters)

Bu nedenle, özellikle “direniş”, siyasi sistemin savunulması veya “Şii hakimiyetinin” korunması sloganları yükseldiğinde, Irak'ta silah ve siyaset ikiliği karmaşık bir şekilde iç içe geçiyor. Fakat gerçekte, bu sloganların altında, dostu ve düşmanı kendisi belirlemek isteyen bir silah sorunu gizli. En karmaşık sorun ise fraksiyonların kimin düşman, kimin dost olduğunu belirleme yetkisinin devletin tekelinde olduğunu kabul etmemesidir.

Kontrol mü yoksa düzenleme mi?

Iraklı politikacılar retorik süslemelere düşkündür ve tanımlamaları, kavramları manipüle etmekten zevk alırlar. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra, iktidar ganimetinin dağıtımında benimsenen mezhepçi ve etnik kota sistemini açıkça itiraf etmekte zorlandılar ve bu nedenle bunu “ulusal hükümet” veya “ulusal ortaklık” olarak tanımlama yoluna gittiler. Seçimleri kaybettiklerinde ise “seçim sonuçları” yerine “siyasi ağırlık” söylemini öne sürme yoluna gidiyorlar.

Son günlerde, silahlı fraksiyonlar ile Haşdi Şabi Güçleri arasında ayrım yapan siyasi söylemler ve hükümet açıklamaları sıklıkla tekrarlanmaya başladı. Ancak bu ayrım, Haşdi Şabi karargahları hedef alındığında aniden ortadan kalkıyor! Bu nedenle ister Koordinasyon Çerçevesi içindeki politikacılar ister hükümet tarafından icat edilmiş olsun, bu siyasi safsata, Şii siyasi eyleminde siyaset ve silahın iç içe geçmesi suçlamasına yanıt vermek yerine, Haşdi Şabi ile fraksiyonlar arasındaki ayrımı karmaşık hale getirdi.

Bugün Şii siyasi taraflar, “silahın devletin kontrolünde toplanması” ifadesini “silahı düzenlemek” ile değiştirmenin ardındaki temel amacı anlamadan, yeniden kavramlar ve terimlerle oynuyorlar. Bu, silahlı fraksiyonların direnişi nedeniyle silahın sadece devletin kontrolünde toplanması kararından geri adım atma olabilir. Dahası son tarih olan 30 Eylül geldiğinde hükümeti zor durumda bırakmak istemiyor da olabilir. Yahut bu, silahın artık devletin düzenlemelerine tabi ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın emri altında olacağı propagandası yapılırken, fraksiyonların silahlarını teslim etmemeleri için yapılan siyasi bir manevra da olabilir. Keza bu geri adım, silahların teslim edilmesiyle ilgili her türlü tartışmayı reddeden İran taleplerinin baskısından kaynaklanıyor olabilir. Ya da belki de saydığımız bu üç olasılık da iç içe geçmiştir.

cs
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Irak'ın merkezindeki Necef şehrinde, İran yanlısı milis grupları kapsayan silahlı bir ittifak olan Haşdi Şabi Güçleri'nin liderlerinden Ebu Mehdi el-Mühendis'in mezarını ziyaret ediyor, 21 Ağustos 2026 (AFP)

Ne var ki, silahın devletin kontrolünde toplanması, Temsilciler Meclisi'nin güvenoyu vermesiyle onaylanan Ali Zeydi hükümetinin programının bir parçasıydı. Hükümet daha sonra, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'ın da katılımıyla, hükümete katılan tüm siyasi tarafları içeren “Devlet Yönetimi Koalisyonu”nun desteğini aldı. Dahası bu taraflar, devlet kontrolü dışındaki herhangi bir silahın “terörizm” olarak değerlendirileceğini deklare eden bir bildiri de yayınladılar. Bu, siyasi söylemin silahları kontrol altına almaktan düzenlemeye doğru kaymasıyla doğrudan çelişiyor.

Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi içindeki taraflar ve hatta silahlı fraksiyonların kendileri bile, ABD'nin silahsızlanma veya silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili taleplerinin, bu fraksiyonların sahip olduğu insansız hava araçları ve uzun menzilli füzelerle sınırlı olduğunun farkındalar. Peki, bu silahlar nasıl düzenlenecek? Taşıma ve bulundurma ruhsatları verilerek mi? Yoksa hükümetin şimdiye kadar fraksiyonlar ile arasındaki bağı koparamadığı Haşdi Şabi Güçleri'nin silah depolarına yerleşmesine izin vererek mi?

Çekişmeci söylemlerin sınırları

Siyasi liderlerimiz, sorunları en az bölücü yollarla çözmek için inceleyen başka yerlerdeki politikacıların aksine, siyasi çekişmelere yönelme eğilimindedirler.

Liderlerimiz, sorunlarla eğlenir, içlerine dalmaktan ve krizleri sürdürmekten zevk alırlar; hatta onlara bağımlıdırlar. Rahmetli üstadımız, sosyolog Faleh Abdulcabbar, genel olarak politikacılarımızı ve özellikle de karar vericilerimizi, sorunların içine dalmaktan eğlenen insanlar olarak tanımlamıştır; hatta ona göre toptan veya peş peşe sorun üretmek politikacılarımız için bir folklor haline gelmiştir. Saddam Hüseyin de böyleydi; bir çatışmadan diğerine, bir yıkım girişiminden diğerine, bir savaştan diğerine atlardı, sanki şiddet onun için bir tür bağımlılık haline gelmişti.

Siyasi çekişmeler, siyasi sınıfın popülist retoriğinin en önemli örneklerinden biri olarak tanımlanabilir. Bu sınıf, kendisini -nüfusun geri kalanından farklı olarak- siyasetin inceliklerini iyi bilen ve düşmanlarının kurduğu komploları ortaya çıkarabilecek zekâya, deneyime ve uzmanlığa sahip olarak pazarlıyor. Bu nedenle, birden fazla cephede savaştığını görüyoruz. Bazen politikacıların siyasi rakiplerini hedef aldıklarını, bazen de komşu ülkeleri veya büyük güçleri hedef alarak bu ülkelerin Irak'ı ve halkını hedef alan bir projesi olduğunu iddia ettiklerini görüyoruz.

Koordinasyon Çerçevesi’nin liderlerinden ve “Çerçeve” tarafından sadece devletin silahı kontrol etmesi için kurulan komitenin üyelerinden olan Hadi el-Amiri, “direniş” bayrağı altında faaliyet gösteren fraksiyonların rolünü övmeye çalıştı. Ancak bunun yerine, onlarca genç protestocunun öldürüldüğü Ekim 2019 protestolarını hedef alan saldırılardaki rollerini itiraf etmiş oldu. Amiri, direnişin “Ekim ayaklanmasına karşı cesurca durduğunu ve devleti ve siyasi sistemi koruduğunu” söyledi.

Amiri'den önce, Haşdi Şabi içindeki Bağdat Kuşağı istihbarat şefi ve Nuceba Hareketi liderlerinden biri, Terörle Mücadele Servisi tarafından tutuklanmasının ardından bir açıklama yapmıştı. Tutuklanma sebebinden bahsettikten sonra, ABD Başkanı'nın Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı “tüm bu krizleri planlamak ve egemen kararları kontrol etmekle ve bizi iç çatışmalara sürüklemekle” suçlamıştı. Kendisine yöneltilen “kötü niyetli suçlamalar” nedeniyle, istihbarat servisine karşı dava açma sözü de vermişti.

fbghj
Asaib Ehlil Hak’ın lideri Kays el-Hazali, Bağdat'taki meclis binasında Ali Zeydi başkanlığındaki hükümetin oylaması için yapılan oturum sırasında eski Irak başbakanı Nuri el-Maliki ile konuşuyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Bu söylem, Haşdi Şabi ile silahlarını teslim etmeyi reddeden fraksiyonların iç içe geçmiş olduğunu ve güvenlik işlevlerinin sınırlarını aşan söylemleri teyit ediyor. Ayrıca, devletin güvenlik kurumları ile silahlarının kendilerine diğer devlet güvenlik kurumlarına karşı bir yetki verdiğini göstermek isteyenler arasındaki tam kopukluğu da ortaya koyuyor.

Kâr ve zarar hesapları

Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Nuri Maliki ve Hadi Amiri ile üçlü silah kontrolü komitesinin üyeleri, devlet ile fraksiyonlar arasında bir silahlı çatışma seçeneğini dışlama konusunda anlaştıklarında, bu, hükümetin, Çerçeve içindeki güçlerin ve fraksiyonların, silahın devletin kontrolünde toplanması için güç kullanılması durumunda kâr ve zarar hesaplarının tamamen farkında oldukları anlamına geliyor.

Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar

 Fraksiyonlarla silahlı çatışmaya girme seçeneğinin dışlanması, savaş ve barış kararını gasp edebilecek herhangi bir paralel silahlı gücün varlığını gerçekten reddetmekten ziyade, iktidardaki siyasi sistem içindeki hassas güç dengesinin ve kazanımların korunmasıyla daha yakından bağlantılıdır. Bunun nedeni, hâkim sistemin, özellikle de Şii tarafların, yönelimleri, vizyonları ve hatta siyasi duruşları bakımından anlaşamazken, tek bir konuda hemfikir olmasıdır; iktidar ve nüfuz çevresi içinde elde ettiği kazanımları koruma önceliği.

Bu kapsamda bir tarafın diğerinin pahasına yükselişini kabul edebilir, ancak kısmi değil, tamamen kaybetmesine yol açacak ve potansiyel olarak siyasi varlık ve egemenlik denkleminden dışlanmasına neden olacak herhangi bir tehdidi reddetmektedir.

Hükümet ile fraksiyonlar arasında silahlı bir çatışma yaşanması halinde, bir kazan-kaybet denklemiyle karşı karşıya kalacağız. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre işte Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlerin istemediği şey de budur. Hükümet savaşı kazanır ve fraksiyonları ve devlete paralel faaliyet gösteren herhangi bir silahlı gücü ortadan kaldırmayı başarırsa, bu Ali Zeydi hükümeti için önemli bir siyasi başarı olur ve onu daha güçlü bir konuma getirir.

vf
Hükümeti kurmakla mükellef Ali Zeydi, Bağdat'taki meclis binasında yeni hükümetinin oylaması için yapılan oturumda konuşuyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Dahası bu başarıyı, hükümetine olan halk desteği arttıkça geleneksel güç odaklarını zayıflatmak için kullanabilir. Ayrıca uluslararası ve bölgesel güçlerin güvenini de kazanabilir.

Öte yandan, fraksiyonlar hükümetin silahı kontrolünde toplama planına karşı durup kazanırsa, hükümet en zayıf konumda olacaktır. En önemli mücadelesinin silahların yalnızca devletin kontrolünde olmasını sağlamak olduğuna dair verdiği sözden sonra, halkın ve uluslararası toplumun güvenini kaybedecektir. Bu durum, fraksiyonlar karşısında güç denkleminde en zayıf Şii siyasi güç olarak kendilerini bulacak Koordinasyon Çerçevesi güçlerini de etkileyecektir.

Bu nedenle, Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar, çünkü mesele kâr ve zarar hesaplarıyla bağlantılıdır. Dahası devletin zayıflaması pahasına bile olsa, silah ve siyaset ikiliğini sürdürmek, silahlı çatışmada herhangi bir tarafın kazanmasına izin vermekten daha tercih edilebilir bir durumdur. Nihayetinde, sistemdeki kaosu sürdürmek, onların hesaplarına göre bir tarafın kaybetmesi ve diğerinin kazanmasından daha iyidir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı
TT

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

Trump, Florida’daki ara seçimlerde erken oy kullandı

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü ara seçimlerde oyunu kullandı. Trump, Georgia’da düzenlenen bir seçim mitinginde konuşma yapmadan önce Florida’daki tüm Cumhuriyetçi adaylara oy verdiğini söyledi.

Donald Trump ve First Lady Melania Trump, oylarını kullanmak üzere West Palm Beach’teki Palm Beach County Seçim Denetleme Kurulu ofisine birlikte geldi. Başkan, sabah saatlerini yakındaki golf sahasında geçirmişti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Trump, oyunu kullandıktan sonra gazetecilerin seçmenler açısından öne çıkan konulardan biri olan yolsuzluk hakkındaki sorularını yanıtlarken, yolsuzluğun Demokratların kontrolündeki bölgelerde ve şehirlerde yaşandığını söyledi.

ergvr
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, ABD'nin Florida eyaletinde 2026 ara seçimleri için oylarını kullandı. (Reuters)

West Palm Beach’te, Mar-a-Lago’daki ikametgâhının yakınında bulunan oy kullanma merkezinde konuşan Trump, “Gerçek yolsuzluğa bakmalısınız. Bu, Demokratların yolsuzluğu” dedi.

2020 başkanlık seçimlerindeki yenilgisini kabul etmeyi uzun süre reddeden ve seçimlerde geniş çaplı usulsüzlük yapıldığına ilişkin hiçbir temeli olmayan iddialar ortaya atan Cumhuriyetçi milyarder, cumartesi günü bu konuda yeni suçlamalarda bulundu. Trump, Demokratların çoğunlukta olduğu Los Angeles kentinde geçersiz oy pusulalarının bulunduğunu öne sürdü.

Genellikle Beyaz Saray’ı elinde bulunduran parti açısından olumsuz sonuçlanan ara seçimlere 10 gün kala Trump, kamuoyu yoklamalarında oy oranlarının gerilemesiyle karşı karşıya. Anketler, Trump’ın Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, hatta Senato’daki kontrolü bile kaybedebileceğine işaret ediyor.

Kongrede çoğunluğu sağlayamaması durumunda 80 yaşındaki Trump, görev süresinin son iki yılında yasama programını hayata geçirmek için manevra alanı bulmakta zorlanacak.

Trump ayrıca, Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana kendisinin ve yakın çevresinin aile holding şirketi aracılığıyla gerçekleştirdiği ticari anlaşmaları mercek altına almak istediklerini açıklayan Demokratların çok sayıda kongre soruşturmasıyla da karşı karşıya kalabilir.


Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.